Üç sarı, bir kırmızı kart Tuzla’da ölüm riskini azaltır mı

OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy, gruba bağlı 25 şirketin genel müdürleri ve 160 dolayındaki çalışanlarıyla birlikte Ankara Feribotu’yla Erdemir Limanı’na yanaştığımızda düşündüm.

5 ay kadar önce de Erdemir’e Kalıpsan ve Veston’un patronu Turgut Dinsel, oğlu Koray Dinsel ve Yayın Koordinatörümüz Fikret Ercan’la birlikte gitmiş, Genel Müdür Oğuz Özgen’le sohbet etmiştik.

Geçen 5 ayda neler değişmişti? En önemli değişiklik, Erdemir’in emektar fırını ’Ayşe’nin yenilenmesiydi. Erdemir, normalde 300 milyon dolara mal olabilecek ’Yeni Ayşe’yi 55 milyon dolara, üstelik kendi mühendis ve işçilerinin emekleriyle ortaya çıkarmıştı.

Oğuz Özgen’le bu kez konuşurken aklıma Tuzla’daki tersanelerde yaşanan iş kazası kaynaklı ölümler geldi. Çünkü, Erdemir’deki çalışma ortamının Tuzla tersanelerinden risk açısından hiç de aşağı kalır yanı yoktu.

Özgen’e iş güvenliği konusunda aldıkları önlemleri sordum. Oldukça rahattı. Belli ki uyguladıkları yöntemler sayesinde iş kazalarını minimize etmişlerdi. Özgen, oluşturdukları iş güvenliği yöntemini, futboldaki ceza sistemine bağladıklarını aktardı:

- İş güvenliği konusunda üstüne düşen önlemi almayan çalışanımız anında sarı kartı görür.

- Sarı kartı kim gösterir?

- Daha önce merkezi ’İş Güvenliği Birimi’miz vardı. Merkezi uygulamanın yerini, her birime ikişer iş güvenliği uzmanı sistemi aldı. Sarı kartı onlar gösteriyor.

- Diyelim ki bir çalışan sarı kart gördü, sonra ne oluyor?

- Üç sarı kart gören bir elemanın kart rengi dördüncüde ’kırmızı’ya dönüyor.

- Peki bu kartların sonunda çalışanı, "Bir daha iş güvenliği önlemimi almayı unutmamalıyım" diye zorlayan başka yaptırım var mı?

- Bir çalışanın her gördüğü kart, gelecekteki terfisini, performans değerlendirmesini etkiliyor. Ayrıca kırmızı kart görenin maaşından küçük de olsa bir kesinti yapılıyor.

Özgen
’in anlattıklarına bakılırsa, ’üç sarı, bir kırmızı kart, sonra maaştan kes’ yöntemi Erdemir’de iş güvenliğinin sağlanması açısından son derece etkili olmuş.

Bu yüzden Özgen kendinden emin: "TBMM’de kurulan Tuzla Araştırma Komisyonu, dünyadaki örnekleri görmek amacıyla Ukrayna’ya gezi yapmayı planlamıştı. O kadar uzaklara gitmelerine gerek yok. İsterlerse gelip Erdemir’i incelesinler, neler yaptığımızı görsünler."

Özgen, ayrıca Tuzla’daki tersanelerde iş güvenliği önlemlerine dönük formüllerin oluşturulmasında, çalışanların eğitilmesinde Erdemir ekibinin yardımcı olabileceğini belirtti.

Duruma el koyan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Dünyada ölümsüz tersane yok" dedi ama Erdemir’den çıkan öneriyi dikkate almakta yarar var...

Belki de ’Üç sarı, bir kırmızı kart, sonra maaştan kes’ yöntemi, Tuzla’da azraile "artık yeter" diyebilir...

EURO 2008 İÇİN STADYUM ORTAMINI BİZ DE YARATTIK

COCA-Cola Türkiye Başkanı Ahmet Burak’la Zürih’te yaptığımız sohbetten çıkan, "Stadyumlar atıl kalmasın" yazım üzerine ilk arayan Berna Nuri Süer oldu: "İstanbul Maslak Arena’da Efes Pilsen adına oluşturduğumuz ortamda Milli Takımımızın 4 maçını toplam 21 bin kişi izledi. Üstelik Gülben Ergen, Hadise, Sibel Tüzün ve Ayten Alpman da sahne aldı."

Sonra Turkcell Genel Müdür Yardımcısı Koray Öztürkler’den mektup aldım. Onlar da benzeri bir ortamı Kuruçeşme Arena’da oluşturmuş, 4 maçta toplam 20 bin kişinin heyecanı birlikte yaşamalarını sağlamışlardı.

Turkcell, İstanbul’la yetinmemiş, Sinop, Şanlıurfa ve Sivas’ta da benzeri platformlar kurmuş... Bu kentlerimizde de en az 2’şer bin kişi topluca Milli Takımımızı izleme keyfini yaşamış.

Bunlar çok güzel... Ama ben asıl Ahmet Burak’ın, "Stadyumlar boş yatmasın" uyarısına odaklanmış durumdayım. Türkiye genelindeki stadyumları daha iyi değerlendirmenin yolunu bulamaz mıyız?

AYAYDIN 'IN İTALYAN ORTAĞI BULGARİSTAN'DA ŞARAP ÜRETİYOR

İPEKYOL ve Machka markalarıyla bilinen Ayaydın Group’un Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Ayaydın, şirketine ortak aldığı İtalyan tekstil ve hazır giyim devi Miroglio’nun CEO’su Giuseppe Miroglio’yu anlaşma kesinleştikten sonra Edirne’deki fabrikasına götürdü.

Fabrika gezildi, bilgiler alındı. Giuseppe Miroglio, ortağı Ayaydın’a döndü: "Madem Bulgaristan sınırına çok yakınız. Birlikte Bulgaristan’a gidelim. Ailemizin orada üzüm bağları ve şarap üretim tesisi var."

Yola koyuldular, bir saat bile geçmeden Miroglio Ailesi’nin Bulgaristan’daki bağlarına, şarap üretim tesislerine ulaştılar.

Hafta içinde ortaklık imzası atmalarının ardından Yalçın Ayaydın ve Giuseppe Miroglio’yla kapılarını yeni açan Four Seasons Bosphorus Hotel’de buluştuk. İstanbul Boğazı, Miroglio’yu büyülemişti...

Hazır ayağı alışmışken, Miroglio Ailesi Türkiye’de de şarap üretimine girer mi?
Yazarın Tüm Yazıları