GeriBülent KATARCI Yüzdeki lekeler ve tedavi yolları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yüzdeki lekeler ve tedavi yolları

CİLDİNİZ sizi sadece daha güzel, hoş ve genç göstermekle görevli değildir; sağlığınızı doğrudan etkileyen çok ama çok önemli işleri de üstlenir. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, sağlıklı bir cilt için yüzdeki lekeler ve tedavi yollarını anlattı:

 

Sonbaharın gelmesiyle birlikte leke tedavisi dönemi de başlar. Dermatoloji kliniklerinin kozmetoloji birimlerine başvuran hastalar arasında yüzde leke yakınması en fazla oranı oluşturur. Yüzdeki kahverengi lekeler farklı nedenlerle oluşabilir. Her kahverengi leke aynı hastalık olmayabilir. Dolayısıyla her kahverengi lekenin farklı tedavisi olabilir. Yüzdeki kahverengi lekeler nedeni ne olursa olsun kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkiler, hatta bazen bu nedenle hastanın sosyal izolasyonuna-eve kapanmasına yol açabilir.
Kahverengi lekenin tanısını koymak amacıyla dermatologların kullandığı cihazlardan biri Wood lambası, diğeri de dermoskoptur. Bu cihazlarla tanıda nadiren zorluk yaşandığında bir sonraki aşamada o lekeden biyopsi yöntemi ile örnek alınır. Yüzde en sıklıkla rastladığımız kahverengi lekeler efelidler (çiller), lentigolar (güneş ya da yaşlılık lekeleri), seboreik keratozlar, melazma-kloazma (gebelik maskesi) ve benler şeklinde sıralanabilir. Ben bu yazıda melazmayı anlatacağım.

NEDİR, NEDEN OLUR?
Melazma yüzde en sık görülen açık-koyu kahve, bazen mavi-gri renk değişiklikleridir. Bu lekeler en sık alın, yanaklar, burun üstü ve dudak üstü alanlarda ortaya çıkar. Gebelikte ortaya çıkarsa ‘kloazma’ adını alır. Olguların çoğunda doğum sonrası 1-5 yıl içinde düzelmekle birlikte, bazen kalıcı olabilir. Hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Hastalar mutsuz, depresif ve toplum içinde utanma gibi birçok duygu durum içinde olabilir. Uzun süren tedavi süreci hastalarda bıkkınlığa yol açabilir. Görülme sıklığı güneşle temasın en fazla olduğu yaz aylarında artarken, güneş ışınlarının azaldığı kış aylarında ise azalır. Melazmaya neden olan birçok faktör var. Bunların başında hormonal faktörler yer alır. Adet düzensizliği, kıllanması olan kişilerde, doğum kontrol ilacı kullananlarda daha sık görülür. Melazmaya neden olabilen diğer faktörler ise güneş ışınları, ışığa duyarlandırıcı ilaç kullanımı, sigara, tiroid bezi hastalıkları, psikosomatik rahatsızlıklar, bazı kozmetik kremler ve makyaj ürünleridir.

TEDAVİ SEÇENEKLERİ
Yüzde mevcut olan kahverengi lekelerin tedavisi kolay değildir. Tedavi süreci uzun ve yorucudur. Hastaların hastalıkları konusunda bilgilendirilmesi çok önemlidir. Tedavi etkinliğinin önceden tahmin edilmesinde önemli faktörlerden biri de melazmanın klinik tipidir. Klinik tipin tedaviden önce tespit edilmesi gerekir. Melazma klinik tipleri epidermal, dermal ve bunların her ikisini de içeren mikst tip melazma olarak ayrılır. Bu klinik tipler doktorun muayenesiyle tahmin edilebileceği gibi, bazı yardımcı aletlerle de saptanabilir. Melazma süresi tedaviye iyi yanıt vermede önemlidir. Hastalık ne kadar eski ise tedaviye yanıt o kadar zordur. Melazmada en iyi sonuç alınan tek bir tedavi yöntemi yoktur. Her hastanın dermatolog tarafından değerlendirildikten sonra uygun olan tedavi seçeneği ya da seçeneklerinin başlanması en doğru olanıdır. Tedavi yöntemleri bazen tek, bazen kombine, bazen de ardışık şeklinde birbirini takip etme şeklinde uygulanabilir. Lokal kullanılan kremler, kimyasal soyma işlemi, yoğun atımlı ışık, lazer tedavisinin yanı sıra radyofrekans, PRP (trombositten zengin plazma), mezoterapi de melazmada kullanılır.

X

Vücudunuz kaç yaşında

Yaşlanan, ömrü uzayan bir toplumuz.

 Bu güzel ve olumlu bir gelişme. Ne var ki yaşlanmanın da kendine has bazı sorunları var. “Yaşlılık hastalıkları” diyoruz biz bu sorunlara. Yaşlandıkça her organda olduğu gibi damarlarda da bazı değişmeler oluyor. Damar yaşlanmasının yarattığı sağlık sorunların başında ise kalp hastalıkları geliyor. Kardiyoloji uzmanı Doç. Dr. Özlem Arıcan Özlük, ‘takvim yaşınızın dışında aslında vücudunuz kaç yaşında’ sorusu konusunda ayrıntılı verdi: “Bu soruya verilen cevap aslında nettir değil mi? Mevcut bulunduğumuz yıldan doğum yılınızı çıkararak kolayca hesaplanır. 2022’ye girdiğimiz bugünlerde aslında hesaplanan yaşımız bir yıl daha artacak. Peki yine bir soru ile devam edelim: Gerçekten söylediğiniz yaş sizin gerçek yaşınız mı? Kafanızın karıştığını biliyorum. İşte ben de bir kardiyolog olarak bunu istiyorum. Bu son dönem pek çok meslektaşım da bunu anlatmaya çalışıyor. Sizin asıl yaşınız takvimden hesapladığınız değil, damarlarınızın-vücudunuzun yaşı, yani biyolojik yaşınız gerçek yaşınızdır.

Bu noktada, yaşlanmayı önlemek ve sağlıklı uzun yaşamak için bazı şeyler sizin elinizde. Yani bir nevi kaderinizin yönünü belirlemek elinizde. Bu, kimileri için güzel bir haber, suçu hep başkalarında arayanlar içinse kötü bir haber. Yıllar ve hatta on yıllar birbirini hızla kovalarken, yaş almanın her türlü getirdiği riskler beraberinde artarak gelmektedir. En önemli risk artışı da kalp ve damar hastalıklarında, yani kalp krizi-inme hastalıklarında olmaktadır. Artan takvim yaşı ile beraber damarlarımız kireçlenmekte ve sertleşmektedir. Ancak bu noktada sağlıklı yaşayan bir bedenin ve hatta böyle ömür geçirmiş bir bedenin istinasız size bir teşekkürü de olmaktadır. Gençliğinde ve orta yaşlılığında hareketli olan, kilosu normal sınırlarda, sigara ve madde kullanımı olmayan ve temiz beslenen bireylerin damarsal yaşlanması daha yavaş olmakta, damarları yaşıtlarına göre daha genç kalmaktadır.

Bunun getirisi olarak daha az kalp krizi, daha az inme, daha az demans gelişmektedir. Buna rağmen, kalp krizi geçirilirse kişinin iyileşmesi daha iyi olmaktadır. Bu da bedenin size verdiği bir minnettir. Bu yazıyı okuyan ve sağlıklı yaşam tarzının olmadığını bilmesine rağmen kendisine itiraf etmek istemeyen okuyucularımızın şunu diyeceğini çok iyi biliyorum: Doktor hanım öyle yazmış ama bizim komşumuz hep çok dikkat ederdi, kalp krizi geçirdi, vefat etti. Demek ki doktor hanım doğru söylemiyor. O zaman bu cümlelerim bunları içinden geçirenlere gelsin... Düzgün yaşam tarzının damar sağlığını olumlu etkilediğini gösteren bir kişilik değil, yüzbinlerce kişilik epidemiyolojik değerlendirme ve gözlemsel veriler bulunmaktadır.

Bu nedenle kendinizi komşunuzun kötü kaderiyle avutup bu kısıtlı ve şaibeli bilgiye güvenip sağlıksız yaşam biçiminize devam etmeyiniz. Bu düşünce şekliniz bile mevcut kötü alışkanlıklar zincirinin sizin sağlıklı değerlendirmenizin önüne geçtiğini göstermektedir. O zaman kendimize kötü yaşamasına rağmen uzun yaşadığını duyduğunuz nadir durumları referans alacağımıza, aklın, sağduyunun ve akademisyen olarak size durumu anlatan konunun uzmanı kardiyoloji doktorunuzun sözüne kulak vererek, bu yeni yılda hayatımızla ilgili bazı kararları ötelemeden, hızlı bir şekilde, dürüstçe hayata geçirmenizi tavsiye ederim.

BUNLARI
MUTLAKAYAPIN
1- Haftada 5 gün en az 30 dakika yürüyüş.

Yazının Devamını Oku

Omicron varyantı hakkında her şey

BÜLENT KATARCI / 10 OCAK 2022 KÖŞE YAZISIOmicron varyantıhakkında her şeyOmicron varyantının gündemdeki yeri hızla artmaya devam ediyor. Güney Afrika’dan başlayan ve B.1.1.529 olarak isimlendirilen yeni bir varyantın adı olan omicron, ülkemizde etkisini göstermeye devam ediyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı, Acıbadem Taksim Hastanesi’nden Prof. Dr. Çağrı Büke, bilinen ve bilinmeyen yönleriyle yeni Kovid-19 varyantı olan ‘Omicron’nu anlattı:Omicron varyantı öylesine hızlı bulaşıyor ki, vaka sayılarının 1.5-3 günde ikiye katlanmasına neden oluyor. Bundan önce dünyayı kasıp kavuran, ciddi ve ağır bir hastalık tablosuna neden olan bir diğer Kovid-19 varyantı olan Delta’ya göre Omicron, yüzde 70 daha bulaşıcı. Ancak Delta’ya göre hastaneye yatarak tedavi gereksinimi, Omicron’da yüzde 70-80 daha az. Bu durumu Omicron varyantında ortaya çıkan mutasyonlarla açıklamak mümkün. 50’den fazla mutasyonun 30’u virüsün S proteini üzerinde gelişmiş durumda. Bu mutasyonlar virüsün hastalığı geçirerek ya da aşılar ile oluşan antikorların etkisinden ciddi ölçüde kaçınmasına olanak sağlar nitelikte. Diğer mutasyonlar ise virüsün N proteini ve Nsp6 genlerinde gelişmiş olup bunlar ise virüsün çoğalmasını artırıcı rol oynamaktadır. Tüm bu mutasyonlar Omicron’un Delta’ya göre çok daha kolay ve yüksek oranda bulaşmasına olanak sağlıyor. Delta varyantı üst solunum yollarından vücuda girdikten sonra çoğunlukla alt solunum yollarında (bronş ve alveoller) çoğalırken, Omicron varyantında ise virüs yine üst solunum yollarından vücuda girdikten sonra çoğunlukla üst solunum yollarında (burun) çoğalıyor.AŞILILARI NASIL ETKİLİYOR?Çalışmalar çoğunlukla mRNA, özellikle de Pfizer/Biontech aşısı ile ilişkili. Bu nedenle şu an dünya genelinde veriler bu aşı sonuçları üzerinden olup iki doz mRNA aşısı ile aşılanmış ve ikinci doz aşıdan sonra aradan 6 ay süre geçmiş bir kişide semptomatik enfeksiyon hastalığının gelişimi yüzde 40 önlenebiliyor. Ağır hastalık gelişimi ise yüzde 80 önlenebiliyor. İki doz mRNA aşısı ile aşılanmış bir kişiye bir hatırlatma dozu mRNA aşısı yapıldığında o kişide semptomatik enfeksiyon hastalığının gelişimi yüzde 86, ağır hastalık gelişimi ise yüzde 98 önlenebiliyor.AŞISIZLAR NE DURUMDA?Bu durumdaki kişiler Omicron ile karşılaştıklarında yedi gün izolasyon uygulanmalı ve bu sürenin sonunda PCR testi yapılmalı. Test sonucu negatifse izolasyon sonlandırılmalı. Pozitif ise izolasyona devam edilmeli ve tıbbi tedavi gerekliliği açısından değerlendirilmeli.SEMPTOMLAR FARKLI MI?Elde edilen ilk verilere göre Omicron varyantıyla enfekte Kovid-19 olgularında spesifik farklı bir yakınma söz konusu değil. Bazı olgular Omicron ile de asemptomatik olabilmektedir. Yine veriler Omicron ile gelişen enfeksiyon hastalığı sırasında Delta varyantında olduğu kadar yüksek oranda solunum sıkıntısının ortaya çıkmadığı yönünde. Omikron ile enfekte semptomatik olgularda en sık görülen yakınmalar boğazda gıcık hissi, boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, bel ağrısı şeklinde. Ancak daha nadir de olsa Omicron ile baş ağrısı, yaygın kas ve eklem ağrısı, sırt ağrısı, karın ağrısı, ishal ve ateş yüksekliğinin gelişebileceği akıldan çıkartılmamalı.----------------------KUTUOMICRON-DELTA- Omicron, Delta’ya göre yüzde 70 daha fazla bulaştıcı.- Daha önce Delta ile hastalığı geçiren bir kişi Omicron ile hastalandığında hastaneye yatma gereksinimi yüzde70-80 daha az.- Omikron ile yeniden hastalığa yakalanma riski Delta’ya göre 5.4 kat daha fazla.--------------------KUTUNASIL KORUNABİLİRİZ?1- Kovid-19 aşısı ile aşılanma: Şu an için Omicron’a karşı koruyuculuğu artırmak için ikinci doz aşıdan üç ay geçtikten sonra üçüncü doz hatırlatma dozu yapılmalı. Bu uygulama başta risk grupları gelmek üzere ancak toplumun tüm kesimlerinde (aşı için onay verilmiş yaş gruplarında) büyük bir hızla ve toplumun çok büyük oranını (en az yüzde 80) kapsayacak şekilde gerçekleştirilmeli.2- Koruyucu önlemler: Kapalı ve açık ortamlarda maskenin ağzı ve burnu kapalı tutacak şekilde kullanımı önemli. Kapalı ortamlarda N95 maskeleri, dış ortamlarda ise cerrahi maske kullanılmalı. Maske ile birlikte en az 1.8 metrelik mesafe her ortamda sağlanmalı. Başta eller olmak üzere hijyeni ve ellerin temas ettiği yüzeylerin dezenfeksiyonu sağlanmalı. Kapalı alanlar sık sık havalandırılmalı ve temizlenmeli. Yoğun ve kalabalık ortamlardan kaçınılmalı.FOTO (cagri)



Omicron varyantı öylesine hızlı bulaşıyor ki, vaka sayılarının 1.5-3 günde ikiye katlanmasına neden oluyor. Bundan önce dünyayı kasıp kavuran, ciddi ve ağır bir hastalık tablosuna neden olan bir diğer Kovid-19 varyantı olan Delta’ya göre Omicron, yüzde 70 daha bulaşıcı. Ancak Delta’ya göre hastaneye yatarak tedavi gereksinimi, Omicron’da yüzde 70-80 daha az. Bu durumu Omicron varyantında ortaya çıkan mutasyonlarla açıklamak mümkün. 50’den fazla mutasyonun 30’u virüsün S proteini üzerinde gelişmiş durumda. Bu mutasyonlar virüsün hastalığı geçirerek ya da aşılar ile oluşan antikorların etkisinden ciddi ölçüde kaçınmasına olanak sağlar nitelikte. Diğer mutasyonlar ise virüsün N proteini ve Nsp6 genlerinde gelişmiş olup bunlar ise virüsün çoğalmasını artırıcı rol oynamaktadır. Tüm bu mutasyonlar Omicron’un Delta’ya göre çok daha kolay ve yüksek oranda bulaşmasına olanak sağlıyor. Delta varyantı üst solunum yollarından vücuda girdikten sonra çoğunlukla alt solunum yollarında (bronş ve alveoller) çoğalırken, Omicron varyantında ise virüs yine üst solunum yollarından vücuda girdikten sonra çoğunlukla üst solunum yollarında (burun) çoğalıyor.

AŞILILARI NASIL ETKİLİYOR?

Çalışmalar çoğunlukla mRNA, özellikle de Pfizer/Biontech aşısı ile ilişkili. Bu nedenle şu an dünya genelinde veriler bu aşı sonuçları üzerinden olup iki doz mRNA aşısı ile aşılanmış ve ikinci doz aşıdan sonra aradan 6 ay süre geçmiş bir kişide semptomatik enfeksiyon hastalığının gelişimi yüzde 40 önlenebiliyor. Ağır hastalık gelişimi ise yüzde 80 önlenebiliyor. İki doz mRNA aşısı ile aşılanmış bir kişiye bir hatırlatma dozu mRNA aşısı yapıldığında o kişide semptomatik enfeksiyon hastalığının gelişimi yüzde 86, ağır hastalık gelişimi ise yüzde 98 önlenebiliyor.

AŞISIZLAR NE DURUMDA?

Bu durumdaki kişiler Omicron ile karşılaştıklarında yedi gün izolasyon uygulanmalı ve bu sürenin sonunda PCR testi yapılmalı. Test sonucu negatifse izolasyon sonlandırılmalı. Pozitif ise izolasyona devam edilmeli ve tıbbi tedavi gerekliliği açısından değerlendirilmeli.

Yazının Devamını Oku

Yeni yılda yeni bir ben

HEPİNİZE sağlıklı, huzurlu, güzel bir yıl diliyorum.

Her yeni yıl yeni bir başlangıç, yeni bir heves.
Yazımıza, “2022’de hepimize, herkese daha çok huzur ve sağlık” dileği ile başlayalım.
Akupunktur ve medikal estetik uzmanı Dr. Tayfur Yağcı, “Yeni yılda yeni bir ben”i anlattı...
Yaşantımızda yeni başlangıçlar, yeni hedefler için kendimize seçtiğimiz belirli tarihler, günler mevsimler, olaylar vardır.
Yeni yıl gelsin daha fit bir vücut için spora başlayacağım, yediklerime içtiklerime dikkat edeceğim, doğum günüm gelsin sigarayı bırakacağım, kış geçşin baharla birlikte selülitlerime çözüm yolu bulacağım, çünkü yazın özgürce güzel kıyafetler giymek istiyorum vs.
Zamanımız güzel, şık, fit ve bakımlı olmanın önem kazandığı bir dönem.
Ve tıptaki yenilikler, moda dünyasının bize sundukları, kozmetik ürünlerinin çekiciliği, çeşitliliği ve tüm bunlara sahip olmak için de sağlıklı bir vücut.

Yazının Devamını Oku

Kovid-19 korkusu sağlık kontrollerinizi aksatmasın

ERKEN teşhis tıp dünyasında birçok hastalığın tedavisinde kurtarıcı bir adım olarak görülmektedir.

Erken teşhisle hastalığın ilerlemesinin önlenmesi ve tedavisi için daha fazla zamana sahip olunuyor olmasıdır. Vatandaşların Kovid-19 korkusu nedeniyle rutin kontrollerini aksattığını belirten Bayraklı Kent Tıp Merkezi Kadın Doğum Uzmanı Opr. Dr. Ayşalı Yılmaz, “Hastalıkların tedavisinde ilk adım teşhistir. Teşhisin ne zaman konulduğu ise hastalığın seyri ve tedavisi için büyük önem taşır” dedi. Dr. Ayşalı, pandemi döneminde sağlığımızı korumak için neler yapmamız gerektiğini ise şöyle anlattı.
Mamografi, kolonoskopi, smear, tansiyon, kolesterol ölçümü gibi rutin kontroller, hastalıklar kötüye gitmeden yapılması gereken testlerdir. Ancak pandemi ile bu testleri yaptırmak için hastanelere gitmede çekinenlerin sayısı maalesef artmıştır. Genelde bu testleri yaptırarak doktorunuzun erkenden oluşabilecek kötü durumlara önlem almasını sağlamış olursunuz. Hastanelerin sizin sağlığınızı korumak için önlemler aldığını unutmamalısınız. Aşınızı mutlaka yaptırmalısınız.

BUNLARI MUTLAKA YAPTIRIN
Smear Testi–(HPV testi ile birlikte yaptırılabilir): Bu testler rahim ağzı kanserini ve bu kansere yol açan virüsleri tarar. Eğer yakınlarda yaptırdığınız smear testiniz normalse 3 yılda bir, HPV taramanız normalse 5 yılda bir bu testleri tekrarlamanız yeterlidir. Ancak testlerinizde anormallik varsa doktorunuz tarafından daha yakından takip edilmeniz gerekebilir.
Mamografi: Meme kanserinin erken tanısında en önemli tarama testi mamografidir. Doktorunuz sizi yıllık ya da daha geç olarak takibe çağırabilir.
Kemik Mineral Dansitometresi: Yaşlanma ile birlikte kemikteki kayıplar kırıklara yol açabilir. Bunun erken tanısı ve tedavisi sizi hayatı tehdit eden kırıklardan korur.
Kolonoskopi: Kadın ve erkeklerin 45-50 yaştan itibaren kolonoskopi yaptırması önerilmektedir.

Yazının Devamını Oku

Astım ve KOAH olmamak için neler yapılmalı?

Astım hastalığı, nefes alıp verdiğinizde solunum havasının akciğerlerinize girip çıkmasını güçleştiren bir hava yolu bronş sistemi sorunu. Çoğumuz bu hastalıkların sadece zor nefes alıp vermekten, yeteri kadar ‘oksijen-karbondioksit değişimi’ yapmamaktan ibaret olduğunu sanıyor ve yanılıyoruz. Hayatın erken dönemlerinden itibaren astım ve KOAH olmamak için hangi önlemler alınabilir? Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alev Gürgün, bu konuda önemli açıklamalarda bulundu ve şunları anlattı:

 

ANNE KARNINDA BAŞLIYOR

Astım, dünyada 300 milyon insanın hastalığı. 2025’te mevcut astımlılara 100 milyon yeni astımlı ilave olacağı tahmin ediliyor. Her 250 ölümden biri astım kaynaklı. Maalesef son yıllarda saman nezlesi, egzema gibi diğer alerjik hastalıklardaki artışa paralel olarak astım görülme sıklığı da artıyor. Annenin gebelik döneminde sigara içmesi, bebeğin akciğer gelişimini olumsuz etkiliyor. Anneleri sigara içen yenidoğanlarda hayatlarının ilk yılında hışırtılı solunum görülme olasılığı, annesi sigara içmeyen yenidoğanlara göre 4 kat yüksek. O halde sağlıklı nesillere sahip olabilmek için öncelikle hamilelikte sigara içimiyle mücadeleye başlamak gerekiyor. Anne adayları sigara içiyorsa, bebekleri ileride astıma yakalanabilir. Gebelikte sigara içen kadınlarda ayrıca düşük doğum ağırlığı da görülebiliyor. Peki, düşük doğum ağırlığı olanlarda astım-KOAH gibi en önemli havayolu hastalıkları açısından nasıl bir risk var? Bu bebeklerin daha yaşamlarına 1-0 mağlup başladığı düşünülebilir. Çünkü düşük doğum ağırlığı ile doğan bebeklerin akciğer fonksiyonları da düşük olacağından, bu bebekler daha sonraki yıllarda havayolu hastalıkları için en ideal adaylar olabiliyor. Astım hastalığının en önemli risk faktörleri çocuklukta ve erişkin yaşamda maruz kalınan allerjenler. Ev tozunda ‘akar’ adı verilen gözle görülmeyen eklem bacaklı canlılar bulunuyor ve en sık karşılaşılan alerjenlerden biri. Evde kedi ya da köpek beslenmesi kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Çocukların psikolojik gelişimi için de yararlı olmasına rağmen alerjik bünyelerde astıma neden olabilmekte ya da tetikleyebilmektedir. Özellikle kedi alerjisi ile sıklıkla karşılaşılmaktadır. Ne yazık ki bu sevimli dostlarımız alerjik bünyelerde hastalığı tetikleyici ya da ağırlaştırıcı bir faktör de olabiliyor. Çocuğunuz alerjikse, gece sarılıp uyuduğu tüylü oyuncaklar da suçlu olabilir. Ayrıca rutubet, küf ve hamamböceğinin yoğun olduğu evlerde astım gelişim riski yüksek. Doğumdan itibaren astım riski yüksek olan çocuklarda, ev içi alınacak önlemlerin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak isterim. Erken dönemde çevresel risk faktörleri ne kadar azaltılırsa, hastalık da o kadar az görülüyor. Ev içi ortamla ilgili bir başka konu da ‘hijyen hipotezi’dir. Fazla temiz ve hijyenik ortamlarda geçirilen çocukluk dönemi, deyim yerindeyse ‘steril’ yetiştirilen çocuklarda astımın daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bırakın çocuğunuz yerlerde emeklesin, bağışıklığı artsın. Onu cam bir fanusta tertemiz yetiştirmeniz, aslında doğru bir yaklaşım değil. Astımın, sosyoekonomik düzeyi iyi olan kuzey ülkelerinde daha sık görülmesi, hijyen durumu daha düşük ülkelerde daha az görülmesi de bu teoriyle açıklanabiliyor.

ÇAĞIMIZIN SORUNU OBEZİTE

Obezite, artık astımın da önemli bir nedeni. Obezite tek başına astım riski ve prognozunda etkili bir faktör. Astım, vücut kitle indeksi >30 kg/m2 olanlarda daha sıklıkla gözleniyor ve daha güç kontrol ediliyor. Obez astımlılar, normal kilolu astımlılarla karşılaştırıldıklarında daha düşük solunum fonksiyonlarına ve daha fazla ek hastalıklara sahip. Obez astımlı çocuklar normal kilolu çocuklarla karşılaştırıldıklarında daha yoğun astım şikayetleri olduğu iyi biliniyor. Obezitenin genetik, hormonal ve akciğer mekaniği üzerinden solunum fonksiyonlarını olumsuz etkilediği düşünülüyor. Çocukluktan itibaren kilo kontrolü sadece kalp-damar sağlığı için değil, astım ve uyku-apne sendromu gelişimi için de çok önemli. Çocuklarda fiziksel aktiviteyi artırmak, spor yapmalarını sağlamak hayat kurtarıcı bir yaklaşım. Obeziteyle de ilgili olarak, bebeklikten itibaren beslenme şekli, yaşam şeklimizi belirler diyebiliriz. Uzun lafın kısası: Ne yersek oyuz...

KOAH, İLERLEYİCİ BİR HASTALIK

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), zararlı toz, gaz ve parçaçıklara karşı havayolları ve akciğerlerin müzmin mikrobik olmayan iltihap ile ilişkili ve ilerleyici, havayollarında daralma ile seyirli bir hastalık. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda yaklaşık 3 milyon ölüme neden oluyor. Günümüzde, tüm dünyada üçüncü ölüm nedeni. Önümüzdeki yıllarda daha üst sıralarda yer alması bekleniyor. Ülkemizde 40 yaş üstü yetişkinlerde KOAH görülme sıklığı yüzde 19.1. Bu oran erkeklerde yüzde 28.5, kadınlarda yüzde 10.3. Sigara içen bireylerin yüzde 50’sinden azında KOAH gelişiyor. Bu durum da sigara dışında da bazı faktörlerin hastalık gelişimini etkilediğini düşündürtüyor. KOAH gelişiminde, anne karnından itibaren etkili olan birçok çevresel faktör bulunuyor. Bunların önlenmesi, erişkin dönemde hastalık gelişimini azaltabiliyor. Çocukluk döneminde alınacak önlemler arasında annenin sigara içimi ve dolayısıyla erken ve düşük doğum ağırlığının önlenmesi, çocuklarda viral enfeksiyonların azaltılabilmesi, enfeksiyonların önlenmesi için grip ve zatüre aşılarının özellikle riskli gruplarda yapılması, çocukluk çağı astımının önlenmesine yönelik stratejilerin geliştirilmesi, genç erişkin dönemden itibaren sigara ve tütün ürünlerinin kullanılmaması önem taşıyor.

FOTO (alev)

Yazının Devamını Oku

Her kardiyolog ablasyon operasyonu yapabilir mi?

ABLASYON, kalpteki ritim bozukluklarının tedavi edilmesini hedefleyen bir tedavidir.

 

Ablasyon işleminde amaç, ritim bozukluğuna neden olan kalpteki sorunlu bölgenin tamamen ortadan kaldırılmasıdır.
Girişimsel bir tedavi yöntemi olan ablasyon nedir, hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır, Ablasyon tedavisi nasıl yapılır?
Bu soruların cevaplarını İsveç Stokholm Karolinska Üniversite Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Aritmi Bölümü’nden Doç. Dr. Serkan Saygı anlattı.

BAŞARI ŞANSI YÜKSEK
Çarpıntı hastaneye başvuran hastaların en sık ifade ettikleri şikayetlerden biri...
Halk arasında ‘yakma tedavisi’ olarak da bilinen ablasyon tedavisi günümüzde birçok ritim bozukluğunun ilaçsız tedavisini mümkün kılıyor.

Yazının Devamını Oku

Duygudurumunuza dikkat

DÜNYADA 450 milyondan fazla insanı etkileyen ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020 itibariyle iskemik kalp hastalığından sonra insanlığı en çok etkileyen ikinci büyük sağlık sorunu olacağını ilan ettiği duygudurum bozukluklarını konunun uzmanıyla konuştuk.Dokuz Eylül Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Avrupa Nöropsikofarmakoloji Koleji-ECNP Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi, Harvard Üniversitesi Bipolar Bozukluk Konsorsiyumu Üyesi ve Duygudurum Vakfı-DUVAK Kurucu Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Yıldız bizlerle çok önemli detayları paylaştı.Öncelikle duygudurum sözcüğünün anlamına bakalım.


Kişinin özgüveni, severek yaptığı aktivitelerden keyif alma becerisi, enerjisi, üretkenliği, uykusu, iştahı, yaşama sevinci, düşünme ve düşündüklerini uygulama kabiliyeti gibi çok boyutlu bir davranış kümesine karşılık gelen duygudurum, biz farkında olmadan işleyen bir mekanizma.
Kalbin ileyişi nasıl nabızla takip ediliyorsa, insan beyninin işleyişi de duygudurumla takip ediliyor.
Beynin sinyal ileti sistemleri düzeyindeki işleyişi optimum olduğunda duygudurumumuz da optimum oluyor.
Keyifle uyuyup uyanıyor, yaşama sevinci ile güne başlıyor, gün boyu üretiyor, sevdiklerimizle an ve anı biriktiriyoruz.
Bu işleyişte sıkıntı olduğunda ise uyukularımız bozuluyor, iştahımız, kendimize bakımımız, üretkenliğimiz, yaşamdan ve sevdiklerimizden zevk alma becerimiz etkileniyor.
Özetle, ‘optimum beyin işlevi’, ‘optimum duygudurum’; ‘optimum duygudurum’ da ‘optimum yaşam’ demek.

SPOR DA İYİ GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Alerjik çocuklar ve Kovid-19

ÇOCUKLARDA Kovid-19 hastalığında en sık görülen belirtiler baş ağrısı, yorgunluk, ateş, öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik, kas ağrısı, burun akıntısı, kusma ve ishal olarak sıralanıyor.

 

Alerjik çocuklar da farklı değil, aynı yakınmalarla sağlık kuruluşlarına başvuruyor ve Kovid-19 tanısı alıyor.
Dünyada ve ülkemizde çocuklar Kovid-19’u nasıl geçiriyor?
Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Demet Can anlattı:
The Lancet Child&Adolescent Health’de yayınlanan bir çalışmanın sonuçlarına göre Kovid-19’lu okul çağındaki çocuklar genellikle hafif seyirli ve kısa süreli bir hastalık geçiriyorlar.
Pek az çocukta hastalık süresi 2 aya kadar uzayabiliyor.
Bu çalışmaya 5-17 yaş arası 75 bin 529 çocuk dahil edilmiş.

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı beslenmek sağlıklı yaşamak

GÜNÜMÜZDE sağlığa yüklenen anlam değişti. Sağlıklı ve uzun bir hayat sürmek için ne yapmalı, nasıl beslenmeli, nelerden uzak durmalıyız? İEÜ Medical Park İzmir Hastanesi Fonksiyonel Tıp ve Sağlıklı Yaşam Merkezi Sorumlusu Dr. Kerem Korkut bakın neler söylüyor...


İnsanlığın varoluşundan bu yana önemini koruyan kavramlardan biri sağlık olmuştur. Diğer yandan çoklu ilaç kullananların sayısı günümüzde bir hayli artmıştır. İlaçlar genelde hastalıkların ağrı, ateş ve kaşıntı gibi belirtilerini tedavi etmekte kullanılırlar. Sağlığımızı düzeltmek için bundan daha fazlasının gerektiğini öğrenmeye başladık. Sağlıklı olmak için ihtiyacımız, hastalıkların altta yatan nedeninin tespit edilmesi ve iyileşme için bir değişim içine girmektir. Sağlığımız için gerekli çabayı göstermek, bedenimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek demektir. Peki, bedenimize karşı sorumluluklarımız nelerdir?
Doğal olanı taklit edebilirsek, doğamız gereği sağlıklıyız. Bizi iyi hissettiren şey bedenimizin doğal işleyişidir. Bedenimizin ihtiyaçları arasında sağlıklı beslenmek, uygun miktarda ve kalitede su tüketmek, düzenli ve doğru uyku uyumak, yeterli hareket etmek, oksijen almak, güvenli sosyal etkileşim, hafızamızı düzenli kullanmak gibi alışkanlıklar yer alır. Günlük yaşantımızda bedenimizin ihtiyaçlarına yanıt verebildiğimiz kadar iyiyizdir. Vücudumuzun aktif olarak işleyen biyolojik bir sistem olduğunu bilmeli ve gereksinimlerini karşılamak için özveride bulunmalıyız.

GIDALAR EN EKTİLİ İLACIMIZ
İklim değişikliği ve Kovid-19 salgınının da etkisiyle sağlıklı olmak hepimizin ortak hedefi oldu. Ormanları küle çeviren benzeri görülmemiş sıcak hava dalgaları, hayatımızın bir parçası olan Kovid-19 önlemleri sağlığımızın ne kadar önemli olduğunu fark etmemizi sağladı. Çözemediğimiz bir şeyden kaçınma davranışının hepimizi yorduğu ortada. Virüsler, hava kirliliği, maskelerdeki kimyasallar gibi maddelere karşı bağışıklık sistemimiz daima bir savaş veriyor. Bağışıklık sistemini iyileştirmenin anahtarı ise bağırsaklarımızda gizlidir. Bağışıklığı yöneten organ olan bağırsaklarımızın içinde yer alan ekosistemi belirleyen temel faktör nasıl beslendiğimizdir. Gıdaları tükettiğimizde sadece besin ya da besinlerle birlikte vücut işlevlerini bozabilecek kimyasalları almamız mümkündür. Gıdaların kalitesi arttıkça içerdiği zararlı madde miktarı azalacak, besleyiciliği artacaktır. Günümüz tıbbında gelinen noktada gıdalarımız en etkili ilacımız haline gelmiştir.
Beslenmede doğrular kişiye özgüdür. Ancak genel bazı prensipleri uygulamak herkesin sağlığını olumlu etkiler. Mümkünse doğal yapısı bozulmamış, işlenmemiş, yetiştirildiği hali korunmuş gıdalar almak, kolları sıvayıp bu gıdaları mutfakta doğru yöntemle pişirmek ve saklamak sağlıklı kalmanın kolay yoludur. Genetiği değiştirilmiş tahılların yerine alternatiflerine yönelmek sindirim sorunları yaşayanlarda olumlu etki sağlayabilir. İşlenmiş ya da yüksek ısıya maruz kalmış yağların tüketimi yerine kavrulmamış kuruyemişler, soğuk sıkım yöntemiyle üretilmiş bitkisel yağların tüketimi vücudun çalışmasına en büyük katkıyı sağlar. Sebzeler öğün atlamadan her sofrada önümüzde olmayı hak eder niteliktedir. Sebzelerin doğru şekilde yıkanarak bol miktarda tüketilmesi hücrelerimizin günlük birkaç kez ihtiyaç duyduğu toprak mineralleri ve faydalı metalleri sağlayacaktır. Çeşitli baharatların tüketilmesi tazeliği ve kalitesiyle ilgili detaylara dikkat edildiği sürece doğru tercihler arasındadır. Aslında sistemimiz düzenli ve doğru miktarda baharat tüketmeye ihtiyaç duyar. İsabetli bir baharat tercihi gününüzü enerjik ve zinde geçirmenizi sağlayabilir. Süt ürünleri ve yumurta oldukça besleyici gıdalar olsa da bir kısım insanda kronik sağlık problemlerini tetikleyebileceği dikkate alınmalıdır. Et tüketiminde orantılı olunmalıdır. Doğasına uygun biçimde yetiştirilmiş hayvanların tercih edilmesi önemlidir. Kimse aç karnına tatlı gıdalar yemek istemez, çünkü tatlıya hücrelerimizin bir ihtiyacı yoktur. Çevremizde gördüğümüz insanların çoğunluğu kan şekerinde düzensizliğin yarattığı sıkıntılara alışmış durumdadır. Tatsız şekeri halihazırda bol miktarda tükettiğimizin farkında olmamız ve tatlı şekeri bir lüks olarak görmemiz akıllıca olur.
PEKİ, BESİN DESTEĞİ ÜRÜNLERİ!

Yazının Devamını Oku

Sağlığınız için zeytinyağı için

KADINLAR ellerini attıkları her alanda başarıya ulaşma yeteğine sahipler.


Günümüzde kadınlar iş yaşamında oldukça aktifler ve sayısız başarıya da imza atıyorlar.
20 yılı aşkın zeytincilik sektöründe hizmet veren zeytin üreticisi ve profesyonel zeytinyağı tadımcısı (oleolog) Pelin Omuroğlu size kısa ama öz bir zeytinyağı notu hazırladı.
Bakın neler anlatıyor Omuroğlu...
Eylül ve ekim ayları Akdeniz havzası için zeytin hasat zamanıdır.
Özellikle sofralık işleme için zeytin çeşidine ve bölgeye göre farklılık gösteren bu dönem, aynı zamanda erken hasat zeytinyağı üretimi için de en ideal periyottur.
Arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan 5 bin yıllık zeytinyağı tarihine sahip Klazomenai Antik Zeytinyağı İşliği ve Urla Yarımadası’na ait erkence zeytin varyetesi için bölgenin en önemli mirası diyebiliriz.

Yazının Devamını Oku

İnmede ilk 4.5 saat

İNME bir insanın yaşayabileceği en ağır sağlık problemlerinden biridir.

 Yakalananlara da onun bakımını üstlenenlere de zor günler geçirtir. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Yaka, inme rahatsızlığıyla ilğili şunları paylaştı:
İnme (felç) bir nörolojik acildir. İki türlü olur: Damar tıkanıklığına bağlı iskemik inme ve kanın damar dışına çıkmasına bağlı hemorajik inme (beyin kanaması).

HER 10 HASTADAN 8’İ İSTEMİK
Toplumdan topluma görülme sıklığında bazı farklılıklar olmakla birlikte her 10 inme hastasının 8’i iskemiktir. İnme nörolojik bir acildir, çünkü inme geçirmekte olan bir kişi derhal nöroloji uzmanının olduğu bir hastaneye yetiştirilebilirse damar açıcı tedaviyle iyileştirilebilir. Uygun tedavi penceresi inme semptomunun ortaya çıkmasından itibaren ilk 4.5 saatlik zaman dilimidir. Damar açıcı tedavi ise intravenöz trombolitiktir. İlk 4.5 saat geçmişse hasta için en uygun diğer tedaviler uygulanır. Ancak en yüz güldürücü tedavinin en erken dönemde uygulanan olduğu unutulmamalıdır. Hastanın kaldırılacağı hastanenin bir inme merkezi olması önemlidir.
Hastanın yanında bulunan kişi veya kişilerin inmeyi tanıması hastanın sağ kalma şansını ve/veya sekelsiz iyileşme ihtimalini artıran ilk adımdır. Bir çalışmada yüz-kol-konuşma testiyle büyük oranda inme hastalarının tanındığı ortaya konmuştur. İngilizce bir kelime olan FAST kelimesi ile yaygın olarak tanınan bu değerlendirme şu kelimelerin baş harfleri ile oluşturulmuştur. F (Face-Yüz), A (Arm-(Kol), S (Speech-Konuşma) ve T (Time-Zaman). Anlamına gelince... Yüz: Hastayı gülümset, ağzının bir tarafında kayma var mı? Kol: Hastanın kollarını yukarı kaldır, biri daha aşağıda kalıyor mu? Konuşma: Hastayı konuştur, hiç konuşamıyor mu ya da anlamsız, saçma mı konuşuyor? Ya da seni hiç anlamıyormuş gibi mi davranıyor? Bu soruların yanıtları ‘Evet’ ise kişi felç geçiriyor olabilir. Zaman: Zaman beyindir. Uygun tedavi uygulayabilecek nöroloji hekimine ulaşmakta zaman kaybedilirse iyileşebilecek olan bir hasta hayatı boyunca felçli kalma riskiyle karşı karşıya demektir. Hasta zaman kaybedilmeden bir inme merkezine yetiştirilmelidir.

BEYİN İSKEMİYE KARŞI HASSAS
Beyin iskemiye karşı çok hassas bir organdır. Beynin birim zamanda ne kadar kan alması gerektiği bellidir. Bir damar tıkandığında, beslenemeyen beyin bölgesinin merkezindeki çekirdek bölgede kan akımı kritik bir seviyenin altına indiğinde çekirdek bölgede kalıcı hasar meydana gelir. Bu bölgenin çevresinde kollateral damarların sağladığı kan sayesinde perifere doğru gidildikçe artan kan akımı alanları vardır. Kan akımının azaldığı ancak kalıcı hasarın henüz oluşmadığı bu bölgelere kurtarılabilir doku denir. İşte akut dönemde damar açıcı tedavilerin amacı bu kurtarılabilir dokuyu tekrar ihtiyaç duyduğu kanı sağlayarak kurtarmaktır. Zaman içinde kurtarılabilir dokunun kalıcı hasar bölgesine dönüşeceği gerçeği inmeyi bir nörolojik acil yapmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Bel ağrısına dikkat

Bel ağrısı, yaygın sağlık sorunlarından biri haline geldi. Birden bire ortaya çıktığında ya da uzun süreli hale geldiğinde işinizi aksatabiliyor, hayatın tadını, tuzunu kaçırıyor, yaşam kalitesini ciddi ölçülerde bozuyor. Tınaztepe Galen Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Filiz Gengör, bel ağrılarının nedenleri, tanı ve tedavi yöntemlerini anlattı.

 


“Bel, kas-iskelet sistemi ağrılarının en sık görüldüğü yerdir. En çok hastaneye başvuru sebeplerinden biridir. İş gücü kaybının en sık nedenidir. Toplumun yaklaşık yüzde 80’i aktif yaşamlarının bir döneminde bel ağrısı çeker. Hastaların yüzde 90’ı iki ila üç ay içinde iyileşir. Hastaların yüzde 70’inde üç ve daha fazla tekrarlar. Bel ağrılarının yüzde 10’u kronikleşir. Bel ağrısı, genellikle vücut biyomekaniğinin zayıf olması, tek yönlü tekrarlayan yüklenmeler, bedensel aktivitenin ihmal edilmesi sonucu kas tonusunun yetersiz olması nedeniyle gelişen zorlanmalar sonucu oluşur.

KİMLER RİSK ALTINDA?
İş ve sosyal yaşamda hareketsiz olanlar (masa başı işi vb.), ağır yük kaldıranlar, tekrarlayan öne eğilmeyi gerektiren iş yapanlar, uzun süreli araç kullananlar, bel ve karın kasları zayıf olanlar, fazla kilolular, vücut biyomekaniği ve duruş bozukluğu olanlar, hamileliğin son aylarındakiler, halter gibi riskli sporlarla uğraşanlar, sigara içenler (sigara disklerin beslenmesini bozar), stres ve ruhsal gerginlik yaşayanlarda bel ağrısı görülme sıklığı artar. Bel ağrısı, kasların zorlanması ve tek taraflı yüklenmeler, postür bozukluğunun yanı sıra kireçlenmelere, bel fıtığı gibi disk patolojilerine, anklozan spondilit gibi romatizmal hastalıklara, travmatik nedenlere, kemik erimesine, enfeksiyöz durumlara, tümörlere, iç organ patolojilerinin yansıyan ağrılarına bağlı gelişebilir.


YÜRÜYÜŞ

Yazının Devamını Oku

Acil Afet Ambulans Derneği’ne büyük onur

MERKEZİ Belçika Brüksel’de bulunan Avrupa Acil Çağrı Numarası Birliği (European Emergency Number Association–EENA) insanların sağlığını, yaşam emniyetini ve güvenliğini iyileştirmeye katkıda bulunmayı amaçlayan bir kuruluş. Üyeleri arasında AB parlamenterleri, acil hizmet uzmanları, araştırmacılar, uygulayıcılar, teknoloji üreten firmalar olmak üzere 80 ülkeden bin 500’ün üzerinde kişi bulunuyor. Birlik, ülkelerin ulusal acil çağrı merkezleri, sağlık, emniyet ve kurtarma ekiplerinin acil durumlarda son teknolojik gelişmeler ışığında daha iyi hizmet vermesi, işbirliği ve koordinasyonu için çalışmalar yapıyor, AB’ye raporlar hazırlıyor.

 

Ayrıca her yıl uluslararası konferanslar düzenleyerek kamu kuruluşlarıyla araştırmacılar ve teknolojiyi geliştiren özel sektörün bir araya gelmesini sağlıyor. EENA tarafından düzenlenen Avrupa Acil Hizmet Konferansı bu yıl Letonya’nın başkenti Riga’da, “Fark Yaratın: Yenilik Yapın–İletişim Kurun–İlham Verin” sloganıyla 6-8 Ekim’de yapıldı. İlham verici ve yenilikçi oturumlarla dolu üç gün boyunca kamu güvenliği için yeni projeler ve fikirler, aralarında Airbus, Google, ATOS, Microsoft, Motorola ve Huawei gibi dünya çapında firma temsilcilerinin de bulunduğu oturumlarda tartışıldı.

HEPİNİZ KAHRAMANSINIZ
Konferans ve fuara ülkemizi temsilen İzmir’den Acil Afet Ambulans Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Turhan Sofuoğlu ve İzmir Demokrasi Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Sofuoğlu katıldı. EENA Başkanı Dr. Demetrios Pyrros, 2020 ve 2021’in acil servis profesyonelleri için en zorlu yıllar olduğunu ve insanların sağlığını korumak için hayatlarını ortaya koyan bu kişilere büyük saygı duyduklarını söyledi. Bu nedenle Kovid-19 pandemisi sırasında Avrupa’nın dört bir yanından gelen acil hizmetlerde çalışan yetkililerin çalışmalarını EENA’nın 112 Üstün Hizmet Onur Madalyası’yla ödüllendirmeye karar verdiklerini kaydeden Dr. Pyrros, onur madalyalarının genellikle hükümetin en yüksek ve en prestijli nişanı olduğunu hatırlattı, “Çünkü sizler bizlerin günümüz kahramanlarısınız. Sizler cesaretin, dayanıklılığın ve özverinin vücut bulmuş halisiniz” dedi.

LEYEN’DEN KUTLAMA
Hizmet ödülü alanlar arasında Türkiye’den Dr. Turhan Sofuoğlu da yer aldı. Dr. Sofuoğlu, Kovid-19 pandemisi süresince verdiği hizmetler karşılığı Avrupa Acil Çağrı Numarası Birliği’nin 112 Üstün Hizmet Onur Madalyası’yla ödüllendirildi. Konferansın açılışına video ile katılan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise katılımcılara şu sözlerle seslendi: “Avrupa Komisyonu olarak virüse karşı mücadelede ön saflarda yer alan herkesi katkıları için kutluyorum. Biz Avrupalılar acil servislerimize bu yıl geçmişe göre çok daha fazla şey borçluyuz. Tüm hayatınız toplumlarımıza bir hizmettir. Birliğimiz sadece minnetle değil, politika ve eylemleriyle de yanınızdadır. Bu hak edilmiş ödül için teşekkür ve tebrikler.”

SOFUOĞLU DA KONUŞTU

Yazının Devamını Oku

Teknolojinin neden olduğu hareketsizliğe karşı fiziksel aktivitemizi artırmalıyız

 HAREKETLİ hayat her zaman için avantaj yaratır. Fiziksel hareket beden sağlığını en çok etkileyen unsurlardan biridir. Ayrıca fiziksel hareketin insanları mental olarak güçlendirdiği, daha sağlam bir zihin ve düşünce yapısına kavuşturduğu da bir gerçektir. Dr. Sami Tütüncüoğlu, “Telefon, tablet, bilgisayar ve TV hareketsiz yaşamı, tetikledi” dedi ve bakın neler anlattı:


Teknolojinin hızla gelişmesi günlük yaşantımızı da etkileyerek daha az hareket etmemize neden olmaktadır. Ulaşımda kullandığımız araçlar fizikse aktiviteyi direkt olarak azaltırken, internetten yapılan alışverişler, tablet ve telefon oyunları, televizyon fiziksel inaktiviteyi teşvik etmektedir.
Teknolojik gelişmeye karşı vücudumuzun aynı hızla yanıt verebilmesi için artık daha çok egzersiz yapılabilir, okullarda daha çok beden eğitimi dersi planlanabilir veya belediyeler ücretsiz olacak şekilde daha çok spor tesisi ve egzersiz yapılabilecek park alanları yapabilir.
Fiziksel inaktivite başta kas-iskelet sistemi, metabolizma ve kalp-damar sistemi olmak üzere tüm vücudumuzu olumsuz etkiler. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre en fazla ölümlere neden olan kalp-damar sistemi hastalıkları, obezite, şeker, yüksek tansiyon, metabolik sendrom ve kanserin oluşumunda risk faktörleri arasında dördüncü sıraya yükselmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre haftanın en az 5 günü 30 dakika ve üzerinde orta şiddetli egzersiz yapmıyorsak fiziksel olarak inaktif sayılıyoruz. Son 10 yılda ülkemizde fiziksel inaktivite oranı yüzde 50’ler düzeyine yükselmiştir. Bu yüzden fiziksel inaktivitenin panzehiri olan egzersiz konusu birinci basamak hekimi ve spor hekimleri tarafından önerilmelidir.

FİZİKSEL AKTİVİTE, EGZERSİZ VE SPOR NEDİR?
Hastalara egzersiz önerilince işyerinde çok çalıştığını veya evde bütün gün durmadığını belirtiyor. Ancak bu durumda kişi egzersiz yapmış olmaz. Yaptığı şeyi ancak, hareket veya fiziksel aktivite olarak tanımlamak gerekir.

Yazının Devamını Oku

Evde yaşlı birey bakım önerileri

HAYATINIZ boyunca güzel anılar biriktirmeye çalışın.

 

Çünkü yaşlandıkça bu anılar sizi hayata bağlar.
Birikmiş anılarınız ne kadar güzel olursa yaşlılık döneminiz de o kadar güzel geçer.
Aymira Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi Kurucusu Doç. Dr. Hüseyin Can, kısa ve öz olarak evde yaşlı birey bakım önerilerini anlattı.
İleri yaş bireyin evde bakımı oldukça zor bir süreçtir.
Hele ki bu kişi yakınınız, anne–babanız olursa ve bu ona kendi evinizde bakmak durumunda kalırsanız süreci yönetmek gittikçe zorlaşır.
Maddi-manevi anlamda birçok zorluğu beraberinde getiren bu süreci yönetmek için kısa önerilerim şöyle:

Yazının Devamını Oku

Her öksürük ve ateşi griple karıştırmayın

 GRİBİN 21’inci Yüzyıl’a girdiğimiz halde tıptaki bunca ilerlemeye rağmen halen tüm dünyada önlenemeyen salgınlara neden olan tek hastalık olduğunu belirten çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Yılmaz Bay, her mevsim görülmekle birlikte özellikle sonbaharın son ayları ile kışın ilk aylarında arttığını söyledi.

 

Influenza virüsünün solunum yollarına yayılmasıyla oluşan gribin titreme ve birden 40-41 dereceye yükselen ateşle başladığını belirten Dr. Bay, “Yüz, boyun ve göğüste kızarıklık, şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi, ağız, dil ve dudaklarda kuruluk, boğazda ve göğüste yanma hissi ile ağrı vardır. Tüm vücut kasları ve oynaklar da ağrılıdır. Belde ve sırtta bu ağrılar belirgindir. Halsizlik ve bitkinlik ön plandadır. Dilde tat alma duyusu bozulmuştur. Öksürük başlangıçta kısa ve kurudur. Giderek şiddetlenir ve balgamlı bir hal alır” dedi.
ÇOCUKLAR VE GENÇLER
Her nezle, öksürük ve ateşin gribe yakalanıldığı anlamına gelmediğini kaydeden Dr. Yılmaz Bay, insanların yılda bir kez grip olduğunu, en çok soğuk algınlığıyla karıştırıldığını aktardı. Gribin çocuklarda ve genç yetişkinlerde daha çok görüldüğünü ve daha ağır seyrettiğini dile getiren Dr. Bay, “Bunun başlıca nedeni, çocuklar daha önce karşılaşmadıkları için vücutları bu mikroba karşı direnç oluşturamamıştır. Erişkinler bu mikropla birçok kez karşılaştıklarından direnç oluşumu daha iyidir. Yine erişkinlerin günün büyük kısmını dışarıda açık havada geçirmesine karşın çocuklar genelde bir odada kapalı kalır. Kreş, okul ve kapalı alışveriş merkezleri çocuklarda gribin yayılmasında çok önemli bir yer tutar. Hasta erişkinlerin çocukları öpmeleri de bir başka olumsuz neden” dedi.
NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Gripte en önemli kuralın hastalıktan korunma olduğunu hatırlatan Dr. Yılmaz Bay, grip mevsiminde özellikle aşırı yorgunluktan ve üşütmeden kaçınılası, kapalı-kalabalık yerlerde ve havası kirli ortamlarda bulunulmaması gerektiğini açıkladı. Grip geçiren insanlardan uzak durulmasını da isteyen Dr. Bay, şu bilgileri verdi: “Gribe yakalanılmışsa tedavinin birinci koşulu kesin yatak istirahatidir. Havalandırılmış ve nemlendirilmiş bir odada bulunulmalı, bol sıvı ve besin değeri yüksek sıvı gıdalarla beslenilmelidir. Ateşe karşı paracetamol ya da ibuprofen cinsi ateş düşürücüler kullanılabilir. Gribe başka bir bakteriyel hastalık eklenmemişse antibiyotik kullanılmamalıdır. Grip, tedavi kurallarına uyulmazsa bronşitis, zatürre, kulak iltihabı, kalp yetmezliği ve menenjite kadar ilerleyen tablolara neden olabilir. Çocuklarda bazen ateşe bağlı havale de gelişebilir.”

 

Yazının Devamını Oku

Aşı karşıtlığı büyük sorun

HER gün yayınlanan Türkiye Kovid-19 haritası özellikle son iki haftadır artan ölüm oranıyla dikkat çekiyor.Aşı ile önlenebilen bir hastalık yüzünden nasıl bu kadar çok insanımızı kaybediyoruz?Bu soruya yanıt bulmaya çalıştık.


Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Ersoy bakın neler anlattı.
Kovid-19’un en büyük özelliği çok hızla yayılması, kişilere bulaşması ve tüm dünyayı etkisi altına alması.
Nedeni virüs olan hastalıkların halen tedavisi olmaması, hızlı seyri, ilk defa ortaya çıkıyor olması, belirsizlik, korku ve endişe konunun gündeme oturmasına neden oldu.
Bu pandemi nasıl ortaya çıktı, neden, nereden, kim tarafından çıkarıldı?
Bu soruların cevabını şu anda kimse bilmiyor.
Çeşitli komplo teorileri olsa da en azından şu an itibariyle gerçek neden belli değil.

Yazının Devamını Oku

Pandeminin dünü, bugünü, yarını

TEPECİK Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Gözde Derviş Hakim anlattı:

Daha öncesinde dünyada eşine rastlanmamış bu yeni virüs sayesinde tüm yaşantımız değişti. Maske takılmalı mı, takılmamalı mı? Nereden nasıl bulaşıyor? Acaba kıtlık mı olacak, aç mı kalacağız? Günlerce evden çıkamayıp ihtiyaçlarımızı gideremeyecek miyiz? Stok yapmalı mıyız? İşyerimiz, okullar ne olacak? Hastalık belirtileri ne? Eyvah ateşim çıktı, şimdi ne yapmalıyım? Hastaneye gitmeli mi, gitmemeli mi? Ve bunlar gibi onlarca soru havalarda uçuştu.
Aşırı kaygı ve korku, çoğu zaman sağlıklı düşünmenin önüne geçer. Hele bu durumun bir de birey düzeyinde değil de toplum düzeyinde hakim olduğunu düşünün... Virüs karşısında önceleri çaresiz kalan bilim insanları daha önceki kardeş virüsleri göz önüne alarak tedavi üretmeye, mevcut hastaları iyi etmeye çalıştılar. Bizler hastanelerimizde pandemi kriz ekipleri kurarak tüm işleyişi değiştirdik. Virüs taşımayan hastalarla olası veya virüsle enfekte hastaların birbirine karışmaması için hastane içinde temiz ve kirli alanlar oluşturduk. Farklı branş hekimleri olarak enfeksiyon hastalıkları uzmanlarımıza olabildiğince destek olup yüklerini paylaşmaya çalıştık.

GETİRDİKLERİ, GÖTÜRDÜKLERİ
Karşılıklı sohbet, sevdiklerine sarılmak, dokunmak, yüzündeki mimikleri maske olmadan anlayabilmek, birbirini ziyaret etmek, korkmadan çarşıya, pazara, kuaföre, berbere gitmek ya da dostlarla bir akşam yemeği yemek ne kadar da güzelmiş, bu süreçte derinden anladık. Dijital dünyada ilerlemelere, sanal ortamdan yapılan alışverişlere, online toplantılara, internet ve bilgisayar kullanımında artışlara sebep olan pandeminin pek çok açıdan hayatımızın yönünü değiştirdiğine şahit olduk. Peki, hiç iyi katkısı olmadı mı bu yaşadıklarımızın hayatımıza?
Kesinlikle olduğunu düşünüyorum. Örneğin ailemizi, doğayı, yaşamı daha iyi anlamamızı ve sorgulamamızı sağladı. Tüm dünyadaki kısıtlamalarla egzoz gazları ve toksik maddelerden kısmen arınmış doğa kendisini yenileme fırsatı buldu. Doğada yaşayan bizim haricimizdeki canlılar belki de uzun zaman sonra ilk defa bu kadar bol oksijen, bu kadar sakin bir hayat sürdü.
Bu dönemde tarım topraklarının, üretim yapan fabrikaların ve dışa bağlı olmamanın getirdiği avantajların ne denlli büyük olduğu görülmüş oldu. Müspet bilimin önemi çok daha iyi anlaşıldı. Yapılan bilimsel araştırmalara ayrılan zaman ve önemin kıymeti ortaya çıktı. Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözünün önemini bir kere daha tüm dünya kabul etti.
Tüm bu kaygılar, korkular, kayıplar, bilinmezlikler yine bilimin ışığında geliştirilen ilaç ve aşı çalışmalarıyla yenilmeye çalışıldı. Ne mutlu ki yine Türk bilim insanları Uğur Şahin ve Özlem Türeci tarafından geliştirilen aşıyla bir kez daha dünya tarihine adımızı yazmayı başardık.

BUNDAN SONRA NE YAPMALIYIZ?

Yazının Devamını Oku

Pandemi sonrası yeni hayat, yeni insan

ACIBADEM Taksim Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, pandemi sonrası yeni hayat ve yeni insanı anlattı:

Enfeksiyon hastalıkları günümüzde de insan hayatını ciddi biçimde tehdit etmeye devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 12-15 milyon kişi çeşitli enfeksiyon hastalıklarından kaynaklı olmak üzere hayatını kaybediyor. Nedenler göz önüne alındığında enfeksiyon hastalıklarına bağlı ölümler dünya genelinde ikinci sıklıkta görülürken, gelişmekte olan ülkelerde ise bu durum sıralamanın en başında yer alıyor. Tarih boyunca çeşitli bakteri ve virüslere bağlı irili ufaklı çok sayıda salgın hastalıklar görülmüş, bunların önemli bir kısmı pandemi gelişimine yol açmış. Salgın hastalıklar binlerce, yüzbinlerce, hatta milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuş.

OLUMLUYA DÖNÜŞEBİLİR Mİ?
En son Aralık 2019’da Çin’in Wuhan şehrinden etkeni belirlenemeyen viral pnömonili (zattüre) birden çok sayıda olgunun hastanelere başvurmasıyla başlayan ve 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü’nce pandemi ilan edilen Kovid-19 hayatın pek çok alanında değişikliklerin ortaya çıkmasına yol açtı. Aradan geçen 1.5 yıla yakın zamandır pandeminin hala daha devam ettiği günümüzde söz konusu değişikliklerin bir kısmı olumlu olarak görülmekle birlikte, bir kısmı ise daha önce insanların hiç alışık olmaması ve bazı uygulamaların ne zaman sonlanacağının da bilinmemesi nedeniyle olumsuz olarak kabul ediliyor. Ancak bazı görüşlere göre olumsuz olarak görünen değişiklikler, istenildiği ve kararlılık gösterildiği durumlarda olumlu yöne çevirmede bir fırsat oluşturabileceği de vurgulanıyor.

TOPLUMSAL DAYANIŞMA ARTTI
Pandeminin olumlu yönde yaşam biçimine olan etkilerinden biriin insanlar arasındaki dayanışmayı artırdığı görüşü. Karşılaşılan sorunun ortak olması, bu sorunlara karşı ortak bir mücadele planının ve dayanışmanın sergilenmesine de olanak sağlıyor. Uzmanlar, pandemi nedeniyle karşılaştığımız sorunlara karşı ortak mücadelelerin ve deneyimlerin dayanışmayı teşvik edebileceğini ve hem toplumda, hem de küresel düzeyde bizi birbirimize daha da yakınlaştırabileceğini tahmin ediyorlar. Ancak bu dayanışmanın her alanda gerçekleşebildiğini söylemek Kovid-19 için de mümkün değil. Örneğin, Kovid-19’un kontrol altına alınabilmesinin toplumun en az yüzde 80’inin aşılanmasıyla sağlanabileceği bilimsel olarak da ortaya konmasına karşın, insanların bir bölümünün aşı yaptırmamaları olumlu gibi görünen dayanışmanın tersine bir örnektir. Ayrıca; maske, mesafe ve temizlik kurallarının aşıdan önceki dönemde de sık sık vurgulanmasına karşın bu konudaki duyarlılığın yeterli düzeyde olmaması, dayanışmanın bu pandemi sırasında da istenen düzeyde olmadığını gösteren bir diğer örnek.

EŞİTSİZLİK VE ADALETSİZLİK
Pandeminin olumlu yönde yaşam biçimine olan etkilerinden bir diğeri de eşitsizlik ve adeletsizliklerin giderilebilmesi olasılığının belirmesi. Pandeminin yeniden ortaya çıkardığı ve gözler önüne serdiği bir diğer olumlu durum da sosyal ilişkiler, bunların önemi ve kutsallığı. Pandemi sürecinde insanların aileleri ile aynı ortamda ve yüz yüze iletişime geçmelerinin belirli sürelerle kısıtlanması hem onlarla bir arada olamama, hem de bazı aile üyelerinin ihtiyaçları olmasına karşın yanlarında olunamaması bu durumun değerini ve önemini bir kez daha ortaya koydu.

Yazının Devamını Oku