Bülent Katarcı

Sağlıklı beslenmek sağlıklı yaşamak

22 Kasım 2021
GÜNÜMÜZDE sağlığa yüklenen anlam değişti. Sağlıklı ve uzun bir hayat sürmek için ne yapmalı, nasıl beslenmeli, nelerden uzak durmalıyız? İEÜ Medical Park İzmir Hastanesi Fonksiyonel Tıp ve Sağlıklı Yaşam Merkezi Sorumlusu Dr. Kerem Korkut bakın neler söylüyor...


İnsanlığın varoluşundan bu yana önemini koruyan kavramlardan biri sağlık olmuştur. Diğer yandan çoklu ilaç kullananların sayısı günümüzde bir hayli artmıştır. İlaçlar genelde hastalıkların ağrı, ateş ve kaşıntı gibi belirtilerini tedavi etmekte kullanılırlar. Sağlığımızı düzeltmek için bundan daha fazlasının gerektiğini öğrenmeye başladık. Sağlıklı olmak için ihtiyacımız, hastalıkların altta yatan nedeninin tespit edilmesi ve iyileşme için bir değişim içine girmektir. Sağlığımız için gerekli çabayı göstermek, bedenimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek demektir. Peki, bedenimize karşı sorumluluklarımız nelerdir?
Doğal olanı taklit edebilirsek, doğamız gereği sağlıklıyız. Bizi iyi hissettiren şey bedenimizin doğal işleyişidir. Bedenimizin ihtiyaçları arasında sağlıklı beslenmek, uygun miktarda ve kalitede su tüketmek, düzenli ve doğru uyku uyumak, yeterli hareket etmek, oksijen almak, güvenli sosyal etkileşim, hafızamızı düzenli kullanmak gibi alışkanlıklar yer alır. Günlük yaşantımızda bedenimizin ihtiyaçlarına yanıt verebildiğimiz kadar iyiyizdir. Vücudumuzun aktif olarak işleyen biyolojik bir sistem olduğunu bilmeli ve gereksinimlerini karşılamak için özveride bulunmalıyız.

GIDALAR EN EKTİLİ İLACIMIZ
İklim değişikliği ve Kovid-19 salgınının da etkisiyle sağlıklı olmak hepimizin ortak hedefi oldu. Ormanları küle çeviren benzeri görülmemiş sıcak hava dalgaları, hayatımızın bir parçası olan Kovid-19 önlemleri sağlığımızın ne kadar önemli olduğunu fark etmemizi sağladı. Çözemediğimiz bir şeyden kaçınma davranışının hepimizi yorduğu ortada. Virüsler, hava kirliliği, maskelerdeki kimyasallar gibi maddelere karşı bağışıklık sistemimiz daima bir savaş veriyor. Bağışıklık sistemini iyileştirmenin anahtarı ise bağırsaklarımızda gizlidir. Bağışıklığı yöneten organ olan bağırsaklarımızın içinde yer alan ekosistemi belirleyen temel faktör nasıl beslendiğimizdir. Gıdaları tükettiğimizde sadece besin ya da besinlerle birlikte vücut işlevlerini bozabilecek kimyasalları almamız mümkündür. Gıdaların kalitesi arttıkça içerdiği zararlı madde miktarı azalacak, besleyiciliği artacaktır. Günümüz tıbbında gelinen noktada gıdalarımız en etkili ilacımız haline gelmiştir.
Beslenmede doğrular kişiye özgüdür. Ancak genel bazı prensipleri uygulamak herkesin sağlığını olumlu etkiler. Mümkünse doğal yapısı bozulmamış, işlenmemiş, yetiştirildiği hali korunmuş gıdalar almak, kolları sıvayıp bu gıdaları mutfakta doğru yöntemle pişirmek ve saklamak sağlıklı kalmanın kolay yoludur. Genetiği değiştirilmiş tahılların yerine alternatiflerine yönelmek sindirim sorunları yaşayanlarda olumlu etki sağlayabilir. İşlenmiş ya da yüksek ısıya maruz kalmış yağların tüketimi yerine kavrulmamış kuruyemişler, soğuk sıkım yöntemiyle üretilmiş bitkisel yağların tüketimi vücudun çalışmasına en büyük katkıyı sağlar. Sebzeler öğün atlamadan her sofrada önümüzde olmayı hak eder niteliktedir. Sebzelerin doğru şekilde yıkanarak bol miktarda tüketilmesi hücrelerimizin günlük birkaç kez ihtiyaç duyduğu toprak mineralleri ve faydalı metalleri sağlayacaktır. Çeşitli baharatların tüketilmesi tazeliği ve kalitesiyle ilgili detaylara dikkat edildiği sürece doğru tercihler arasındadır. Aslında sistemimiz düzenli ve doğru miktarda baharat tüketmeye ihtiyaç duyar. İsabetli bir baharat tercihi gününüzü enerjik ve zinde geçirmenizi sağlayabilir. Süt ürünleri ve yumurta oldukça besleyici gıdalar olsa da bir kısım insanda kronik sağlık problemlerini tetikleyebileceği dikkate alınmalıdır. Et tüketiminde orantılı olunmalıdır. Doğasına uygun biçimde yetiştirilmiş hayvanların tercih edilmesi önemlidir. Kimse aç karnına tatlı gıdalar yemek istemez, çünkü tatlıya hücrelerimizin bir ihtiyacı yoktur. Çevremizde gördüğümüz insanların çoğunluğu kan şekerinde düzensizliğin yarattığı sıkıntılara alışmış durumdadır. Tatsız şekeri halihazırda bol miktarda tükettiğimizin farkında olmamız ve tatlı şekeri bir lüks olarak görmemiz akıllıca olur.
PEKİ, BESİN DESTEĞİ ÜRÜNLERİ!

Yazının Devamını Oku

Sağlığınız için zeytinyağı için

15 Kasım 2021
KADINLAR ellerini attıkları her alanda başarıya ulaşma yeteğine sahipler.


Günümüzde kadınlar iş yaşamında oldukça aktifler ve sayısız başarıya da imza atıyorlar.
20 yılı aşkın zeytincilik sektöründe hizmet veren zeytin üreticisi ve profesyonel zeytinyağı tadımcısı (oleolog) Pelin Omuroğlu size kısa ama öz bir zeytinyağı notu hazırladı.
Bakın neler anlatıyor Omuroğlu...
Eylül ve ekim ayları Akdeniz havzası için zeytin hasat zamanıdır.
Özellikle sofralık işleme için zeytin çeşidine ve bölgeye göre farklılık gösteren bu dönem, aynı zamanda erken hasat zeytinyağı üretimi için de en ideal periyottur.
Arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan 5 bin yıllık zeytinyağı tarihine sahip Klazomenai Antik Zeytinyağı İşliği ve Urla Yarımadası’na ait erkence zeytin varyetesi için bölgenin en önemli mirası diyebiliriz.

Yazının Devamını Oku

İnmede ilk 4.5 saat

8 Kasım 2021
İNME bir insanın yaşayabileceği en ağır sağlık problemlerinden biridir.

 Yakalananlara da onun bakımını üstlenenlere de zor günler geçirtir. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Yaka, inme rahatsızlığıyla ilğili şunları paylaştı:
İnme (felç) bir nörolojik acildir. İki türlü olur: Damar tıkanıklığına bağlı iskemik inme ve kanın damar dışına çıkmasına bağlı hemorajik inme (beyin kanaması).

HER 10 HASTADAN 8’İ İSTEMİK
Toplumdan topluma görülme sıklığında bazı farklılıklar olmakla birlikte her 10 inme hastasının 8’i iskemiktir. İnme nörolojik bir acildir, çünkü inme geçirmekte olan bir kişi derhal nöroloji uzmanının olduğu bir hastaneye yetiştirilebilirse damar açıcı tedaviyle iyileştirilebilir. Uygun tedavi penceresi inme semptomunun ortaya çıkmasından itibaren ilk 4.5 saatlik zaman dilimidir. Damar açıcı tedavi ise intravenöz trombolitiktir. İlk 4.5 saat geçmişse hasta için en uygun diğer tedaviler uygulanır. Ancak en yüz güldürücü tedavinin en erken dönemde uygulanan olduğu unutulmamalıdır. Hastanın kaldırılacağı hastanenin bir inme merkezi olması önemlidir.
Hastanın yanında bulunan kişi veya kişilerin inmeyi tanıması hastanın sağ kalma şansını ve/veya sekelsiz iyileşme ihtimalini artıran ilk adımdır. Bir çalışmada yüz-kol-konuşma testiyle büyük oranda inme hastalarının tanındığı ortaya konmuştur. İngilizce bir kelime olan FAST kelimesi ile yaygın olarak tanınan bu değerlendirme şu kelimelerin baş harfleri ile oluşturulmuştur. F (Face-Yüz), A (Arm-(Kol), S (Speech-Konuşma) ve T (Time-Zaman). Anlamına gelince... Yüz: Hastayı gülümset, ağzının bir tarafında kayma var mı? Kol: Hastanın kollarını yukarı kaldır, biri daha aşağıda kalıyor mu? Konuşma: Hastayı konuştur, hiç konuşamıyor mu ya da anlamsız, saçma mı konuşuyor? Ya da seni hiç anlamıyormuş gibi mi davranıyor? Bu soruların yanıtları ‘Evet’ ise kişi felç geçiriyor olabilir. Zaman: Zaman beyindir. Uygun tedavi uygulayabilecek nöroloji hekimine ulaşmakta zaman kaybedilirse iyileşebilecek olan bir hasta hayatı boyunca felçli kalma riskiyle karşı karşıya demektir. Hasta zaman kaybedilmeden bir inme merkezine yetiştirilmelidir.

BEYİN İSKEMİYE KARŞI HASSAS
Beyin iskemiye karşı çok hassas bir organdır. Beynin birim zamanda ne kadar kan alması gerektiği bellidir. Bir damar tıkandığında, beslenemeyen beyin bölgesinin merkezindeki çekirdek bölgede kan akımı kritik bir seviyenin altına indiğinde çekirdek bölgede kalıcı hasar meydana gelir. Bu bölgenin çevresinde kollateral damarların sağladığı kan sayesinde perifere doğru gidildikçe artan kan akımı alanları vardır. Kan akımının azaldığı ancak kalıcı hasarın henüz oluşmadığı bu bölgelere kurtarılabilir doku denir. İşte akut dönemde damar açıcı tedavilerin amacı bu kurtarılabilir dokuyu tekrar ihtiyaç duyduğu kanı sağlayarak kurtarmaktır. Zaman içinde kurtarılabilir dokunun kalıcı hasar bölgesine dönüşeceği gerçeği inmeyi bir nörolojik acil yapmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Bel ağrısına dikkat

1 Kasım 2021
Bel ağrısı, yaygın sağlık sorunlarından biri haline geldi. Birden bire ortaya çıktığında ya da uzun süreli hale geldiğinde işinizi aksatabiliyor, hayatın tadını, tuzunu kaçırıyor, yaşam kalitesini ciddi ölçülerde bozuyor. Tınaztepe Galen Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Filiz Gengör, bel ağrılarının nedenleri, tanı ve tedavi yöntemlerini anlattı.

 


“Bel, kas-iskelet sistemi ağrılarının en sık görüldüğü yerdir. En çok hastaneye başvuru sebeplerinden biridir. İş gücü kaybının en sık nedenidir. Toplumun yaklaşık yüzde 80’i aktif yaşamlarının bir döneminde bel ağrısı çeker. Hastaların yüzde 90’ı iki ila üç ay içinde iyileşir. Hastaların yüzde 70’inde üç ve daha fazla tekrarlar. Bel ağrılarının yüzde 10’u kronikleşir. Bel ağrısı, genellikle vücut biyomekaniğinin zayıf olması, tek yönlü tekrarlayan yüklenmeler, bedensel aktivitenin ihmal edilmesi sonucu kas tonusunun yetersiz olması nedeniyle gelişen zorlanmalar sonucu oluşur.

KİMLER RİSK ALTINDA?
İş ve sosyal yaşamda hareketsiz olanlar (masa başı işi vb.), ağır yük kaldıranlar, tekrarlayan öne eğilmeyi gerektiren iş yapanlar, uzun süreli araç kullananlar, bel ve karın kasları zayıf olanlar, fazla kilolular, vücut biyomekaniği ve duruş bozukluğu olanlar, hamileliğin son aylarındakiler, halter gibi riskli sporlarla uğraşanlar, sigara içenler (sigara disklerin beslenmesini bozar), stres ve ruhsal gerginlik yaşayanlarda bel ağrısı görülme sıklığı artar. Bel ağrısı, kasların zorlanması ve tek taraflı yüklenmeler, postür bozukluğunun yanı sıra kireçlenmelere, bel fıtığı gibi disk patolojilerine, anklozan spondilit gibi romatizmal hastalıklara, travmatik nedenlere, kemik erimesine, enfeksiyöz durumlara, tümörlere, iç organ patolojilerinin yansıyan ağrılarına bağlı gelişebilir.


YÜRÜYÜŞ

Yazının Devamını Oku

Acil Afet Ambulans Derneği’ne büyük onur

24 Ekim 2021
MERKEZİ Belçika Brüksel’de bulunan Avrupa Acil Çağrı Numarası Birliği (European Emergency Number Association–EENA) insanların sağlığını, yaşam emniyetini ve güvenliğini iyileştirmeye katkıda bulunmayı amaçlayan bir kuruluş. Üyeleri arasında AB parlamenterleri, acil hizmet uzmanları, araştırmacılar, uygulayıcılar, teknoloji üreten firmalar olmak üzere 80 ülkeden bin 500’ün üzerinde kişi bulunuyor. Birlik, ülkelerin ulusal acil çağrı merkezleri, sağlık, emniyet ve kurtarma ekiplerinin acil durumlarda son teknolojik gelişmeler ışığında daha iyi hizmet vermesi, işbirliği ve koordinasyonu için çalışmalar yapıyor, AB’ye raporlar hazırlıyor.

 

Ayrıca her yıl uluslararası konferanslar düzenleyerek kamu kuruluşlarıyla araştırmacılar ve teknolojiyi geliştiren özel sektörün bir araya gelmesini sağlıyor. EENA tarafından düzenlenen Avrupa Acil Hizmet Konferansı bu yıl Letonya’nın başkenti Riga’da, “Fark Yaratın: Yenilik Yapın–İletişim Kurun–İlham Verin” sloganıyla 6-8 Ekim’de yapıldı. İlham verici ve yenilikçi oturumlarla dolu üç gün boyunca kamu güvenliği için yeni projeler ve fikirler, aralarında Airbus, Google, ATOS, Microsoft, Motorola ve Huawei gibi dünya çapında firma temsilcilerinin de bulunduğu oturumlarda tartışıldı.

HEPİNİZ KAHRAMANSINIZ
Konferans ve fuara ülkemizi temsilen İzmir’den Acil Afet Ambulans Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Turhan Sofuoğlu ve İzmir Demokrasi Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Sofuoğlu katıldı. EENA Başkanı Dr. Demetrios Pyrros, 2020 ve 2021’in acil servis profesyonelleri için en zorlu yıllar olduğunu ve insanların sağlığını korumak için hayatlarını ortaya koyan bu kişilere büyük saygı duyduklarını söyledi. Bu nedenle Kovid-19 pandemisi sırasında Avrupa’nın dört bir yanından gelen acil hizmetlerde çalışan yetkililerin çalışmalarını EENA’nın 112 Üstün Hizmet Onur Madalyası’yla ödüllendirmeye karar verdiklerini kaydeden Dr. Pyrros, onur madalyalarının genellikle hükümetin en yüksek ve en prestijli nişanı olduğunu hatırlattı, “Çünkü sizler bizlerin günümüz kahramanlarısınız. Sizler cesaretin, dayanıklılığın ve özverinin vücut bulmuş halisiniz” dedi.

LEYEN’DEN KUTLAMA
Hizmet ödülü alanlar arasında Türkiye’den Dr. Turhan Sofuoğlu da yer aldı. Dr. Sofuoğlu, Kovid-19 pandemisi süresince verdiği hizmetler karşılığı Avrupa Acil Çağrı Numarası Birliği’nin 112 Üstün Hizmet Onur Madalyası’yla ödüllendirildi. Konferansın açılışına video ile katılan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise katılımcılara şu sözlerle seslendi: “Avrupa Komisyonu olarak virüse karşı mücadelede ön saflarda yer alan herkesi katkıları için kutluyorum. Biz Avrupalılar acil servislerimize bu yıl geçmişe göre çok daha fazla şey borçluyuz. Tüm hayatınız toplumlarımıza bir hizmettir. Birliğimiz sadece minnetle değil, politika ve eylemleriyle de yanınızdadır. Bu hak edilmiş ödül için teşekkür ve tebrikler.”

SOFUOĞLU DA KONUŞTU

Yazının Devamını Oku

Yüzdeki lekeler ve tedavi yolları

18 Ekim 2021
CİLDİNİZ sizi sadece daha güzel, hoş ve genç göstermekle görevli değildir; sağlığınızı doğrudan etkileyen çok ama çok önemli işleri de üstlenir. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, sağlıklı bir cilt için yüzdeki lekeler ve tedavi yollarını anlattı:

 

Sonbaharın gelmesiyle birlikte leke tedavisi dönemi de başlar. Dermatoloji kliniklerinin kozmetoloji birimlerine başvuran hastalar arasında yüzde leke yakınması en fazla oranı oluşturur. Yüzdeki kahverengi lekeler farklı nedenlerle oluşabilir. Her kahverengi leke aynı hastalık olmayabilir. Dolayısıyla her kahverengi lekenin farklı tedavisi olabilir. Yüzdeki kahverengi lekeler nedeni ne olursa olsun kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkiler, hatta bazen bu nedenle hastanın sosyal izolasyonuna-eve kapanmasına yol açabilir.
Kahverengi lekenin tanısını koymak amacıyla dermatologların kullandığı cihazlardan biri Wood lambası, diğeri de dermoskoptur. Bu cihazlarla tanıda nadiren zorluk yaşandığında bir sonraki aşamada o lekeden biyopsi yöntemi ile örnek alınır. Yüzde en sıklıkla rastladığımız kahverengi lekeler efelidler (çiller), lentigolar (güneş ya da yaşlılık lekeleri), seboreik keratozlar, melazma-kloazma (gebelik maskesi) ve benler şeklinde sıralanabilir. Ben bu yazıda melazmayı anlatacağım.

NEDİR, NEDEN OLUR?
Melazma yüzde en sık görülen açık-koyu kahve, bazen mavi-gri renk değişiklikleridir. Bu lekeler en sık alın, yanaklar, burun üstü ve dudak üstü alanlarda ortaya çıkar. Gebelikte ortaya çıkarsa ‘kloazma’ adını alır. Olguların çoğunda doğum sonrası 1-5 yıl içinde düzelmekle birlikte, bazen kalıcı olabilir. Hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Hastalar mutsuz, depresif ve toplum içinde utanma gibi birçok duygu durum içinde olabilir. Uzun süren tedavi süreci hastalarda bıkkınlığa yol açabilir. Görülme sıklığı güneşle temasın en fazla olduğu yaz aylarında artarken, güneş ışınlarının azaldığı kış aylarında ise azalır. Melazmaya neden olan birçok faktör var. Bunların başında hormonal faktörler yer alır. Adet düzensizliği, kıllanması olan kişilerde, doğum kontrol ilacı kullananlarda daha sık görülür. Melazmaya neden olabilen diğer faktörler ise güneş ışınları, ışığa duyarlandırıcı ilaç kullanımı, sigara, tiroid bezi hastalıkları, psikosomatik rahatsızlıklar, bazı kozmetik kremler ve makyaj ürünleridir.

TEDAVİ SEÇENEKLERİ
Yüzde mevcut olan kahverengi lekelerin tedavisi kolay değildir. Tedavi süreci uzun ve yorucudur. Hastaların hastalıkları konusunda bilgilendirilmesi çok önemlidir. Tedavi etkinliğinin önceden tahmin edilmesinde önemli faktörlerden biri de melazmanın klinik tipidir. Klinik tipin tedaviden önce tespit edilmesi gerekir. Melazma klinik tipleri epidermal, dermal ve bunların her ikisini de içeren mikst tip melazma olarak ayrılır. Bu klinik tipler doktorun muayenesiyle tahmin edilebileceği gibi, bazı yardımcı aletlerle de saptanabilir. Melazma süresi tedaviye iyi yanıt vermede önemlidir. Hastalık ne kadar eski ise tedaviye yanıt o kadar zordur. Melazmada en iyi sonuç alınan tek bir tedavi yöntemi yoktur. Her hastanın dermatolog tarafından değerlendirildikten sonra uygun olan tedavi seçeneği ya da seçeneklerinin başlanması en doğru olanıdır. Tedavi yöntemleri bazen tek, bazen kombine, bazen de ardışık şeklinde birbirini takip etme şeklinde uygulanabilir. Lokal kullanılan kremler, kimyasal soyma işlemi, yoğun atımlı ışık, lazer tedavisinin yanı sıra radyofrekans, PRP (trombositten zengin plazma), mezoterapi de melazmada kullanılır.

Yazının Devamını Oku

Teknolojinin neden olduğu hareketsizliğe karşı fiziksel aktivitemizi artırmalıyız

11 Ekim 2021
 HAREKETLİ hayat her zaman için avantaj yaratır. Fiziksel hareket beden sağlığını en çok etkileyen unsurlardan biridir. Ayrıca fiziksel hareketin insanları mental olarak güçlendirdiği, daha sağlam bir zihin ve düşünce yapısına kavuşturduğu da bir gerçektir. Dr. Sami Tütüncüoğlu, “Telefon, tablet, bilgisayar ve TV hareketsiz yaşamı, tetikledi” dedi ve bakın neler anlattı:


Teknolojinin hızla gelişmesi günlük yaşantımızı da etkileyerek daha az hareket etmemize neden olmaktadır. Ulaşımda kullandığımız araçlar fizikse aktiviteyi direkt olarak azaltırken, internetten yapılan alışverişler, tablet ve telefon oyunları, televizyon fiziksel inaktiviteyi teşvik etmektedir.
Teknolojik gelişmeye karşı vücudumuzun aynı hızla yanıt verebilmesi için artık daha çok egzersiz yapılabilir, okullarda daha çok beden eğitimi dersi planlanabilir veya belediyeler ücretsiz olacak şekilde daha çok spor tesisi ve egzersiz yapılabilecek park alanları yapabilir.
Fiziksel inaktivite başta kas-iskelet sistemi, metabolizma ve kalp-damar sistemi olmak üzere tüm vücudumuzu olumsuz etkiler. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre en fazla ölümlere neden olan kalp-damar sistemi hastalıkları, obezite, şeker, yüksek tansiyon, metabolik sendrom ve kanserin oluşumunda risk faktörleri arasında dördüncü sıraya yükselmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre haftanın en az 5 günü 30 dakika ve üzerinde orta şiddetli egzersiz yapmıyorsak fiziksel olarak inaktif sayılıyoruz. Son 10 yılda ülkemizde fiziksel inaktivite oranı yüzde 50’ler düzeyine yükselmiştir. Bu yüzden fiziksel inaktivitenin panzehiri olan egzersiz konusu birinci basamak hekimi ve spor hekimleri tarafından önerilmelidir.

FİZİKSEL AKTİVİTE, EGZERSİZ VE SPOR NEDİR?
Hastalara egzersiz önerilince işyerinde çok çalıştığını veya evde bütün gün durmadığını belirtiyor. Ancak bu durumda kişi egzersiz yapmış olmaz. Yaptığı şeyi ancak, hareket veya fiziksel aktivite olarak tanımlamak gerekir.

Yazının Devamını Oku

Evde yaşlı birey bakım önerileri

4 Ekim 2021
HAYATINIZ boyunca güzel anılar biriktirmeye çalışın.

 

Çünkü yaşlandıkça bu anılar sizi hayata bağlar.
Birikmiş anılarınız ne kadar güzel olursa yaşlılık döneminiz de o kadar güzel geçer.
Aymira Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi Kurucusu Doç. Dr. Hüseyin Can, kısa ve öz olarak evde yaşlı birey bakım önerilerini anlattı.
İleri yaş bireyin evde bakımı oldukça zor bir süreçtir.
Hele ki bu kişi yakınınız, anne–babanız olursa ve bu ona kendi evinizde bakmak durumunda kalırsanız süreci yönetmek gittikçe zorlaşır.
Maddi-manevi anlamda birçok zorluğu beraberinde getiren bu süreci yönetmek için kısa önerilerim şöyle:

Yazının Devamını Oku