“Kendine yeterlilik ve caydırıcılık bir ülkenin önleyici stratejiler geliştirmesinin vazgeçilmez parçasıdır. Önleyici güç olmak, sorunlar krize, riskler tehdide dönüşmeden sürece müdahale etmektir.
Kendine yeterlilik ilkesi: Savunma, taarruz teknik istihbarat ve endüstriyel teknolojilerin yanı sıra siber güvenlik, biyolojik güvenlik ve çeşitlilik, enerji güvenliği, gıda güvenliği ve ekonomik güvenlik gibi temel alanlarda da hayati öneme haizdir. Caydırıcılık ise bir tehdidi ortaya çıkmadan önce engelleme kabiliyetine sahip olmaktır. Bir kişi size taş attığında karşıdan kurşun geleceğini bilmeli ve bir daha taşı eline almadan iki defa düşünmeli. Gerçek güç kullanmak zorunda kalmadığınız güçtür ve bunun somutlaşmış hali caydırıcılık kabiliyetidir. Size yönelen muhtemel bir tehdit, daha ortaya çıkmadan ne tür sonuçlara sebep olacağını bilecek ve ona göre davranacaktır. Haksız hiçbir eylem karşılıksız kalmayacaktır. Devlete ve millete yapılan hiçbir kötülük cezasız bırakılmayacaktır.”
Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’nı (SAHA EXPO 2026) gezerken MİT Başkanı Kalın’ın bu sözlerinin vücut bulmuş hali ile karşılaşıyorsunuz.
Fuarın ilk günü görücüye çıkan, sadece yurtiçinde değil tüm dünyada şaşkınlık yaratan “YILDIRIMHAN” hipersonik füze sistemi 6 bin kilometre ile bunun en uzun menzilli örneğini oluşturuyor.
Hiç kuşkusuz birçok özel ve resmi şirket ve kurum yanında özellikle fuara Milli Savunma Bakanlığı ARGE bölümü tarafından geliştirilen YILDIRIMHAN hipersonik füzesi bu sene fuara damgasını vurdu.
1990’larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkârının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK’nın anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır. Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” diyerek, 1978 yılında kuruluşunu ilan ettiği terör örgütünün 47 yıllık varlığına son vermişti. PKK terör örgütü de 5-7 Mayıs 2025 tarihleri arasında yaptığı 12. Kongresi’nde fesih kararı aldı, bunu da 12 Mayıs’ta kamuoyuna duyurdu.
PKK ADIM ATMADI
PKK’nın fesih kararı aldığı kongresinin üzerinden tam 1 yıl geçti. Bu süre içinde, sözde ateşkes ilan eden PKK, 11 Temmuz’da sembolik silah yakma ve zaten varlığı kalmayan Türkiye’den çekilme, Kuzey Irak’ta bazı alanları boşaltma dışında bir şey yapmadı. Bu arada Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ise 18 Şubat 2026 tarihli bir rapor hazırlayarak önemli bir adım attı.
MİT’İN TESPİTLERİ
Buna göre; Milli İstihbarat Teşkilatı, PKK’nın silah bırakmasını takip edecek, “doğrulama ve teyit” mekanizmasıyla hazırlanacak raporlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulacak, ardından da TBMM’de yasal adımlar atılacaktı. Ancak MİT, PKK’nın fesih kararına rağmen “Öcalan’ın iradesini tanımadığı” ve silah bırakmadığını belirledi.
İRAN’A SALDIRI VE DURAN SÜREÇ
TBMM’nin raporunu hazırlamasından tam 10 gün sonra, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısı da rapor doğrultusunda atılacak adımların da durmasına yol açtı. Bunda, İsrail’in ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik kara saldırısında PKK’nın İran kolu PJAK dahil bölücü Kürt örgütlerini kullanma planı etkili oldu. Ancak Türkiye’nin müdahalesiyle bu plan çöktü. Buna karşın İsrail, PKK dahil bölücü Kürt örgütleriyle teması kesmedi, olası bir kara operasyonunda kullanılmak üzere MOSSAD’ı devreye soktu.
SEÇENEK İSRAİL’E MAŞALIK
Bu sözler belediye başkanlarının içine düştükleri yolsuzluk ve rüşvet çukuruna karşı parti genel başkanı olarak yaşadığı çaresizliğin ifadesi.
İmamoğlu’nun yolsuzluk ve rüşvet paralarıyla Ankara’da, pavyon köşelerinde kurulan delege pazarları ve şaibeli kurultayla oturduğu koltuğu korumasının tek yolu belediye başkanları ve çevresinin içine düştüğü çürümüşlüğü savunmak.
Önceden parti üyeleri, delegeler, parti yönetimi, genel başkandan oluşan sistem Özgür Özel yönetimiyle belediye bakanlarının yolsuzluk, rüşvet ve her türlü kirli ilişkileri üzerine inşa edilmiş. En tepesinde de Özgür Özel oturmuş, olan biteni savunuyor.
ÖZGÜR ÖZEL’İN PANİĞİ
İpin ucu Özgür Özel’e doğru gittikçe bir panik havası seziliyor. Belediye başkanlıkları için rüşvet verilmesi, belinde havlu ile Ankara’da gözaltına alınan Uşak Belediye Başkanı’nın otelinde ağırlanmalar, makam aracının iç dizaynının Uşak Belediyesi’ne yaptırılması gibi birçok iddia Özgür Özel’i panikletmiş görünüyor.
Nitekim, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın şoförünün ifadesinin kamuoyuna yansıması ve yine İzmir Konak Belediyesi’nde yeni bir skandalın ortaya çıktığı gün CHP yönetimi acil bir toplantı yaparak Özkan Yalım’ı partiden ihraç kararı almış.
Oysa ihraç ile ilgili kararın 11 Mayıs günü yapılacak Yüksek Disiplin Kurulu toplantısında alınacağı açıklanmıştı.
Belli ki
“O zaman sen layığını bulmuşsun.”
“Ama gün gelince ben sana yapıştırırım.”
“Ama gün gelecek devir dönecek, elime düşeceksin. O gün sana acırsam namerdim.”
“Köpek.”
“S... git.”
“Alçak köpek s... git.”
“Yalaka.”
“Karaktersiz p....”
Avukatı aracılığıyla İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe veren İmamoğlu, 17 Temmuz 2025 tarihinde X sosyal medya hesabımdan yayımladığım mesajımda; ... İmamoğlu’na “Boğaz’daki 1.5 milyarlık rüşvet villalarına sahip olmayı hayal bile edemez...” dediğim için.
Güler misin yoksa İmamoğlu’nun düştüğü hale bakıp ağlar mısın?
Başında olduğu suç yapılanması davasında yolsuzluk ve rüşvet konusundaki itirafçılara bırakın dava açmayı tek söz etmeyen İmamoğlu, Emirgan’daki villaları İBB’den hak edişlerini tahsil etmek için satın alıp devrettiğini söyleyen “Etkin pişmanlıktan” yararlanan işinsanı Ali Nuhoğlu’na dava açmazken bu durumu ifade ettiğim için bana “hakaret” suçlamasıyla dava açmış.
Başta şunu söylemekte fayda var, toplam değeri 50 milyon dolar olarak hesaplanan villaların bugünkü kurla değeri 2 milyar 250 milyon lirayı buluyor. Evet, İmamoğlu, Ali Nuhoğlu’na baskı uygulamasa bu villalara sahip olmayı aklından bile geçiremezdi.
Nitekim, Ali Nuhoğlu villaları baskı ile rüşvet olarak devrettiğini 1 Haziran 2025 tarihli savcılık ifadesinde şöyle anlatmıştı:
NUHOĞLU’NUN İTİRAFLARI
18 Şubat 2026 günü parti olarak kabul oyu verdikleri Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi raporunda kabul edilen maddelere ters açıklamalarda bulunmuş. Bir yandan PKK terör örgütünün silah bırakmadığını kabul ederken diğer yandan raporda olmayan şartlara yar vermiş: “Meseleyi sadece PKK’nin silahsızlanması tartışmasına indirgediğinizde o zaman bu sefer de PKK içerisinde kim gelecek, kim Türkiye’ye dönecek, kim dönmeyecek ya da bu yasal düzenlemeden kim faydalanacak, kim faydalanmayacak gibi dar bir çerçeveye sıkıştırmış oluyorsunuz. Bütünlüklü bir yasaya ihtiyaç var. Gerçekten kapsayıcı, bütünlüklü ve gerçekten silah bırakanların siyasal ve sosyal hayata katılabileceği, burada siyaset yapabileceği, artık geçmişin geride bırakılıp yeni bir demokratik mücadele hattını büyütebilecekleri, içinde yer alabilecekleri bir zemine ve bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var. Yasa yapımını getirip tespitle tescile bağlamanın kendisi problemli bir yaklaşım. Şimdi diyelim ki silahsızlanma dönemi, terhis dediğimiz dönem 4 yılı buldu, 5 yılı buldu ki dünya deneyimleri 7-8 yıla yayılan süreçler olduğunu da gösteriyor. Şimdi 7 yıl yasa yapmadan silahsızlanmanın nasıl devam etmesini beklerler? Ya da 4 yıl boyunca yasasız nasıl bu süreç ilerler? İmralı’nın barışın ve özgürlüğün ve demokrasinin adası olarak görülmesi, kabul edilmesi gerekiyor.”
RAPORUN İÇERİĞİNE TERS
Koçyiğit’in açıklamaları, kendilerinin de kabul oyu verdiği raporun içeriği ile ters. TBMM’deki siyasi partiler tarafından Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyesi 50 milletvekilinin 47’sinin oyuyla 18 Şubat 2026 günü kabul edilen raporda, “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” süreci için en kritik eşik; PKK terör örgütünün silah bırakması olarak tarif edilmişti. “Süreçte en kritik eşik, PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesidir. Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgüt tehdidinin sona erdiğinin ilanı ile sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinin hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktasını teşkil edecektir. Tespit ve teyit mekanizmasının, devletin ilgili kurumları arasındaki eşgüdümle; objektif, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir ölçütlere göre işlemesi gerekir. Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliği vardır.”
MİT: SİLAH BIRAKMA GÖSTERMELİK KALDI
Tespit ve teyit konusundaki raporlar öncelikle Milli İstihbarat Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sahadaki gelişmelere bağlı gözlemlerine dayanacaktı.
Yani güvenlik kurumları PKK terör örgütünün silah bıraktığına dair tespitleri ile bunların teyidi yapılacak, ardından yasal düzenlemelerle terör örgütü mensuplarının geri dönüşü için adım atılacaktı. Ancak şu ana kadar PKK’lıların silah bıraktığına dair bir tespit yapılmadığı gibi terör örgütünün tam tersine faaliyetleri dikkat çekiyor.
Nitekim, basına yansıyan haberlere göre MİT Başkanı İbrahim Kalın kısa süre önce AK Parti grubuna yaptığı bir sunumda, sahada sembolik silah bırakmadan öte dikkat çekici yeni bir gelişme olmadığını dile getirdi. PKK’nın silah bırakmamasının arkasındaki en önemli neden de İran’da yaşanan gelişmeler.
PKK’nın silah bırakmadığını kabul eden
Yaşanan sızıntılar örgüt içindeki şüpheyi arttırdı, bazı örnekleri sosyal medyaya yansıdığı gibi; FETÖ yönetimi ile üyeler arasında güvensizlik zirve yaptı. Özellikle de FETÖ’nün MİT mahrem yapılanması yöneticilerinden Cemal Karaata’nın kimlik değiştirerek “Salih Ada” ismiyle Kanada’da normal bir hayat sürdüğünün ifşa edilmesi örgütte sarsıntıya yol açarken büyük bir tartışma başlattı.
Ancak belli sayıdaki kişilerin bildiği FETÖ’cü Cemal Karaata’nın yeni kimliğinin, iş bilgisinin, ev adresinin sızdırılması örgüt içinde herkesi şüpheli hale getirdi.
“Salih Ada” ismini kullanan MİT mahrem Yapılanma içinde görevli olan Cemal Karaata’nın, “Waterloo The Boardwalk Suite 406” adresinde bulunan “Qualia Counselling Services” adlı şirkette psikoterapist pozisyonunda anksiyete, depresyon ve öfke kontrolü konularında çalışıyor.
KARLOV SUİKAST SANIĞI KANADA’DA İFŞA EDİLDİ
“Sadık” ve “Yavuz” kod adlarını kullanan Karaata, firarından önce Türkiye’de kapatılan Fatih Üniversitesi’nde İngilizce Bölümü’nde yardımcı doçent ünvanıyla görev yapıyordu. Karaata FETÖ’nün MİT mahrem yapılanması içinde yürüttüğü casusluk faaliyetlerini de akademisyen kimliğiyle perdeliyordu. Karaata, FETÖ’nün Ankara’da 19 Aralık 2016’da gerçekleştirdiği dönemin Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov suikastının da organizatörüydü. Karaata’nın isim değiştirmesindeki en büyük nedenlerden birisi de Rusya tarafından kaçırılma korkusuydu. Kanada’da Ruslar tarafından saldırıya uğrama endişesi taşıyan Karaata Kanada güvenlik birimleriyle de periyodik görüşmeler yapıyor.
Karaata ifşa olmasının paniği ile iş yerinin internet sitesinden tüm bilgilerini kaldırttı.
Yaşanan sızıntılar, örgüt içindeki mahrem yapılardan rahatsız olan üst düzey bazı örgüt mensuplarının başını çektiği bir grupta paranoyaya neden oldu.
Operasyon, soruşturma ve yargılama aşamalarının tamamında ince ince planlanmış algı çalışması yürütüyorlar.
- Önce yolsuzluk ve rüşvet operasyonları için “siyasi” dediler.
- Soruşturma ilerledikçe ortaya çıkan belgeleri, HTS ve MASAK raporları için “yalan” dediler.
- İddiaların yalnızca “gizli tanık” ifadelerine dayandığını söylediler.
- Etkin pişmanlıktan yararlanıp itirafçı olanlara “iftiracı” dediler.
- “Dosyanın içi boş iddianame bile yazamıyorlar” diyenler, iddianame çıkınca da “İddianame değil iftiraname” dediler.
- Yargılama başladığında da soruşturma aşamasında savcılığı aldatarak tahliye olacağını düşünen suç örgütü üyesi bazı sanıkların etkin pişmanlık ifadelerini geri çekmesi için de besleme medyasıyla “dava çöktü” oyunu oynadılar.
- Savunma yerine mahkeme heyetiyle kavga başlatıp davanın içini boşaltmayı amaçladılar