Siz siz olun...

Siz, siz olun, kimseyi denemeyin.

Yani sınavdan geçirmeyin.

Özellikle sevgilinizi.

Sizi ne kadar sevdiğini...

Derdinizi nereye kadar paylaşabileceğini...

Sadakatini...

Denemeye, ölçmeye kalkmayın!

Durduğunuz yerde tatlı ekmeğinizi acı edersiniz. Denemelerden alnının akıyla çıkacak birine rastlamış olma ihtimaliniz pek azdır.

"E, iyi ya kim olduğunu ne olduğunu vakitlice öğreneyim" diyeceksiniz...

Ne aceleniz var?

Nasıl olsa öğreneceksiniz. Üç gün daha uzasın güzel günler. Gidenin yerine iyisi gelecek olsa anlarım da...

Unutmayın, insanoğlunun test edilip de onay alabileni çok azdır.

*

Siz siz olun, kimseyi dünyanızın içine almayın. Kimse oraya efendi gibi oturmak için girmez.

Merak ederler...

Kurcalarlar...

Karıştırırlar...

Altını üstüne getirirler...

Üstelik yanlarında yükleriyle gelmişlerdir, orta yere boşaltırlar, bir de onları toplamaya uğraşırsınız.

Beni dinleyin, içeri almayın. Kapı önü muhabbeti yeter.

*

Siz siz olun, ilişkinizi kalabalıklar içerisinde yaşamayın.

Kimsenin ilişkiniz hakkında yorum yapmasına izin vermeyin. Her kafadan bir ses çıkar, kafanız karışır.

Aranızda geçenleri kimseye anlatmayın.

Kimseden akıl almayın.

"Derdini söylemeyen derman bulamaz" sözü bir tek kadın-erkek ilişkisi için geçerli değildir.

*

Siz siz olun, bir kadın olarak hiçbir kadına güvenmeyin.

"Kocanızı ya da sevgilinizi emanet etme açısından" diyorum.

En yakın arkadaşınız bile olsa...

"Kadınlar güvenilmezdir" demek istemiyorum. Asla!

Fakat kadın kısmı öyle gizemli...

Öyle derin...

Öyle akıllı...

Öyle zeki...

Öyle işveli...

Öyle bilgili....

Öyle şu, öyle budur ki...

Ve bütün bunlardan dolayı öyle çekicidir ki...

Ve de erkekler öyle zayıf, öyle dayanıksız, öyle iradesizdirler ki... Herhangi bir kadının, misal, saçını savurmasına kapılıp gitmeleri işten değildir.

*

Kadın dergilerinin tavsiyelerine benzedi biraz ama... Vallahi hepsi tecrübeyle sabit. Hani "Ben yandım eller yanmasın" hesabına...

Ecnebi sevgili lazım

Sahi kadın dergilerindeki tavsiyelerin tamamı tercüme olduğundan mıdır, kimsenin işine yaradığı görülmemiştir bugüne kadar.

Biz Türkler nev-i şahsına münhasır insanlar olduğumuzdan, Amerika’dan, şuradan buradan verilen akılların hiçbiri bize uymaz.

Hani "Bana damdan düşeni getirin" demiş ya adam... O misal.

Gerçi o tavsiyelerin orijinali de bir damdan düşenin kaleminden çıkmıştır mutlaka, ama dünyanın öbür ucundaki adamın damdan düşmesiyle bizimki birbirine uymuyor işte.

Geçenlerde şöyle bir şey okudum mesela:

"Eğer sevgilinizin yanında, eski sevgilinizden mesaj gelirse ve o da bunun kimden geldiğini sorarsa ’Çok sıkıştım’ deyip tuvalete koşun, numarayı silin, mesaj kalsın. Tuvaletten döndüğünüzde mesajı gösterip ’Kimin attığını bilmiyorum, yanlış numaradır’ deyin."

Şimdi, Türkiye’de bunu yiyecek erkek var mıdır sorarım size?

Bizde altı aydan bir seneye kadar kavgası sürer konunun. O da adam mürekkep yalamış, bireysel olarak AB’ye girmiş biriyse... Aksi halde kadın ’güçlü abi’lerden yardım isteyip cezaevine düşmek durumunda bile kalabilir.

Hatta bu iyi ihtimal...

Girdiği tuvaletten bir daha çıkamaması durumu da pek olmayacak şey değildir bu topraklarda.

İnsan böyle tuvalete koşmakla falan vaziyetin kurtarılabildiği erkeklerin varlığını duyunca bir "ecnebi" sevgili edinmek istiyor hakikaten.

MIŞ MUŞ

Dünyada ve Türkiye’de gittikçe daha çok insan eş değiştirme ortamlarına giriyormuş.

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünürmüş!

Türkiye’de içki tüketimi yüzde 35 artmış.

E, hiçbir zaman "memleketin hali" bu kadar içip içip kurtarılası olmamıştı!

Akşehir Gölü kurumuş, gerçekten maya çalınacak hale gelmiş.

Her sene temsili olarak maya çalına çalına "The Secret" mucizesi gerçekleşti sonunda!

İlahiyatçılar, şarabın kimyasal değişime uğratılarak kullanılmasının günah olmadığını söylemişler.

Bakmışsınız yakında şişelemişler "İslami şarap"ımız da olmuş!
Yazarın Tüm Yazıları