Bülent Katarcı

Padişah hastalığı

21 Eylül 2020
 GUT hastalığı yediklerinizden ve içtiklerinizden en çok etkilenen sağlık sorunlarından biri, belki de birincisi. ‘Ürik asit yüksekliği’ denince akla ilk olarak ‘gut hastalığı’ geliyor. Yaşam tarzında yapılan değişiklikler ve ilaçlar, guta neden olan ürik asit düzeylerini düşürebilir. Peki, gut hastalığı nedir? Ürik asit neden yükselir?


ŞİŞME, AĞRI, KIZARIKLIK
Eklemlerde şişme, ağrı, kızarıklık ve ısı artışıyla ortaya çıkıyor. Daha çok ataklar şeklinde seyrediyor. ‘Gut krizleri’ adı verilen bu ataklar genellikle geceleri, çoğu zaman da ağır proteinden zengin (et, balık) ve alkollü bir akşam yemeği sonrasında ortaya çıkıyor. Erkeklerde kadınlara oranlara daha fazla görülen gut hastalığı genellikle ateş, kızarıklık, şişlik ile kendisini belli ediyor. Gut rahatsızlığının nedenleri arasında eklemde biriken ürat kristalleri gösteriliyor.
Geçmişte bazı padişahların ölüm nedeni olduğu için ‘padişah hastalığı’, ‘kral hastalığı’, ‘zengin hastalığı’ gibi adlarla anılan gut hastalığı eklemlerde aniden gelişen ağrı, şişlik, kızarıklık ve hassasiyetle kendini gösteriyor. Tedavi edilmediğinde eklemlerde kalıcı hasardan böbrek yetmezliğine kadar birçok ağır hastalığa neden olabiliyor.

ORTA YAŞLI ERKEKLERDE
Hastalığın birçok kişi tarafından bilinmediğini belirten dahiliye uzmanı doktor Ömer Baran, eklem içinde ve çevresinde monosodium ürat kristalleri birikmesi sonucu ortaya çıkan bir metabolizma hastalığı olan gutun daha çok orta yaşlı erkeklerde görüldüğünü aktardı. Dr. Baran, aşırı alkol tüketimi, proteinden zengin ağır yemek, cerrahi işlemler, düşük doz aspirin ve stres gibi faktörlerin gut krizine yol açabileceğini söyledi.
Hastalığın eklemlerde ağrı, şişlik ve ısı artışı ile belirti gösterdiğini, ağırının genelde gece veya sabaha doğru başladığını ve şiddetinden dolayı hastanın ayağının üzerine basamadığını kaydeden Dr. Ömer Baran, bu hastalarda böbrek taşının daha sık görülebildiğine dikkat çekti.

Yazının Devamını Oku

Beslenme ile gelen gençlik ve güzellik

14 Eylül 2020
DENGELİ beslenme, düzenli hareket, nitelikli uyku ve iyi yönetilen stres iyi hayatın olmazsa olmazları ama iş sadece bunlarla da bitmiyor.

Dinç ve zinde olup öyle de kalmayı isteyenlerin yapmaları gereken daha pek çok iş, neticeyi etkileyen daha pek çok bileşen var. Çevresel koşullar, ekonomik imkânlar, eğitim durumu bunların en önemlileri. Bir de genç kalıp genç görünmek arzusu var ki o daha çok kendini genç hissetmekle doğrudan bağlantılı bir konu. İşte size bu konuda birkaç işe yarar ipucu. Dr. Meltem Kılıç hazırladı.
Tüm insanların, özellikle kadınların en çok istedikleri şeydir belki de daha uzun süre genç ve güzel kalabilmek. Bunu başarabilmek için yapılması gerekenler aslında çok zor değil. Ama erken başlamak ve dikkatle devam etmek gerekiyor. Başlıklara ayırmak gerekirse, ilk önce düşünmemiz gereken konu beslenme.


1. Bol su içmek.
2. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan mutlaka uzak durmak. En azından alımı kısıtlamak.
3. Alkol ve kahveyi sınırlı tüketmek.
4. Taze sebze-meyve tüketimini artırmak.

Yazının Devamını Oku

KOVİD-19 karşı örnek proje

8 Eylül 2020
 KORONA salgını sayesinde sağlımızın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden fark ettik.

Bilim ve teknolojinin önemini, modern tıbbın vazgeçilmezliğini bir kez daha anladık. Ailemizin, sosyal ve toplumsal dayanışmanın, işbirliğinin farkına vardık. Kendimizle dayanışmayı, konuşmayı, hesaplaşmayı, değer yargılarımızı gözden geçirmenin ne kadar gerekli olduğu meselesini gündeme getirdik. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Şükran Köse, Kovid-19’a karşı eğitim süreçlerinin de başarıya ulaşması için örnek bir proje başlattı.

İŞBİRLİĞİ YAPTILAR
İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Esnaf Sanatkarlar Odaları Birliği’nin de ortak olduğu “Kovid-19 Pandemisi Sırasında ve Sonrasında Hastalığın Yayılımının Azaltılması/Önlenmesi Amacıyla Farklı Toplum Kesimlerine Yönelik Eğitim Seti Hazırlanması” başlığını taşıyan proje tüm Türkiye’ye örnek olacak bir içeriğe sahip.
Prof. Dr. Köse, 31 Aralık 2019’da ortaya çıkan bu hastalığın Türkiye’de yüzde 2 mortalite ile seyrettiğini, virüsün genellikle öksürük sonucu oluşan damlacıklar yoluyla insandan insana bulaştığını hatırlattı. Yüzeylere dokunulmasından sonra kişinin kendi yüzüne dokunmasıyla da bulaş gözlendiğini, kuluçka süresinin 4-14 gün arasında değiştiğini ve hastalık süresinin de 5 gün olduğunu dile getiren Prof. Dr. Şükran Köse, henüz etkinliği kanıtlanmış bir aşının bulunmadığına ve hastalığa karşı en etkili yöntemin tedbir olduğuna dikkat çekti.

İZOLASYON ŞART
İzolasyonun önemini ve şimdiye kadar Türkiye’de alınan önlemleri anlatan Prof. Dr. Köse, projenin amacını şu sözlerle dile getirdi: “Bu proje önerisinin amacı farklı teknolojik olanaklar kullanılarak kolay anlaşılacak şekilde farklı yaş ve çalışma gruplarında bulunan kişilere yönelik pandeminin dünyada ve Türkiye’deki seyrine göre güncellenebilecek dinamik eğitim materyallerin oluşturulması olarak belirtilmiştir. Bu amaç doğrultusunda genel eğitim içeriğinin hazırlanması ve eğitsel senaryoların yazılması, uzaktan eğitim için modelin tasarlanması, içeriklerin öyküleme yöntemiyle video/animasyon olarak hazırlanması, sunum ve etkileşim için mobil uygulamaların geliştirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği kapsamında EBSO ve İESOB’ya üye firmaların da kullanabileceği nitelikte içeriklerin hazırlanması, farklı çalışma alanlarına yönelik içeriklerin düzenlenmesi, hasta ve yaşlı bakımı konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapılması ve ihtiyaca özgü basılı materyallerden oluşan eğitim setlerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir.”

EĞİTİM ÇOK ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı yaşam için öneriler

31 Ağustos 2020
HAYATINIZIN birkaç yıl daha uzaması mı, yoksa o hayatın size daha çok neşe, keyif, mutluluk vermesi mi önemli? Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Funda Aksu paylaştı:


Sağlıklı yaşam biçimi bireyin kendi sağlığına etki edebilecek tüm alışkanlık ve davranışlarını kontrol edip, sağlık durumuna en uygun alışkanlık ve davranışları seçerek düzenlemesi olarak belirlenmiştir. Bu alışkanlık ve davranış modelini süregen hale getiren birey hem sağlıklı olma durumunu sürdürebilmekte, hem de sağlık durumunu daha iyi bir seviyeye getirebilmektedir. Sağlığın geliştirilmesi bireylerin fiziksel ve mental sağlığını optimum bir düzeye yükseltmek anlamına gelmektedir. Bu hedefe ulaşabilmek için bireyin sigara, alkol ve madde kullanımından uzak durup şiddet davranışları ve sağlıksız kilo alımı gibi risk taşıyan tutumlardan kaçınması gerekir.

6 ALT GRUPTAN OLUŞUYOR
Sağlıklı yaşam biçimi davranışları 1987’de Walker, Sechrist ve Pender adlı araştırmacı grubu tarafından geliştirilmiş olan bir ölçeğe göre sınıflandırılmıştır. Bu ölçeğe göre sağlığı geliştiren ve düzelten davranışlar 6 alt gruptan oluşmaktadır: Kendini gerçekleştirme, sağlık sorumluluğu, egzersiz, beslenme, kişiler arası destek ve stres yönetimi.
Kendini gerçekleştirme bireyin sahip olduğu potansiyeli geliştirme ve yaratıcılık yeteneklerini kullanabilmesi anlamına gelmektedir. Sağlık sorumluluğu yaşla birlikte artmaktadır. Egzersizin sağlıklı yaşam üzerindeki etkisi artık tüm dünya tarafından bilinmektedir. Düzenli yapıldığı taktirde kalp sağlığı, kas kuvveti, solunum sistemi üzerine pozitif etkiler göstermekte, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, aşırı kilo ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörlerini önlemektedir. ‘Sağlıklı düşünebilmek için sağlıklı beslenmek gerektiği’ gerçeği artık bilim dünyasında kabul edilmektedir. Özellikle beslenmede kalori kısıtlamasının vücudumuzun yapı taşı olan hücrelerin sağ kalımı üzerindeki etkisi bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sosyal kabul ve onaylanma kişinin stres seviyesini düşürerek daha olumlu bir tutum içine girmesini sağlamakta ve dolaylı olarak sağlıklı yaşam davranışlarının artmasına neden olmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Beynimizi genç tutmanın 12 yolu

25 Ağustos 2020
SİZ yaşlandıkça beyniniz de yaşlanır.

 Gözleriniz nasıl eskisi kadar iyi görmüyor, kulaklarınız iyi işitmiyorsa, kaslarınız, kalbiniz 10-15 yıl önceki gücünü korumuyorsa beyniniz de kapasitesinin bir kısmını kaybeder. Beyin araştırmaları yapan bilim insanları (sinirbilimciler) beynimizi genç tutmak için 12 yol öneriyor. Türkiye Beyin Araştırmaları ve Sinirbilimleri Derneği (TÜBAS) Başkan Yardımcısı, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülgün Şengül, “Her beyin yaşla birlikte değişir, bu da zihinsel faaliyetleri olumsuz etkileyebilir. Tıptaki gelişmelere bağlı olarak yaşam süresinin uzamasıyla birlikte tüm dünyada yaşlanmaya bağlı hastalıklar da arttı. Özellikle Alzheimer ve benzeri demans (bunama) hastalıkları eskiye oranla daha sık görülüyor. 85 yaş üstü kişilerin yüzde 20-50’sinde bunama ile ilgili bulgulara rastlanabiliyor” dedi ve o 12 yolu şöyle anlattı:
1. BEYNİNİZ UYARIN: Yapılan çalışmalar zihinsel aktivitelerin beyin sinir hücreleri arasında yeni bağlantılar kurmasını sağladığını, hatta beyinde yeni sinir hücreleri oluşturduğunu gösteriyor. Böylece yaşlanma ile ölen beyin hücrelerinin yerine yenisi konabiliyor. Yeni bir yabancı dil öğrenin. Müzik aleti çalmayı öğrenin. Bulmaca çözün. Zihninizi çalıştıracak kitaplar okuyun. Stratejik düşünmeyi gerektiren briç gibi oyunlar oynayın.
2. FİZİKSEL EGZERSİZ YAPIN: Kaslarınızı kullanmanın beyninize de faydası olur. Bol bol yürüyün, aerobik, egzersiz yapın. Yapılan araştırmalar düzenli egzersizin beynin kılcal damarlarına giden kanı artırdığını, yeni beyin hücrelerinin ve bağlantılarının oluşmasını sağladığını gösterdi.
3. İYİ BESLENİN. Bol sebze-meyve, balık, tam tahıllı gıdalar tüketenlerde Alzheimer’ın görülme oranı daha düşük. Yemeklerinizde zeytinyağını tercih edin. Ceviz, badem, fındık, Omega 3 beyin için faydalı.
4. TANSİYONUNUZ KONTROL ALTINDA OLSUN: Yüksek tansiyon beyin için çok zararlıdır.
5. KAN ŞEKERİNİZ NORMAL OLSUN: Diyabet hastalığı beyin için bir risk faktörüdür. Şekerden kaçınarak ve egzersizle kan şekerinizi kontrol edin. Diyabet hasalığınız varsa ilaçlarınızı düzenli kullanın.
6. YÜKSEK KOLESTEROL BEYİNE ZARARLI: Araştırmalar kötü kolesterolün (LDL) beyin hücrelerine zarar verdiğini gösteriyor. Diyet ve egzersizle kötü kolesterolü düşürüp, iyi kolesterolü (HDL) yükseltebilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Ömrümüz uzadı

18 Ağustos 2020
PEK çok faktörün etkisiyle insan ömrü uzuyor.

Ne var ki, ömrümüzün uzayan kısmı gençlik çağlarımız değil, orta yaş ve yaşlılık dönemleri. Peki, buna ne kadar hazırız? Dünyada beklenen yaşam süresi son 15 yılda ortalama 5-7 yaş arttı. Türkiye’de ‘doğuşta beklenen yaşam süresi’ 1950’de 46 yıldı. 2000’de 66 yıl oldu. 2015’te 78 yıla (kadınlarda 80.7, erkeklerde 75.3) çıktı. Bugün Türkiye’de 65 ve üstünde 6 milyon 495 bin 239 kişi yaşıyor. Bu hesaba göre, nüfusumuzun yüzde 8 kadarı 65 yaş üzerinde. Japonya’da nüfusun yüzde 21’inden fazlası 65’inde ya da daha büyük. Almanya, Yunanistan, İtalya ve İsveç’te yaşlı nüfus oranı yüzde 20’ye yükseldi. Amerika’da 65 ve daha büyük bireylerin oranı son 100 yılda üçe katlandı. Bugün Avrupa’da doğuşta beklenen ortalama yaşam süresi 80 yıl, Afganistan’da ise 42 yıl. Dahiliye uzmanı Dr. Ülkümen Rodoplu, insan ömrünün neden uzadığını bakın nasıl anlatıyor:

BİR İYİ, BİR DE KÖTÜ HABER
Antibiyotiğin keşfi, hijyen konusunda çok ciddi yenilikler, aşıda devrim niteliğinde gelişmeler, yeni tedavi yöntemleri, teknolojik gelişmeler, sağlık hizmetlerine ve sağlıkla ilgili bilgilere erişimin kolaylaşması, yaşlanmayı geciktirmek için yapılan çalışmalar... İyi haber, herkesin ömrü öyle ya da böyle uzuyor. Kötü haber, sadece kendine bakanlar bu uzun ömürde rahat ediyor. Birçok bilimsel makaleye göre bir sonraki kuşak için 100’üncü doğum gününü görmek normal bir şey olacak. Ama ömrünüzün 30-40 yılını hasta ve yaşlı olarak geçirmek istemiyorsanız dikkat etmeniz gereken şeyler var:

100 YAŞ ARTIK HAYAL DEĞİL
Sigara ve alkol tüketimi, obezite, stresli yaşam, kötü beslenme, hareketsizlik, düzensiz uyku yaşlanmayı hızlandırırken; hobilere zaman ayırmak, hedefler belirlemek, toplumsal faaliyetlere katılmak, teknolojiye uyum sağlamak, düzenli doktor kontrolünden geçmek bireyin ileri yaşta başkasına bağımlı olmasını engelliyor. Anti-Aging tıp dergisinin yaptığı araştırmada, 60 yaşlılık uzmanından 2100 yılında dünyaya gelecek bir bebeğin ne kadar yaşacağını tahmin etmeleri istendi. Uzmanların çoğu “En az 100 yıl’ diye cevap verirken, bazıları yaşam süresinin 150, hatta 200 yıl olabileceğini söyledi. Geçtiğimiz yüzyılda insan ömrü, çiçek, sıtma, çocuk felci ve tüberküloz gibi hastalıkların kontrol altına alınması ve daha temiz çevre koşulları sayesinde uzadı. Bu yüzyılda da genetik çalışmaların insan ömrünü uzatacağı söyleniyor.


UZUN VE SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN 11 ÖNERİ

Yazının Devamını Oku

Sıcak ve nemli havalarda gebelik

10 Ağustos 2020
YAZ mevsiminde hamilelik sıkıntılı bir süreç gibi görünse de sanılanın aksine avantajları da var.

Kışın hava koşulları yüzünden eve kapanarak geçirilen hamilelik sürecine kıyasla yazın açık havada geçirilen saatler, bol sulu gıdalar ve hamilelikte en faydalı spor olan yürüme ve yüzme alternatifleri, bebeği daha konforlu bir şekilde beklemeyi sağlayabiliyor. İzmir Özel Çınarlı Kadın Doğum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Güngör Tuncay, yaz aylarında sağlıklı bir hamilelik geçirmek isteyen anne adaylarına dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı...

TANSİYON VE UYKUSUZLUK

“Gebelik, anne adayının her yönüyle kendisine daha çok dikkat etmesini gerektiren bir dönem. Çevresel faktörler, özellikle gebelik döneminde kadınları diğer zamanlara göre daha fazla etkiler. Özellikle sıcak yaz aylarında gebeliğin getirdiği yük biraz daha ağırlaşır. Bu dönemde anne, beslenmesine, giyimine, temizliğine daha çok dikkat etmelidir. Çünkü sıcak, ek bir yük olarak gebeliğe eklenir. Yaz deyince aklımıza ilk gelen sıcak ve nemli havadır. Yaz aylarında sıcak ve nem etkisiyle tansiyon oynamaları, el ve ayaklarda şişlikler, halsizlik, uykusuzluk, nefes darlığı, sıcak basmaları, avuç içi ve ayak tabanlarında yanmalar, alerjik problemler, bulantı ve kusmalardaki artış, besin zehirlenmeleri gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Bunların hepsini birden yaşamanız mümkün değildir. Ancak bir veya birkaçı gebelik yaz aylarına denk geldiği takdirde anne adayını rahatsız edebilecek sonuçlar arasındadır.”

BUNLARA DİKKAT EDİN

Gebelerin özellikle 11.00- 15.00 saatleri arasında, güneş ışınları daha dik ve etkili geldiğinden dışarı çıkmamalarında fayda vardır. 

Geniş kenarlı şapkalar, güneş ışınlarını yansıtan açık renkli giysiler ve sağlıklı güneş gözlüklerinin kullanılması yararlı olur.

Yaz aylarında herkesin ve özellikle yüksek risk grubunda olan gebelerin bilinen güneşin zararlı ışınlarının kötü etkilerini azaltan koruyucu kremler kullanmaları, gebeliğe zarar vermez. 

Gebelikte zaten az da olsa yükselmiş vücut ısısı nedeniyle yaz sıcakları, gebeliği yorucu, hatta bazen riskli kılar. Bu nedenle ter emici, rahat, hafif, kolay değiştirilebilir ve yıkanabilir giysilerin tercih edilmesi gerekir.

Yazının Devamını Oku

Yemekle ilişkiniz hayatla ilişkinizdir

3 Ağustos 2020
NEYİ, nasıl, ne zaman, nelerle birlikte yemeliyim sorusunun yanıtlarını merak ediyorsanız buyurun...

Psikolog Yasemin Karaçay, yiyeceklerle aramızda olması gereken sağlıklı ilişkiyi ve sürekli yemek yeme isteğini azaltacak önemli tavsiyeleri şöyle anlattı:
Elbette atılacak ilk önemli adım, yiyeceklerle nasıl bir ilişkiniz olduğunu tespit etmek olmalı. Sağlıksız bir ilişkinin ifadeleri şunlar olabilir: Her zaman açım. Hiçbir zaman açlık hissetmem. Zayıflamama yardımcı olur düşüncesiyle açlığımı görmezden geliyorum. Aç olmadığımı biliyorum, ama yine de yiyiyorum. Acıktığım zaman önümde ne varsa yerim. Tıka basa doyana kadar yerim. Sağlıksız gıdalar yerken kendimi durdurmakta zorlanıyorum. Yemeği yemek saati geldiğinde yerim. Tüm gün boyunca o gün ne yiyeceğimi düşünüyorum. Ne yemem gerektiği konusunda kafam karışık. Bence sağlıklı yiyecekler çok sıkıcı. Bazı yiyecekleri yediğimde kendimi suçlu hissediyorum. Zayıf insanların benim gösteremediğim iradeyi gösterdiklerini düşünüyorum. Bazı yiyecekleri mucize olarak görüyorum. Bazı yiyecekleri asla yememem gereken zehir olarak görüyor ve onlardan kaçıyorum. Sıkıldığım, sinirlendiğim, üzüldüğüm, yalnız hissettiğim, yorgun olduğum zaman yemek yerim. Kendimi yemekle ödüllendiririm, yemek yiyerek rahatlatırım.
Egzersiz yapmaktan nefret ediyorum. Egzersiz yapmaktan zevk almıyorum ama istediklerimi yiyebilmek için mecburen yapıyorum. Çok yediğim zamanlar daha çok egzersiz yapıyorum. Denemediğim diyet kalmadı. Ya diyet yapıyorum ya da çok fazla yiyiyorum. Yeni bir diyete başlamak istemiyorum ancak başka bir alternatifim yok. Diyetle zayıflayamıyorken diyet yapmazsam daha fazla kilo alırım.
Acaba bu ifadelerden size tanıdık gelen var mı? Eğer varsa, günlük hayatınızda ne kadar sıklıkla yer alıyor?
Sıklıkla yer alması yemeğin hayatınızda başrolde olduğu anlamına gelebilir mi? Sizce başrolde olması sağlıklı bir yaşam sürmenize katkı mı sunar, yoksa engel mi olur? Yiyeceklerle ilişkinize dair tespit ettiğiniz tutumlarınızla insanlarla olan ilişkilerinizdeki tutumlarınız arasında bir benzerlik gözlemliyor musunuz?
Yemekle ilişkiniz, hayatla ilişkinizdir!

Yazının Devamını Oku