İki lider, iki strateji

TÜRKİYE tarihi kırılmaların yaşandığı 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerini geride bıraktı. Önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimleri olması nedeniyle birçok sıradışı gelişmeye hazır olmak gerekiyor. Bizde Cumhurbaşkanlığı seçimleri söz konusu olunca darbeden muhtıraya, ittifaklardan yeni partilerin kuruluşuna kadar irili ufaklı siyasi depremler yaşanır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’ye blok siyasetini kazandırdı. Cumhur ittifakı ve millet ittifakı gibi. İnşa edenler tahterevallinin bir ucunda AK Parti’nin diğer ucunda CHP’nin oturacağını düşünüyorlardı. Söz konusu CHP olunca seçim kazanmak zor değildi. Ama evde yapılan hesap çarşıya uymadı. Başkanlık sistemi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüzde 52 oy oranı ile ikinci kez kazanmasını sağladı. Ama muhalefetin aleyhine olacak şekilde kurgulanan sistem tam aksine muhalefete kazandırdı. İttifak sayesinde muhalefet Meclis’e 32 milletvekili fazladan soktu. Barajı aşamayan İYİ Parti, ittifak sayesinde Meclis’te temsil edilir oldu. Bu sayede Saadet Partisi ve Demokrat
Parti Meclis’te temsil imkânına kavuştu. İki partili bir Meclis düşünülüyordu. Ama 9 partinin temsil edildiği bir Meclis yapısı ortaya çıktı. Yetmedi, ittifak sistemi yerel seçimlerde CHP’ye İstanbul, Ankara, Antalya, Mersin ve Adana’yı kazandırdı. Başkanlık sistemi yüzde birin altın hisse değerinde olduğu bir sistemi getirdi.

SİYASİ AKTÖRLER

Önümüzdeki süreci iki lider şekillendirecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu’ndan söz ediyorum. Bunu söylerken sistem gereği en küçük partinin liderinin dahi siyaseti etkileme gücüne sahip olduğu gerçeğini inkâr edemeyiz. Erdoğan ve Kılıçdaroğlu ön plana çıkarken, Bahçeli’nin, Akşener’in, Karamollaoğlu’nun
etkileme gücünün olmadığını kast etmiyorum. Tam aksine önümüzdeki süreçte bırakın mevcut liderleri, Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu da tercihleriyle süreci etkileme şansına sahip olacaklar. Ekrem İmamoğlu isminin altını özellikle çiziyorum. Artık Ekrem İmamoğlu’suz siyaset denklemi kurulamaz.

İki ana aktör olması nedeniyle Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun hamleleri nehrin akışını belirleyecek. O nedenle iki liderin stratejisi çok önemli. Siyaset dili ve tarzları önümüzdeki sürecin yönünü tayin edecek. O derece iddialı konuşuyorum.

ERDOĞAN’IN STRATEJİSİ

Erdoğan’ın kişiliğiyle bütünleşmiş bir siyaset dili var. Erdoğan, kutuplaştırıcı siyaseti tercih ediyor. İktidar ile muhalefeti kutuplaştırıp aralarındaki oy geçişini engellemeyi amaçlıyor. Bunu CHP ve Kılıçdaroğlu üzerinden yapmayı tercih ediyor. “CeHaPe” ve “Bay Kemal” söylemini kullanıyor. Erdoğan, İzmir-Bursa otoyolunun açılışında da Kılıçdaroğlu’nu hedef aldı. “Senin aklın buna ermez Bay Kemal, anlamazsın bu işlerden” diye seslendi. Bu strateji yerel seçimlere kadar kazandırdı.

Seçimlerin ardından Erdoğan’ın dilinde, siyaset tarzında bir değişiklik olacak mı sorusu gündemdeydi. Görünen o ki Erdoğan geleneksel siyaset tarzını sürdürecek.

YENİ PARTİYE SİNYAL

Cumhurbaşkanı bu süreçte sadece görünür muhalefetle mücadele etmeyecek. Bir de görünmez muhalefetle uğraşmak zorunda kalacak. AK Parti içinden çıkarak yeni parti kuracaklardan söz ediyorum. Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nu kast ediyorum. Peki Erdoğan onlara karşı nasıl bir strateji izleyecek? AK Parti’nin siyasal tarihi açısından önemli bir nokta. Elbette ki bunu Erdoğan bayramdan sonra sahalara çıkıp Konya ve Kayseri mitinglerini yaptığında daha net göreceğiz. Ancak siyaset biraz da semboller üzerinden yapılır. Cumhurbaşkanı Erdoğan dikkat çekici bir ziyaret yaptı. Süheyb Öğüt ve gazeteci Hilal Kaplan’ın başında bulunduğu Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi’ni ziyaret etti. Bosphorus Global, Ahmet Davutoğlu’nun başkanlıktan istifa ettirilme sürecindeki “pelikan bildirisi” ile gündeme gelmişti. Tam da Abdullah Gül-Ali Babacan partilerinin kurulacağı bir dönemde, tam da Ahmet Davutoğlu’nun parti kurma çalışmalarını yoğunlaştırdığı bir sırada bu ziyaret önemli bir mesajdı. Erdoğan, bu ziyaretiyle yeni parti kuracaklara mesaj verdi. Daha doğrusu yeni parti kuracak olanlarla hangi yöntemlerle mücadele edeceğinin sinyalini verdi. İlginç bir dönem.

KILIÇDAROĞLU’NDAN DEĞİŞİM

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na gelince... Kılıçdaroğlu’nun siyaset tarzı ve dilinde bir süredir değişiklik gözleniyor. Her konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret eden Kılıçdaroğlu gitti, yerine “Sevgili AK Partili kardeşlerim” diyen bir Kılıçdaroğlu geldi. CHP teşkilatına “Artık siyaseti 50+1’e göre kurgulamak zorundayız. Çemberin dışına çıkmalıyız” dedi. Kılıçdaroğlu stratejisini değiştiriyor. Ne kadar sürdürür bilemiyorum ama kucaklayıcı bir dil kullanmaya çalışıyor.

İşte Türkiye’yi 2023’e taşıyacak iki
lider ve onların stratejileri...

Bakalım 2023’te kim kazanacak...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Düğümü Yargıtay çözecek

Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararından sonra CHP heyeti, Meclis Başkanı Mustafa Şentop’u ziyaret ederek Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin iade edilmesini istemişti.

Meclis Başkanı Şentop ile CHP heyeti Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının beklenmesi ve birinci derece mahkeme ile Yargıtay’ın tesis edeceği hükmün görülmesi üzerinde durulmuştu.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının çok gecikmeyeceği söyleniyor. Ama asıl iş ondan sonra başlıyor. Düğümü Yargıtay ile Meclis birlikte çözecek. Asıl önemli olan Yargıtay’ın kararı olacak.

Birkaç noktanın üzerinde duruluyor.

1. Bireysel başvuruyla ilgili karar otomatik olarak hak doğurmuyor. Ama Anayasa Mahkemesi’nin kararını hem ilk derece mahkeme hem de Yargıtay dikkate almak durumunda. Yok sayamaz.

2.  Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına uymayabilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi, Yargıtay’ın üzerinde bir süper temyiz mahkemesi değil.

3. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararını yeniden yargılama sebebi olarak görüp reddedebilir.

KRİTİK NOKTA

4.

Yazının Devamını Oku

Görüşme talebi Macron’dan geldi

Virüs nedeniyle AB zirvesi 1 Ekim’e ertelendi ama Rum kesiminin Türkiye’ye yaptırımlar uygulanması yönündeki çabaları zirve öncesinde tansiyonu yükseltmişti.

Rum kesimini Fransa ve Yunanistan’la birlikte okumak gerekiyor. Bakmayın Türkiye’nin yalnız kaldığı yönündeki yorumlara... Demirel’in dediği gibi, “Türkiye büyük bir ülkenin adı demek.” Zirve öncesinde bir dizi diplomatik girişim başlatıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Almanya Başbakanı Merkel ve AB Konseyi Başkanı Michel ile yaptığı üçlü zirve önemli bir adımdı. Türkiye’ye yaptırımlara karşı çıkan Merkel, diyaloğa geçilmesini savunuyor.

Üçlü zirvenin iki ayağı vardı:

1- Türkiye-Yunanistan gerilimi.

2- Doğu Akdeniz’de gerginliğin giderilmesi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan ile diyaloğa hazır olduğumuz mesajını verdi. Merkel ve Michel’in duymak istediği de buydu. Hatta Erdoğan, iki ülke arasında istikşafi görüşmelerin başlayabileceğini ifade etti. Eğer Merkel’in çabalarıyla Oruç Reis Antalya’ya çekilip Mevlüt Çavuşoğlu ile Borrell 6 Ağustos’ta Malta’da görüştüğü sırada Yunanistan Mısır’la anlaşma yapmasa, 7 Ağustos’ta istikşafi görüşmelerin başlayacağı ilan edilecekti.

MERKEL’İN TEKLİFİNE ERDOĞAN’IN YANITI

Çabaları sonucunda Oruç Reis’in limana çekilmesini sağlayan Merkel’in, Yunanistan’ın Mısır’la anlaşma yapması üzerine “Şok oldum” dediği ifade ediliyor. Oysa Merkel, o gün iki ülke arasında istikşafi görüşmelerin başlayacağının ilan edilmesini bekliyordu. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Miçotakis’le telefonla görüşür müsünüz?” diye teklifte bulunmuştu. Erdoğan da  “Önkoşulsuz olursa niye olmasın, ben konuşurum” diyerek diyalog kapısını aralamıştı. O gün gerçekleşmeyen Erdoğan-Miçotakis görüşmesinin yapılması, iki liderin videokonferans yoluyla görüşmesi bekleniyor.

Doğu Akdeniz’deki gerilim konusunda ise

Yazının Devamını Oku

AK Parti’de yeni vizyon arayışları

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti il başkanlarına videokonferans yöntemiyle seslendiği sırada dikkatimi çekti.

Daha ne oluyor demeden, bu kez Cumhurbaşkanı resmi Twitter hesabından paylaşımda bulundu.

2053 VİZYONU

Cumhurbaşkanı, il başkanlarına seslenirken 2023 seçimlerine değindi. Ama “Türkiye’nin 2053 vizyonunu somutlaştıracak zihni egzersizler, beklenti ve talep tespitleri, analizler, teknik ve siyasi proje hazırlıkları için de şimdiden, ‘Bismillah’ demeliyiz” dedi. Ardından da “Başkalarının böyle bir derdi, böyle bir hazırlığı olmayabilir ama AK Parti’nin olmak zorunda” diye ekledi.

TÜRKİYE MODELİ PAYLAŞIMI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, il başkanlarına seslenişi bitirdikten hemen sonra bu kez resmi Twitter hesabından da  ‘Türkiye modeli’ başlıklı bir paylaşımda bulundu.


Yazının Devamını Oku

CHP’deki Atatürk tartışması ciddi

Canan Kaftancıoğlu’nun konuşması CHP’deki fay hattını harekete geçirdi. Partideki Atatürk ve Mustafa Kemal ayrışmasını ortaya çıkardı. Siyasi sonuçları olur mu bilmem ama CHP’deki Atatürk tartışmasını ciddiye almak gerekiyor. Çünkü kendini Atatürkçü ve Kemalist olarak tanımlayan bir grup CHP’de pasifize edildiklerini düşünüyor.

“Memleket Hareketi”ni başlatan Muharrem İnce, CHP’de Atatürk düşmanları olduğunu iddia etmişti. 10 Haziran hareketinden gelen ve HDP’ye yakın duran isimlerin partiye egemen olduğunu, gerçek Atatürkçülerin ise dışlandığını düşünüyorlar. CHP’de en ciddi bölünme olan Güven Partisi de benzer tartışmaların ürünü olarak ortaya çıkmıştı. Atatürk tartışmasının yeni bir partiye dönüşeceğini düşünmüyorum. Öyle bir tablo yok. Ama Kılıçdaroğlu’nun tedbir almasını gerektirecek bir durum söz konusu. Atatürk’ün partisi CHP’de Atatürkçüler huzursuz.

CHP’LİLER BÜYÜTTÜ

Atatürk tartışması CHP’deki ekipleri harekete geçirince parti yönetimi iktidarı suçlamayı tercih etti. Oysa tartışma CHP’li Uluç Gürkan’ın, Taksim toplantılarının konuğu olan Canan Kaftancıoğlu’na, “Atatürk adını kullanmamak tercihiniz mi?”  diye sorması üzerine başladı. Kaftancıoğlu’nun “Kendimi ait hissettiğim bir ifade olduğu için tercih ediyorum” diye yanıt vermesi üzerine tartışma Türkiye’nin gündemine yerleşti.

İşin büyüyüp CHP içinde bir hesaplaşmaya dönmesi ise bir grup CHP milletvekilinin attığı tweet’ler üzerine başladı. İki örneği almak istiyorum.

 Mehmet Akif Hamzaçebi:

“Cumhuriyetimizin ve üyesi olduğum Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü şükranla anıyorum. ATATÜRK’ü anmak saygının ötesinde onurdur, gururdur. ATATÜRK’ün ismini anmakta tereddütü olanlar O’nunla problemi olanlardır.”

 

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, Atatürk tartışmasından rahatsız

İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun Taksim toplantılarında Mustafa Kemal demesi CHP’de Atatürk krizinin patlak vermesine yol açtı.

Partideki fay hatları harekete geçti. Kimi Canan Kaftancıoğlu ile kurultaydan gelen hesabını görmek için Atatürkçülük tartışmasını kendini açısından avantajlı bir zemin olarak gördü, kimi Atatürkçülük üzerinden güç kazanmaya çalıştı.

CHP’de bir dönem Meclis’te bir milletvekilinin odasındaki Atatürk’ün resminin indirilip çöp kutusuna atılması tartışması yaşanmıştı. CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı’nın suçlandığı, Ankara milletvekili Necati Yılmaz’ın haksızlığa uğradığı, Aylin Nazlıaka’nın partiden ihraç edilip daha sonra geri döndüğü olaydan söz ediyorum.

Zaman zaman, Atatürk’ün CHP’den çektiği ne diye düşünmeden edemiyorum. Hem Atatürk’ün siyasi mirasını yiyorlar hem de parti içi iktidar kavgalarını
Atatürk’ün üzerinden yapıyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun Atatürk tartışmasından çok rahatsız olduğu söyleniyor. Tartışmanın uzatılmaması için uyarıda bulunmuş. Ahmet Davutoğlu’nu ziyaretten sonra bu konu sorulduğunda belirli bir medya grubunun bunu öne çıkarmasının anlaşılır olmadığını söyledi. Ama Kemal Bey, size yakın bir gazete yazdı bunu. Ayrıca gazetecilik yaptılar, haberi verdi. CHP’lilere Atatürk üzerinden birbirinizi suçlayın demedi ki...

CHP bir süredir tekrar eski iç tartışmalarına dönmeye başladı. Burada görev Kılıçdaroğlu’na düşüyor. Kılıçdaroğlu, Atatürk tartışmasını kesmeleri için Özgür Özel üzerinden milletvekillerini uyardı ama bu yeterli olmadı. Kemal Bey masaya yumruğunu vurup bu tartışmaların önünü kesmezse, CHP krizlerin partisi  formatına geri dönecek. Çünkü gruplar birbirini yemek için aportta bekliyor. Benden uyarması...

CHP YENİDEN KRİZLERİN PARTİSİ Mİ OLUYOR?CHP’

Yazının Devamını Oku

Mehmet Kaplan’ın kanında alkol ve esrar tespit edildi

Gaziantep’te Mehmet Kaplan’la birlikte olduğu evin dördüncü katından düşerek hayatını kaybeden Duygu Delen’le ilgili Adli Tıp raporunun kimya ve biyoloji sonuçları ortaya çıktı. Ancak soruşturmayı yürüten Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Duygu Delen’le ilgili olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’na sorduğu soruların yanıtlarının verilmesinin ise biraz zaman alacağı öğrenildi.

Duygu Delen olayıyla ilgili kapsamlı bir soruşturma yürüten Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’na Duygu Delen’in intihar mı ettiği yoksa öldürüldüğü mü, intihar ettiğine dair emarelerin olup olmadığı, düşmeden önce şuurunun yerinde olup olmadığı gibi sorular sorduğu ortaya çıktı.

İSTANBUL ADLİ TIP DOĞRULADI

İstanbul Adli Tıp Kurumu kimya ve biyoloji ihtisas grupları ise incelemelerini tamamlayarak raporlarını sundular. Adli Tıp raporunda Mehmet Kaplan’ın 257 promil alkollü olduğu tespit edildi. Kaplan’ın kan örneklerinde yapılan incelemede esrar belirlendi. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından Mehmet Kaplan’ın kan ve idrar örnekleri üzerinde yapılan incelemede de “THC (esrar) metabolitleri saptanmıştır” denilmişti. İstanbul Adli Tıp Kurumu bu incelemeyi doğruladı.

Duygu Delen’in kan ve idrar örneklerinde ise alkol veya herhangi bir uyuşturucu tespit edilmedi.

MEHMET KAPLAN’IN DNA’SI TESPİT EDİLDİ

Duygu Delen, yakın çevresindekilerin anlatımına göre yaşamayı seven, hayat dolu genç bir kızdı. Daha önce yaşadığı sorunlar nedeniyle ayrıldığı erkek arkadaşı Mehmet Kaplan’la bir araya geldiği evin dördüncü katından düşerek hayatını kaybetti. O günden bu yana Duygu Delen intihar mı etti, yoksa atıldı mı sorusu aydınlatılmayı bekliyor. Duygu Delen’in giysilerinden ve vücudundan alınan örneklerin incelenmesinde Mehmet Kaplan’a ait DNA örnekleri tespit edildi.

MEHMET KAPLAN’IN MESAJLARI

Yazının Devamını Oku

Erdoğan hangi gazete haberini inceledi?

27 Mayıs darbesinden sonra hukuk tarihimize bir yüz karası olarak geçen yargılamalarının yapıldığı Yassıada’da 12 Eylül’ün yıldönümü nedeniyle Adalet Bakanlığı tarafından bir sempozyum düzenlendi.

Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak düzenlenen Yassıada’daki sempozyumun açış konuşmasını Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptı. Yassıada’daki programa eski başbakanlardan Tansu Çiller ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de katılmıştı. Bahçeli bir de konuşma yaptı.



Sempozyumdan önce Erdoğan, Çiller ve Bahçeli bir süre çay içip sohbet etmişler. Liderler 12 Eylül’ün yıldönümü olması nedeniyle darbeleri konuşmuşlar. Ama sadece 12 Eylül’ü değil, mekân Yassıada olunca daha çok 27 Mayıs’ı ve Menderes’i konuşmuşlar. Demirel, “Başbakan olduğumda karşımda Menderes’in idam sehpasındaki fotoğrafı duruyordu” demişti. Çiller, 28 Şubat’ı yaşadı. Erdoğan, 28 Şubat’ın mağduru oldu. 27 Nisan’da e-muhtıraya maruz kaldı. 15 Temmuz’da darbeyi püskürttü. Eğer 15 Temmuz’da Erdoğan değil, Allah korusun darbeciler kazansa, bugün tarih başka türlü yazılacaktı. Bahçeli de her defasında darbeye karşı çıktı. Erdoğan, Çiller ve Bahçeli adada 12 Eylül’le ilgili olarak açılan sergiyi gezmişler. Cumhurbaşkanı Erdoğan orada bir gazete haberinin önünde durmuş, dikkatlice okumuş. Merak ettim, soruşturdum. Erdoğan, CIA’in Türkiye şefi olan Paul Henze’nin 12 Eylül darbesini ABD Başkanı Carter’e, “Bizim çocuklar başardı” diye ilettiği haberin kupürünü incelemiş. Zaten konuşmasında da “Darbe haberi Washington’a ulaştığında, birilerinin ‘Bizim çocuklar başardı’ demesi, 12 Eylül’ün gerisindeki karanlık yüzü ifade ediyordu. Hiç şüphe yok ki 15 Temmuz gecesi birileri yine aynı mekânlarda ‘Bizim çocuklar yine başardı’ demek için bekliyordu” diye konuşmuştu.

15 Temmuz’da tersi oldu. Bu kez CIA’in çocukları değil, Erdoğan’ın liderliğinde bu milletin çocukları kazandı.

BÜLENT ARINÇ’TAN İYİ HABERLER VARESKİ

Yazının Devamını Oku

İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu: ‘Erdoğan gitsin diye bir siyasi cinnet içinde olmayız’

2023’e daha üç yıl var ama seçim peşrevi başladı. Selahattin Demirtaş, eşini de alıp İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e kahvaltıya gitmeyi önerdi. Deniz Baykal bir dönem Mesut Yılmaz’a benzer bir öneride bulunmuştu. “Kotlarımızı çekip eşlerimizle birlikte pikniğe gidelim” şeklinde bir öneriydi. Ancak Korkmaz Yiğit kaseti ortaya çıkınca bırakın pikniğe gitmeyi, Baykal hükümete verdiği desteği geri çekmişti.

Demirtaş’ın kahvaltıya gitmek istediği Akşener, kan davalı bir yanıt vermişti. Bu yanıt dahi Demirtaş’ı geri adım attırmadı. Demirtaş, yanıtı olumlu bulduğunu belirtti. Selahattin Demirtaş’ı yeniden siyasi denkleme sokma çabalarına dikkat çekip bunun neden Meral Akşener üzerinden yapılmak istendiğini sormuştum. Konuştuğum İYİ Partililerin de benzer bir merak içinde olduklarını gördüm. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da desteklediği, Devlet Bahçeli’nin  “Evine dön” çağrısından sonra millet ittifakı içindeki pozisyonu güçlendiği için Demirtaş’ın da kahvaltı diyaloğunu Akşener üzerinden başlattığı düşünülüyor. Siyaset yükselen değerler üzerinden yapılıyor. Bu çabaların Demirtaş’ı sevimlileştirme gayreti olduğunun farkındalar. Ama bunun için Demirtaş’ın bir bedel ödemesi, özeleştiri yapması gerektiğini düşünüyorlar. İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu ile konuştum. “HDP, PKK’ya karşı devletin yanında yer alırsa, biz demokrasi taleplerine destek verebiliriz” dedi. Ağıralioğlu, ilke bazlı olarak baktıklarını söyledi. “Yoksa Recep Tayyip Erdoğan gitsin diye bir siyasi cinnet içinde olmayız” diye konuştu.

KILIÇDAROĞLU ADAY OLMAZSA MUHALEFET LİDERİNİ DESTEKLEMELİ

Türkiye’de her siyasi denklem Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerine kuruluyor. Hele başkanlık sistemine geçip başbakanlık kaldırıldıktan sonra tek hedef Cumhurbaşkanlığı oldu.

Bahçeli, 2023’te cumhurbaşkanı adaylarının Erdoğan olduğunu açıkladı. Cumhur ittifakında Erdoğan’dan başka bir isim gündemde değil. Ancak muhalefet cephesinin adayı belli olmadığı için orada ciddi bir mücadele yaşanıyor.

Kılıçdaroğlu hem kendisi aday değil, hem de parti liderlerinin cumhurbaşkanı adayı olmasını doğru bulmuyor. Geçmişte Ecevit’in Ahmet Necdet Sezer’i aday yapması gibi, muhalefet liderleri dışında bir isim arayışında. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kılıçdaroğlu’nun favorisi. Neden olduğu konusuna girmeyeceğim ama bu tavır millet ittifakı ortakları arasında rahatsızlığa neden olmaya başladı. “Partinin hedefi iktidar olmaktır. Liderin hedefi ise cumhurbaşkanı olup ülkeyi yönetmektir. Eğer bir parti lideri kendisi cumhurbaşkanı adayı olmuyorsa, o zaman Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’ı desteklemesi gibi, beraber hareket ettiği partinin liderini desteklemelidir. Ben aday olmayacağım ama muhalefet liderleri de aday olmasın tavrı doğru değil.”

Burada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in tarif edildiği açık. Seçimler yaklaştıkça millet ittifakı içinden benzer çıkışlara tanık olacağız diyorum, başka bir şey demiyorum.

ARINÇ’IN 2. TESTİNDE TESPİT EDİLMİŞ

ARTIK

Yazının Devamını Oku

Demirtaş planının arkasında ne var?

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, Selahattin Demirtaş’a verdiği kahvaltı yanıtı, bir süre daha konuşulacak gibi görünüyor.

Demirtaş’ın, “Bir sabah Başak ile Meral Hanım’ın kapısını çalar ve ‘Kahvaltıya geldik’ derdim” sözlerine Akşener, “Güneydoğu’da şöyle bir gelenek var, kan davalınız bile olsa kapınızı çaldığı zaman içeri alırsınız” diye karşılık vermişti. Akşener, bir Anadolu geleneğini hatırlattı ama aynı zamanda “kan davalınız bile olsa” sözüyle bir kurguyu bozdu. Akşener, HDP sorulduğunda da “PKK’nın yanında konumlandırıyorum” demişti. O kurgu neydi? Bir süredir Selahattin Demirtaş’ı siyasi denkleme sokma çabaları var. Cezaevinde olması nedeniyle hem unutulmaması için çaba gösteriliyor, hem de PKK’dan ayrıştırılarak CHP ve İYİ Parti tabanına şirin gösterilmeye çalışılıyor. 6-7 Ekim 2014 tarihinde Demirtaş’ın yaptığı çağrıyla PKK, başta Yasin Börü olmak üzere 53 vatandaşımızı katletmişti. Cezaevinin kısıtlı koşullarında olduğu için Demirtaş’la ilgili dikkatli ifadeler kullanmaya çalışıyorum ama Demirtaş şimdiye kadar 6-7 Ekim olaylarının özeleştirisini yapmadı.

YENİ PLAN

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün çevresinde yer alan bir grup, Selahattin Demirtaş’ın siyasi denkleme girmesi için bir çaba içine girdi. Bunda Ali Babacan’ın partisinin tutmamasının etkisi var mı bilmiyorum ama yeni plan şu: Meral Akşener ve Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adayı olmasını önlemek. Böylece muhalefet bloku olarak Erdoğan’ın karşısına tek aday çıkarmak.

Demirtaş’ı parlatmaya çalışıyorlar onu anlıyorum da bunu milliyetçi Meral Akşener üzerinden niye yapıyorlar onu anlamış değilim.

CUMHURBAŞKANLIĞI AYASOFYA’YI TEMYİZ Mİ ETTİ?

CUMHURBAŞKANI Erdoğan, Ayasofya’yı açtı. Milletimizin 84 yıllık hasretini sona erdirdi. Bu kararı almak kolay olmadı. Erdoğan sadece içerideki bazı çevreleri değil, Batı dünyasını da karşısına almayı göze aldı. Zaten Ayasofya’yı da ancak Erdoğan gibi güçlü bir lider açabilirdi. Ancak ilginç bir durum oluştu. CHP milletvekili Mehmet Bekaroğlu, UYAP’taki “Dosya ilk inceleme yapılmak üzere sıra bekliyor” yazısından hareketle, Cumhurbaşkanlığı’nın Ayasofya’nın açılmasıyla ilgili kararı temyiz ettiğini iddia etti.

Hem Ayasofya’yı açmakla övüneceksin, hem Ayasofya’nın açılmasıyla ilgili kararı temyize götüreceksin.

Yazının Devamını Oku

Erken seçim mi, yoksa 2023 mü?

Muhalefetin bir kısmında 2021’de seçim olacakmış gibi bir hava var. Cumhurbaşkanı adayı olmayı planlayanlar, erken seçim ihtimaline hazırlıksız yakalanmamak istiyorlar. O nedenle hem siyasette hem medyada hazırlıklara başladılar. Türkiye’de erken seçim denilince ilk akla gelen isim olan MHP Lideri Bahçeli de seçimlerin 2023’te yapılacağını açıkladı. Muhalefet liderleri arasında, “Erdoğan erken seçime gitmez. 2023’e kadar ülkeyi yönetir” düşüncesinde olanlar da var.

1 Ekim’de Meclis’in açılışından sonra erken seçim tartışmalarını daha sık yapacağız. Çünkü iktidar Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nda köklü değişikliklere hazırlanıyor. Seçim barajının düşürülmesi, yüzde 1 oy alan partilerin dahi Meclis’te temsili yönünde çalışmalar yapılıyor. Seçim sistemi en çok ittifakları etkileyecek. Şimdilik bununla yetinelim. Ama eğer seçim yasası 2021 yılında değişirse, bu aynı zamanda seçimlerin 2021 yılında yapılmayacağı anlamını taşıyor. Çünkü Anayasa’nın 67. maddesinde “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz” deniliyor.

KILIÇDAROĞLU’NUN PLANLARI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Lideri Meral Akşener seçimlerin 2023’te yapılacağı kanaatinde. Kılıçdaroğlu, 2023’e giderken ‘millet ittifakı’nı genişletme çabası içinde. Dün parti meclisi toplantısında yaptığı konuşmada bunun formülünü de verdi, “Dostlarımızla birlikte yapacağız” dedi. Kılıçdaroğlu’nun dostları Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu. Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül’ü düşündüğü biliniyor. Şu ana kadar “Yok” demedi. Ancak CHP tabanı Gül’e karşı. Onların gönlünde Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş yatıyor. Kılıçdaroğlu’nun CHP’de kendisine rakip olmasını istemediği için Ekrem İmamoğlu’nun adaylığına sıcak bakmadığı söyleniyor. Abdullah Gül ise onun rakibi değil. Hatta önemli bir isim, “İmamoğlu’nu istemez ama Mansur Yavaş’ı bile düşünebilir. Çünkü onun CHP’ye yönelik bir iddiası yok” dedi. Seçimi kazanamamasına rağmen Muharrem İnce bile Cumhurbaşkanı adaylığından aldığı güçle, Kılıçdaroğlu’na “Sen çekil, onursal başkan ol. Partinin başına ben geçeyim” demedi mi?

AKŞENER’İN ROLÜ

Kılıçdaroğlu’nun göz ardı etmemesi gereken biri var. O da İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener. Bahçeli ve Erdoğan’ın “Evine dön” çağrısı ile iyice eli güçlenen Akşener’in “Evet” demediği bir ismin ortak aday gösterilmesi imkânı yoktur. Akşener, “Cumhurbaşkanı olacağım diye Türkiye’nin önünü tıkamam” dedi. Ama bu kendisine sunulan her formülü kabul edeceği anlamına gelmiyor. Tam aksine, ortak aday olma ya da istediği ismi aday gösterme konusunda eli güçlendi.

ÜÇÜNCÜ İTTİFAK

Seçim yasasında yapılacak olan değişiklikleri görmeden 2023 hesapları yapmanın eksik olacağı kanaatindeyim. Yeni seçim sistemini gördükten sonra yapılacak değerlendirmelerin daha sağlıklı olacağı inancındayım. Çünkü yeni bir seçim sistemi geliyor. Yeni sisteme göre üçüncü ittifak neden olmasın?

CHP’NİN MUHARREM İNCE STRATEJİSİ

Yazının Devamını Oku

Okullar sınırlı olarak açılabilir

Siyasetle anılan Ankara, bir süredir koronavirüsteki artışla gündemde. Koronavirüsteki artış, yeni tedbirleri gündeme getirdi. Bu ortamda okullarda yüz yüze eğitime nasıl geçileceği tartışılıyor. Tüm bu başlıkları Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz’a sordum.

 İlk soru: Ankara, Vuhan oldu mu?

“Son dönemde vaka sayısındaki artışın en yüksek olduğu il, ne yazık ki Ankara oldu. Kontrollü sosyal hayat döneminde Ankara’da yaşayanlar her zamanki kontrollü tavırlarının dışına çıktı. Sadece Ankara’da değil, yurdumuzun genelinde de salgın öncesindeki yaşantımıza hızlı bir dönüş oldu.”

ÖNLEMLER ETKİLİ OLMAZSA YENİ TEDBİRLER GÜNDEMDE

 Peki Ankara için yeni önlemler gündemde mi? İşte Afşin hocanın yanıtı:

“Öncelikle virüsün yayılım merkezi haline gelen mahalle arası sokak düğünleri, sünnet, nişan, kına gecesi gibi etkinlikler yasaklandı. Düğünler, cenazeler ve taziyeler kısıtlandı. Asker uğurlamalarıyla ilgili kararlar zaten önceden ülkemiz genelinde alınmıştı. Ayrıca esnek çalışma yöntemlerinin önü açıldı. Bir süre bu alınan önlemlerin etkileri izlenecektir. Yeterli olmadığı takdirde yeni önlemlere yönelik olarak da bilimsel danışma kurulunun tavsiyeleri bulunmaktadır.”

İL BAZLI ÖNLEMLER ALINACAK MI?

 

Yazının Devamını Oku

Muharrem İnce Güneydoğu’ya gidiyor

Muharrem İnce, “Memleket Hareketi”ni 4 Eylül’de Sivas’tan başlattı.

4 Eylül Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı Sivas Kongresi’nin yıldönümü olması nedeniyle doğru bir tarihti. Zaten CHP’de kurultay tarihini 4 Eylül’de başlatır. Sivas ise Kuva-yı Milliye ruhunu yansıtması için doğru bir yerdi. İnce’nin, Sivas’taki çıkışından sonra konuştuğum bazı CHP yöneticilerinde büyük bir rahatlama hissettim. “Ölü doğdu” yorumunu yaptılar. Medyada da “Dağ fare doğurdu” yönünde değerlendirmeler yaptılar. Her iki değerlendirmeye de katılmıyorum. CHP’lilerin erken rehavet içine girdiklerini düşünüyorum. Muharrem İnce, 2023’ü hedef alan bir hareket başlatıyor. CHP yönetiminin erken sevinmek yerine, bu işin getirisini ve götürüsünü iyi hesap edip adım atmasından yanayım. Ben de İnce’nin Sivas’tan on binlerle birlikte yola çıkmasının daha etkili olduğu düşünenlerdenim. Sivas meydanında on bin kişiyi toplasa Türkiye’yi sarsardı. Siyaset iddia işidir. Ancak bunun şimdi olmaması ilerleyen zamanlarda olmayacağı anlamına gelmiyor.



İNCE KALABALIK BİR KATILIM İSTEMEMİŞ

Sivas programından sonra Muharrem İnce’ye yakın kaynaklarla konuştum. Koronavirüs nedeniyle Muharrem İnce katılım istememiş. O nedenle Sivas’a gelmek isteyenlere, “Gelmeyin” demiş. Muğla’dan, İzmir’den, Edirne’den, Zonguldak’tan, Van’dan, Adana’dan, Antalya’dan temsilcilerin bulunması istenmiş. Muharrem İnce de ekibini tanıtırken, “Tam kadro gelmedik, temsili bir heyetle geldik” demişti. Sivas’a, binlerin toplandığı Sivas meydanından Türkiye’ye seslenmek yerine, ilk çıkışta doğru mesaj verilmesi tercih edilmiş. Bir tercih yapılmış. Mesaj verilmek istenmiş. O tercihe saygı duyuyorum ama yine de Sivas’ta havaalanındaki cılız görüntünün iyi olduğu kanaatinde değilim.

VİRÜS KAYGISI ETKİLİ OLMUŞ

Yazının Devamını Oku

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayları

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Abdullah Gül’ün CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olması mümkün değil” dedi.

Özel’in sözlerinin mürekkebi kurumadan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, NTV’nin yayınında “Abdullah Gül’ün ismi geçince korkuyorlar. Neden korkuyorsunuz?” diye konuştu. Böylece Kılıçdaroğlu’nun Abdullah Gül’den vazgeçmediği anlaşıldı. Kılıçdaroğlu, 24 Haziran 2018 seçimlerinde ortak aday çıkarmak istedi. Ama hem CHP’den gelen tepkiler, hem Meral Akşener’in kararlı tavrı nedeniyle başarılı olamadı.

Bu tespiti yaptıktan sonra CHP liderinin tercihinin yanlış ama önerdiği yöntemin doğru olduğunu belirtmek isterim. Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adayına ittifak olarak karar vereceklerini söylüyor. Ama “Benim adayım Abdullah Gül” havasında. Ama anketlerde Ekrem İmamoğlu ve Meral Akşener, Abdullah Gül’ü tam ikiye katlıyorlar. Metropoll’ün anketinde Erdoğan’ın karşısında Ekrem İmamoğlu diyenlerin oranı yüzde 43.5’ken, Mansur Yavaş’ı isteyenlerin oranı yüzde 43’e ulaşıyor. Gül ise Meral Akşener ve Muharrem İnce’nin de gerisinde. Yüzde 22.5’le beşinci sırada yer alıyor. Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda önemli bir açıklama Meral Akşener’den geldi. Akşener, “Cumhurbaşkanı olacağım diye Türkiye’nin önünü tıkamam” dedi. Akşener, geçen seçimde tek başına aday olmuştu ama bu kez yeniden tek başına aday olmayacağı sinyalini veriyor. Meral Akşener bir görüşmemizde 24 Haziran 2018 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olarak yüzde 7.3 aldığına işaret ederek, “Bu sonuca göre yeniden cumhurbaşkanı adayı olmam” demişti. Ancak MHP Lideri Bahçeli’nin “Evine dön” çağrısına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da güçlü bir şekilde destek vermesiyle Meral Akşener’in eli çok güçlendi. Millet ittifakının ortak adayı olma fırsatını yakaladı. Zaten Metropoll’ün anketinde de yüzde 38.3’e çıkıyor. Az bir oran değil. Bu bir. Bir de ikinci formül var.



Yazının Devamını Oku

Erdoğan ile Mansur Yavaş ne konuştu?

Son dönemlerin en dikkat çeken görüşmelerinden biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı kabul etmesiydi.

Erdoğan, seçimlerden sonra Cumhurbaşkanı olarak aralarında Ekrem İmamoğlu, Tunç Soyer, Mansur Yavaş, Yılmaz Büyükerşen’in de bulunduğu CHP’li büyükşehir belediye başkanlarıyla bir araya geldi. Daha önce Ekrem İmamoğlu ile de görüşmüştü. Ama İmamoğlu ucuz polemiklere girmeyi, bu ilişkiyi sürdürmeye tercih etti. Ama başarı grafiği sürekli olarak yükselen Mansur Yavaş, işine odaklandığı için ona her kapı açılıyor.



Mansur Yavaş görüşmeden önce CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na bilgi vermişti. Kılıçdaroğlu da  “Ankara’nın işini tabii ki görüşeceksin. Önemli olan Ankara’nın sorunlarının çözülmesi” demişti. Yavaş, görüşmeden sonra da Kılıçdaroğlu’nu bilgilendirdi.

Mansur Yavaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmeye hazırlıklı gidiyor. Erdoğan, dikkatle dinliyor. Eski bir belediye başkanı olarak araya girip sorular soruyor. Not aldırıyor ve hemen orada talimatlar veriyor. Yani verimli bir görüşme oluyor. Aralarında bir futbol sohbeti geçiyor. Mansur Yavaş, Ankaragücü’nün kümede kalması için verdiği destekten dolayı Erdoğan’a teşekkür ediyor. Gençlik Parkı’nın Varlık Kiralama Anonim Şirketi’ne devredildiği açıklanmıştı. Yavaş, Gençlik Parkı’yla ilgili ödemelerin devam ettiğini belirterek, bu kararın düzeltilmesini talep ediyor. Erdoğan, “Burada bir hata yapılmış, düzeltilsin” diye talimat veriyor. Akyurt ilçesinde bir fuar alanı yapılıyor. Belediye, ATO ve TOBB ortaklığı ile. Ama bir türlü bitirilemiyor. Erdoğan, “Bunu tekrar görüşelim, bitirelim” diye not aldırıyor. Şehir hastanesinin bağlantı yolları konusu var. Belediye yaptırmış ama parasının tahsil edilmesi konusu. Cumhurbaşkanı, “Bu bir şekilde çözülsün. Ya parasını verelim ya takas yapılsın” diyor.

ERDOĞAN’IN SÖZLERİ

Yazının Devamını Oku

Soylu: ‘DEAŞ Ayasofya’ya eylem planlıyordu’

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile DEAŞ’ın sözde Türkiye emirinin yakalandığını açıklamasından kısa bir süre sonra görüştüm.

Giresun’da selden zarar gören vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüyle ilgileniyordu. Benimle konuşurken bir yandan da “Sel bu yolun altını oymuş. Yolun altı boş. Tehlikeli olmuş. Bu yolun altının doldurulması lazım” diye görevlilere talimat veriyordu. Ama Soylu ile konuşurken gelen telefonlardan bir yandan da yürüyen operasyonları takip ettiği anlaşılıyordu.

İçişleri Bakanı ile konuşurken, yeni bilgilere ulaştım:



1. Soylu, daha önce eylem hazırlığı içinde olan bir DEAŞ’lının yakalandığını söyledi.

2. Dün tutuklanan DEAŞ’ın sözde Türkiye emiri

Yazının Devamını Oku

Ecevit’le bir anı ve büyüme rakamları

Dün gibi gözümün önünde duruyor.

Meclis’te, iktidar kulisinin girişinde Başbakan’ı bekliyorduk.

Korumaların koşuşturmasından Ecevit’in geldiği anlaşılıyordu.

Ankara gazetecilerinin ‘Emel Abla’Emel Aktuğ, çok eski dostu olan Ecevit’e “Başbakanlık’ta bir şey mi atılmış ne, öyle söylüyorlar” dedi. Ecevit’in rengi kül gibiydi. Dudakları titreyerek, “Evet, öyle olmuş” diyerek yanımızdan hızla geçti.

Başbakanlığın önünde Ecevit’e yazarkasa fırlatılmıştı.

MGK’da Cumhurbaşkanı Sezer ile Başbakan Ecevit arasında patlak veren kriz, Türkiye’yi tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birine yuvarlamıştı.

Ecevit, Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçilmesini sağlamış ancak MGK toplantısından Sezer’in önüne Anayasa kitapçığını fırlatmasıyla büyük bir siyasi kriz patlak vermişti.

Dünya ekonomileri büyürken 2001’de Türkiye ağır bir ekonomik kriz yaşadı.

Dünya ekonomileri genişlerken 2001’de Türk ekonomisi dibe vurdu.

Yazının Devamını Oku

30 Ağustos resepsiyonlarını hatırladınız mı?

Koronavirüs nedeniyle 30 Ağustos kutlamalarında bazı önlemler alındı. Tarih tekerrür etti.

Bu yılki kutlamalara Yunanistan’ı şımartanlara yönelik mesajlar damgasını vurdu. Bir de Malazgirt’i kutlayanlar 30 Ağustos’u unutturmaya çalışıyor tuzağına düşmedik. Bu millet Sultan Alparslan’ı da sever Atatürk’ü de.

Bu ülkede 29 Ekim’i ve 30 Ağustos’u askeri vesayetin yeniden diriltilmesi için kullanmaya çalışanlar var. Yine Atatürk’ün arkasına saklanarak yapıyorlar bunu. 30 Ağustos resepsiyonları Gazi Orduevi’nde yapılırdı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın, bakanların başörtülü oldukları için eşlerini götüremedikleri resepsiyonlardan söz ediyorum. Başbakan Erbakan 30 Ağustos resepsiyonuna geldiği anda Gazi Orduevi’nden homurtular yükselmişti. Erdoğan’la birlikte 30 Ağustos resepsiyonları Cumhurbaşkanlığı bünyesine alındı. Bırakın Gazi Orduevi’ndeki resepsiyonu, Cumhurbaşkanı’nın düzenlediği 29 Ekim ve yeni yıl resepsiyonlarına da devlet erkânı başörtülü eşini götüremezdi. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte öğle saatlerinde laiklik gösterisi olarak eşsiz, akşam ise eşli resepsiyonlar yapıldı.

30 Ağustos ve 29 Ekim resepsiyonlarında generaller, seçilmiş hükümetlere, milli iradenin temsilcisi olan Meclis’e ayar verirdi. Bunların dertleri pandemi önlemlerinden dolayı değil. Daha derinde. Generallerin, başbakanlara sopanın ucunu gösterdiği günleri özlüyorlar. O günler geride kaldığı için üzülüyorlar.

SİVAS’IN GALATA KULESİBİR açıdan bakınca Galata Kulesi’ne benzemiyor mu? Benziyor ama Galata Kulesi değil. Ona ‘Sivas’ın Galata Kulesi’ diyenler de var. Ama asıl adı, “Güdük Minare”. Sivas’ta, şehir merkezine yakın bir sokak arasında. Şimdi bu tarihi güzellik restore edilip ortaya çıkarılmaya çalışılıyor.



Yazının Devamını Oku