GeriAhmet HAKAN Silivri şahlanışının arkasında ne var?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Silivri şahlanışının arkasında ne var?

“Ergenekon” denilince akla artık...

-Zindanda unutuluşa terk edilen tutuklular geliyor.

-Şemdin Sakık’ın “gizli tanık” yapılışı geliyor.

-Avukat feryatları geliyor.

-“Suçum ne?” diye yazılan kitaplar geliyor.

-Milletvekili seçildikleri halde zindandan çıkamayanlar geliyor.

-Birbirlerine benzemezlerin bir torbaya doldurulması geliyor.

-“Birtakım hukuki hatalar” sözüyle geçiştirilemeyecek durumlar geliyor.

-“Sana Ergenekoncu derim ha” diye savrulan tehditler geliyor.

-Adaletine güvenilmediği için MİT Müsteşarı’nın teslim edilmediği mahkemeler geliyor.

-“Sehven
” sözcüğü geliyor.

* * *

Buna karşılık...

“Ergenekon
” denilince...

Kimsenin aklına...

Suikast planları, Ümraniye bombaları, silahlar, cinayetler falan gelmiyor.

* * *

Neden böyle oldu?

Çünkü “darbelerle ve çetelerle mücadele ediyoruz, azıcık adaletten sapsak ne olur” anlayışıyla hareket edildi.

Çünkü Ergenekon’un gönüllü savcıları, azıcık aykırı giden herkesi “sana Ergenekoncu derim ha” diye tehdit ederek davayı sulandırdılar.

Çünkü “birtakım hukuk ihlalleri” denilerek küçümsenen yargısal hatalar, neredeyse esas haline geldi.

Çünkü duruşmalar boyunca bombalar, suikast planları, cinayetler bir türlü devreye giremedi.

Çünkü “kasa” denilen adam beş parasız öldü.

Çünkü “bir numara” denilen adam inceden meczup çıktı.

Çünkü toplumun tüm kesimleri “Ergenekon” denilen öcüye ikna edilemedi.

* * *

Soğuk bir aralık gününde binlerce kişinin otobüslere doluşup Silivri’ye gitmelerinin...

Yedikleri biber gazına rağmen, maruz kaldıkları tazyikli suya rağmen, tattıkları jandarma copuna rağmen bana mısın dememelerinin...

Temel nedeni budur.

Hiç boşuna...

“CHP’liler Aydınlıkçıların peşine takıldı / Bunların alayı Doğu Perinçekçi / Bütün darbeciler toplandı” falan denilmesin.

Ne CHP, ne Aydınlıkçılar, ne de darbecilik motivasyonu bu kadar insanı bu koşullarda Silivri’ye taşıyabilir.

Biber gazına, copa, tazyikli suya, soğuğa, uzun yola rağmen bunca insan orada toplanıyorsa...

Tek motivasyon: İncinen adalet duygusudur.

Yani ortaya çıkan bu “eser”, biraz da “adalet istiyoruz” feryatlarına kulaklarını tıkayan gönüllü Ergenekon savcılarının eseridir.

Eserleriyle rahatlıkla gurur duyabilirler.

Dinsellik, cinsellik

YENİYETMELER bilmezler:

“Nokta
” isimli haftalık bir haber dergisi vardı.

Derginin “efsane” olduğu dönemde şöyle bir kapak stratejisi vardı:

Bir hafta “dinsellik” konusu kapak yapılırdı, öbür hafta “cinsellik” konusu...

Sonra?

Gelsin satış patlaması...

* * *

AK Parti kurmayları da Nokta’nın kapak stratejisine benzer bir stratejiyi izliyorlar.

Şöyle bir kısırdöngüleri var:

“Bir hafta cinsel konular... Öbür hafta dinsel konular / Bir hafta cinsel konular... Öbür hafta dinsel konular...”

* * *

Peki satışları nasıl?

Mükemmel. İşte bakın:

Son anketlerde yüzde 52’yi bulmuşlar.

Ferit Bey’e övgü

BAŞBAKAN Erdoğan’ın “Muhteşem Yüzyıl” çıkışı yapmasının hemen ardından “Ferit Şahenk şimdi ne yapacak?” diye sormuş ve altı maddelik “olasılıklar listesi” hazırlamıştım.

Liste şöyle bir şeydi:

BİR: Star’ı haber kanalına dönüştürerek diziden kurtulabilir.

İKİ: Diziyi başka bir kanala üste para ödeyerek satabilir.

ÜÇ: Dizideki saray sahnelerini iptal ettirip at üstü sahnelerine ağırlık verdirebilir.

DÖRT: “Reytingimiz sana feda olsun ey Başbakan” tavrı koyarak diziyi iptal edebilir.

BEŞ: Dizinin senaryo ekibine Mustafa Armağan ile Yavuz Bahadıroğlu’nu dahil edebilir.

ALTI: Star’a STV’den iki dizi transfer edebilir.

* * *

Sonuç?

Benim “yapabilir” dediklerimden hiçbirini yapmadı Ferit Bey.

Acayip akıllıca, süper zekice bir çözüm buldu.

Şöyle bir çözüm:

Dizideki bütün saray kadınlarının başlarını örttü, dekoltelerini ortadan kaldırdı, fettanlıklarını giderdi, hepsine birer “Rabia Hatun” edası kattı.

Sanırım şimdi içinden “Bundan sonrasını Başbakan düşünsün” diye gülümsüyordur.

* * *

Demek ki ben boşuna maaşa talim etmiyormuşum...

Demek ki Ferit Bey de boşuna iş âleminde başarıdan başarıya koşmuyormuş.

Şapka çıkarıyorum kendisine.

Kurumsal kıvranmalar

“Şu bilgisayarda virüs var mı?” diye soruyorlar.

Eline saatli bomba tutuşturulmuş gibi kıvranıyor TÜBİTAK...

Ne yapacağını bilemiyor.

En sonunda acayip teknik, acayip uzun, acayip çetrefilli bir rapor hazırlayıp şöyle diyor:

Virüs var da diyemem, yok da diyemem”.

* * *

“Özal zehirlendi mi?” diye soruyorlar.

Eline saatli bomba tutuşturulmuş gibi kıvranıyor Adli Tıp...

Ne yapacağını bilemiyor.

En sonunda acayip teknik, acayip uzun, acayip çetrefilli bir rapor hazırlayıp şöyle diyor:

Zehir var ama zehirlendi diyemem”.

* * *

Kurumlar her şeye ve herkese karşın bilimsel hakikati yalın bir şekilde haykırmak yerine, bölünmüş taraflara mavi boncuk dağıtmaya kalkarlarsa...

İşte böyle kıvrım kıvrım kıvranırlar.

Bunlar öz kardeş

TÜRBAN tartışması yapıldığında...

“Ben ayetlere baktım... İslam’da başörtüsü yoktur... Baş örtme yoktur
” diyerek başörtüsünün yasaklanması çabalarına su taşıyanlar ile “Ben ayetlere baktım... İslam’da sadece cami vardır... Cemevi yoktur” diyerek cemevinin ibadethaneden sayılmaması çabalarına su taşıyanlar...

Öz kardeştirler.

Aralarında hiçbir fark yoktur.

İkisi de İslam’dan anladıklarıyla özgürlükleri boğmak istemektedir.

İkisi de kendi İslam yorumlarını geçerli kılmak istemektedir.

İkisi de “istediği gibi inanma / istediği gibi yaşama” ilkelerine karşı saygısızdır.

Mahcup olacaksan

TÜRKİYE, saygın bir uluslararası gazetecilik kuruluşu tarafından hapiste en fazla gazeteci bulundurma şampiyonu ilan edildi.

Çin, İran, Eritre falan Türkiye’nin gerisinde...

* * *

“Ben mahcup bir insanım” diyen hükümet yetkilimize sesleniyorum: Aslında o kadar da mahcup bir insan değilsiniz.

Eğer olsaydınız, bundan olurdunuz.

X

Kişisel tahminlerim: Neden aşı olmuyorlar?

Aşımız var. Hem de herkese yetecek kadar.

Gel gelelim 23 milyona yakın vatandaşımız, inatla ve ısrarla aşı olmaktan kaçınıyor. Yani arz var, talep yok. Peki ama neden? Elimde bir veri yok nedenlere dair. Sadece tahminlerim var. Onları yazıyorum:

*

- ÇİP: Özellikle komplo teorisyenlerinin ortaya attığı tezlerin etkisinde kalanlar, ilk zamanlar “Çip takacaklar” diyorlardı. Ama gitgide daha çok alay konusu haline geldiklerini fark ettiler. Bu nedenle sayılarında müthiş azalma var gibi. En azından bana öyle geliyor.

*

- KISIRLIK: Özellikle bazı bölgelerimizde görece eğitimsiz vatandaşlarımızın içine sürüklendikleri girdap... 8 çocuklu, 28 torunlu 80 yaşındaki dedelerin, “Aşı kısırlık yapıyor yeğen” diye aşı olmaktan kaçındıklarına dair espriler gırla gidiyor. Sesleri pek çıkmasa da en kalabalık grup bu gibi geliyor bana.

*

- TURKOVAK: “Yerli ve milli” propagandasının aşırı etkisi altında kalan bazı yurttaşlarımız, yerli aşının piyasaya çıkmasını bekliyor galiba. Sayıları da az değil. “Elin aşısını olacağıma kendi aşımı olurum” diye bekleme içindeler galiba. Fakat koronavirüs denilen illetin beklemeye hiç niyeti olmadığını bilseler iyi olacak.

*

Yazının Devamını Oku

İkna edilmesi gereken 22 milyon 182 bin kişi

Sevgili okul müdürlerimiz.

- Muhterem kanaat önderlerimiz.

- Sayın Türkan Şoray’ımız.

- Değerli tarihçilerimiz.

- Severek okuduğumuz romancılarımız.

- Sayın Tarkan’ımız.

- Muhterem imamlarımız ve müezzinlerimiz.

- Yüce gönüllü şairlerimiz.

- Sayın

Yazının Devamını Oku

Selvi Hanım’ın acı kahkahaları

Armağan Çağlayan, muhteşem bir söyleşi yapmış CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu’yla...

Baştan sona izledim röportajı. Hiç sıkılmadan. Sorular, cevaplar... Hepsi gayet iyiydi.

*

Selvi Hanım’la ilgili saptamalarım şöyle:

*

Çok hakiki bir insan. Yapmacıklığa asla prim vermiyor. Eşinin her söylediğine katılmadığını söyleyecek denli özgüvenli... Hiç politika yapmıyor. Gayet dobra. Gayet doğrudan konuşuyor. “Hazır röportaj veriyoruz, araya bir iki siyasal mesaj sıkıştırmak gerekir” falan demeye tenezzül etmiyor.

*

Röportajda en ilgimi çeken bölüme gelince...

*

Yazının Devamını Oku

Bazı ünlülerin günlük rutinleri

Sabahları çakralarını açmak için meditasyon yaparmış.

MIRANDA KERR: Açılsın çakralar

SABAHLARI çakralarını açmak için meditasyon yaparmış. Sonra 20 dakika yoga yaparmış. Sonra yeşil sebzelerden hazırlanmış smoothie içermiş. (Offf! Çok sıkıldım. Çok bunaldım. Daha fazlasını yazamayacağım.)

VICTOR HUGO: İki çiğ yumurta

ŞAFAK vakti uyanış... Bir demlik taze çekilmiş kahveyle güne başlayış... Metresinden gelen tutkulu mektubu okuyuş... İki çiğ yumurtayı içiş... Ve saatlerce süren yazı maratonunu başlatış.

MARK TWAIN: Sağlam kahvaltı

SABAH sağlam bir kahvaltı yaparmış. Ardından çalışma odasına geçer ve başlarmış çalışmaya... Akşama kadar yazarmış. Öğle yemeklerini atlamak en büyük keyfiymiş. Çalışma odasında rahatsız edilmemek ise en katı kuralı.

RICHARD BRANSON: Uçurtma sörfü

GÜN

Yazının Devamını Oku

Üç zor konu - Taliban, fonlama, sığınmacılar

1) TALİBAN: Türkiye’de İslam adına ortaya konan hiçbir pratik, Taliban’ın İslam anlayışıyla örtüşmez. Hiç ayırt etmeksizin hepimizi “kâfir” diye yaftalarlar. Biz de onların İslam anlayışlarını alabildiğine yadırgarız. Hatta “İslam bu değil” deriz. Ama bütün bunlara rağmen... Türkiye, ABD’nin Taliban’la kurduğu diyalogdan daha iyi bir diyalog kurabilir.

2) FONLAMA: Fonlamanın kendisinde bir sorun yok. ABD’deki bazı vakıflar, Türkiye’deki bazı medya kuruluşlarını fonlayabilirler. Sorun, ABD’deki vakıf aracılığıyla fonlananların, “Biz acayip bağımsız bir medyayız, diğerleri şöyledir böyledir” diye hava basmalarındadır. “Biz de son tahlilde fonlanıyoruz, biz de o kadar bağımsız değiliz” deseler, mesele kalmayacak.

*

3) SIĞINMACILAR: Bu meselenin bir ortası olmalı. “Her önüne gelen, elini kolunu sallayarak Türkiye’ye gelsin” demek ile “Madem sığınmacıları seviyorsun, al evine besle” demek arasında bir yer olmalı. Ak/kara değil ki bu. Gayet çetrefilli, gayet karmaşık, gayet çok boyutlu bir konu. Her konuda saflaşıyoruz, bari bu konuda saflaşmasak. Sakince konuşsak şu mevzuyu.

HOUSE OF CARDS İZLEDİM ŞUNLAR OLDU

Canım sürekli kaburga istedi. Kaburga istedikçe de Develi ya da Başköşe’ye müracaat ettim.

*

Sırf tahtaya üst üste

Yazının Devamını Oku

Nasıl zorba olunur

Böyle bir belgesel var. Ben de izledim bu belgeseli.

Hitler, Saddam Hüseyin, Stalin, İdi Amin, Kuzey Kore’nin ‘Kim’leri ve Kaddafi konu edilmiş belgeselde.

*

Anlatılan isimlerin...

Tabii ki yatacak yeri yok. Tabii ki zorbalıkları tartışmasız. Tabii ki her biri ölüm kustu yeryüzünde.



Yazının Devamını Oku

Duygusal bir popüler kültüre sahip olmak isteyenler için liste

Frida Kahblo: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur.




- FRİDA KAHLO: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur. Bir de Büyükada’ya yolunuz düştüğünde Troçki’nin evini gösterip “Ne zaman bu evi görsem Frida’yı anımsarım” diye iç geçirmeniz çok havalı kaçacaktır.

*


Yazının Devamını Oku

Afganistan için istifade edilecek bir isim: Hikmet Çetin

Fatih Çekirge, Hikmet Çetin’le süper bir Afganistan röportajı yaptı.

Dünkü Hürriyet’te su gibi okudum.

*

Hikmet Çetin...

- Sağduyusuyla...



Yazının Devamını Oku

Godfather aşkına gittim Nobu’ya

Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış.

- İNTİHARIN EŞİĞİNDE: Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış. Bu Nobu, Peru’da perişan vaziyette takılıyormuş. Peru’nun arka mahallelerinde külüstür bir lokantada memleketi Japonya’nın yemeklerini yapıyormuş. Öyle memnuniyetsizmiş ki hayatından, neredeyse intihar edecekmiş.



*

- MARTIN AMCA: Masal bu ya... Tam bu sıralarda Peru’da gezintiye çıkan yönetmen Martin Amca’nın yolu, Nobu’nun yemek yaptığı bu külüstür lokantadan geçmiş. Bayılmış suşilere, saşimilere falan Martin Amca. “Gel” demiş, “Seni Hollywood’a götüreyim”. Nobu’nun gözleri parlamış.

*

Yazının Devamını Oku

Melih Bulu neden görevden alındı?

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu, sürpriz bir şekilde görevden alındı.

Herkes bunun nedenini merak ediyor.

Benim elimde iki temel neden var:

*

Birinci neden: Bir kulis bilgisine dayalı.

*

İkinci neden: Kişisel bir tahmine dayalı.

*

Yazının Devamını Oku

15 Temmuz’dan 5 yıl sonra geldiğimiz yerlerden biri: Din kisvesine geçit yok!

15 Temmuz'dan önce...

Özellikle muhafazakâr kesimlerde...

Yaklaşım genel olarak şöyleydi:

Alnı secdeye değiyorsa... Korkma.

*

Dinine, diyanetine bağlıysa... Zarar gelmez.

*

Allah diyor, Kuran okuyorsa... Olumlu yaklaş.

Yazının Devamını Oku

“Biji Serok Erdoğan”a MHP ne dedi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyarbakır’da...

“Biji Serok Erdoğan” diye karşılandı ya...

*

Ahmet Davutoğlu, ima yoluyla da olsa...

Şöyle bir yaklaşım sergiledi:

*

“Bahçeli beni ‘Serok Ahmet’ diye eleştiriyordu. İşte bakın: Erdoğan’a da ‘Biji Serok Erdoğan’ denildi. Bakalım Bahçeli, buna ne diyecek?”

*

Bahçeli bu konuda bir şey demedi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel zamanı, herkesin Bodrum’a gittiği zamandır

İstanbul öyle güzel ki bugünlerde... Nüfusu azalmış, yoğunluğu bitmiş. Bir rahatlık gelmiş üstüne. Çiçekleri fark edilir olmuş.

- İstanbul’da bugünlerde bütün restoranlar, bütün kafeler tenha... Her mekânda başköşeler senin. Her mekânda izzet ikram sana.

*

- O meşhur trafik çilesi, resmen Bodrum/Çeşme hattına postalanmış... Trafik de yok, çile de yok. Yollar bomboş.

*



Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel parkı: Nakkaştepe Millet Bahçesi

Üsküdar Belediyesi’nin yaptığı Nakkaştepe Millet Bahçesi’ni gezip gördüm. İzlenimlerimi yazıyorum:

- “Boğaz’a nazır” diye bir tabir var ya... İşte bu tabir, bu parka cuk oturuyor. Yok böyle Boğaz manzarası! Birinci köprü ayaklarınızın altında. Üç köprüyü bir anda görebiliyorsunuz. Ufuk alabildiğine açık. Yeşil ile mavinin harikulade uyumu.



*

- Tamam, manzara güzel! Ama bu parkı, en güzel yapan sadece manzarası değil. Parkın tasarımı çok zarif. Her şey çok kararında. Mimarisi çok iyi planlanmış. Hiçbir şey abartılmamış. Hiçbir şey es geçilmemiş.

*

Yazının Devamını Oku

Seçim sath-ı mailine girmiş bulunmaktayız

Bir cisim yaklaşıyor ama yaklaşan cisim, erken seçim değil.

Yaklaşan cisim şudur:

*

Erken seçim kampanyası.

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan, startı verdi:

Seçim kampanyası başladı.

*

Genelde seçime üç beş ay kala girdiğimiz

Yazının Devamını Oku

“Adayımız Kılıçdaroğlu” çıkışının asıl maksadı ne olabilir?

*

BİRİNCİ İHTİMAL

AK Parti’nin “Madem rakibimiz Kemal Kılıçdaroğlu, o halde hiç çalışmamıza gerek yok” diyerek rehavete sürüklenmesini istiyor olabilirler.

İKİNCİ İHTİMAL

CHP Genel Başkanlığı koltuğu, Cumhurbaşkanlığı koltuğundan bile daha tatlı olduğu için hamlelerini buna göre ayarlıyor olabilirler.

ÜÇÜNCÜ İHTİMAL

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a, “Belediye başkanısın, belediye başkanı kalacaksın” mesajı vermeye çalışıyor olabilirler.

DÖRDÜNCÜ İHTİMAL

Yazının Devamını Oku

Bolivya dağlarından gelen devrimci Zülfü

Zülfü Livaneli’ye göre...

- Ecevit solcu değil.

- Erdal İnönü solcu değil.

- İsmet Paşa zaten solcu değil.

- Atatürk’ün solla alakası yok.

*

Zülfü Livaneli, kimlerin solcu olmadığı konusunda hüküm vermeye öyle meraklı ki...

Sanırsın ki...

Kendisi

Yazının Devamını Oku

Alpay Özalan’ın Kızılderili kitabı

Alpay Özalan, bir Kızılderili kitabı yazmış.

Bazıları kafa buluyor.

“Amerikan tarihçisi Ordinaryüs Profesör Alpay, Amerikan tarihi hakkında kitap yazmış” falan diye.

*

Tarih kitabı yazmak için ille de ordinaryüs falan olmaya gerek yok.

İsteyen yazar. Amatörce.


Yazının Devamını Oku

Özenti bir tanımlama: Türk, Sünni, beyaz

ABD’de “WASP” diye bir sınıfsal niteleme var.

Yani... Beyaz, Anglosakson, Protestan.

*

Amerika’nın elitleri bunlar. Sınıfsal üstünlük bunlarda.

Bunların dışında kalanların tümü alt sınıf. Yani Katolik, Yahudi, siyahi, Müslüman, Hispanik, Uzakdoğulu falan.

*

ABD’de ne varsa ille bizde de olacak ya...

Bu tanımlamanın bir benzerini bize de uyarlamışlar.

“Türk, Sünni, beyaz”

Yazının Devamını Oku

Deniz Baykal, ‘Ben Kürtleri, Alevileri sevmem’ dedi mi?

Zülfü Livaneli’nin İrfan Aktan’a verdiği röportajı okudum.

 

Genel yorumum şudur:

*

Çok önemli tespitler var röportajda. Özellikle Erdal İnönü, Bülent Ecevit ve Deniz Baykal’la ilgili saptamaları ilginç. Çok yararlı, çok etkileyici bir röportaj. Bulup okumanızı tavsiye ederim.

*

Ve fakat Zülfü Livaneli’nin röportajdaki bir sözüne takılmadan da edemedim.

Yazının Devamını Oku