Tufan Türenç: Ne geceydi ama...






Tufan TÜRENÇ
Haberin Devamı

AYNI gece hem cehennemi yaşadım, hem de cenneti. Hem kapkara bir hüzün gördüm, hem de anlatılamaz bir mutluluğu ve coşkuyu...

Ben ömrüm boyunca böyle bir gece yaşamadım.

Bunu anlatmak istiyorum.

Maç gecesi Antalya Kemer'deydim. Magic Life tatil cennetinde. Rotary'nin bölge toplantısında bir konuşma yapmak için çağrılıydım.

Benim konuşma saatim 18.55 ile 19.20 arasında. Benden sonra da konuşmalar var.

Fenerbahçe maçı saat 19.00'da başlıyor. Biliyorum ki maç başlayınca salon boşalacak.

Toplantının sahibi 2420. bölgenin guvernörü Dr. Hatice Şarizi'ye toplantıyı 19.00'dan önce bitirmesini, çünkü herkesin maçı seyretmeye gideceğini söylüyorum.

‘‘Haklısınız. Bizim aklımıza gelmedi. Programı ona göre ayarlayacağım’’ diyor ve gerçekten de 19.00'da toplantı sona eriyor.

Salondaki iki dev ekrandan maçı seyredeceğiz. Yerlerimizi alıyoruz ama bazı teknik nedenlerden bağlantı gerçekleştirilemiyor.

Çevrede izlenebilecek bir yer de yok.

Çaresiz odaya geçip TV kanallarını karıştırmaya başlıyorum. Ekranın sağ üst köşesinde zaman zaman verilen sonuçları nefes almadan izliyorum.

Sizin anlayacağınız tam bir Çin işkencesi.

* * *

Derken yayın kesilip Galatasaray'ın gol haberi geliyor. Fenerbahçe maçında henüz gol yok.

Biraz geçiyor. Yerimde duramıyorum. Odanın içinde bir aşağı bir yukarı dolaşıyorum.

Bir gol haberi daha... Tam bir felaket... Samsun 1-0 önde.

Bir anda vücudumu bir ateş basıyor. ‘‘Bütün emekler boşa gitti’’ diyorum. Çünkü biliyorum ki Galatasaray'ın golleri gelecek. Eminim. Çünkü Trabzon ligi bırakmış... Asılmıyor maça...

Demeye kalmadan korktuğum başıma geliyor. Önce 2-0, sonra 3-0 oluyor.

Duramıyorum, fırlıyorum odadan. Bara girerken Dr. Tuncay Şarizi'ye rastlıyorum, müjdeyi veriyor: ‘‘Fenerbahçe gol attı 1-1...’’

Biraz rahatlıyorum ama henüz cehennemden kurtulmuş değilim.

Tuncay Bey'le bara geçiyoruz. ‘‘Aman soğuk bir bira’’ diyorum. Barmen köpüklü bardağı önüme koyar koymaz kapıp bir solukta içiyorum.

İkinciyi istiyorum. Bir şeyler konuşuyoruz, bana birileri bir şeyler anlatıyor. Ama ben kafamı bir türlü toplayamıyorum.

Derken salonun öbür ucundan ‘‘Gol!’’ sesleri yükseliyor. ‘‘Tamam’’ diyorum. ‘‘Fenerbahçe attı...’’

Ayrıntıyı öğreniyoruz... Rapaiç ortalamış, Yusuf kafayla golü yapmış.

‘‘Oh dünya varmış’’ diyorum ve rahatlıyorum.

Ve o andan itibaren Galatasaray-Trabzon maçı beni hiç ilgilendirmiyor.

Cennetteyim artık.

* * *

Evet Fenerbahçe şampiyon...

Ben önce yönetimi kutluyorum. Bugüne kadar hiç böyle dengeli, ne yaptığını bilen, teknik ekibe ve futbolculara saygılı bir yönetim gelmedi Fenerbahçe'ye.

En büyük pay onlarındır. Hepsini tek tek kutluyorum.

İkinci olarak taraftarı kutluyorum. Onlarla gurur duymamak olanaksız. Hele onlara yakışmayan üç-beş çapulcuyu da temizlerlerse inanın dünyanın en büyüğü olacaklar.

Şampiyonluk onlara helal olsun.

Futbolculara gelince... Gerçekten de bir mucize yarattılar.

Unutmayalım ki bu takım bu sene toplandı. Birbirlerini hiç tanımayan bu genç adamlar bir yıl içinde kaynaştılar ve tek yürek oldular.

Kolay değil... Tabii burada Mustafa Denizli ve yardımcılarının olağanüstü emeğini göz ardı etmemek lazım. Yirmi dört saat takımla yatıp takımla kalktılar.

Onlar bu eşsiz magmayı yaratmasını bildiler. Dilerim başarıları Avrupa'da da sürer. Fenerbahçe şampiyonlar liginde de Türkiye'nin yüzünü güldürür.

Bir de beni çok mutlu eden kazanılan şampiyonluğun tertemiz, pırıl pırıl olmasıydı.

Maçtan sonra bir yöneticinin bu sözleri beni çok duygulandırdı:

‘‘Şerefli, namuslu, Atatürk'ün takımına yakışan bir şampiyonluk bu...’’

Bu büyük mücadeleyi sanırım Mustafa Denizli'nin şu sözleri tam olarak açıklıyordu:

‘‘Çok mutluyum... Çok da yorgunum...’’

Yazarın Tüm Yazıları