Bülent Katarcı

Koronavirüs ve spor

27 Temmuz 2020
BULAŞICI Hastalıkları Önleme Derneği Başkanı, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastenesi Enfeksiyon Hastalıkları ve İmmünoloji Alerji Uzmanı Prof. Dr. Şükran Köse, korona sürecinde enfeksiyonun bulaşmaması için spor faaliyetlerinde dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.


* Mümkün olan yerlerde sportif faaliyetler dış ortamlarda yapılmalıdır.
* Tesis, havalandırma sistemleri yürütülen faaliyetler için uygun olmalı ve yüksek verimli hava filtreleri kullanılmalıdır.
* Fiziksel olarak uygunsa, pencere ve kapıları açarak doğal havalandırma tercih edilmelidir.
* Hapşırma ve öksürmeyi önlemek için baskın kokulu oda spreyleri ve parfümler kullanılmamalıdır.
* Aynı anda daha az kişinin bulunması sağlanmalıdır.
* Tesisteki tüm çalışanlara gerekli eğitimler verilmelidir.

Yazının Devamını Oku

Süt dişlerine dikkat!

20 Temmuz 2020
İLK dişi çıktığında büyük sevinçle karşılanan diş çıkarma dönemi, bebek ve anne-babaları biraz zorlayabiliyor.

Bu dönemi rahat geçirmeniz ve çocuğunuzun ağız-diş sağlığını koruyabilmeniz için Ege Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Pedodonti (Çocuk Diş Hekimliği) Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Rıza Alpöz’ün sizlere önerileri var.
Diş çürüğü insanlık tarihi kadar eski bir hastalıktır. Başlıca etkeni ‘Streptococcus mutans’ isimli bakteridir. Çocuk doğduğu zaman ağzında çürük yapıcı hiçbir bakteri bulunmaz. Ancak 6’ncı aydan itibaren bu bakteri diş sert dokuları üzerinde kolonize olmaya başlar. Ülkemizde 3-12 yaş grubunda çürük prevalansı yüzde 98 civarındadır. Hazır ve katkılı gıdalar, glukoz, fruktoz ya da mısır şurupları, nişasta bazlı şeker, boyalı şekerli ürünler, çocuklarımızın hem genel, hem de diş sağlığını tehdit eder.

ALTTAN GELENİ ETKİLER
Süt dişleri daimi dişlerin sağlıklı olarak oluşup sürmelerini sağlayan çok önemli rehberlerdir. Daimi dişlerin oluşumu ve çenelerin gelişimi esnasında hem fonksiyonu sağlarlar, hem de kalıcı dişlerin sürecekleri yolu oluştururlar. Çocuğun konuşması, beslenmesi ve alttan gelecek daimi dişlere yer tutması açısından çok önemlidirler. İltihaplı ya da çürümüş bir süt dişi, altında gelişen daimi dişin oluşumunu yavaşlatır veya bozar. Süt dişindeki harabiyetin durumuna göre bu çok hafif bir hasar olabileceği gibi, ileride daimi dişin tam fonksiyon görmesini engelleyecek ya da çürüğe dayanıksız hale gelmesine sebep olacak bir hasar da olabilir. Ön dişleri çürük nedeniyle tamamen harap olmuş bir çocukta estetik ve konuşma bozukluğunun yanında beslenme bozuklukları da ortaya çıkar.

BİBERON ÇÜRÜĞÜ NEDİR?
“Erken çocukluk çağı çürüğü” demektir. Sadece biberonla uzun süreli beslenmeyle değil, anne sütü ile 1 yıldan fazla beslenen çocuklarda da görülür. Nedeni, anne sütünde bulunan doğal bir şeker olan laktozdur. Eğer şekerli meyve suyu, ballı ya da şekerli süt gibi sıvıları biberonla gece yatarken çocuğumuza veriyorsak çürük riskimiz yüksek olur. Son yıllarda biberon çürüğünün görülme sıklığında ciddi bir artış gözlenmektedir. Bunun nedenleri arasında şekerli gıdaların çocuklarda çok sık tüketilen gıdaların başında olması ve diş fırçalama alışkanlığının hiç olmaması ya da az olmasıdır. “Süt dişidir nasıl olsa alttan yenileri gelir” düşüncesi tamamen yanlıştır.

NELER YAPMAMIZ GEREK?

Yazının Devamını Oku

Bebeklikten yaşlılığa hastalıksız yeni hayat

14 Temmuz 2020
GÜNLÜK hayatınızda yapacağınız küçük değişikliklerle hastalıklardan korunup sağlıklı, mutlu ve uzun bir ömür yaşamanız mümkün.

Sağlıklı ve uzun bir ömür herkesin en büyük dileği. Ama bunun için çaba göstermek gerekiyor. Dahiliye uzmanı Dr. Ümit Yoket, bebeklikten yaşlılığa hastalıksız yeni hayatı anlattı:


ANA RAHMİNE DÜŞTÜĞÜMÜZ AN
Sağlıklı bir yaşam için öneriler ana rahmine düştüğümüz andan itibaren başlar. Burada anne ve babanın sağlık durumlarının ve genetik yapılarının nasıl olduğunun bilinmesi, bunu hekimleri ile paylaşıp danışmaları ilk akla gelecek adımlardır.
Artık günümüzde rahimdeki bebeğin genetik problemlerinin olup olmadığının saptanması rutin uygulamalardan biridir. Hamilelik esnasında gestasyonel diabetes mellitus, gebelik hipertansiyonu olarak bilinen eklampsiye kadar gidebilen durumlar, hipotiroidi, anemi, hormonların, vitaminlerin ve minerallerin durumu, fetusun normal gelişimleri üstünde direkt etkili olan ve bireyin doğduğu andan itibaren nasıl bir yaşam süreceğini belirleyen faktörlerdir.
Doğumdan itibaren öncelikle uygun süre anne sütü ile beslenme özellikle bağışıklık sistemimiz açısından, sonrası için de yaşamsal değeri olan en önemli faktördür. Aşılanma tablosuna uyulması, dengeli beslenme, uyku süreleri, özellikle karbonhidratlar dediğimiz başta şeker ve undan, ileri yıllarda da fast-food değimiz hamburger, cipsler ve şekerlemelerden uzak durulması ilk yıllardan yaşamın sonuna kadar başa gelebilecek hastalıklardan korunmada birinci derece önem taşır.
Toplumumuzun üçte birinin şeker, yine üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu hatırlarsak, bunlara bağlı obezite, damar, kalp ve beyin, böbrek hastalıkları ve hatta kanser çeşitlerinden korunmada yukarıda belirttiğimiz uyarılara uygun davranmak yaşamımız boyunca sağlıklı olmamızın önünü açacak temel yapı taşlarıdır.

Yazının Devamını Oku

Kovid-19 salgınında kronik kalp hastalarına özel takip

7 Temmuz 2020
AYDIN Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hasan Güngör, Kovid-19 sürecinde kronik kalp hastalarının yakından takip edilmesi gerektiğine dikkat çekti, şunları paylaştı:

 


“Her ne kadar telefon veya sosyal medya üzerinden bazı sorunlar çözülebilse de, doğru olan, hastanın hekim tarafından görülmesidir. Takiplerin düzenli yapılamaması ve hastaların virüs korkusu ile şikayetlerini gizlemesi kötüleşmiş bir şekilde acil servislere başvuruyu veya istenmeyen sonuçları artırdı. Ölümlerin bu dönemde büyük çoğunluğunun 60 yaş üzerindeki kişilerde meydana geldi ve erkek hastalar daha çok kaybedildi. Ölen kişilerin yüzde 70’inde hipertansiyon, yüzde 35’inde diyabet, yüzde 30’unda kalp damar hastalığı, yüzde 20’sinde atriyal fibrilasyon isimli ritim bozukluğu mevcut.
Virüsün en önemli özelliği öncelikle enfeksiyon zemininde birçok inflamasyon ilaçlarının bırakılmasına sebep olarak hem kalp krizini tetiklemesi, hem de pıhtılaşmayı artırmasıdır. Buna ek olarak virüs direkt kalp kasına saldırarak miyokardit ismini verdiğimiz kalp kası iltihabına yol açmaktadır. Bu durum ya yeni kalp yetersizliğine yol açmakta veya zemindeki kalp yetersizliği miktarını artırmaktadır. Sonuçta kalp yetersizliği nedeni ve ölümcül ritim bozukluğu nedeniyle hastanın kaybedilmesine neden olmaktadır.
Özellikle stent takılmış ya da koroner arter hastalığı olan olguyu ele alırsak, kan sulandırıcı ilaçlarını kesmesi stentlerin pıhtılaşmasına veya yeni krizlerin oluşmasına yol açar. Tansiyon ilaçlarını aksatan kişilerde yüksek kan basıncına bağlı beyin kanaması, inme, kalp krizi ve kalp yetersizliğinde kötüleşme görülmesi muhtemeldir.
Kalp yetersizliği ilaçlarını bırakanlarda vücudun tekrar su toplaması ve akciğer ödemi dediğimiz tablo görülebilir. Kapak değişim ameliyatı yapılmış veya atriyal fibrilasyon nedeniyle özel takip gereken kan sulandırıcı kullananlarda dozun az gelmesi pıhtılaşmanın artmasına bağlı felç veya kapağın tıkanması gibi çok ciddi sıkıntılara, dozun fazla gelmesi de ölümcül kanamalara yol açabilir.


Yazının Devamını Oku

Hayatın dişli çarkları

22 Haziran 2020
GÜNÜMÜZÜN en yaygın sorunlarından stres pek çok soruna yol açıyor. Hayatımızda yapacağımız küçük değişiklikler, alacağımız yeni kararlar, hobiler ya da soruna biraz farklı açıdan yaklaşmak stresle mücadele etmede etkili olabilir. İzmir İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Mehmet Burak Öztop, hayatın dişli çarklarını bakın nasıl anlatıyor...

 


“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...”
Osmanlı İmparatorluğu’nun tahtına sahip Kanuni Sultan Süleyman’ın bütün zenginliklerin üstünde tuttuğu sağlık kavramını Dünya Sağlık Örgütü şu üç temel iyilik haline bağlar:
Bedensel iyilik: Vücudu oluşturan doku ve organlarda eksiklik, işlev bozukluğu, mikrop taşıma gibi durumların olmaması hali.
Ruhsal iyilik: Yaşına uygun olarak düşünebilen, düşündüklerini anlaşılır şekilde ifade edebilen, başkalarını anlayabilen, kendisiyle barışık olma hali.
Sosyal iyilik: Nerede, nasıl davranacağını ve sorumluluklarını bilip, insanlarla iyi ilişkiler içinde olup çevresiyle barışık olma hali.

Yazının Devamını Oku

Kilolarınızdan kurtulmak için 13 altın kural

16 Haziran 2020
FAZLA kiloları vermek ve verdikten sonra geri almamak elbette kolay değil.

Kilo sorununuz mu var? Çözümü başkalarında değil, kendinizde arayın. Sorununuz 3-4 kiloluk geçici bir yağlanmaysa tabii ki yola size özel bir diyet uygulayarak başlayabilirsiniz. Ama problemin boyutları biraz daha büyükse, lütfen önce, “Neden kilo aldım ve vermede neden zorlanıyorum?” sorularının yanıtlarını arayın. Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Dr. Sinan Altıner, kilolardan kurtulmak için yapılması gerekenleri maddeler halinde anlattı:
1. Daha uzun aralıklarla daha az sayıda öğün yemek (aralıklı oruç), insülin salgılama sıklığını azaltacağı için birçok insanda kilo verdirmekte veya korunmasında etkili oluyor.
2. Yemenin zamanlaması kalori miktarı kadar önemli. Metabolizmanın çalışması günün erken saatlerinde (yaklaşık öğleden sonra saat 15.00’e kadar) daha verimli ve hızlı olduğu için günün daha erken saatlerinde beslenmek özdeş oranda kaloriyi akşam yemeğinde tüketmeye göre kilo açısından daha olumlu sonuçlar verebilir.
3. Yemekleri yediğiniz tabakların büyüklüğü ve tabağa ne kadar yemek koyduğunuz da kalori tüketimini etkiler. Daha küçük tabaklarda, küçük çatal ve kaşıkla yemek, her lokmayı 32 kez çiğnemeyi hedeflemek ve bir lokma bittikten sonra bir sonraki lokmayı almak en doğru yöntem.
4. Egzersiz ve spor yalnızca kilo vermek için değil, kemik erimesini önlemek için de son derece önemli. Kemikler tıpkı kaslar gibi çalıştırıldığı sürece güçlü kalır.
5. Tükettiğimiz şeker pankreasımızın insülin salgılaması ile yağ hücreleri tarafından toplanır ve yağa dönüştürülür. Ayrıca bağımlılık yapabilir.
6. Karbonhidrat tüketiminin aşırı kısıtlandığı ketojenik diyetin birçok potansiyel yararı bulunuyor. Ancak ketojenik diyet bir doktor ve diyetisyen denetiminde uygulanmalı.

Yazının Devamını Oku

Horluyor musunuz? Bu yazı sizin için

8 Haziran 2020
KRONİK yorgunluğunuzun ve ne kadar uyursanız uyuyun hemen her güne yorgun ve bitkin uyanmanızın arkasında gizli bir uykuda solunum durması sendromu, yani uyku apnesi meselesi olabilir.

 

Ento Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nin kurucularından Opr. Dr. Ümit Filiz, horlama hakkında bilmediklerinizi anlattı:

ERKEKLERDE DAHA FAZLA
“Horlama aslında uykudayken üst solunum yollarında gelişen tıkanıklığa bağlı hızlanan hava akımının çevre dokuları titreştirmesiyle oluşan ses demek. Sadece Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişinin horladığı düşünülüyor. Toplumdaki kadınların yüzde 24’ünün, erkeklerin ise yüzde 40’ının düzenli olarak horladığı saptanmış bulunuyor. Yüksek sesle horlayan insanların yaklaşık yarısında ciddi sorunlara yol açabilen uykuda solunum bozuklukları görülüyor. Bunlardan en sık ve önemli olanı ise tıkayıcı uyku apnesi olarak adlandırılıyor.”

TIKAYICI UYKU APNESİ
“Uyku sırasında tekrarlayan üst solunum yolu tıkanması veya daralmasına bağlı atakların ve eşlik eden kan oksijen seviyesinde azalmanın geliştiği bir klinik tablo. Bir gecelik uykuda saatte ortalama beş defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren nefes durması geliştiğinde klinik olarak tıkayıcı uyku apnesi tanısı konulur. Sıklığının yüzde 1-5 olduğu bildiriliyor. İzmir’de 2.5 milyon insan olduğu düşünülürse, 25-125 bin arasında tıkayıcı uyku apneli hasta olduğu tahmin ediliyor. 65 yaş üzerindeki erişkinlerde kadınlarda yüzde 9, erkeklerde yüzde 24 olarak saptanmıştır.”

KALP SAĞLIĞINA DİKKAT

Yazının Devamını Oku

Şikayet yokken check-up yaptır

31 Mayıs 2020
SAĞLIĞIMIZ önemli. Hastalıkları önleme ve erken teşhisin yolu fiziksel ve kimyasal beden taramalarından geçiyor.

 Bu taramalara kısaca “check-up” deniyor. İmkanı olan herkes bu taramalardan yılda bir defa geçiyor. Neticede sağlığının ne durumda olduğunu anlayıp, bazı tehlikelere karşı önlem alıyor. Karataş Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Radyoloji Uzmanı Dr. Ümit Derundere “Check-up şikayet yokken yapılır” diyor ve şöyle anlatıyor;
* Hocam, ama benim hiçbir şikayetim yok ki...
Son yıllarda duyduğum en çok ve en dikkatimi çeken cümle. Bu cümleyi neden? Ne zaman? Kim söylüyor?
Hasbelkader check-up yaptıran ve herhangi bir organında tümör başta olmak üzere herhangi bir hastalık tespit ettiğimiz hastaların ifadeleri...
* Neden kişi buna inanmak istemiyor?
- Önceleri tıp teknolojisi bu kadar ileri değilken biz doktorlar hastalıkları özellikle kanseri ileri evre (evre 3-4 ) tespit ederdik
- Hastalar da şikâyeti yokken hastaneye, doktora gelmezdi. Hal böyle olunca şikâyeti olan hasta eğer kanserse zaten evre 3-4 idi. Yani nerdeyse çogu ameliyat edilemez durumdaydı.

Yazının Devamını Oku