"Bülent Katarcı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Katarcı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bülent Katarcı

Bülent Katarcı

‘Alzheimer’den korunmak mümkün

25 Şubat 2019

 

Ortalama yaşam süresi uzayıp yaşlılıkta geçirilen süre belirginleştikçe yani 70’li yaşlar geçilip 80, 90’lara yaklaşıldıkça alzheimer sıklığı artıyor. Bu da yaşlanan herkesi az ya da çok korkutuyor. Peki, onu önlemek, en azından biraz daha geciktirmek mümkün mü?
Özel Tınaztepe Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Egemen Vardarlı ‘kısa ama öz’ alzheimer notu hazırladı. Bakın neler anlatıyor Dr. Vardarlı:
“Alzheimer hafıza, davranış, sosyal ve günlük işlerimizi bozan bir hastalık. Uzun ve yıpratıcı bir süreç içinde şiddetlenen, maalesef günümüzde tedavisi olmayan bir durum. Alzheimer hastalığında beynin özellikle hafıza bölgelerini tutan ve gittikçe yayılım gösteren plaklar olur. Hastalığı bu plaklar mı yapıyor yoksa bu plaklar hastalık sırasında mı oluşuyorlar henüz belli değildir. Hastalığın ilk belirtileri başlamadan yaklaşık 10 ile 20 yıl öncesinden beyin hasarlanması başlamaktadır. Bu dönemde kişinin hiç şikayeti yoktur ve tüm faaliyetleri normaldir. 65 yaş ve üzeri nüfusta görülme oranı yüzde 6-10 arası değişir. Kadın ve erkek cinsiyetinde tutuluş hemen aynı orandadır. Hastaların yüzde 90’dan fazlasında genetik geçiş olmadığı bilinmektedir. “

TEDAVİ YOLLARI
Maalesef günümüzde hastalığı tedavi etmek mümkün olmamaktadır. Kullanılan ilaçlar şikayetleri bir miktar azaltmakta ve kötüye gidişini biraz yavaşlatabilmektedir. Ayrıca bazı psikiyatrik bulgular da ilaçla yatıştırılabilmektedir. Hastanın bakımı çok zordur ve aileden tek kişinin üzerine yıkılmamalıdır, sonuçta er veya geç bu bakımı veren kişi tükenecektir. Bakım veren kişinin mutlaka destek görmesi ve haftanın 2 günü hastadan ayrılarak dinlendirilmesi gerekir.

 

HASTALIĞIN EVRELERİ

Yazının devamı...

Katarakt tedavisinde en yeni yöntemler

18 Şubat 2019


Yaşlanan, ömrü uzayan bir toplumuz. Bu güzel ve olumlu bir gelişme. Ne var ki yaşlanmanın da kendine has bazı sorunları var. “Yaşlılık hastalıkları” diyoruz biz bu sorunlara. Yaşlandıkça her organda olduğu gibi gözlerde de bazı değişmeler oluyor. Göz yaşlanmasının yarattığı sağlık sorunlarının başında ise katarakt geliyor.
Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, bugüne kadar binlerce insana ışık olan deneyimli bir hekim. “Kısa ama öz” bir “katarakt” notu hazırladı...

GÖRME AZALMASINA DİKKAT
“Eskiler, yaşlıların görme becerilerinin azaldığını anlatırken, “Gözüne perde inmiş” derlerdi. Tıp dilinde katarakt adını alan bu sorun, gözbebeğimizin arkasında bulunan, görüntüye netlik ayarı yapabilen merceğin şeffaflığını yitirmesinden kaynaklanır. En sık görülen katarakt tipi yaşa bağlı olan “senil” katarakttır.
Başka bir hastalığın (öncelikle şeker hastalığı), bir ilaç kullanımının (kortikosteroid) ya da uzun süre radyasyona maruz kalmanın yarattığı katarakt ve bir darbeye bağlı oluşan katarakt daha seyrek görülür. Kişiye göre değişen hızda ilerleyen ve körlüğe kadar gidebilen görme azalması, kataraktın ilk belirtisidir. Gözbebeğinin rengi siyahtan griye, hatta kirli beyaza döner. Çevre daha karanlık algılanır. Bulanık görme başlar. Renkler parlaklığını yitirir. Göz önünde bir “tül perde varmış” gibi hissedilir. Şeker hastalarında, ailesinde katarakt sorunu bulunanlarda, güneş ışınlarına (UV) daha fazla maruz kalan tropikal kuşakta ya da dağlarda yaşayanlarda, radyoterapi görmüş olanlarda, meyve ve sebzeden yoksun beslenenlerde, sigara içen, aşırı alkol tüketenlerde katarakt olasılığı daha fazladır.
Göz hastalıkları uzmanı tarafından zorunlu olduğu bildirildiğinde, gözün lensinin çıkarılıp yerine yapay bir lens takılması işlemi planlanır. Bu, günümüzde en sık yapılan operasyonlardan biridir. Henüz yeterince ilerlemeyen olgular ise bekletilebilir. Katarakt oluşmadan, henüz 60’lı yaşlara bile gelmeden bazı önlemler alınabilir. Sigarayı bırakmak, güneş gözlüğü kullanmak, yeterince sebze ve meyve tüketmek, kan şekeri düzeyini kontrol altında tutmak akla gelen ilk önlemlerdir.”

 

Yazının devamı...

Kanserin ilacı erken teşhis

11 Şubat 2019

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2012’de 8.2 milyon kişi akciğer, karaciğer, mide başta olmak üzere çeşitli kanserler yüzünden hayatını kaybetti. 2030’da kansere bağlı ölümlerin 13.1 milyon kişiye kadar çıkacağı öngörülüyor. Hal böyleyken önleyici sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve erken teşhis her şeyden önemli hale geliyor.
Kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ifade eden onkoloji ve radyoterapi uzmanı Prof. Dr. Münir Kınay, “Yeter ki en küçük bir şikayette hekime koşulsun, nasıl olsa geçer diye ihmal edilmesin” dedi. Kınay, uyulması gereken kuralları ise şöyle sıraladı:

BU KURALLARA DİKKAT
* Erken tanı ve doğru tedavi hayat kurtarır.
* Tanı ve tedavi multidisiplinerdir. Yani tek bir hekim her şeyi bilmeyebilir. Uzmanlaşmış bir hastaneye başvurmanız önerilir. Böylece hekimler, birbirleriyle konuşup karar verecek ve size en uygun tedaviyi önerecektir.
* Önce radyolog ilgili yerinizin filmlerini çekecek, bir cerrah parça alacak veya hastalığı tamamen çıkaracaktır ve bu aldıklarını patolog denilen uzmana yollayacaktır. Patolog ilgili parçaya bakacak ve ismini koyacaktır. İsmi konulan hastalığınız bir toplantıda enine boyuna tartışılacak ve uygun tedavi kararı verilecektir.
* Üç tür ana tedavi vardır: Cerrahi, kemoterapi (ilaç tedavisi) ve radyoterapi (ışın tedavisi). Cerrah hastalığı yeteri kadar çıkarmışsa tekrar ameliyat yapılmayabilir ve verilen karara göre çıkarılan yerde hastalık tekrarlamasın diye radyoterapi uygulanabilir veya hastalık kan yoluyla uzağa gitmesin diye kemoterapi yapılabilir. Bazen hem kemoterapi hem de radyoterapi beraber uygulanabilir. Bazen de hedeflenmiş ilaçlarla direkt hastalığa kemoterapi yapılabilir. Bu tedaviler yapılmış olan büyük çalışmaların sonuçlarına göre değerlendirilmektedir.

Yazının devamı...

Kanseri 12'den vuran 12 besin

29 Ocak 2019

Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Hekimi Fitoterapist Dr. Serdar Özgüç, kanser savaşcısı besinleri şöyle sıralıyor:
1- Brokoli, karnabahar, lahana, turpgiller: İçerdikleri “Sulforafan” maddesi kanser savaşcısıdır. Özellikle, brokolinin tohumdan yeni çıkmış 4-5 günlük filizlerinde sulforafan oranı çok yüksektir.
2- Domates: İçerdiği “Likopen” maddesi kanser savaşcısıdır. Domates ısıtıldığında ve hatta pişirildiğinde likopen serbest kalan miktarı önemli ölçüde artar. Bu işlemin zeytinyağı ile yapılması faydayı artırır.
3- Kereviz: Detoks sebzesidir. İçerdiği Luteolinzehirli maddelere karşı oluşan karaciğer hasarlarını önlemektedir. Apigenin maddesi de kanser hücrelerinin intihar etmesini sağlamaktadır.
4- Alabaş: Dört mevsim bulunabilen bir sebzedir. Yüksek derecede antioksidan özellikli. Hem yaprak hem de yumru kısmı rendelenip salataların içinde tüketilebilir.
5- Cennet hurması: Detoks meyvesidir. Zararlı atık maddeleri vücuttan temizler, toksik maddelerin etkisini azaltarak hücre hasarını engeller. Karaciğer dostudur. “Lutein ve beta karoten” içerdiği için bağışıklık sistemini destekler.
6- Pancar: Folik asit, A ve C vitaminlerince zengindir. “Beta karoten, betain ve likopen” içeriği ile yüksek antioksidan özellik gösterir.

Yazının devamı...

Spor kalbi koruyor

14 Ocak 2019

 

Çünkü kalp, artık genç yaşlı demiyor. Kalp hastalıkları ölüme sebebiyet veren hastalıklar arasında kanserden daha ön sırada yer alıyor.
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Güngör, günümüz yaşam koşullarının kalp ve damar hastalıklarına etkilerini, son yıllarda gelişen tedavi yöntemleri hakkında ve genç yaşlardayken de dikkatli olunması gerektiğine ilişkin şu bilgileri verdi:

KALICI HASARLAR

Bilindiği gibi kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm, dünyada en sık ölüm nedeni. Kalp damarlarında zamanla oluşan plak adını verdiğimiz kireçlenme zemininde meydana gelen yırtık sonucunda o bölgeye hızlı bir şekilde pıhtılaşma oluşturucu maddeler toplanmakta ve damarın tıkanmasına bağlı ani ölüm meydana gelmekte ya da kalp kasında ciddi hasarlar oluşabilmektedir. Normal şartlarda erkeklerde 40 yaş, kadınlarda 50 yaş sonrası kalp krizi riski artıyor.
Ancak günümüzde tüm dünya genelinde ve Ege Bölgesi’nde de bu konseptin değiştiği ve kalp krizi görülme yaşının giderek düştüğü görülüyor. Gençlerde kalp krizi diyebilmek için 40 yaş altı insanlarda görülmesi ve klinik bulguların kalp kriziyle uyumlu olması gerekiyor. Her genç yaşta görülen ölüm kalp krizine bağlı olmayabilir. Doğuştan kalp hastalıkları ve ritim bozuklukları da gençlerde ani ölüme neden olabiliyor.

KRİZ YAŞI DÜŞÜYOR

Bizler Ege Bölgesi halkı özelinde de artık kalp damarlarının tıkanmasına bağlı kalp krizi yaşının giderek düştüğünü maalesef görmekteyiz. Toplumda dengesiz beslenmenin giderek yaygınlaşması, meslek hayatındaki stresinin giderek artması, sigara tüketiminin yaygınlaşması, hareketsiz yaşam, doğuştan ailesel kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı ve bazı özellikli vakalarda uyuşturucu madde kullanımı, kalp krizinin genç yaşta görülmesinde etkili. Ege Bölgesi’nde aktif olarak çalışan ve 24 saat kalp krizi için acil anjiyo yapabilen birçok hastane mevcut. Bu hastanelerde toplam onlarca anjiyo cihazı olmasına rağmen, yoğunluk her geçen gün artıyor.

Yazının devamı...

Kaliteli uyku kaliteli yaşam

7 Ocak 2019

Horlayanların birçoğunda uyku apnesi bulunuyor ancak çok bilinmiyor. “Uykuda nefesin durduğunu nasıl anlayacağız?” derseniz, yanınızda onu gören biri bu durumu fark edebilir. Konuyu Tınaztepe Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Koca anlattı.

KALPTE STRES OLUŞUR
Uyku sırasında üst solunum yollarını kontrol eden kaslardaki gevşemenin gereğinden fazla olması sonucu, solunum esnasında giren çıkan havanın titreşimleriyle “horlama” sesleri oluştuğunu belirten Koca, bazen de hava yolunun tam tıkanarak solunumun geçici olarak tıkanabildiğine dikkat çekti. Koca, “Apne olayında en az nefesin 10 saniye kesilmesi ve nefes durmalarının saatte en az 5 defa tekrarlamasıdır. Hastalar uykularında tekrarlayan nefes durmalarıyla adeta boğulurcasına uyumaya çabalar. Her bir apne esnasında, oksijen düşer, beyinde ve kalpte stres oluşur” dedi. Her gece tekrarlayan bu durumun yaşam kalitesini de etkilediğini söyleyen Koca, uyku apnesinin bildiğimiz birçok hastalıkla ilişkili olduğunu, bazılarının tamamının sebebi, bazılarında ise durumu kötüleştirici etki yapan bir unsur olduğunu söyledi.

TEŞHİS VE TEDAVİ
Bu durumları, “Düzensiz Kalp atışları, kalp büyümesi, kalp krizi riskinin artması, yüksek tansiyon, inme, kan şekeri düzensizlikleri, aşırı yorgunluk, trafik kazaları, iktidarsızlık, kontrol edilemeyen şişmanlama, uykuda terleme, depresyon, anksiyete ve uykuda ölüm olarak sıralayan Koca, teşhis ve tedavi yöntemleri ile ilgili olarak ise şunları söyledi:
“Uyku apnesi tanısı polisomnografi (uyku testi) testiyle konulur. Hasta 1 gece hastaneye yatırılarak uyku esnasındaki aktiviteler (beyin dalgaları, kas hareketleri ve göz hareketleri, ağız ve burundan solunum, horlama, kalp hızı ve ritmi, bacak hareketleri) elektrot adı verilen küçük altın disklerin başa ve cilde yapıştırılmasıyla kaydedilir. Hastalığın ağırlığına göre tedavi planlanır. Tedavide en önemli seçeneğimiz CPAP dediğimiz cihazlardır. Burundan ya da burun-ağızdan uygulanan maskeyle basınçlı hava üfleyen bu cihazlarla horlama ve uykuda nefes durmaları engellenir. Bazı hafif ve KBB bakısında darlık yeri tespit edilen hastalarda cerrahi operasyonlar yararlı olabilir ancak ağır hastalarda cerrahi tedavi tercih edilmez.”

Yazının devamı...

Yaşam enerjisine destek tedavisi

31 Aralık 2018

 


İzmir’de ‘tamamlayıcı tıp’ı temel alan tedavi yöntemlerini kliniğinde uygulayan Op. Dr. Mustafa Erşin, frekans tıbbının öne çıkan yöntemlerinden olan Magnetoterapi ve Matrix Ritim Terapisi’ni anlattı.
* Öncelikle ‘Magnoterapi’ nedir?
Magnetoterapi canlıların yaşamsal olarak ihtiyaç duydukları manyetik alanın terapi amacıyla uygulanması esasına dayanıyor. Tarihçesinin 3 bin 500 yıl öncesine kadar uzandığı biliniyor. Vücudumuz dünyanın doğal olarak ürettiği manyetik alanla beslenir, onun bozulması veya yetersizliği karşısında hücresel düzeyde başlayan birtakım bozulmalar oluşur. Magnetoterapi, hastalıkların oluşma süreçlerinde ortaya çıkan eksiklikleri gidermek amacıyla hücrelerimize destek verir. Tedavi süreçlerinde tüm tıbbi, cerrahi veya semptomatik uygulamaların desteği konumundadır. Direkt etki olarak ortaya çıkan özellikleri ise başta ağrı giderici etkisi olmak üzere, ödem giderici, spazm çözücü ve direnç sistemimizi güçlendirici özelliğidir. Bu etkiler bazı durumlarda tek başına tedavi edici özellik olarak karşımıza çıkıyor.
* Peki ‘Matrix Ritim Terapisi’ nedir?
İskelet kasları üzerine odaklanan bir titreşim tedavisi. Kasların ve sinir sisteminin kendisine özgü fizyolojik titreşimlerini, özel bir sistemle harekete geçiren ve dengeleyen bu terapinin temel dayanağı hücre biyolojisine dayanan yaklaşımıdır. Terapi sürecinde iskelet kasları ve sinir sistemine ağrı vermeksizin, hücrenin doğal ritmini harmonik ve ritmik bir şekilde uyarıyoruz. Bu işlem sonucunda metabolizma süreci (hücrelerin ve hücre çevresinin besinleri kullanma ve atık maddelerden arınma süreçleri) kısa zamanda normal haline dönüyor. Böylece dokularda hücresel düzeydeki iyileşme ve rejenerasyon süreci başlatmış oluyoruz.

Yazının devamı...

Mesleği için seyyah oldu

24 Aralık 2018


 Kaşkaloğlu, tıp biliminin sürekli geliştiğini ve hekimlerin de bu gelişime paralel olarak kendilerini güncellemeleri gerektiğini söyledi.
Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’nde eşi Op. Dr. Selma Kaşkaloğlu ve diğer hekim kadrosuyla birlikte çalıştığını belirten Prof. Kaşkaloğlu, başarının bir ekip işi olduğunu ve bilgilerin paylaştıkça çoğaldığını vurguladı. Katıldığı uluslararası kongre ve sempozyumlarla, üye olduğu mesleki kuruluşların kendisine çok şey kattığını hatırlatan Kaşkaloğlu, “Amerika ve Avrupa Göz Doktorları Birlikleri’nin yanı sıra; Karadeniz Oftalmoloji ve Güney Avrupa Oftalmoloji Dernekleri’nin de üyesiyim. Amerika, Avrupa, Karadeniz ve Arap ülkeleri gibi 40’tan fazla ülkede düzenlenen konferans ve sempozyumlara hem katılımcı, hem de konuşmacı olarak katıldım. Kendimi geliştirmeye her zaman çok önem verdim. Henüz asistanlık döneminde Avusturya’da çalıştım, İngiltere’de ise 1 yıl hizmet verdim. Sonraki yıllarda da yurt dışında en güncel verileri takip etmek amacıyla ziyaretlerimi sürdürdüm. Son 20 yıldır da bir Türk hekimi sıfatıyla davetli konuşmacı olarak meslektaşlarımla buluşuyorum. Eskiden bu sempozyumlara katılmak çok önemliydi. Çünkü bilgiye ulaşmanın pek fazla alternatifi yoktu. Şimdi ise internet üzerinden canlı olarak konferanslara katılabiliyor ve takip edebiliyorsunuz. Bu durum günümüz hekimleri için önemli bir avantaj sağlıyor” diye konuştu.
Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’nde çalışmalarını sürdüren Başhekim Op. Dr. Bilgehan Sezgin Asena ve Prof. Dr. Tansu Erakgün gibi hekimlerin de uluslararası konferanslara davet edildiğini kaydeden Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, teknoloji kadar hekim kalitesinin de belirleyici olduğunu vurguladı.

18’İNCİ YILI KUTLUYOR
Kaşkaloğlu Göz Hastanesi, 18’inci yılını geride bıraktı. Ekonomik anlamda sıkıntılı bir yıl olan 2018’i başarıyla geride bıraktıklarını, 2019 yılından ise beklentilerinin olumlu olduğunu söyleyen Kaşkaloğlu, “Yeni hekimlerin de dahil olmasıyla birlikte 12 doktor ve 40 personelle hizmet veriyoruz. 2018 yılında gerek teknoloji gerekse de hekim kalitesi olarak önemli yatırımlar yaptık. İmkanlar dahilinde son teknolojiyi takip etmeye çalışıyoruz. Kendi bilgilerimizi de sürekli eğitimlerle güncel tutuyoruz. Tıp çok hızlı gelişen bir bilim dalı. İşe başladığımız da hayal edemeyeceğimiz tanı araçları ve tedaviler bugün rutin hale geldi” diye konuştu.

Yazının devamı...