‘Tarkan ve Ajda olunca tamam, bana gelince tutum değişiyor!’

Müzik dünyası epeydir zaten kaynayan kazandı.

Yapımcılar kendi arasında gruplaşmış, yerli dijital kaleler paylaşılmıştı.
Hafta sonu ise beklenmedik bir şey oldu.
Hande Yener, 2005’ten beri Türkiye’de faaliyet gösteren pazar araştırma şirketi Nielsen’in verilerini topa tuttu.
Bilmeyenler için özetlemek gerekirse:
Nielsen, radyo ve müzik kanallarında çalınan şarkıların verilerini kaydediyor.
Sonra bu verileri her hafta bir liste halinde açıklıyor. Açıklanan son listede Yener’in yeni şarkısı “Ya Ya Ya”ilk 10’da yer almayınca sosyal medya üzerinden iki taraf arasında müthiş bir polemik başladı.
Her iki tarafı da aradım, konuştum.
Önce söz başlığa aldığım cümleyi söyleyen Hande Yener’de, bakın ne diyor:

GRİPİN NASIL BİRİNCİ OLDU, AÇIKLASINLAR!

“Ya Ya Ya şarkısı şu ana kadar YouTube’da 21 milyon kez tıklandı. Radyoların listelerinde ise 1 numaraya kadar yükseldi, ki radyolarda 1 numaraya yükselmek için günde 10 kere çalınmanız gerekiyor. Nielsen listesinde ise yokuz!
Verileri bana doğru gelmiyor. Sonunda dayanamadım ve patladım!
Çünkü bu kurumun verilerine bakılarak bir de yıl sonunda Kral TV’de ödül veriliyor!
Açıkça söyleyeyim, şirketim ve benimle uğraşanlar var.
Bu 21 milyon tıklama nedeniyle üç tane düşman kazandım, kim oldukları belli! Bunlar, dijital platformu ele geçirmiş insanlar!
Bu yüzden şirketim platformlardan kendini geri çekti. Mesela TTnet’te bir albümüm hariç yokuz.
YouTube tıklanma sayısını bizim manipüle etmemiz, buna cesaret etmemiz de mümkün değil. Onu da söyleyeyim, akıllara gelmesin...
Bu sektöre batıyorum diye düşünüyorum!
Çünkü yıllardır hakkım teslim edilmedi. Tarkan’ı, Ajda’sı olunca tamam diyorlar, ama bana gelince tutumlar değişiyor!
Son olarak Nielsen’e şunu sormak isterim:
2012’de Avrupa Müzik’ten yayınlanmış Gripin’in albümündeki şarkı nasıl listenizde birinci olabiliyor?
Bunu açıklasınlar!
Gripin’in kendisiyle, müziğiyle asla bir derdim yok, onu da söylemek isterim.”

HANDE YENER’İN İTİRAZINI ANLAMADIK!

Nielsen Müzik Türkiye’den Ozan Gür Yolcu’nun bana aktardıkları ise şöyle:
“Hande Yener’in itiraz ettiği şeyi inanın anlamadım!
Haftalar önce şarkısı Ya Ya Ya’yı En Hızlı Yükselen Eser olarak açıklamıştık, doğru.
Çünkü 280. sıradan ilk 25’e yükselmişti bir anda.
Şu anda ise sadece radyo çalınmalarının yer aldığı listemizde beşinci sırada. Radyo ve TV’nin karma yer aldığı listede ise 10 ya da 12. sırada olarak değişiyor. Durum bu.
Yener, radyoların web sitelerinde yayınlanan listelerde 1 numara olduğunu belirtiyor.
Ama o listeler sağlıklı listeler değil! Manipülasyona açık.
Biz veriye dayalı iş yapıyoruz. Bir yapımcının gelip bizi manipüle etmesi söz konusu değil.
Çünkü sistem ortada, hepsi bunu biliyor.
Bir şarkının YouTube ya da TTnet’te milyon küsur kere dinlenmiş olması ise bizi ilgilendirmiyor.
Gripin’in 2012 ya da 1975’te albümünü çıkarmış olması da...
Maalesef müzik sektöründe herkes birbiriyle kavgalı.
Bilişim sektöründen gelen bir insan olarak bu süreçte bunu gördüm.”

Farklı bir Sezen Aksu konseriydi, çünkü...

Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda peş peşe iki konser veren Sezen Aksu bu kez farklıydı, çünkü...
-Repertuvardaki şarkılar Gezi’ye özel seçilmiş gibiydi. Mesela yıllardır yapıldığı gibi “Gülümse” ile değil, “Yanıyor içimizdeki koskoca orman” dizesini içeren “Aşkları da Vururlar” şarkısıyla açılış yapıldı; “Namus” ve “Hakim Bey” şarkılarıyla yola devam edildi.
-Aksu sadece şarkılarla değil, konuşmalarıyla da Gezi’yi sürekli anımsattı.
“Yeni gençliği anlayalım” dedi, “Bu sıkıntıdan yeşerecek olan filizden umutluyum” diye ekledi, “Hayat Sana Teşekkür Ederim” şarkısındaki “Hele başkaldıranları” dizesini söylerken Açıkhava’daki kalabalığı eliyle işaret edip gülümsedi ve konser geç saatlere sarkınca, “Polis gelirse direniriz” demeyi ihmal etmedi.
-İlk kez bir Türk şarkıcının konserinde eşcinsel ve trans bireylerin simgesi olan Gökkuşağı bayrağı açıldı.
“Kayıp Şehir” dizisinin oyuncusu Ayta Sözeri şarkısını söylerken açılan bayrak sırasında yanımda oturan lezbiyen çift doyasıya öpüşüp koklaşıyordu.
-Uzun süredir Sezen Aksu’yu sahnede şarkı söylerken bu kadar transa geçmiş, bu kadar yoğunlaşmış görmemiştim.
Geçer’in caz havası taşıyan doğaçlamasında ve “Güllerim Soldu”da sesi kadar, Aksu’nun kendinden taşan beden diline şahit olmak da eşsiz bir deneyimdi.
-Bacak dekoltesini örtmesini tavsiye eden bir seyirciye Aksu’nun kızıp “Bu ne ilkellik” diyerek ayar verişi de ayrıca görülmeye değerdi.
-Son olarak konser şu açıdan da farklıydı:
Her Aksu konserinin vazgeçilmezi olan sahnedeki vantilatörler ikinci bölümde hiç çalışmadı.

X

Berkcan ve Reynmen’lerin tek arzusu

YouTube’un içerik üreten ilk ünlü genç kuşağı yazılı ve görsel medyaya hep mesafeli oldu.

Reynmen mesela, 2019 yılında Ayşe Arman’a “abla” diyerek hitap ettiği röportajda şöyle diyordu:

“Medya, beni kendi kodlarıyla konumlandırmak istiyor...

Benim niyetim, kendi patronum olmak ve sosyal medyada eğlendiğim işi yapmak.”

Aynı içerik kuşağının bir başka popüler üyesi Berkcan Güven de bu mesafeden bahsetmiş.

Hakan Gence’yle yaptığı hafta sonu röportajından aktarayım:

“Tanımadığım birine röportaj vermek istemiyorum.

Bana bir şey katacağını düşünmüyorum.

Ama tek görünmek istemediğim yer var, o da televizyon.

Yazının Devamını Oku

Seyahat için aşı pasaportu gerçek oluyor

1 yıl önce, yani pandeminin ilk ayak sesleri duyulduğunda yapılan seyahat öngörüleri bir bir gerçeğe dönüşüyor.

Daha o zamanlar “gelecekte aşı pasaportuyla gezilecek” diye varsayımlarda bulunuluyordu.
O varsayımlar ete kemiğe bürünmeye başladı bile.
Amerika, koronavirüs aşı sertifikalarının dijital versiyonlarını üretme konusunu değerlendiriyor.
Danimarka, önümüzdeki 3 ay içinde vatandaşların aşı olduklarını göstermelerine izin veren bir dijital pasaport çıkaracağını söyledi.
Aşı pasaportu öneren sadece hükümetler değil.
Kâr amacı gütmeyen İsviçreli Commons Proje Vakfı, CommonPass adlı dijital bir sağlık pasaportunu test ediyor. Bu pasaporttaki QR kodunu göstererek sınırlardan geçiş yapılabilmesi için...
Etihad Havayolları ve Emirates ise aşı ya da test olunduğunu gösteren, Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) tarafından geliştirilmiş dijital seyahat kartını kullanmaya başlayacağını açıkladı.

Yazının Devamını Oku

Yeter ki orada bir şey açık kalsın…

Son bir haftadır eski tarihli bir diziye, “Outlander”ın batağına saplanmış durumdayım.

Çünkü her sezonu en 13-14 bölüm. Ayrıca dizi beş sezon.

Yetmedi, altıncısı da şu sıra başlıyormuş.

Neden “Outlander”a takılıp kaldım?

İzleyecek dizi bulamamaktan. Ya da her şeyi izleyip bitirmiş gibi hissetmekten...

Bir yandan Outlander her tadı barındıran bir yapım.

Restoranların “dünya mutfağı” dedikleri türden.

Kurul kanepeye, hem başka bir dünyaya ışınlan (18. yüzyıl İskoçyası) hem de birbirine fazlasıyla aşık iki karakterin bitmeyen maceralarıyla savrul dur.

Oysa dizi izleme potansiyelimin sonuna geldiğimi, artık çok sıkıldığımı filan düşünüyordum.

Yazının Devamını Oku

Daha bunun ‘Diletta Türkiye’de’ kısmı var

Türk magazin alemi yatıp kalkıp Can Yaman’a şükretmeli.

Çünkü ne varsa yine onda var.
İtalya’da olduğu halde buralardaki magazin kuraklığının yeşermesine sürekli katkıda bulunuyor.
Hatta öyle ki, hızına yetişmek mümkün olmuyor.
Daha dün spor spikeri Diletta ile sevgili olduğu kesinleşmişti.
Derken uçaklarda uçurulan evlilik teklifi geldi.
Allahtan İtalya’da Boğaz Köprüsü filan yok, köprüye lazerle “Benimle evlenir misin” yazdırabilirdi Can Yaman. İtalya ucuz kurtuldu.
Neyse işte, bu teklifin üzerinden de çok geçmedi, evlilik töreninin Sicilya’da yapılacağı söylendi.

Yazının Devamını Oku

Seyahat konusunda tahminler ‘belirsizliğe’ teslim

Aralık ayında aşının da bulunmasıyla beraber peş peşe “2021’de seyahat şöyle olacak, böyle olacak” yazıları okuyordum. Yazılar temkinliydi ama aynı zamanda umut doluydu.

Hatta ben de PhocusWire’da yayınlanan bir yazıdaki olası trendleri aktarmıştım.
Şimdi ise yeniden bir belirsizlik içine düşülmüş durumda.
Mutasyondu, aşı temininde yaşanan sıkıntılardı derken, turizm sektörü seyahatin geleceğine dair tahminde bulunmaktan kaçınıyor.
En kötüsü bu galiba.
YAVAŞ SEYAHAT NİHAYET ANLAM KAZANABİLİR
Benim gördüğüm ön plana çıkan tek bir şey var; o da turizm sektörünün pek sevdiği bir tanım olan “yavaş seyahat”.
Deniliyor ki, 2021’de nihayet bu kavram bir anlam kazanabilir.

Yazının Devamını Oku

Bir uyanmışız 1987’deyiz...

Bu yazının yayınlandığı gün kar yağışındaki durum ne bilemiyorum.

Ama günlerdir bir kısım meteorolog çok iddialıydı:
“Dikkat 1987 kışındaki kar yağışı gibi olabilir.”
1987 kışı denilen, anlata anlata bitirilemeyen o meşhur kışta şunlar olmuş İstanbul’da:
◊ 10 gün boyunca kar fırtınası olmuş.
◊ Saatte 80 kilometreye çıkan rüzgâr varmış.
◊ Şehrin elektrik ve telefon şebekesi çökmüş.
◊ Ayrıca barajlardan biri arızalanınca şehir susuz kalmış.

Yazının Devamını Oku

Pek sevgili Sevgililer Günü’ndeyiz

Asla bana göre değil” desen de, “Çok banal buluyorum” diye söylensen de, günümüzde markaların elinde oyuncak olsa da, bugün o kutlu gün işte:

Sevgililer Günü.

Sevgilisi olanın da olmayanın da bir şekilde etkilendiği o aşk bombardımanı günü.

Kaçış olmadığına göre zevk almaya çalışmak lazım.

Mesela...

SEVGİLİN VARSA

◊ Halihazırda sevgilin varsa, bugün onun için farklı bir şey yap.

Rutin dışına çık.

En çok rutin öldürür ya aşkın gidişatını...

Yazının Devamını Oku

İzmir’deki o köprüde gün batımı

Tam da Alaçatı’da kopan hortum öncesi, akşamüstü İzmir’deydim. Bostanlı sahilinde bir ahşap köprü var. İzmirli arkadaşlarım dedi ki, “Orada buluşalım, pek güzeldir”.

Tamam dedim, Urla’daydım o sırada.

Can Ortabaş’ın yüzlerce palmiye çeşidi dahil nefis bitkiler barındıran botanik çiftliğinde, yani Uzbaş Arboretum’da...

Oradan yola çıkıp bir anda İzmir trafiğinin içine düştüm.

Navigasyon sonunda Bostanlı sahiline kadar getirdi beni.

Önce anlamadım, “Neden burada buluşalım dediler acaba?” diye.

Ahşap köprüyü görünce anladım.

Gün batımı ve denize karşı şahane bir sosyalleşme noktasıymış meğer burası.

Sırtımı köprüye dayayıp hem insanları hem denizi seyre daldım.

Yazının Devamını Oku

Yaşadığın evin alternatifi aslında ne?

Eve kapandığımız ilk dönem durumdan memnundum.

Sosyalleşmemek iyi gelmişti.

İlerleyen günlerde, nisan ortası filan, bu kez evle aşırı ilgilenmeye başlamıştım.

Her detay gözüme çarpmıştı.

Mesela haftada iki-üç kez evin şeklini değiştirmek sıradan bir hobim haline gelmişti.

Sonra yaz geldi, açıldık saçıldık.

Evle ilişkim az da olsa normale döndü.

Eskiden nasılsa öyle: Kafeye git, arkadaşlarınla buluş, spor yap ya da şehir dışına çık, gez toz. Eve arada bir uğramaca yani.

Ardından ikinci kapanma dönemi geldi ve

Yazının Devamını Oku

Heyecan verici yeni şarkılar

Güzel haber: Yerli müzik aleminden peş peşe iyi işler yağıyor üzerimize.

Üstelik şarkıların paketi, yani videoları da iyi.

Mesela Dolu Kadehi Ters Tut grubunun “Islansın” şarkısına çekilen video.

Kostümünden mekanına, anlattığı kısa hikâyeden çekimlerine kadar nefis bir iş.

Şarkının retro dans sound’una da değinmeden olmaz.

Dans etmeyi, olmadı şöyle bir kıpırdanıp kendine gelmeyi motive eden bir enerjisi var.

Ayrıca, sadece Türkçe pop söyleyen erkek şarkıcıların tekelindeymiş gibi görünen erotizm soslu sözleri söylemesi de iyi olmuş grubun...

O eski melankolik dalgalanmalarına mola vermesi de.

BEGE VE EMİR TAHA

Yazının Devamını Oku

Test yaptırdım, buluşalım...

Önce “Hepimiz test yaptırdık ve doğum günü kutlamam için bir araya geldik” diyen Belçim Bilgin...Sonra da “Testlerimiz negatif çıkınca arkadaşlarımla buluştuk” diyen Burcu Biricik...


Sosyal medyadan onlara çemkirip söylenenler oldu, ama artık bir yere varmayan bu tartışmaları bırakmamız gerekiyor galiba. Çünkü en başta çemkirip eleştirenler kendi arkadaş gruplarıyla bir araya geliyor aslında. Test filan da yaptırmadan. Ayrıca negatif çıkan test sonucunun “buluşmayı aklamak için bir gerekçe” olarak sunulmasına hiç gerek yok.Çünkü gerçekçi olalım, sadece üç-beş ünlü insan değil, herkes yakın arkadaşlarıyla evlerinde ya da parkta, sokaktaki köşe başında görüşüyor zaten.Önemli olan aradaki sosyal mesafeyi koruyarak konuşmak ya da maskeyi hiç çıkarmamak... Buna da herkes dikkat ediyor aslında. Kimse çocuk değil. Ayrıca aradan bir yıl geçti. Salgınla yaşamayı ve nasıl korunacağımızı öğrendik. Şu herkesin birbirine manasız çemkirmesinden ve aynı konuşmaları dönüp dolaşıp yapmasından sıkılmadık mı? 



Enerji santralinin dik çatısına park yapan o tasarımcı

Ünlü tasarım yarışması Asia Young Designer Awards, kısa adıyla AYDA’ya bu yıl Türkiye’den de mimarlık öğrencileri katılabilecek.

Yazının Devamını Oku

Haz diyarı satışta

Pierre Cardin’in Cannes yakınlarındaki meşhur Bubble Palace’ı (Le Palais Bulles) satışa çıkartılmış.


Cardin’in ölümünden sonra bu satış haberi elbette sürpriz değil.
Ama Bubble
Palace’ın temsil
ettikleri açısından uzatmalı bir dönemin sonu bu galiba:
Hedonizmin!
Le Figaro’ya verdiği eski bir röportajda Cardin zaten bunu söylemişti:

Yazının Devamını Oku

Bize ‘üçüncü bir yer’ lazım

Ünlü İngiliz mimar Norman Foster, Designboom’a verdiği röportajda şöyle diyor:

“1666’daki Büyük Londra Yangını yanmaz tuğla yapısını yaratan bina kodlarıyla sonuçlandı. 19. yüzyıl ortalarındaki kolera salgını Thames Nehri’nin temizlenmesine ve modern bir kanalizasyon sisteminin oluşturulmasına yol açtı.

1918 ve 1920 sonundaki son büyük salgında karantinalarla tanıştık ama hemen ardından sosyal ve kültürel bir devrim başladı. Büyük mağazalar, sinemalar ve stadyumlar inşa edildi; yani insanların toplanacağı büyük alanlar yapıldı.

COVID-19 salgınında ise insanların, ürünlerin ve bilginin hareketliliğindeki çarpıcı artışa şahit olduk. Kısacası her kriz dönüşümü hızlandırdı”.

Foster’a göre bu salgın sonrasında da aynı şey olacak. 

Hatta dönüşümün ilk habercilerinden biri olarak, kendi fikrini ve projesini açıklıyor ünlü mimar: Üçüncü bir yer fikri!

İnsanların işbirliği ve yaratıcılık için bir araya gelebileceği, evler ve ofislerden uzakta kurulacak “üçüncü alan”ın ana damarı şu: Herkese açık olması.

Foster ilk üçüncü alan projesini “InnHub La Punt” adıyla İsviçre’deki Engadin Vadisi’ne yapıyor.

Projenin yerel halka, turistlere, teknoloji şirketlerine, yeni kurulan şirketlere, üniversitelere açık olacağını, yaratıcılık ve tartışma için yepyeni bir alan sunacağını söylüyor.

Yazının Devamını Oku

Aşırı konuşmaktan aşırı özlem duygusuna

Nasıl bir dönemse bu, aşırı bir duygudan başka bir aşırı duyguya savrulmanın dönemi.

Merkür geri gittiğinden filan değil, o Merkür yıllardır geri gidiyordu zaten.

Başka bir hadise bu.

O eski Nazan Öncel şarkısındaki gibi iç sızlatırsak:

“Bir hadise var, kimse bilmiyor.”

Önce Clubhouse’un keşfedilmesiyle kelimeler sel olup taştı, konuşmanın dibine vuruldu, geyik muhabbeti bile kendinden sıkıldı.

Sonra WhatsApp gruplarında dolaşan, herkesin birbirine dokunaklı bir ses tonuyla “Yaa izlemen lazım” diyerek önerdiği, bir içki markasının Almanya reklamı sayesinde bu kez de aşırı özlem duygusu sağanağına teslim olundu.

İncelikli ve zekice hazırlanmış o reklamın nişan aldığı İstanbullu duygular malum:

Gecenin bir yarısı Nevizade’de arkadaşlarınla buluştuğun, mekandaki herkese cömertçe midye dolması dağıttığın o süper eğlenceli masadan yeni kalkmış, İstiklal Caddesi’nde tek başına yürüyorsun.

Yazının Devamını Oku

Konuşmayı mı özledik yoksa durum başka mı

Hafta sonu Covid-19 dışında bir virüs daha gündemdeydi: Clubhouse!

Bu yeni sosyal ağ herkesin öyle bir kanına girdi ki, inanılmaz.
Cumartesi-pazar boyunca Clubhouse odalarında dolaşırken, “12 saattir aplikasyon içindeyim, bir türlü çıkamıyorum” diyen çılgını da duydum, hiç tanımadığım insanların “Arkadaşım Clubhouse’a girmeyi çok istiyor, ona davetiye yollar mısınız?” diye soranı da...
İyi de bu aşırı coşkunun sebebi neydi?
Gerçekten konuşmayı çok mu özlemiştik?
Yoksa durum tamamen yeni olan şeyi anında tüketme, “Ben de orada olmalıyım” hissiyatından mı ibaretti?
Doğruya doğru, ikinci seçenek ağır bastı.
Çünkü aplikasyon herkese açık değil. İçerdeki kullanıcının davetiyle girilebiliyor.

Yazının Devamını Oku

Eskinin alternatifi artık ana akım oldu

Pandeminin faydalarından biri de yeni yaşam biçimlerine alışmamız oldu galiba.

Eskiden “Karavanda yaşayacağım” diyene, her şeyi bırakıp dağda/köyde küçük bir kabin evde yaşamını sürdürmek isteyene en açık fikirlisi bile “Delirdi galiba” gözüyle bakardı.
Pandemiden sonra işler değişti.
Böyle planları olana, hatta planla kalmayıp hızla hayata geçirene “Ah ne güzel” diye iç geçiriyor, “Beni de al yanına!” diyoruz.
Eskinin alternatif yaşam biçimleri şimdinin ana akımı olmaya başladı.
Özellikle beyaz yakalılar için şehirde yaşamak tek seçenek olmaktan çıktı.
Ofislere uzun bir süre daha dönemeyecek olanlar ya da bundan sonra ofislerin hayatımızdan tamamen çıkacağını düşünenler, soluğu güneydeki herhangi bir beldede alıyor.
Yanlarına sadece bilgisayarlarını alarak...

Yazının Devamını Oku

Ünlü yazarın selfie hevesi

Orhan Pamuk’un Rasim Ozan Kütahyalı ve Nagehan Alçı ile bir ev davetinde çekilmiş fotoğrafı sosyal medyada çok konuşuldu.

Herkes Pamuk’un poz verdiği isimlere odaklandı.

Ben tam tersine, Pamuk’un cep telefonunu eline alıp bu kadar hevesli selfie çekmek istemesine...

Ünlü bir yazar normal insanlar gibi selfie çekemez mi?

Çeker çekmesine de; sanki çekmese, bu kadar heveslenmese, “Ne selfie’si, boş verin yemek sohbetimize odaklanalım” diye teklifi reddetse, daha karizmatik olurdu.

Gitti karizma yüzdesinden koca bir pay.

Yıldız Tilbe’den ‘kafana göre takıl’ mesajı

Yıldız Tilbe yeni şarkısı “Peşindeyim Koşa Koşa”nın videosunda “binbir peruk masalları” adlı bir müzikalde oynar gibi.

Yazının Devamını Oku

Sesim geliyor mu Clubhouse?

Yeni bir dijital oyuncağımız daha var artık: Clubhouse.

Kullanıcıları tarafından davet edilirsen girebildiğin yeni bir sosyal ağ.
Bana 3-4 gün önce davet geldi. Hemen girdim, bakındım ama şimdilik sadece uygulama içinde turistim.
Gözlemliyorum, pek aktif değilim. Çünkü Clubhouse ses temelli bir sosyal ağ.
İstersen oluşturulan konuşmalara dahil olup sadece dinleyebiliyorsun.
İstersen konuşabiliyorsun. Sana kalmış. Ortam demokratik. Ünlü bir oyuncu da olabiliyor konuşma grubunda, bir markanın CEO’su da, üniversite öğrencisi de...
Üstelik bazı konuşmalar gayet sıkı konular üzerinden yapılıyor. Panel gibi oluyor.
Aslında Clubhouse bir tür podcast. Ama konuşulanlar uçup gidiyor, yani sonradan tekrar dinleme şansın yok.

Yazının Devamını Oku

‘Aşk yok, çünkü yeni biriyle tanışmıyorum’

"Çok az insanla görüşüyorum" dedi, “En fazla üç-dört tane yakın arkadaşım. Aileme sürekli gittiğim için sosyal olarak daha fazla açılamıyorum. Risk almak istemediğim için...

Keza açılmayı istesem de tüm sosyal hayat zaten kapalı.

Yani uzun süredir aşk yok, aşk için heveslenmek yok, çünkü yeni biriyle tanışmıyorum.”

Sadece bir değil, o kadar çok tanıdık-tanımadık insandan buna benzer cümleler duydum ki...

Herhalde bu dönemin izlerinden biri de bu olacak: Hissizlik, yani aşksızlık.

“Peki aplikasyon üzerinden tanışmalar? Onlardan umut yok mu” diyebilirsiniz...

O konuda ikiye ayrılıyor insanlar.

Bir grup, aplikasyonlarda peş peşe yeni insanlarla tanışıyor, evet.

Bu da doğal. Eleştirecek bir durum yok.

Yazının Devamını Oku

Palandöken’den bildiriyorum

Hafta sonu Palandöken’deydim. Kartalkaya’yı, Erciyes’i görmüştüm ama buraya ilk kez geliyorum.

Dünyanın en uzun ve dik pistlerinden biri olarak anılan Palkandöken Kayak Merkezi’nde 8’i kolay, 9’u orta düzey, 3’ü ileri düzey, 4’ü de doğal olmak üzere 24 pist yer alıyormuş.

Üstelik Türkiye’nin en uzun dünyanın ise üçüncü uzunluktaki pistiyle 14 kilometre kesintisiz kayak yapma imkanı sunuyormuş Palandöken.

Daha önce bir kayak merkezine gelip de pistlerle ilgilendiğim pek görülmemiştir aslında.

Tek ilgilendiğim, “Burada güzel restoran var mı?” olmuştur.

Ama kaymayı öğrenmeye başlayınca pistlere alıcı gözle bakmaya başlıyormuşsun meğer.

Yasin Kıyıcı hocam sağ olsun, daha ikinci denemede “Sen kaptın bu işi” diyerek cesaretlendirdi ve tepeden aşağıya doğru süzüldüm.

Ya da ben süzüldüğümü sandım, o da ayrı mesele.

Yazının Devamını Oku