Tecavüzcünün eskiden şeyini keserdik, şimdi evlendiriyoruz

Tecavüzcüyü mahkûm etmek yerine evlendirmeyi öngören yeni ceza kanunu tasarısı, bana eski kanunlarımızın tecavüzle ilgili maddelerini hatırlattı ve ‘‘Nereden nereye gelmişiz!’’ diye düşündürdü.

Biz, tecavüzcünün eskiden ‘‘şeyini’’ keserdik. Tecavüzün kadına yahut erkeğe karşı yapılması arasında bir fark yoktu, tecavüzcü kurbanıyla evlendiyse boşatılır ve mutlaka şeyinden olurdu. Hatta, hayvana tecavüz de suçtu ve bu işe kalkışan odunla iyi bir dayak yer, üstüne üstlük kafasına ve gözüne kaç odun yediyse, vuruş başına bir akçe de ceza öderdi.

GÜNDEMİMİZE haftalar önce yerleşen tecavüz tartışması devam ediyor.

Ceza kanunu tasarısı, tecavüzcünün tecavüz ettiği kadınla yani 'kurbanı' ile evlenmesi halinde hapisten kurtulmasını öngörünce kıyamet koptu. Bu arada kendisine tecavüz edilenler serbest bırakıldığı için Adalet Bakanı'na mektup yazıp 'Benim yerinde kızınız da olabilirdi' diyen 13 yaşındaki N.Ç. için soruşturma açma maharetini göstermeyi de ihmal etmedik.

Tecavüzcüyü mahkûm etmek yerine damat yaparak mükáfatlandıran tasarı, bana eski kanunlarımızdaki tecavüzle ilgili sert maddeleri hatırlattı ve 'Ne kadar modernleşmiş, nereden nereye gelmişiz!' diye düşündürdü. Bugün tecavüz ettiği kadınla nikáh kıydığı takdirde suçu ortadan kalkacak olan tecavüzcü, eskiden yakasını pek böyle kolay kurtaramaz, hatta bir tarafını bile kaptırırdı: 16. asırda yürürlükte olan kanunlarımıza göre, tecavüzcünün yahut kız kaçıranın 'şeyi' kesilmeliydi!

O zamandaki kanunlara göre tecavüzün kadına yahut erkeğe karşı yapılması arasında bir fark yoktu, ikisinin de cezası aynıydı. Tecavüzcü kurbanıyla evlendiyse hemen boşatılır ve mutlaka şeyinden olurdu. Hatta, hayvana tecavüz de suçtu ve Kanuni Sultan Süleyman'ın 'Kanunname'sine göre bu işe kalkışan odunla iyi bir dayak yer, üstüne üstlük kafasına ve gözüne kaç odun yediyse, vuruş başına bir akçe de ceza öderdi. Kanuni Süleyman, karısıyla ters ilişki kuran erkeğin de hem dayak yemesini, hem de ceza ödemesini buyurmuştu.

Sonra devir değişti, 19. yüzyıldan itibaren 'modernleşmeye' başladık ve ceza kanunumuz da Avrupalı oldu. 1858 tarihli ceza kanunumuz tecavüzcünün artık şeyini kestirmiyor, 'eksiksiz' olarak küreğe mahkûm ediyordu.

Aşağıdaki kutularda hem 16., hem de 19. asır kanunlarının tecavüzcülerle ilgili hükümleri yeralıyor. 'İçmek' sözünün 'adamın şeyi', 'çekmek' kelimesinin de 'kaçırmak' ve 'tecavüz etmek' demek olduğunu unutmayın, gerisini hemen anlarsınız...

Eski padişahlar hem keser hem de tazminat ödetirdi

İKİNCİ BAYEZİD'İN KANUNNAMESİNDEN:

MADDE 26:
Kız ve oğlan çeken kişinin ve hıyanet edip başkasının evine girenin içmeği (áleti) kesile. Kızı yahut avratı çeken kişi o avratla yahut kız ile nikáh kıydırdı ise derhal boşatıla, sakalı kesile ve odunla dövüle. Avratla yakalanırsa derhal öldürüle.

KANUNİ'NİN KANUNNAMESİNDEN:

MADDE 5:
Oğlan ve kız çeken kimselerin, hıyanet ile eve girenlerin ve avrat yahut kız çekmeye kalkanların içmeğini (áletini) keseler. Bir kişi avratın yahut kızın rızası olmadan onu kaparsa, adamın áletini keseler ve avratı yahut kızı hiçbir şekilde suçlamayalar. Ama avrat yahut kız bu işe razı olup evinden dışarı erkekle anlaşarak giderse, avratın yahut kızın organını dağlayalar.

MADDE 6: Kız veya avrat çekip cebren nikáh kıydıran zor kullanılarak boşatıla ve nikáh kıydıran erkeğin sakalları kesilip sıkı bir sopa çekile.

MADDE 12: Bir kimse avratını d...den tasarruf etse (ters ilişki kursa) iyi bir dayak atıp sopa başına bir akçe ceza alına. Bir kimse hayvana varsa (tecavüz etse), iyi bir sopa çekip sopa başına bir akçe ödetile.

FATİH'İN KANUNNAMESİNDEN:

MADDE 9:
Erkek, başkasının avratını öpse, ondan birşey istese yahut yapışsa, kadı dayak ata ve vurulan her sopa başına bir akçe ceza alına.

MADDE 10: Avrat yahut kız, bir erkek hakkında 'Bana ziná kıldı' dese ve erkek inkár etse, iki tarafın sözüne de inanılmaya. Ere yemin ettirile, eğer 'yapmadım' diye yemin ederse avrata sopa çekile ve iki sopa başına bir akçe ceza alına. Ama erkek 'Ben bu avrata ziná kıldım' dese ve avrat reddetse, bu defa avrata yemin ettirile. Avrat 'Yaptı' derse kadı efendi erkeğe sopa ata ve iki sopa başına bir akçe ceza alına.

Abdülmecid kesmedi sürgüne gönderdi

MADDE 198: Bir adam bir kimseye zor kullanarak kötü iş yapar yani ırzına geçerse, geçici olarak küreğe konur. Böyle bir işe kalkışıp da elinde olmayan engelleyici bir sebepten dolayı maksadını fiile çıkartamamış olan kişi, üç aydan az olmamak üzere hapsedilir.

MADDE 199: Irza geçme fiili ırzına geçilene bakmakla yükümlü olan kişiler, velileri yahut hizmetkárlar tarafından yapılır ise, beş seneden az olmamak üzere kürek cezası verilir.

MADDE 200: Irzına geçilen kişi henüz evlenmemiş bir kız ise, bu işi yapanlar kürek cezasının yanısıra tazminata da mahkûm olurlar. Bir kızı 'Seninle evleneceğim' diye kandırıp kızın bekáretini bozan ama sonra evlenmekten vazgeçen kişi, bekáretin bedeli olan tazminatı ödemeye mahkûm edilir ve bir haftadan altı aya kadar hapsedilir.

MADDE 201: Genç erkekleri yahut kızları kandırarak fuhşa teşvik eden ve genel terbiyeye karşı harekette bulunmaya cesaret edenler bir aydan bir seneye kadar hapsedilirler. Bu işi yapanlar gencin babası, anası yahut vasisi iseler, cezaları altı aydan bir buçuk seneye kadar hapistir.

Bir kadının aleyhindeki ırz davasını sadece kocası yahut kadın evli değilse velisi açabilir. Zina ettiği anlaşılan kadın üç aydan az ve iki seneden fazla olmamak üzere hapsedilir ama koca, zina yapmış olan karısını affeder ve yeniden almaya razı olursa, mahkûmiyet düşer.

MADDE 202: Genç erkeklera yahut kızlara láf atanlar bir haftadan bir aya kadar, elleriyle sarkıntılık edenler de bir aydan üç aya kadar hapsedilirler. Kadınlara mahsus olan yerlere kadın kıyafeti ile giren erkeğin cezası, üç aydan bir yıla kadar hapistir (Sultan Abdülmecid'in 1858'de çıkarttığı Ceza Kanunu'ndan).

Bu karakolu meyhane yapacaklar, yakalayın!

SULTAN Abdülmecid, Türk tarihinin önde gelen reformcularındandı. 1839'da tahta çıktı ve babası İkinci Mahmud'un başlattığı yenileşme hareketlerini devam ettirdi. Türk tarihinin dönüm noktalarından olan Tanzimat Fermanı, Sadrazam Mustafa Reşid Paşa ile beraber Sultan Abdülmecid'in eseriydi.

Reformcu padişah sadece devlet yapısını değil, İstanbul'u da yenilemeye meraklıydı. Şehirde meskun olmayan bazı yerleri iskána açtı ve halkı yeni semtlere yerleşmeye teşvik etti. Bu semtlerin başta geleni İstanbul'un şimdi en gelişmiş yerleşim merkezlerinden olan Teşvikiye idi ve adı üstünde, bir 'teşvik' eseriydi.

Abdülmecid, Teşvikiye'yi her bakımdan teşvik etti. Burada yaşamak isteyenlere ev kurmaları için bedava arazi dağıtırken, devletin önde gelenlerine Teşvikiye'de konaklar inşa ettirdi, 18. asrın sonlarından, büyük amcası Üçüncü Selim devrinden kalan ufak caminin yerine bugünkü camiyi yaptırdı ve semtin güvenliğinin sağlanması için bir de karakol kurdu. Karakol zamanla yer değiştirdi, şimdi Teşvikiye Camii'nin hemen karşısında bulunan binaya taşındı ve 100 küsur sene boyunca Teşvikiye sakinlerinin malını, canını ve namusunu buradan muhafazaya çalıştı.

Bu muhafaza, geçen seneye kadar devam etti ve resmi adı 'Harbiye Emniyet Amirliği' olan Teşvikiye Karakolu, İstanbul'daki daha birçok karakolla beraber her nedense kapatıldı, binanın önüne bir polis otobüsü yanaştırıldı ve karakol, mekánı otobüs olan bir 'polis noktası'na döndü. Derken otobüs gitti, polisler yeniden binaya döndüler ama karakol bir kere ortadan kalkmıştı. Tepesindeki tabelá bile káğıtla örtüldü ve hemen arkasından semtte bir hırsızlık furyasıdır aldı, yürüdü.

İçişleri Bakanlığı, binanın 'Polis Müzesi' haline getirileceğini söylüyor ama sakinlerinden olduğum Teşvikiyeliler, 'müze' projesinin göstermelik olduğunu, binanın birkaç aylığına müze niyetine kullanıldıktan sonra restoran yapılacağını, karakolun yeniden açılması konusunda daha önce alınan kararın Ankara'dan aylardan buyana bir türlü gelememesinin sebebinin de bu restoran hevesi olduğunu işitiyorlar. İstanbul'un en pahalı ve en yüksek rant getiren meydanlarından birinde bulunan karakol binasına göz dikildiği, aradaki bazı kişilerin harıl harıl çalıştığı, malsahibi olan Vakıflar'a gidip gelmelerin arttığı ve işin neredeyse tamamlandığı, şimdi herkesin dilinde...

Sultan Abdülmecid'in, bundan bir buçuk asır önce semt sakinlerinin emniyeti için inşa ettirdiği binayı bambaşka bir hále getirme şerefinin kimlere nasip olacağını çok yakında göreceğiz.
Yazarın Tüm Yazıları