"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Umudu tüketmeyelim

Karantina günleri dilerim geçmişimizde kalsın. Aramızdan ayrılan yakınlarımızın anısını kalbimize gömelim. Kendimizi bayramın sevincine hazırlayalım.

Şimdi bayramı evimizde kutlayacağız, teknolojinin nimetlerinden yararlanacağız, birbirimizin bayramını görüntülü kutlayacağız. Bu arada evlerinin dışında, başka mekânlarda geçirecekler de özgürlüğün tadını çıkaracaklar. Dinlenecekler, konuşacaklar, seyredecekler, müzik dinleyecekler. Vakit geçirecek unsurlar çok.

Çocuklara eski bayramları anlatmalarını salık veririm. Geleneklerin bir toplumu ve bireyi nasıl biçimlendirdiğini öğrensinler. Babalarını dedelerini daha hoşgörüyle anlarlar.

Anneannem aile büyüğü olduğu için, ziyarete gitmekten çok, ziyarete gelirlerdi. Bir misafir varken diğeri geldi mi onlar kalkardı, nezaket icabıydı.

Benim çocukluğumda ziyaretler yoğun olduğu için, vasıtalar ve caddeler kalabalıktı, gidilmezse gönül koyarlardı.

Bayram sofralarının görkemini birçok kimse anımsar.

Binmesem de bayram yerlerini gördüm, arabaları izledim.

Ziyaretlerde elbet armağanlar da verilirdi.

Yaşamın hızı arttıkça, bayram günleri tatil yapma günlerine dönüştü.

Çünkü ailenin bütün bireyleri çalıştığı için böyle bir çözüm zorunluydu.

Zaman değişiyor, eski yıllarda televizyon programlarında eski bayramları anlatılırdı.

Gazetelerde de anılara yer verilirdi.

Yasak kalktığı zaman yollarda trafik yoğunluğuna şaşmadım diyemem. Demek ki birçok kimse saat 24.00’ü bekliyor.

Yazlık kavramı da değiştiğinden, İstanbul’a yakın birçok yazlık siteler, köy evleri var. Yoğunluk da Trakya’ya doğru.

Mısır Çarşısı’nı da çok severim, bayram giyimi konusunda Kapalıçarşı, yiyecek konusunda da Mısır Çarşısı canlanır.

İstanbul’u İstanbul yapan iki önemli mekân.

Olmazsa olmaz ramazanda güllaç, bayramda da lokum, çikolata, baklava.

*

KAÇ gündür evden dışarı çıkmadım, saymıyorum. Böylece sanki ilk gün evde kaldığımı sanıyorum. Sanal bir tatmin. Sıkılmamanın en önemli gerekçesi de şu. Evde kalmasaydım bunları yapamayacaktım, yazılarımı tamamlayamayacaktım, başlayıp da bitiremediğim yazılarıma  dokunamayacaktım.

Birçok longplay’imi dinleyemeyecektim. Dostlarımla bu kadar uzun telefon konuşmaları mümkün değildi.

Türkiye’deki dergiler kadar yabancı dergileri de izleme çabasında bulundum.

Bir kavram olarak kullandığım “home office”in bizzat uygulayıcısı oldum. Yabancı dergilerde editörlerin aynı ruh halinde yazdıkları da bana güç verdi. Şimdi uzun tatile gidenlerin yanlarına kitap alacaklarından kuşkulanmak aklımdan geçmedi. Çünkü bazı yayıncı dostlarım internetten kitap satışlarından memnunlar.

Özellikle çocuk kitaplarına ilginin büyüklüğünü vurguluyorlar. Çocukların kitap okuma alışkanlığı kazanmaları açısından seviniyorum.

Bir soruşturma yapılmıştı, virüs sonrası edebiyatımız yeni yapıtlar kazanacak mı. Virüs yazılacak mı? Taze taze yazılmasından yana değilim. Vaktin geçmesini bekliyorum.

Ayrıca dergi koleksiyonlarına bir göz attım, zamanında anlı şanlı birçok yazarın okunmadığını, kitaplarının bile piyasada bulunmadığını gördüm.

Çok müzik dinledim. Bir kez daha müziğin genetik yanına inandım.

Müzikçilerin çoğu ailesinin de müzikçi olduğu için etkilendiklerini, kimileri de ilk dinlediklerinin kendilerini büyülediğini anlatıyorlardı. Hayatı ritmiyle algılayalım. Ne olura olsun perde açılıyor, Recaizade Mahmut Ekrem’in dediği gibi: “Âlem gene ol âlem, devran gene ol devran”.

Dayanmak, direnmek katı yürekli, duyarsız olmak değildir.

Umudu kaybetmemek gerekir: Paul Eluard ne demişti: “Gece asla tam (karanlık) değildir.”

Nâzım Hikmet de bizi umutlandırıyor:

“Umut, binbir ayaklı,

Umut güneşte saklı,

Umut, edenler haklı

Umut, insanın  hakkı”.

Özdemir Asaf’tan da iki dize:

“Seninle yeşerdiler, seninle soldular

Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.”

*

BAYRAMINIZI kutluyorum. Sağlıklı, mutlu, güzel bir bayram diliyorum.

 

X