GeriAyşe ARMAN Ayşe Arman PIxee’yle hamama girdi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ayşe Arman PIxee’yle hamama girdi

“Canlı Barbie” ya da Jessica Rabbit olarak tanınıyor; 30 estetik ameliyat oldu, 6 kaburgasını aldırdı... Türkiye’ye vajina estetiği yaptırmak için geldi.

Hamam bu... Herkes, birbirinin her şeyini görür. Bakmamaya çalışıyorum ama bakıyorum. O da ne! O memeler de ne! Allah sizi inandırsın, iki basketbol topundan büyük. Kızın göğsüne yapıştırmışlar gibi, havada duruyor. İnanılmaz abartılı. “Oha!” oluyor insan.
Beli de incecik, koptu kopacak. Gerçekten şaka gibi, çizgi roman karakteri gibi. Güzel diyemem ama tuhaf bir çekiliği var.
Masmavi gözleriyle bana bakıyor. Meğer gözleri de estetikliymiş! Rengini değiştirmiş, mavi yapmış, gözünün içinde implant var.
Vücut ölçüleriyle ve geçirdiği 30 estetik ameliyatla herkesi hayretlere düşüren, ilham aldığı Jessica Rabbit’e benzemek için sağ ve soldan 6 kaburgasını aldıran Pixee Fox karşımdaki. Kim 6 kaburgasını aldırır! Kim böyle deliliğe kalkar? Allah akıl fikir versin! 30 ameliyat arkadaşlar! Kız 26 yaşında, olduğu ameliyat sayısı yaşından fazla!
Tüm bunları aklımdan geçirirken, “Sohbet ederken kese yapacağım sana!” diyorum. “Kese nedir?” diyor. Gel de anlat! Karışık duygular içindeyim, acıyayım mı, kızayım mı, n’apim şimdi?
Neyse hamama giriyoruz ve sohbete başlıyoruz. “Dr.Oz” gibi Amerika’nın en çok izlenen televizyon şovlarının aranan yüzü haline gelen Pixee, her yaptırdığı uygulamayı, Instagram ve Snapchat gibi sosyal medya hesaplarında paylaşıyor. Geçimini de modellikle sağlıyor. 40 cm. genişliğindeki bel ölçüsünü korumak için sürekli korse takarak yaşıyor. 
Türkiye’ye gelme sebebi, Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur’un geliştirdiği “genital güzelleştirme” uygulaması... Bir “vajina estetiği” eksik kalmış, onu da Türkiye’de yaptırdı! Haziranda Cihantimur’un “Örümcek Ağı” estetiğini denemişti, memnun kalmış olmalı ki, yeniden geldi... 
Bu röportaj kahkahalar içinde yapıldı. Pixee de sandığımın aksine hiç de aptal çıkmadı!

 

 

◊ Bana çok sürreal görünüyorsun! 
- (Gülüyor) Bu, bir iltifat mı, hakaret mi? 

◊ Valla, ne desem bilemedim. Memelerin, kızma ama, iki basketbol topu gibi duruyor! Hayatımda gördüğüm en devasa memeler! Orantısız duruyor. Belin 40 santim, kopacak kadar ince. Toplam 18 ameliyat olmuşsun...
- 30!

◊ Neeeeee?
- İrili ufaklı bütün ameliyatları sayarsan 30!

◊ Aman Allah’ım! 6 kaburganı da aldırmışsın. Sana bakıp, “Bir insan, kendine bunu niye yapar?” demekten alamıyorum kendimi...
- O zaman en başa dönelim. Ben İsveç’te küçük bir kasabada, huzurlu ama sıkıcı bir hayat yaşıyordum. Aslında elektrik teknisyeniyim. Ama beyzbol malzemeleri satan bir mağazada çalışıyordum. Oldum olası Tom Boy’dum, erkek Fatma yani, pek seksi değildim. Yaşadığım yerde de herkes birbirini tanır. Ya oralardan biriyle evlenecektim, sıradan bir hayatım olacaktı, ya da eğlenceli, bol adrenalinli, deli bir hayat yaşayacaktım. Ben ikinci şıkkı seçtim.

◊ İyi de ne alaka! 30 tane estetik ameliyat olunca, sıra dışı bir hayat mı yaşamış oluyorsun...
- Dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum. Ama bir felsefesi var yaptığım şeyin. Benim için tabii. Kimsenin anlamasını beklemiyorum. Zaten annem dahil herkes karşı. Herkes aklımı kaçırdığımı düşünüyor. Yalnızım ben bu yolculukta. Ama zaten hepimiz yalnız değil miyiz? Ben, hayatımı kendimden bir masal kahramanı yaratmaya adadım...

◊ Nasıl yani?
- Yani vücudumu bir sanat eseri olarak görüyorum. Dünya da ona sergilediğim bir galeri...

◊ Hadi canım...
- Gerçekten öyle. İnsanlar bana baktıklarında sadece estetik ameliyatları görüyorlar, çünkü şu anda onlara gösterdiğim bu. Ama ben aslında bir oyuncuyum, bir komedyenim. Bütün bunları da bir hikaye yaratmak için yapıyorum. Gazeteciler beni nasıl tanımlayacaklarını bilmedikleri için, Barbie ya da Jessica Rabbit diyorlar. İlham aldığım doğru ama ben bir taklit olmak istemiyorum, kendi karakterimi yaratmaya çalışıyorum. 

◊ Anlıyorum da, normal bedeninin içinde yaratamaz mıydın? 
- İyi de, beden benim, bunun için hesap vermem mi gerekiyor?

◊ Tabii ki gerekmiyor...
- E o zaman, bu bir tercih ve ben hayatı böyle yaşamayı tercih ediyorum. Bedellerini de ödemeye hazırım.

◊ İnsan, senin fotoğraflarını görünce üzülüyor. Hatta sana acıyor. Bu, seni mutsuz ediyor mu?
- İnsanların benim hakkımda ne düşündüğü hiç önemli değil! Acıyabilirler, üzülebilirler, küçümseyebilirler. Yaptığım şey beni mutlu ediyor. Bir bedeli de olacaksa ödeyen ben olacağım, onlara ne?

◊ Yani kızmıyorsun...
- Yok canım. Bundan önceki hayatımda, yani estetik ameliyatlarımdan önce, kendime güvenim yoktu. Birileri hakkımda olumsuz bir şey söylediğinde perişan oluyordum. Ama sonradan şunu öğrendim ki, mesele nasıl göründüğün, sendeki değişiklikler filan değil; şişman ol, çok zayıf ol, estetik ameliyat olmuş ol ya da olma, insanlar hep hakkında atıp tutmaya devam edecek. Ama bunun da bir önemi yok. Şunu anlatmaya çalışıyorum: Dış görünüm de bir araç, önemli olan benim kendimi nasıl hissettiğim ve kendime olan inancım. Şimdi çok daha iyi hissediyorum...

 

KABURGALARIMI ALDIRINCA TÜMDÜNYA MANYAK OLDUĞUMA KARAR VERDİ

◊ Peki böyle bir işe kalkışmak nereden aklına geldi?
- Ben tüm sporları denedim. Tekne kullandım, futbol oynadım, dans ettim, dalış yaptım... İşin tuhafı, yaptığım her şeyde iyiyim. Bu işleri daha da zorlaştırıyor çünkü her işi iyi yaptığında, neyi harika yapacağını düşünüyorsun! Hiç yapılmayan bir şey yapmak istedim. Tartışma yaratacak bir şey yapmak istedim. Rekor kitaplarına girmek istedim. Ve bu estetik ameliyatı fikrini buldum. Önce burnumu ve göğüslerimi yaptırdım...

◊ Nerede?
- İsveç’te hiçbir doktoru ikna edemedim, Tayland’a gittim. 

◊ Kaç yaşındaydın?
- 21.

◊ Doktor olsam ve 21 yaşında bir kız bana, “Göğüslerimi basketbol topu kadar büyüt!” dese, ben bunu yapmazdım...
- Zaten en zor kısmı da buydu. Çünkü ikna edemiyordum doktorları, herkes genç ve güzel olduğumu, ileride pişman olacağımı söyledi. Ailem kıyameti kopardı. Bense herkesin bana ne yapıp yapmamam gerektiğini söylemesinden bıkmıştım. Sonunda Tayland’da bir doktor buldum ve bu memelere sahip oldum.

◊ Onlarla insan uyuyamaz ki! Şu anda güzel olduklarını mı düşünüyorsun?
- Tabii ki abartılı, ama olmak istediğim karakter açısından gerekli bu. Gerçekte güzel olup olmamasının bir önemi yok. İlk estetik ameliyatlarım hevesti, ama sonra hayatımı buna adamak istediğimi anladım. Kaburgalarımı aldırınca da rahatladım...

◊ Nasıl yani?
- Tüm dünya iyice manyak olduğuma karar verdi! Ama beni böyle kabul etti. O ameliyatla gizlim saklım da kalmadı. Daha önce gerçek duygularını içinde saklayan bir eşcinsel gibiydim, ama artık itiraf etmiştim. Bütün kartlar masadaydı ve özür dileyecek ya da gizleyecek bir şeyim yoktu. Rahatladım. 

◊ Affet, ben hâlâ anlamıyorum... Herkes doğal görünmeye çalışıyor, sen neden tam tersini yapıyorsun?
- Çünkü ben, diğer insanlara benzemiyorum! Ben benim ve bu benim tutkum. İnsanlar paraşütle uçaktan atlıyorlar ya da sky diving yapıyorlar. Tehlikesi var mı? Var. Hayatta kalıp kalmayacaklarını biliyorlar mı? Hayır! Ama yapıyorlar. Ve biz, onların tutkusuna saygı duyuyoruz. İnsanlar, neden pek çok insanın hayatını kaybettiği Everest’e çıkmak ister? Belki de sınırlarını zorlamak için, içlerinden geleni yapmak istedikleri için, özgürlüklerini dibine kadar hissetmek için. Benimki de o hesap. Hayatım bana ait. Kimseye zararım yok, kime ne, size ne?

◊ Ya sağlığınla oynuyorsan?
- Kimse bedenimi benden daha iyi bilemez ki. Neyi yapıp, neyi yapmamam gerektiğini biliyorum. Asla herhangi bir doktora gitmem mesela. Ameliyattan önce ders çalışırım, bütün araştırmaları yaparım. İstediğim sonuca ulaşacağıma yüzde 100 emin olmadan ameliyata girmem...

◊ Kaburgalarını aldırırken ne kadar acı çektin?
- Aslında çok da kötü değildi. Normal insanlara göre benim ağrı eşiğim daha yüksek galiba! Spor salonundan çıkarken de oranız buranız ağrır değil mi, ama bu sizi durdurmaz, aksine teşvik eder. Kulağa biraz garip geleceğini biliyorum ama acı, bu yolculuğun bir parçası...

 

NE PARA NE ŞÖHRET!  BEN BİR PERFORMANS SANATÇISIYIM

◊ Eskiden gerçekten maskülen miydin? 
- Evet. Zaten bende arası yok, o zaman çok erkeksiydim, şimdi de ultra kadınsı! Beyzbolla ilgiliydim, otomobil severim, İsveç’e Amerikan arabaları ihraç ettim.

◊ Yani hep erkeksi şeylerle ilgilendin... 
- Evet, çünkü erkeklerle daha kolay iletişim kurabiliyorum. Kadınlarla beceremiyordum. Sanırım kendimi yeterli hissetmiyordum. Değişmek istedim. Değişim içeriden başlıyor, sonra dışarıya yansıyor.

◊ Bu estetik ameliyat merakı, bağımlılık mı sende?
- Yok. Bir amacım var, o amaca ulaştığımda duracağım. Geçen sene çok sayıda ameliyat geçirdim. Neredeyse her ay büyük bir ameliyat...

◊ Ameliyatlarda kim oluyor yanında?
- Kimse... 

◊ Kız kardeşin, yakın bir arkadaşın, erkek arkadaşın ya da annen?
- Hayır. Çünkü bu benim kişisel tercihim ve kimsenin bu yolculukta benim yanımda olmasını beklemiyorum. Beni destekleyenler var elbette, ama az. Olsun, ben hedefe kilitlendim, estetik ameliyatlardan sonraki aşamalara ilerliyorum... 

◊ Nedir o?
- Oyunculuk yapacağım. Teklifler var. 

◊ Ama insanlar, senin oyunculuğundan bahsetmiyor. En azından şimdilik. Konuştukları senin vücudun. Alay bile edenler var...
- E ne güzel! Ben insanları eğlendirmek için kendimin en acıklı, en absürd fotoğraflarını paylaşıyorum. Fotoğraflarıma baktıklarında, “Aman tanrım! Bu kız çıldırmış!” desinler diye. Onlara, hakkında konuşacakları malzeme veriyorum. Estetik ameliyatlardan uyandıktan sonra, dudaklarım, ağzım, yüzüm şişmiş oluyor, her yerim yara bere içinde, hepsini paylaşıyorum. Eğlenceli buluyorum. İnsanların kafasını meşgul etmek hoşuma gidiyor. 4 yaşından beri özel bir şey yapacağıma emindim. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz, yaptıklarım beni özel kılıyor. Şu anda benim yolumdan gitmek isteyen, benim yaptıklarımı takip eden yüzlerce genç kız var. Küçük Pixee Fox’lar...

◊ Bu hırs ne için peki? Şöhret sahibi olmak için mi?
- Hayır, ne para ne şöhret! Ben bir performans sanatçısıyım. Ve daha önce kimsenin yapmadığı bir şey yapıyorum. Bunun için okula da gidemezsin...

KIM KARDASHIAN DA BENİM KADAR ÇOK ESTETİK OLDU AMA BEN SAKLAMIYORUM

◊ İyi de bütün çizgi film karakterlerinin bile bir hayat görüşü, hayat felsefesi var... Onlar sadece fizikten, memeden, popodan, ince belden ibaret değil! Sen kendi hayat felsefeni nasıl açıklıyorsun? 
- Dürüstlük, açıklık... Ben dürüstüm. Ki günümüzde mumla aranan bir şey. Estetik ameliyat yaptıran o kadar çok kişi var ki, Kim Kardashian ya da Kylie Jenner mesela. Aramızdaki fark şu, ben yaptığım şey hakkında konuşuyorum, saklamıyorum, gizlemiyorum, her şeyi paylaşıyorum. Tüm o starlar, estetik ameliyat oluyorlar ama bize doğalmış gibi yutturuyorlar. İnsanlar benim dürüstlüğümü seviyor. Kim Kardashian’ın aynı ameliyatları olmasa da en az benim kadar çok estetik ameliyat geçirdiğine bahse girerim!

UYURKEN BİLE KORSE TAKIYORUM

◊ Mutlu bir çocuk muydun?
- Mutsuz değildim ama sanırım büyüme sürecimde bir noktada yolumu kaybettim. Çünkü içimde büyük bir yaratıcılık vardı ama yaşadığım çevre, ihtiyacım olan heyecanı ve ilhamı bana sunamadı. Yaşadığım kasabada kendimi kapana kısılmış hissettim. Estetik ameliyatları keşfettim, yoluma devam ettim ve şimdi buradayım... 

◊ Erkekler peki?
- İlginç geliyorum bu abartılı vücut ölçüleriyle. İri meme, incecik bir bel, uzun bacaklar hoşlarına gidiyor. Seksi bulmaları benim de hoşuma gidiyor. Ama bir sevgilim yok, istemiyorum da. Sürekli seyahat ediyorum, kendimle ilgiliyim.

◊ Korsen de ayrılmaz parçan!
- Aynen öyle. Dış kaburgam gibi...

◊ Ama korsesiz daha güzelsin... 
- Bunun güzellikle alakası yok, ben o korseyi takma fikrini seviyorum. Bana bir amacım olduğunu hatırlatıyor. Bir de korse dediğin, yüzyıllardır var. Sayısız faydaları da var. Çok yemek yiyemiyorsun mesela. Fena mı?

◊ Günde kaç saat korse takıyorsun?
- Ortalama 20 saat! Duşa girdiğim ve vücut çalıştığım zamanlar dışında. Uyurken bile takıyorum...

◊ Ayyy çok fena...
- Yooo. Güvendiğin bir şey seni sarıp sarmalarsa rahatlarsın ve gevşersin ya, benim için de korse öyle. 

◊ Yaşlandığında ne olacak? 
- Sadece geri alınabilecek şeyler var vücudumda. Yani istersem yeniden normal halime dönebilirim. (Bunu yanlış biliyor. Dr. Bülent Cihantimur, Pixee’nin 1200 cc memelerinin eski haline kolay çevrilemeyeceğini söylüyor.)

 

CİNSEL OBJE OLAMAM ÇÜNKÜ SEKSİ BİR ENERJİM YOK

◊ Gençliğini bir proje haline getirdin. Peki yaşlılığın ne olacak? 
- Elbette proje değişecek ama zaten hayatta kesin olan tek şey değişim değil mi? Bulurum yine heyecan verici bir şey. Hayatın güzelliği de bu...

◊ Bu kadar narkoza maruz kalmanın zararı yok mudur?
- Elbette yan etkileri vardır. Ama sigara içmiyorum, alkol, uyuşturucu kullanmıyorum. Ekstrem sporlarla ilgilenmiyorum, yani boksörler gibi kafama darbe filan almıyorum. Narkoz almışım çok mu?

◊ Herkes seksi görünmek ister ama “seks objesi” gibi görülmek başka bir şey... Canını sıkıyor mu?
- Öyle görseler de umurumda olmaz ama kimse “seks objesi” olarak görmüyor. Benimle tanışınca, fotoğrafta gördükleri kadın olmadığımı anlıyorlar. Ben seksi bir enerji vermiyorum. O yüzden de “seks objesi” muamelesi görmüyorum.

HAZİRANDA ÖRÜMCEK AĞI YAPTIRDIM ŞİMDİ SIRA VAJİNA ESTETİĞİNDE

◊ Türkiye’ye daha önce geldin...
- Evet, ülkenizi çok seviyorum. İstanbul büyüleyici bir şehir. Gerçi bu sefer kar yüzünden otelden çıkamadım ama olsun. Doctor B., geçen geldiğimde yüzüme örümcek ağı yaptı. Çok memnun kaldım. Yüzün geriliyor, ama mimiklerin kaybolmuyor. Bu sefer küçük bir uygulama daha yapacak yüzüme. Bir de vajina estetiği yaptıracağım... 

◊ O neden?
- Merak ediyorum çünkü. Dünyada da ilgi uyandıran bir uygulama. Doctor B. de, bu konuda ödüllü bir doktor. 45 dakika süren küçük bir işlem.

◊ Kendin için mi yaptırıyorsun? Sevgiliye armağan mı?
- Valla, uzun süredir bir sevgilim yok. Kafamı işimle bozmuş haldeyim, hep seyahatteyim. Estetik ameliyatlar hakkında bir bilinç yaratmak istiyorum. Çok kötü yapılanları var, insanın gerçekten hayatını kaydırabilir. Ama çok iyi şekilde yapılanları da var. İnanılmaz iyi sonuçlar elde ediliyor. Dünyada neler yapıldığını, bu alanda nasıl gelişmeler olduğunu sitemde herkese anlatıyorum.

Genital güzelleştirme için dünyanın her tarafından talep var

◊ Size niye “Doctor B.” diyorlar?
- Kolay olsun diye. Yurtdışında Dr. Bülent diyemiyorlar, Cihantimur’u hiç söyleyemiyorlar, Kore’de aklıma gelmişti, insanlar sevdi, öyle de kaldı... 

◊ Siz, buluşları ve kendine özgü yöntemleri olan bir estetik cerrahsınız. Tetik parmağın ameliyatsız tedavisi, iple örümcek ağı estetiği, Cihantimur yağ transferi, iple kepçe kulak estetiği, basit burun estetiği, genital gençleştirme...
- Evet. Hepsinin özünde de aynı şey var, kesi yok...

◊ Şu örümcek ağı estetiğini bir anlatsanıza, en popüleri o galiba...
- Normalde de derimizin altında, yüzün sıkı durmasını sağlayan ağa benzer bir yapı var. Örümcek veya balık ağına benziyor. Burada da o ağın benzerini biz iplerle, içeride dokuyarak yukarı doğru yapıyoruz. Yüzü kesmeden, açmadan. Doğal oluyor, ifade değişmiyor. Zaman geçtikçe da vücut, onun etrafına kolajen örüyor. 

◊ Kaç dakika sürüyor?
- Maksimum 40 dakika.

◊ Kime yaptınız?
- Yerli yabancı pek çok insana. Helin Avşar’a yaptım mesela. Hülya Hanım kamuoyuyla paylaştı, o yüzden söyleyebiliyorum...

◊ Yağ transferinin önemi nedir? 
- Yağ enjeksiyonu tıpta olan ve bilinen bir şey. Fakat insanlar, yağ enjeksiyonunun işe yaramadığını ve tutmadığını söyleyip, durdular. Bense yağın değerli bir şey olabileceğini kanıtlıyorum. Yeter ki, çok bekletmeden kullanılsın. Biz, 30 dakika içerisinde yağı, bulunduğu yerden başka bir yere transfer ediyoruz. Hani bir yerden bir yere canlı götürülüp, köküyle birlikte ekilen ağaçlar vardır ya, o hesap. Bu çalışmalar esnasında fark edildi ki, yağ, insan vücudundaki en değerli kök hücre kaynağı. Mililitresinde en fazla kök hücre olan doku, yağ dokusu... Hem dolgu yerine kullanılıyor hem de tedavi amaçlı. Mesela yüzdeki ve genital bölgedeki gençleştirme efekti hep yağdan kaynaklanıyor.

◊ Nasıl yani? Göbekten yağ alıp, genital bölgeye mi enjekte ediyorsunuz?
- Evet. O zaman içerisindeki kök hücreler, hangi hücreye ihtiyaç varsa ona dönüşüyorlar.

 

ADAMLARIN NELER YAPTIRDIĞINI BİLSENİZ, İNANAMAZSINIZ

◊ Pixee ile nasıl tanıştınız?
- Lübnan’da bir güzellik yarışması vardı, ben orada jüriydim. Yanımda da bir İsveçli oturuyordu. Sohbet ederken, “Pixee Fox’u duydunuz mu?” dedi, “Hayır!” dedim. Sonra Pixee’ye benden bahsetmiş. O da değişik şeyler yaptırdığı için, örümcek ağı estetiği ilgisini çekmiş “Yaptırmak istiyorum!” dedi. Haziranda geldi, öyle tanıştık...

◊ Pixee bugüne kadar 30 estetik ameliyat olmuş, 6 kaburgasını aldırmış, o memeleri de basketbol topu gibi...
- Ben kesinlikle karşıyım! Ama dünyada da, kaburga alma ya da göz rengi değiştirme ameliyatlarını yapan doktor sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Camia tarafından da desteklenmez. Ben ona örümcek ağı yaptım...

◊ Siz, vajina estetiğinde geliştirdiğiniz yöntemlerle ödül aldınız. Bu operasyona da, “genital güzelleştirme” adını veriyorsunuz? Neden?
- Genital bölge de, tıpkı yüz gibi yaşlanıyor. Aynı yüzdeki gibi hacim kaybı oluyor, rengi değişiyor, fonksiyonu azalıyor. Nasıl yüzde belli bakımlar uygulanıyorsa, o bölgede de benzer bakıma ihtiyaç duyan kadınlar oluyor...

◊ Adamlar niye duymuyor?
- Adamların neler yaptırdığını bilseniz, inanamazsınız!

◊ Nasıl yani?
- O bölgede bir sorunları varsa, her şeyi yapıyorlar. Zaten benim genital gençleştirme üzerinde bu kadar durmamın nedeni de o. Erkekler, genital bölgelerinde sorun olursa, evini satar, arabasını satar, işini gücü satar, yine de yaptırır. O kadar önem veriyorlar. Penis büyütme, dikleştirme, uzatma çok popüler operasyonlar...

◊ Genital gençleştirme operasyonu sadece güzelleştirip gençleştiriyor mu, yoksa yaşlanmaya bağlı fonksiyon bozukluklarına da çare mi?
- Hepsi birlikte...

◊ İdrar kaçıran biri, bu operasyonla sağlığına kavuşabilir mi?
- Tabii ki. En önemlisi de, o bölgeye koyduğumuz kök hücrelerle, o alanı daralttığımız ve kanlanmayı artırdığımız için hissiyat artıyor. Hissiyat arttığı zaman da, orgazm olmak daha kolaylaşıyor. 

◊ Operasyon kaç dakika sürüyor?
- 45 dakika. İyileşme de, yapılan işleme göre değişiyor. Fazlalıkları lazerle alıyoruz. O zaman 4-6 hafta arasına iyileşiyor. Ama kesmezsek, 2 hafta sonra normale dönüyor. 

◊ Genital güzelleşme için en çok hangi ülkelerden talep var?
- Afrika ülkelerinden, Arap ülkelerinden, Amerika’dan... Tahmin edemeyeceğiniz kadar çok hasta geliyor.

◊ Kızlık zarı dikimi işlemini etik buluyor musunuz?
- Hayır ama o kadına faydalı olacağını düşünürsem yapabilirim. Hayati bir tehlike varsa, tehdit altındaysa. Yaptım da...

 

X

Kız çocuklarımızı tecavüz mağduru yapmayalım!

Biliyorsunuz, üç yıl önce gündeme getirilen “tecavüzcüye af” yasa tasarısı vardı. Bütün kadın örgütleri, sivil toplum örgütleri, gazeteciler ve halk olarak hepimiz kıyameti koparttık. Tasarı geri çekildi, yasalaşmadı. Üç yıl sonra yeniden hortladı, bu yeni yargı reformu paketi vesilesiyle. Nedir, ne değildir, TKDF Başkanı Canan Güllü’ye sordum...

Sosyal medyada bir şey dolanıyor. Arada 10 yaş fark varsa ve evlilik gerçekleşirse “tecavüzcüye af” deniyor... Nedir bu?

15 yaş ve altı “erken yaşta evlilik” yapmış kişiler hakkında -şikâyet olmasa dahi- kamu davası açılıyor biliyorsunuz. TCK’ya göre bu suç çünkü. İşte bu açılan davalarla, tutuklanan erkeklerle ilgili, çocuk istismarı hakkında açılan davanın affı sözü edilen. Bu konuyu içeren bir yasa taslağının TBMM’ye gelecek olan yargı paketinin içinde olacağı konuşuluyor ve üzerinde çalışılıyor TBMM milletvekillerince...

Bu affın şartları ne?

Dini nikâhla evlilik yapmış bu kişilerin arasında yaş farkının 10 yaş üstü olması gerekiyor ve evlilik birlikteliğinin 5 yıl devam etmiş olması isteniyor.

Peki bu ne anlama geliyor?

Çocuklarımıza tecavüz edenlere karşı işlenmiş suç için af kılıfı getirilmeye çalışılıyor... Anlamı bu! 2016’da TBMM’ye 286 kişi için verilen ve o zaman her görüşten vatandaş ve sivil toplum örgütleri tarafından reddedilen bu önergeyle, bugün 10 bin kişinin işlediği “suç”, cezasız bırakmaya çalışıyor. Felaket! Üstelik bu, çocuklar için 23 Nisan bayramını ilan etmiş bir ülkenin meclisinde konuşuluyor...

2015’te Anayasa Mahkemesi’nin “Resmi nikâh olmadan dini nikâh olmaz” diyen TCK maddesi iptal edilmişti değil mi?

Evet. Sonra 2016’da “tecavüz önergesi”yle tecavüzcüler aklanmaya çalışıldı. Şimdi ise aklamayı yasalaştırma çalışmalarına “merhamet adaleti” getirerek, duygusal sömürüyle tecavüzü aklayacak irade devrede...

Yazının Devamını Oku

Trafik kazası değil trafik cinayeti!

BAŞTAN anlaşalım...

Bu olaylar kaza filan değil, cinayet!

Trafik cinayeti... Sakın “trafik kazası” demeyin yani. Ağzınızı alıştırın. Trafik cinayeti. Trafik cinayeti. Literatüre böyle yerleşsin. İşleyen de “trafik cinayeti işlemiş bir katil” olarak. Ve bu suça insan hayatına kast etmiş, onu hayattan silmiş birine verilecek ceza verilmesi gerekiyor.

Artık yeter ya!

Binlerce insan bu ülkede yollarda öldürüldü; yaya geçitlerinde, karşıdan karşıya geçerken, otobüs duraklarında beklerken...

Günahsız insanlar zamansız bir şekilde can verdiler, hayattan silinip gittiler. Buna sebep olanlarsa özgür. Nasıl oluyor da trafikte can alanlar o ya da bu sebeple yırtabiliyor?  Akıllara ziyan bir durum.

‘TAKDİRİ İLAHİ’ YA DA ‘KADER’ DEĞİL BU! CİNAYET

İngiltere’de beni en çok çarpan yayaların üstünlüğü oldu. İnanılır gibi değil. Yaya geçinden geçerken kralsın, bütün araçlar duruyor. Durmak zorunda.

Yazının Devamını Oku

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun!

BUGÜN, o gün.

Yaşasın 29 Ekim! Yaşasın Cumhuriyet! Bugün ülkemizin doğum günü. Ata’mızı bir kez daha saygı ve minnetle anma günü. Birbirinden güzel Cumhuriyet Bayramı ve Atatürk videoları yapılmış sosyal medyada. Bayılıyorum izlemeye. Her yerde bayrağımızı görmeye de bayılıyorum. Dibine kadar, bütün ülkede, her şehirde, her semtte kutlanmalı. Yer gök Atatürk ve Türk bayrağı olmalı. Sadece Türkiye’de değil, biz de burada Londra’da kutlayacağız. Çünkü en büyük bayram, bu bayram. Yaşasın Cumhuriyet! 

ANNEMİ BİZ, BİZİ UNUTTUĞU SABAH KAYBETTİK ASLINDA...

HAYATIMIN bu döneminde yaşlanmak, yaşlılık ve çevremizdeki yaşlılara kafayı takmış durumdayım. Ben de İclal Aydın gibi, yaşlılığın bize anlatıldığından farklı olduğuna inanıyorum. Çünkü pek çok şeye tanık oluyorum. Ve hayatın ileri dönemleri beni korkutuyor. O yüzden ne zaman İclal’le bir araya gelsek, romanlar, edebiyat, ilişkiler üzerine konuşuyoruz. Ama kızı kadar, Alzheimer hastası annesini de merak ediyorum. Onun annesiyle ilgilenmesine; annesini yanına, İzmir’e, alt katına almasına, bebekler gibi bakmasına içim titriyor. Biz yeni çıkan ‘Kalbimin Can Mayası’ romanı üzerine buluştuk, pazar başlayan söyleşinin devamı bugüne kaldı.

- Yaşlılık bizim bildiğimiz gibi bir şey mi?

Değil Ayşe.

- Annenin durumu nedir? En son röportajda bebek olmuştu, şimdi nasıl?

Çok zayıfladı, küçücük kaldı. Bir emanet can bize... Annem biliyorsun Alzheimer. Annemi biz, bizi unuttuğu sabah kaybettik aslında... Bazen çok mutsuz oluyorum. Durup dururken ağlamaya başlıyorum. “İnsanın dünya üzerindeki serüveni bu kadar hüzünlü olmamalı!” diyorum. Ne kadar güzel, becerikli, bilgili bir kadındı. Nasıl silindi her şey? Annem ne yaşadığının bilincinde bile olmadan nefes alıp veriyor... Kim neden gidiyor, kim neden kalıyor anlamaya çalışıyorum. Kim kimin öğretmeni, kim ne ile görevli? Zor sorular bunlar. Biz şimdi ondan emanet kalan o cana göz kulak oluyoruz. Bazen onu yıkarken, giydirirken, “Biz ne olacağız, nasıl olacağız?” diye düşünüyorum. Çok acı bütün bunlar..

Yazının Devamını Oku

Romanlarımdaki birbirine bağlı ve düşkün aile... Çoğumuzun hasreti!

Hep sevdim onu. Yaratıcılığını, çalışkanlığını, inişlerini-çıkışlarını, gamzelerini, kızıyla ilişkisini, annesiyle ilişkisini, yazarlık macerasını, oyunculuğunu... Cesur kararlar alan, hayatı korkmadan dibine kadar yaşayan, bedeli neyse de ödeyen bir kadın İclal Aydın. Şimdilerde, yeni kitabı ’Kalbimin Can Mayası’ çıktı. İmzadan imzaya, röportajdan röportaja koşuyor. 9 yaş küçük eşinden bu yaz ayrıldı, kızı ve alzheimer’lı annesiyle İzmir’de yeni bir hayata yelken açtı. Yaşadıklarını, İzmir’deki apartman hayatını, komşuluk ilişkilerini öyle güzel anlatıyor ki... İzmir’de aradığı mutluluğu bulmuş. “80’lerin Türkiye’sinde yaşıyor gibiyim” diyor. Romanlarının bu kadar çok satmasının sırrı ise, başlıkta gizli...

Yahu senin sırrın nedir? Bir önceki kitap 220 bin mi ne sattı...

- (Gülüyor) Aslında ciltli kapak, özel basımla beraber 230 bine ulaştı!

Oha yani! İnsanlar samimiyetine mi, hikâyenin kurgusuna mı, kalemine mi, sana mı bayılıyor, nedir?

- Belki söylediklerinin hepsinden bir parça vardır, bilmiyorum. Sürükleyici ve sıcak aile hikâyeleri anlattıklarım. Her kitapta, bir sonraki için düğümler atıp bırakıyorum. Sanıyorum o çözülmeleri merak etmeleri de bir etken...

Yeni kitabın, ‘Kalbimin Can Mayası’ da çıktı. Bir yapbozun parçaları misali, büyük bir resmi tamamlayan, diğer üç romanına eklenen yeni bir parça... Güzel olanı, bu dört romanı hangi parçadan okumaya başlarsan başla, eksiklik hissetmiyorsun. Bunu özellikle mi yaptın?

- Kesinlikle! Her kitap bitiminde bir sonrakinin kurgusu, öyküsü hazır oluyor kafamda. Hatta bazen yazdığım kimi bölümleri çıkarıp “Bunu, diğer kitaba saklayayım” diyorum. Kitapların bağımsız okunması benim için çok önemli. Hangisinden başlarsan başla, bir şekilde hikâyeye girersin. Altı kitapta bitecek bu seri inşallah. Geriye iki kitap kaldı...

BİR SÜREDİR KORE DİZİLERİNE SARDIRDIM

Yazının Devamını Oku

Yoksa siz Bahar’ın ilikli kemik suyu çorbalarını içmediniz mi?

O, Bahar Şamhili Tanju. İkimiz de yıllardır medyanın içindeyiz, hiç tanışmamıştık. Kuaförde yan yana saçlarımızı kestirirken tanıştık. Benim hafif soğuk algınlığım vardı, öksürüyordum, burnumu çekiyordum. “Dur!” dedi ve mutfağa gitti, bana nefis bir çorba hazırladı. Kendi ürettiği ilikli kemik suyu çorbası. İçine zencefil, limon, zerdeçal, karabiber filan da koymuş. Nasıl nefis olmuş anlatamam.Eskinin reklamcısı, şimdinin girişimcisi, ‘Gurvita’nın yaratıcısı Bahar. Nasıl mı giriyor bu işe? Hastalanıyor. Erken yaşta kemik erimesi teşhisi konuluyor. Doktorlar ilaç tedavisinin yanında kemik suyu ve sakatat çorbalarını tüketmesini öneriyorlar. İnanılmaz faydasını görüyor, bağışıklık sistemi kuvvetleniyor, iyileşiyor. O da kendisine iyi gelen bu şeyi, insanların hizmetine sunmaya karar veriyor...

Seni tanıyalım...

Ben Bahar. İstanbul’da doğdum, büyüdüm. Çocukken televizyon reklamlarına bayılır, reklamcı olmak isterdim. İşletme okudum, sonra kendimi bir şekilde medya dünyasında buldum. Ve tüm profesyonel kariyerim boyunca, Türkiye’nin en büyük medya gruplarından birinde reklam ve pazarlamadan sorumlu genel müdür ve icra kurulu üyesi olarak çalıştım.

Şimdi peki?

Şimdi artık girişimciyim! İlikli kemik suyu ve sakatat çorbaları üretiyorum. Aslında sağlık veren sular da diyebiliriz. Müthiş bir tutkuyla yapıyorum. 50 yaşımda kendimi hiç aklımda yokken, girişimci olarak buldum. Şunu da öğrendim: İnsan “Ben girişimci olayım” diyerek girişimci olmuyormuş. Mutlaka bir derdine, ihtiyacına bulduğu çözümü hayata geçirmesiyle girişimci oluyormuş.

Senin derdin neydi?

Dört yıl önce erken yaşta kemik erimesi teşhisi konuldu bana. Doktorlarım ilaç tedavisinin yanında kemik ve bağ dokuyu güçlendirmek için kolajen, jelatin ve aminoasit zengini kemik suyu ve sakatat çorbalarını mutlaka tüketmemi önerdiler. Sürekli olarak kullandım ve inanılmaz faydasını gördüm. Gerçekten de bağışıklık sistemim kuvvetlendi. Dayanıklılığım arttı. Kendimi çok daha enerjik hissettim. Bunun yanında sağlıklı kilo verdim. Cildimde gözle görülür bir fark oluştu. Ama bir sorun vardı.

Nedir o?

Yazının Devamını Oku

THE BODRUM CUP

İşte budur!

Yılın ‘Bodrum zamanı’ budur!

Bu mevsimde Bodrum’u ve Bodrum ruhunu yaşamayan ne demek istediğimi anlayamaz, hissedemez.

İki gündür buradayım, o kadar sevdim ki gidesim yok.

Burada kalasım, kök salasım var.

Tek kelimeyle şa-ha-neee...

*

Yazın farklı bir Bodrum yaşıyoruz biz.

Hep derlerdi de anlamazdım.

Yazının Devamını Oku

Emine Bulut davasından çıkan kararı alkışlıyoruz!

BİLİYORSUNUZ, Emine Bulut davasında karar verildi.

İşte budur!!!

Kararı alkışlıyoruz.

Bu kararı verenleri de bütün yüreğimizle kutluyoruz. Hatta yanımızda olsalar, yemin ederim, boyunların atlayıp yanaklarından öpeceğim! Öyle mutlu oldum. Aslında olması gereken oldu, ama genellikle olması gereken olmadığı için bu kararla çok mutlu olduk.

TCK madde 82/1-a ve b bendinden ‘tasarlama ve canavarca hisle öldürme’den ceza verilmedi. Sadece 81. maddeye göre ceza kuruldu. Yani ‘haksız tahrik’ ve ‘takdiri indirim’ uygulanmadı.

Cani MÜEBBET hapis aldı!

Evet, o bir can aldı, günahsız bir kadının canını aldı, onu feci bir şekilde öldürdü.

Ama KENDİSİ DE YAŞARKEN ÖLECEK!

Son nefesini verinceye karar yaptığı şeyin bedelini çekecek, çeksin. Tabii ki hiçbir şey

Yazının Devamını Oku

İbrahim Çolak Sadece cimnastikte değil efendilikte de şampiyon!

Onlar iki kardeş. Cimnastik sporuna tutkuyla bağlı iki kardeş. İsmail ve Yılmaz Göktekin. İsmail Göktekin ayrıca milli cimnastikçi. Şu anda da federasyonda görevli. Dünya şampiyonumuz İbrahim Çolak’ı eğiten, yetiştiren onlar. İzmir’de Şavkar Cimnastik Kulubü efsane bir külüp. Aile kulübü gibi. İşte orada, kendileri gibi cimnastiğe gönül veren gençlerle harikalar yaratıyorlar.

İbrahim’in başarısında abi-kardeş inanılmaz emeğiniz var. Kaç sene oldu İbrahim Çolak’la bu yolculuğa çıkalı?

19! 2000’de tanıştık ve bu uzun ve zorlu yolculuğa çıktık. Müthiş bir sporcu ve yolculuk arkadaşıdır İbrahim. Antrenörü olmak ikimize de gurur veriyor...

Gerçekten onun ilkokula bile gitmeden önceki kısa pantolonlu halini hatırlıyor musunuz?

(Gülüyor) Elbette! Bize geldiğinde henüz 5 yaşında bir çocuktu. Ama yaşıtlarına göre inanılmaz güçlü bir çocuktu. Biz bütün minikleri bir testten geçiririz, cimnastiğin hangi dalına daha uygun olduklarını anlamak için. İbrahim’den şınav çekmesini istedik. Ve abimle ağzımız açık kaldı...

Gerçekten o bücür haliyle 40 şınav mı çekti?

Evet! Makine gibiydi, sürekli şınav çekiyordu. O yaşta bir çocuğun yapması gereken şınav, en fazla 10 olmalıydı. Oysa İbrahim 40 tane çekti, durdurmasak devam edecekti...

Onun gelecek vaat eden bir sporcu olacağını nasıl anladınız? Sadece çok güçlü olması mı?

Cimnastiğe gelen bütün çocuklar sağlık için spora başlarlar, sonrasında kontrol antrenmanlarımızda onları kuvvet ve esneklik testine sokarız. İbrahim geldiğinin ilk haftasında dikkatimizi çekti. Hızlı, kuvvetli, kararlı ve çok istekli bir çocuktu. Abim Yılmaz’la onu ilk gördüğümüzde, “Yaşasın! Gelecek vaat eden bir sporcu adayı” dedik, yanılmamışız...

Yazının Devamını Oku

Dünya jimnastik şampiyonumuz İbrahim Çolak: Jimnastik yapmasaydım mahallemden dışarı çıkamazdım!

Müthiş bir şey başardı. Hepimizi mest etti. Dünya çapında gururlandırdı. 24 yaşında pırıl pırıl bir genç. Mütevazı, sevimli, yakışıklı... Geçen hafta Dünya Artistik Jimnastik Şampiyonası’nda halka dalında altın madalya alan İbrahim Çolak’tan söz ediyorum. Beş yaşından itibaren bir adanmışlık onunki. Ve deli bir gibi emek. Röportajda da okuyacaksınız, 19 yıldır bu ana hazırlanıyor. Hiçbir başarı kolay elde edilmiyor yani. Tesadüf mesadüf yok. Üstelik tatil yapma hakkı da yok. Bir hafta sonra Olimpiyatlara hazırlanmaya başlayacak. Salı günü, onu beş yaşından bu yana çalıştıran antrenörlerle tanışacaksınız. Bu başarı onların da başarısı. Tebrik ediyorum.

Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU
◊ Müthiş bir başarı elde ettin! Dünya Şampiyonu oldun. Gururumuzsun, genç sporculara rol modelsin. Neler hissediyorsun?

- Çok mutluyum. Kelimelerle ifade edilemeyecek kadar. Biraz şaşkınım da. Rüyada gibiyim sanki. Sporculuk kariyerimdeki üç hedef madalyadan biriydi, gerçekleşti.

Öbür ikisi ne peki?

- Biri Avrupa Şampiyonası’nda madalyaydı, 2018’de kazandım. Geriye Olimpiyatlar kaldı. İnşallah orada da madalya alacağım.

Fizik kurallarına aykırı hareketler yapıyoruz

İnsan Dünya Şampiyonu olduğunda nasıl bir duygu seline kapılıyor? Dans etmek mi istedin? Koşup antrenörüne sarılmak mı? Kız arkadaşını aramak mı? Sosyal medyaya post atmak mı?

- (Gülüyor) Ben ağlarım diye düşünüyordum ama ağlamadım. Sadece İstiklal Marşı okunurken biraz gözlerim doldu. İçimden hep “Şükürler olsun, emeğimin karşılığını aldım!” diyordum. Gerçekten çok çalıştım. Zaten başka türlü bu başarı elde edilemiyor. Tam 19 yıl bu 90 saniye için çalıştım! Sonuç açıklandıktan sonra bir fotoğrafım var; kollarım yanda açık, bağırıyorum. İşte orada bir mutluluk patlaması yaşıyorum. Türkiye ekibinden ilk gördüğüm kişiye koşup sarıldım. Aslında antrenörümü arıyordum, meğer tam arkamdaymış, sonra ona sarıldım. Çünkü tek başına elde ettiğim bir başarı değil bu, birlikte yaptık ne yaptıysak. Bende inanılmaz emeği var.

Yazının Devamını Oku

Jimnastik yapmasaydım mahallemden dışarı çıkamazdım!

Müthiş bir şey başardı. Hepimizi mest etti. Dünya çapında gururlandırdı. 24 yaşında pırıl pırıl bir genç. Mütevazı, sevimli, yakışıklı... Geçen hafta Dünya Artistik Jimnastik Şampiyonası’nda halka dalında altın madalya alan İbrahim Çolak’tan söz ediyorum. Beş yaşından itibaren bir adanmışlık onunki. Ve deli bir gibi emek. Röportajda da okuyacaksınız, 19 yıldır bu ana hazırlanıyor. Hiçbir başarı kolay elde edilmiyor yani. Tesadüf mesadüf yok. Üstelik tatil yapma hakkı da yok. Bir hafta sonra Olimpiyatlara hazırlanmaya başlayacak. Salı günü, onu beş yaşından bu yana çalıştıran antrenörlerle tanışacaksınız. Bu başarı onların da başarısı. Tebrik ediyorum.

Müthiş bir başarı elde ettin! Dünya Şampiyonu oldun. Gururumuzsun, genç sporculara rol modelsin. Neler hissediyorsun?

- Çok mutluyum. Kelimelerle ifade edilemeyecek kadar. Biraz şaşkınım da. Rüyada gibiyim sanki. Sporculuk kariyerimdeki üç hedef madalyadan biriydi, gerçekleşti.

Öbür ikisi ne peki?

- Biri Avrupa Şampiyonası’nda madalyaydı, 2018’de kazandım. Geriye Olimpiyatlar kaldı. İnşallah orada da madalya alacağım.

FİZİK KURALLARINA AYKIRI HAREKETLER YAPIYORUZ

İnsan Dünya Şampiyonu olduğunda nasıl bir duygu seline kapılıyor? Dans etmek mi istedin? Koşup antrenörüne sarılmak mı? Kız arkadaşını aramak mı? Sosyal medyaya post atmak mı?

- (Gülüyor) Ben ağlarım diye düşünüyordum ama ağlamadım. Sadece İstiklal Marşı okunurken biraz gözlerim doldu. İçimden hep “Şükürler olsun, emeğimin karşılığını aldım!” diyordum. Gerçekten çok çalıştım. Zaten başka türlü bu başarı elde edilemiyor. Tam 19 yıl bu 90 saniye için çalıştım! Sonuç açıklandıktan sonra bir fotoğrafım var; kollarım yanda açık, bağırıyorum. İşte orada bir mutluluk patlaması yaşıyorum. Türkiye ekibinden ilk gördüğüm kişiye koşup sarıldım. Aslında antrenörümü arıyordum, meğer tam arkamdaymış, sonra ona sarıldım. Çünkü tek başına elde ettiğim bir başarı değil bu, birlikte yaptık ne yaptıysak. Bende inanılmaz emeği var.

Yazının Devamını Oku

‘Fame’ müzikali aralıkta İstanbul’a geliyoooo

Her hafta bir müzikal izliyoruz Alya’yla. Bizimki ‘Londra Anlaşması’! Herkes buraya Ankara Anlaşması’yla geliyor ya, bizim de kendi aramızda yaptığımız böyle bir anlaşma var. İkimiz de müzikal izlemeyi çok seviyoruz. Hatta birazdan Fame müzikaline giriyoruz.Evet, popüler kültürün efsaneleri arasında yer alan o meşhur müzikalden söz ediyorum. Biz West End’de izleyeceğiz. Siz ise 10-15 Aralık tarihleri arasında Zorlu PSM’de.Sadece 8 performans için İstanbul’a geliyorlar. 75. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda Türk izleyicisiyle buluşacaklar. Ben 80’lerin ikonu olan bu müzikali izlemek için heyecanlıyım. Alya, “Artık yeter yazdığın, hadi içeri girip izleyelim!” diyor. Ben gidiyorum. Sizi bu müzikalle ilgili bilgi aldığım, Piu Entertainment’tan Cemil Demirok’la baş başa bırakıyorum. İzlenimleri sonra paylaşırım.

Fame’i kim getiriyor?

Piu Entertainment olarak biz! Çok da heyecanlıyız. Güzel bir iş. Türk izleyicisi de sevecek diye düşünüyoruz. Gerçekten keyif alacakları bir müzikal. Ana sponsorumuz Yapı Kredi. 75. yıl etkinlikleri kapsamında, 80’lerin ikonu bu müzikali İstanbul’a taşıyoruz.

Kaç kişilik bir ekip geliyor?

46.

Birebir aynı cast mı?

Evet, evet. West End’de şimdi sizin izleyeceğiniz cast’ın aynısı. Sadece Mika Paris yerine Josie Benson İstanbul’da sahneye çıkacak. Tek değişiklik bu.

OSCARLI KÜLT MÜZİKAL AYAĞIMIZA GELİYOR

Yazının Devamını Oku

İngiliz kraliyet ailesine beşik Pınar’dan

Yürünmeyen yollarda yürüyen girişimci kadınları yazmaya çalışıyorum denk düştükçe. Çünkü başarılarıyla hepimize ilham verdiklerine inanıyorum. Pınar Yar Gövsa onlardan biri. New York ve Milano’da eğitim almış bir tasarımcı. ‘LilGaea’ onun markası. Çocuklara ödüllü tasarımlar üretiyorlar. Pınar aynı zamanda üç kız çocuğu annesi. İngiltere kraliyet ailesinin son bebeği doğduğunda ‘Our Royal Baby’ isimli bir kitap hazırlandı. Bu kitaba girebilen tek Türk markası ve tek tasarımcı Pınar oldu. Birkaç hafta önce de Junior Design Awards’ta ‘en iyi beşik’ ödülünü aldı. Yakaladım, sordum...

- Heyyyoooo! Pınar seni tebrik ediyorum. 3 çocuk annesi bir mobilya tasarımcısısın. Veeeee çocuklara ödüllü tasarımlar yapıyorsun. Junior Design Awards’ta daha yeni “en iyi beşik kategorisi”nde ödül aldın! İngiliz firmaları arasında ödül alan tek Türk firmasının. Neler hissediyorsun?

Haber geldiğinde havalara uçtum! “İşte budur!” dedim. En şahanesi de İngiltere’de, dünya markaları arasında Türkiye’yi temsil etmek ve ödüle layık görülmek...

- Onaylanmış gibi hissediyor musun?

Kesinlikle! Doğru yolda olduğumun kanıtı oldu.

- İngiliz kraliyet ailesinin senin tasarımını seçmesi ne anlama geliyor? Senden daha iyi beşik yapan yok mu dünyada?

Tabii ki vardır, olmaz mı? Aynı soruyu ben de onlara sordum, “Neden ben?” diye. Çok araştırdıklarını, ürünlerimi özgün bulduklarını, tasarladığım tüm odaların iyi bir aile yaşantısına örnek teşkil ettiğini söylediler. 30 yıllık kraliyet muhabiri Robert Jobson, her şeyimizi araştırmıştı. Pek gururlandım.

Yazının Devamını Oku

Babası Tuğba’ya şiddet uygulamaya devam etsin mi istiyorsunuz?

Geçen hafta da yazdım. Sosyal medyaya yansımasaydı kimsenin ruhu bile duymayacaktı. Babası tarafından şiddete uğrayan Tuğba’dan söz ediyorum. Çığlıkları hâlâ hepimizin kulağında. Bu hep böyle oluyor. Önce mağduriyet haberi/görüntüleri ortaya çıkıyor, herkes destek veriyor. Derken bir başka görüntü ortaya atılıyor ve bu sefer de arkasından küfür kıyamet...Tuğba’nın Hayko Cepkin’in konserine giderken bir fotoğrafını yayınlayıp kıza “satanist” dediler, “Uyuşturucu kullanıyor” dediler. Ben de açtım, avukatı Turgay Özcan’a sordum...

O görüntüler karşısında hepimiz dehşete düştük. Bir baba, kızına resmen girişiyordu, inanılmaz bir şiddet uyguluyordu. O kızın adı Tuğba’ydı. Sizin de müvekkiliniz... 

Evet.

Tuğba nerede, ne durumda şu anda?

Haluk Levent’in, Ahbap grubunun ve belediyenin katkılarıyla ona tutulan evde yaşıyor. Yüzde 87 engelli annesiyle birlikte. Tuğba gece gündüz ona bakıyor. Hakkında çıkan yalan yanlış haberlere çok üzüldü tabii. Ama güçlü bir kız.

Nasıl bir hikâye onunki? 19 yaşında gencecik bir kızdan söz ediyoruz değil mi?

Evet, omuzlarında çok ağır bir sorumluluk var. Biz aslında bir çocuktan söz ediyoruz. 19 nedir ki? Annesi 11 ay önce beyin kanaması geçiriyor. Tuğba o sırada çalışıyor, işinden ayrılmak zorunda kalıyor ve önce hastanede annesine bakıyor. Annesinin her türlü ihtiyacını o karşılıyor. Annesini yediriyor, içiriyor, altını temizliyor... Hem hastabakıcısı hem hemşiresi hem de her şeyi. Bizzat tanık olduğum bazı şeyler var. Annesiyle ifadesi alınırken birlikteydim. 25 dakika filan sürdü, bana 25 saat gibi geldi. Normal ağızdan beslenemiyor, aldığı her şeyi geri çıkarıyor. Sürekli birinin yardımına ihtiyaç duyuyor. Otururken, yürürken, konuşurken, beslenirken, hareket ederken... Gece gündüz birinin onunla ilgilenmesi gerekiyor. Bütün o yük, 19 yaşındaki o kızın omuzlarında.

‘SATANİST O... UYUŞTURUCU KULLANIYOR’ DİYE İĞRENÇ İFTİRALAR ATTILAR!

Yazının Devamını Oku

Şule Çet soruşturmasında bence eksikler var

PROFESÖR Sevil Atasoy çok yönlü bir hoca.

Bir sürü işin altından kalkıyor. Bu arada Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu üyesi. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında tecrübelerini paylaşıyor. Yeni çıkan kitabı ‘Çürük Elmalar ve Masum Mahkûmlar’ vesilesiyle buluştuk.

Pazar başlayan röportaj bugün de devam ediyor...

- Suçu aydınlatma konusunda biz ülke olarak ne vaziyetteyiz?

Her ülkenin polis teşkilatının yıldızlaşan soruşturmaları var. Ama herkes her suçu aydınlatamaz. Türkiye’nin de yıldızlaşan soruşturmaları var. Mucizeler kimi zaman otopsi salonunda, kimi zaman olay yerinde, kimi zaman da laboratuvarda yaşanır. Ayakkabıya takılıp kalmış bir cam parçası, kurbanın saçları arasındaki bir yaprak bile soruşturmayı başarıya götürebilir. İntihar süsü verilen cinayetleri, kaza sanılan intiharları, hatta cinayet sanılan intiharları... Kısacası, bazen fail tarafından sahnelenen, bazen olay yerini inceleyenlerin düştüğü tuzaklar ya da onaylama önyargısıyla hareket ettiği durumlarla karşılaşılabilir. Burada mesele, “olay yeri incelemesi”nin iyi yapılması...

- Bir türlü sonuçlanamayan Şule Çet davasında sizce sorun ne?

Bence soruşturmada eksikler var.

- Filmlerin, romanların ya da sosyal medyanın suç oranını arttırdığı, suça teşvik ettiğini iddiası için ne diyeceksiniz?

Suçu arttırdığını kesin olarak kanıtlayan bilimsel bir araştırma bulunmuyor. Ama bunların intiharı özendirdiği muhakkak! Romalı din bilgini Tertullianus, “Şu oyunları izlemeyin, toplumu şiddete ve kan dökmeye yöneltiyor!” demişti. Sözünü ettiği gladyatör dövüşleriydi. Demek ki 1800 yıldır aynı şey söyleniyor.

Yazının Devamını Oku

Profesör Sevil Atasoy, yeni kitabı ve televizyon programıyla huzurlarınızda... Dikkat! Mutfaktan katil çıkabilir! Canı isterse sizi baştan çıkarır, isterse başka bir âleme yolcu eder!

O, Profesör Sevil Atasoy. Adli tıp konusunda uzman. Hocaların hocası... Saygın, bilgili, donanımlı. Ve ölümüne çalışkan. Uykusunda bile çalışıyor! Düşünün bu (‘Çürük Elmalar ve Masum Mahkûmlar’) dokuzuncu kitabı. Aynı anda üniversitede bölüm kuruyor, ders veriyor, televizyon programı yapıyor ve işiyle ilgili dünyayı geziyor. Çünkü ülkeler onun uzmanlığına ihtiyaç duyuyor ve davet ediyor. Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu üyesi. Dünyada, Türkiye’den çok daha meşhur yani. Ben hep çok sevdim. Çünkü analitik, net, açık ve direkt. Dan dan dan, ne düşünüyorsa söylüyor. Yakaladım, sordum.

Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU

Sizdeki enerji kimsede yok! Bir taraftan dünyanın dört bir yanına yaptığınız mesleki seyahatler, bir taraftan üniversitede hocalık, bir taraftan yeni kitap, bir taraftan da TLC’deki yeni program... Pek çok program yaptınız bugüne kadar, yakında başlayacak bu programın diğerlerinden farkı ne?

- ABD’de çözümü yıllar, hatta on yıllar almış, gazetelerde defalarca manşet olmuş, TV programlarında tartışılmış, kimi yakın zamanda sonuca ulaşmış, kimi hâlâ tartışılan vakalarla ilgili bir program bu. Cinayetler, intiharlar, kazalar... Her bir bölümün içine girerek yorum yapmamı istediler.

Delil avcısı, haksız mahkûmiyetleri önler

Sizi nasıl buldular?

- Sanırım dünyada, Türkiye’de olduğumdan daha meşhurum! Hele Amerikan ve Avrupa kriminalcileri arasında... Birçoğunu şahsen tanırım. 1980’lerden başlayarak profesyonel derneklere de üyeyim.

Siz, bir ‘delil avcısı’sınız. Bu tam olarak ne demek?

- ‘Delil Avcısı’, “Ben yaptım!”, “Ben gördüm” ya da “O yaptı” diyenlere itibar etmeyen, yani gördüğüne, duyduğuna inanmayan; bir suçu mutlaka delillendirmeye çalışan, haksız mahkûmiyetlerin ancak böyle önlenebileceğine inananları tanımlayan bir kavram. 2005-2010 arasındaki Hürriyet Pazar ekinde yazdığım sayfanın da adıydı bu. Kanat Atkaya’yla Ertuğrul Özkök’ün birlikte buldukları bir isim.

Yazının Devamını Oku

Olmaz olsun böyle babalar!

ALIN size bir iğrenç vaka daha!

Sosyal medyaya yansımasaydı, kimsenin ruhu bile duymayacaktı...

Babası tarafından şiddete uğrayan Tuğba...

“Yardım edin!” çığlıkları hâlâ hepimizin kulağında.

Bu babası kızın ya... Öz babası!

Var mı dünya üzerinde böyle bir adilik!

Resmen işkence ediyor kıza...

Ve biz bu görüntülere tesadüfen ulaşabildik. Engelli -belki de engelli dememek gerekiyor, yüzde 87- ve özel durumda olan annesi tarafından çekilen bu görüntülere...

Bunun üzerine Aile ve Sosyal Çalışma Bakanlığı,

Yazının Devamını Oku

Cinsellik eğitimi aslında ‘Bedenin senindir!’ eğitimi... Seksolog Rayka Kumru’dan kapsamlı cinsellik eğitimi kitabı: ‘Hoş Geldim'

RAYKA Kumru, yaptı yine yapacağını!

O şahane bir seksolog, danışman ve eğitmen. İnsan “seksolog” lafını duyunca önce bir “Bu ne ya!” oluyor di mi? Ben olmuştum. Karşımda inanılmaz donanımlı birini görünce de şaşırmıştım. Sıkı bir eğitimi var. Önce The University of British Columbia’da sosyoloji ve cinsellik bilimlerinde lisans eğitimi, ardından Curtin Üniversitesi’nde seksoloji yüksek lisansı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde pazarlama iletişimi yüksek lisansı. tabukamu.com ve reglhikayeleri.com web sitelerinin de kurucusu. Dünyayı takip eden, açık beyinli biri. Avrupa Seksoloji Federasyonu Genç Komitesi üyesi ve araştırmacısı, Dünya Cinsel Sağlık Derneği, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ve Amerikan Cinsel Eğitmenler, Danışmanlar ve Terapistler derneklerinin de üyesi.

Çok faydalı bir kitaba imza attı. Çocukları olduğu kadar yetişkinleri de aydınlatacak bir kitap: ‘Hoş Geldim’. Sadece bilgilendirici değil, eğlenceli de...

Ben Alya’dan biliyorum, sorduğu milyonlarca soru arasında en üst sıralarda yer alan soru, “Ben dünyaya nasıl geldim?”di. Ben hiç “Yavrum, seni leylekler getirdi!” demedim. Ama zorlandım, çünkü çok ayrıntıya girmek de istemedim. O zaman tabii Rayka’nın kitabı da yoktu. ‘Hoş Geldim’, benim gibi bocalamak istemeyen ebeveynlerin hayatını kolaylaştıracaktır. Rayka’yı yakaladım, sordum...

- Nerden çıktı bu kitap? Hangi amaca hizmet etmek için yazıldı?

Çocukların en sık sorduğu, ebeveynlerde da en çok panik yaratan soru: “Ben nereden geldim?”. Bu sorunun temelinde varoluşçu bir yaklaşım olsa da ebeveynler tamamen cinsellikten ibaret olduğunu ve çocuklarının yaşlarına uygun olmayan bir şey merak ettiğini düşünebiliyor. Yalan söylemekle kafa karıştırıcı bilgi vermek arasında gidip gelebiliyor. İşte bu kitabı, bu süreçte çocukların “Ben nereden geldim?” sorusunu cevaplamak isteyen tüm anne-babalar ve yetişkinler için hazırladık.

Piyasadakilerden farkı ne?

Hem dili hem de çizimleri farklı. Kitap, “Ben nereden geldim?” sorusunun cevabı arayan, kendine bugüne kadar anlatılan hikâyeleri sorgulayan bir çocuğun ağzından yazıldı.

- N’apıyor bu çocuk?

Yazının Devamını Oku

Haklılar, sesim bir süre sonra kulak tırmalıyor. Ameliyat gerekiyor NODÜL VARMIŞ

ON parmağında on marifet bir kadın Gupse Özay. Hem yazıyor, hem yönetiyor hem de oynuyor. Yakında yeni filmi ‘Eltiler Savaşı’ vizyona girecek. Çocuklar için de bir karakter yarattı, iki yeni çocuk kitabı yazdı. Konuşacak çok şey vardı, pazar başlayan röportaj bugün de devam ediyor...

‘Deliha’ları çok sevdim ben. Sen o seriyle erkek komedi dünyasına kafa mı tuttun?

Deliha’nın ilk filmi çok yadırgandı başta. Afişte tek başına bir kadın karakter o kadar az ki! Türkiye’de de dünyada da. Erkeğin kadın komedisine bilet alması zor. Hâlâ da zor. Bütün dünya kadınları olarak bu önyargıyı kırmaya çalışıyoruz. O yüzden, erkek komedi dünyasına değil de seyircinin önyargısına kafa tuttum diyelim. 

Seni Recep İvedik mizahı yapmakla eleştirdiler, buna vereceğin cevap nedir?

Şahan’ın çok üstüne gidiyorlar, gittiler. Komedinin amacı güldürmek. Ve mizahın farklı çeşitleri var. Biri İngiliz komedisi sever, diğeri Amerikan. Biri diyalogdan hoşlanır, diğeri beden komedisinden. Benim o noktada eleştirildiğim için üzüldüğüm şey şuydu: Başka bir filmi taklit etmişim gibi lanse edildi. Oysa kendi küçüklüğümde de olduğu gibi, erkekler tarafından kabul görmek veya kendini savunmak ve korumak amacıyla hafif erkeksi hale girmek zorunda kalmış, sevimli ama kaba saba bir kız çocuğu hikâyesiydi o. Yeri gelmişken kendimi de eleştireyim...

Evet, dinliyorum...

İlk filmde cinsiyetçi birkaç şakam vardı. Uyardılar. O yüzden sonraki filmde hepsini yok ettim! Çünkü haklılardı. Artık Deliha’yı kıyafet alışverişi, kuaför, makyaj ve zayıflama çabaları olan “müzikli bir güzelleştirme fırtınası” içinde göremeyecekler. 

‘ELTİLERİN SAVAŞI’ GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Şuh ve biri ölmüş gibi bakıp aynı anda seksi olması gereken bir poz veremem ben!

Fırlama, matrak, enerjik ama... En önemli özelliği bence zeki, meraklı ve gözlemci olması. Ve çok üretken. Gupse Özay’ı ‘Yalan Dünya’ ile tanıdık, sonra ‘Deliha’lar geldi. Hem yazdı hem oynadı hem yönetti. Kilolar alıp verdi. Kim ne derse desin, çok iyi işlere imza attı. Ülkenin en beğenilen erkek oyuncularından biriyle beraber. Şimdi de iki yaratıcı çocuk kitabı yazdı. Hoş fikirler var içinde: Komşunun ev terliği, sokak terliği olmak istiyor, asık suratlı birinin bıyığı, adamdan kurtulmak istiyor. Yarattığı Jüpi karakteriyle çocukların ilgisini fena halde çekecek gibi. Pek çok soru sordum, buraya bu kadarı sığdı. Devamı salıya...

Sen benim için bu ülkedeki en yetenekli kadınlardan birisin. Yazıyorsun, çiziyorsun, düşünüyorsun, gerçekleştiriyorsun... Hayal ettiğin rol için manyak kilolar alıp sağlığını tehlikeye atıyorsun. Senaryoyu yazıyor, oynuyor, bir de üstüne filmi yönetiyorsun...

- Çok teşekkür ederim. İnsanın hayran olduğu bir kadından övgü duyması çok güzel.

ÜRETMEK TÜM KADINLARA ÇOK YAKIŞIYOR

Şimdi de çok farklı iki çocuk kitabı yazdın. Harbi yaratıcı kitaplar. Bütün bunları niye yapıyorsun?

- Ya ben boş duramıyorum, üretmeyi seviyorum. Denemeyi seviyorum, denemekten de korkmuyorum. Neyi sevip neye dokunmam gerektiğini iyi biliyorum galiba. İlkokulda tahtaya çıkıp kendi yazdığım skeçleri oynayıp bütün sınıfı güldürürdüm. Bayramlarda da evde yapardım. Yani özünde insanları güldürmeyi ve ortamı yumuşatmayı seviyorum. Bu da seçtiğim alanlarda proje üretmemi sağlıyor. Üretmek insana iyi geliyor.

Sence insanlar seni anlıyorlar mı? Çabanı, kendini ne kadar paraladığını...

- Anlayan da oluyor, gıcık olan da! Ben anlayıp ilham alsınlar istiyorum. Özellikle kadınlar. Çünkü durmadan üretmek ve çabalamak hepimize çok yakışıyor.

Yazının Devamını Oku

Dezavantajlı gruplara can suyu veren sosyal girişim: ‘JOON’

Bugün o gün. Yürünmemiş yollardan yürüyen kadınları yazdığım gün. Onlar 4 kadın. ‘Tasarım’ı bir araç olarak kullanarak dezavantajlı grupların yaratıcı ve üretken hayatlar sürmesini sağlamak için ‘Joon’u kurdular. Ben Duygu Vatan’la röportaj yaptım. Ama Azra, İrem ve Cansu da var. Onlar sosyal girişimci. Temel amaçları kâr elde etmek değil, sosyal fayda yaratmak. Göç, çalışma hayatındaki cinsiyet ayrımcılığı, engelli bireylerin karşılaştığı fırsat eşitsizliği gibi sorunlara değiniyorlar. Bu koşulları kabul etmeyen ve herkes için eşit bir dünya yaratmaya çalışan koleksiyonlar yapıyorlar. Bence müthişler! Çok gençler, çok ileri görüşlüler, ben inanıyorum ki ülkemiz böyle gençler sayesinde ilerleyecek...

Seni tanıyalım...

Ben Duygu. 26 yaşındayım. ODTÜ İşletme mezunuyum. Okurken bölüme bir türlü ısınamadım, kendimi çok ait hissetmiyordum. Yaratıcılığıma engel olan, zihnimi baskılayan bir tarafı vardı. Bir şirketin hayallerinin peşinde koşturmak tüm topluma, en çok da kendime haksızlık etmek gibi geliyordu. Ben insana dokunan bir iş yapmak istiyordum. Yan dal olarak ürün tasarımı okumaya karar verdim. Bir ürünün tasarımı süreci insanlığa dair o kadar çok şey söylüyordu ki. Ben de hayatımın direksiyonunu buraya kırdım, yüksek lisansımı da gene bu bölümde, sosyal inovasyon için tasarım alanında geçtiğimiz ay tamamladım. Eşzamanlı olarak da hayatıma Azra ve “Joon” girdi.

‘Joon’ neyin nesidir? Kimin sesidir?

“Joon”, eşitsizlikleri ortadan kaldıran bir dünya yaratmak isteyen ve tüm gücünü kuvvetini buna vakfetmeye hazır iki kadının hayali aslında. Benim ve Azra’nın. Sonra İrem ve Cansu da eklendi bize. Dezavantajlı üreticilerin ekonomik olarak güçlenmelerini sağlayan, bunu da bunu tasarımın sihirli değneğiyle gerçekleştiren bir köprü kurmaya çalışıyoruz...

‘Joon’un anlamı ne? Uydurduğunuz bir kelime mi, bir anlamı var mı?

Farsça “Can, yaşam” demek.

Yanlış anlamıyorum dimi? Siz dezavantajlı grupların -kadınlar, engelliler ve mülteciler gibi- üretmesi için çabalıyorsunuz... Neden?

Yazının Devamını Oku