Şike iddiaları ligin tadını kaçırdı...

Şu sıralarda kimle karşılaşsam sadece şike iddianamesinden söz ediyor. Aslında herkesin tahmin ettiği veya bir kesimin de bildiği, ancak görmezden geldiği şike sorunu ile sonunda yüz yüze geldik. Bu açıdan kimse bu iddialara hayret etmiyor. Öte yandan da ligin tadı kaçtı. Artık her şutun, her golün altında birşeyler aranıyor.

Haberin Devamı

Gündemimizi bir süre şike iddianamesi işgal edecek.

Aslına bakacak olursanız, işin içinde Aziz Yıldırım'ın adı karıştırılmamış olsaydı, olay bu kadar dallanıp budaklanmazdı. Zira futbolda şike uzun süredir bilinen, ancak parmak basılamayana bir konuydu. Düşünebiliyor musunuz? Karşı taraf oyuncularına "Teşvik primi" verilmesini son derece normal karşılayan bir sisteme sahibiz. Bu yasalarımıza göre suç değildi.

Peki “Teşvik primi” nedir?

Adı değiştirilmiş bir “Rüşvet” değil mi?

Basbayağı bir nevi “Şike” değil mi?

Bizler böyle büyüdük. Rüşvet- Şike- Teşvik Primi üçgeninde dolaşıp durduk. Hepimiz duyardık, ancak somut birşey bilmezdik. Hep "Oooo neler neler dönüyor kardeşim" lafları edilir ve iş orada kalırdı. Ne zaman ki yasa değiştirildi ve savcılar düğmeye bastılar, gerçeklerle karşı karşıya kalıverdik.

Haberin Devamı

Aziz Yıldırım'ın dışında kalanlar hakkında kamuoyunun genel değerlendirmesi "Mutlaka birşeyler yapmışlardır" şeklinde. Aziz Yıldırım konusunda ise, ikiye bölünme var.

Bir kesim "Oyuna getirildi-Bu işin altında komplo var " diyor.

Önyargılı olmayan bir diğer kesim ise "Elinde son derece somut veriler olmadan, FB başkanını suçlayıp gözaltına alacak bir savcı düşünülemez. Savcı, sırf komploya alet olup, kendini bilerek uçurumdan atmaz." diyor.

Şu aşamada, kim haklı kim değil, bilemiyorum. İddianamenin tamamını okumadan ve somut-inandırıcı  veriler görmedikçe, Aziz Yıldırım' ın böyle bir şeye ihtiyaç duymayacağına, şike olayı gibi risk dolu bir maceraya karışacağına inanmayanlar arasında yer alıyorum. Savcıların bir komplo kurduklarına da inanmıyorum. Bundan dolayı, mahkemenin sonucunu değil, büyük bir merakla açıklananın dışında daha geniş bir şekilde iddianameyi görmeyi bekliyorum.

Bu arada, ligin tadının kaçtığı da ortada.

Geçen yıllardaki lig heyecanı nerede, bu yıl ki garip hava nerede...

Keyifsiz, rekabet unsurunun düştüğü, heyecanın çok azaldığı bir lig yaşıyoruz. Her atılan gol, her kurtarılan veya kurtarılamayan şut sorgulanıyor. İçimize bir kurt düştü ya, çıkart çıkarabilirsen...

Haberin Devamı

Futbol rekabeti, artık hayatımızın bir parçası . Hafta sonlarımızı renklendiren , heyecan katan bir unsuru . İşte bunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız .

TÜRKİYE’NİN LİDERLİĞİNİ İSTEYEN PEK ÇIKMADI ...

Hafta sonunu Gaziantep'te Zirve Üniversitesi’nin davet ettiği Abant Toplantıları’nda geçirdim. Orta Doğu ' daki gelişmeler ve tabii Türkiye ' den beklentiler konuşuldu .

Toplantıya katılmamın en önemli nedeni, yeni birşeyler öğrenebilmekti. Zira, Mısır, Fas, Tunus'tan son derece önemli isimler davet edilmişti. Olayları Tahrir Meydanı’nda izleyenlerden tutun da konuya akademik analizle yaklaşanlara kadar, Arap konuşucular arasında çok ilginç gözlemciler vardı. Aynı şekilde, İngiltere, ABD ve diğer batı ülkelerinden de uzmanlar gelmişti. Türkiye' den de konuya merak duyan ve benim gibi yeni açılar arayan yazar ve  akademisyenler katılmışlardı .

Haberin Devamı

Anlayacağınız Türk, Türk’e hava basmadık.

Özetle şu iki gözlemimi paylaşmak isterim :

- Gelişmeleri ne oranda BAHAR, ne oranda SONBAHAR; ne oranda REFORM ne oranda AYAKLANMA veya BAŞKALDIRI diye nitelemek gerektiğinden başlayarak, olaylaerın nereye gideceği konusunda dahil kimsede sağlıklı bir görüş ya da genel bir görüş birliği yok. Kafalar karışık ve her konuşma -eğer kahve falına bakmak istenmiyorsa- sonunda "Bakalım göreceğiz " cümlesiyle bitti.

- Bilinen ve herkesin görüş birliğinde olduğu tek nokta, bu gidişin geriye dönüşü olmadığı ve  bu bölgedeki ülkelerin eninde sonunda demokratikleşecekleriydi.

Konu Türkiye'ye gelince, toplantıya katılanların bir bölümü herhalde şaşırmıştır. Zira bizdeki genel medya pompalamasıyla kabartılan "Bölgenin lideri biz olacağız, hepsi Türkiye'yi model olarak benimsiyor. Demokratikleşmenin ateşini bizler yaktık. Ekonomik başarılarımız, TV dizilerimizle Arapları kendimize hayran bıraktık" söyleminin ne kadar içi boş olduğu anlaşıldı.

Haberin Devamı

Arap uzmanlar, ne Türkiye 'nin liderliğini ne de model olmasını kabullendiler . Aksine, "Bırakın bizi, artık kendi ayaklarımızın üstünde duralım. Kendimize göre bir demokrasi kuralım. Kendi modelimizi oluşturalım" diyenler çoğunluktaydı.

Bu konu etrafında çok tartışıldı. Türkiye'nin resmi politikasının ne liderlik ne de modellik olduğunu ısrarla tekrar eden Cumhurbaşkanlığı Orta Doğu Danışmanı’nın çırpınışı bile işe yaramadı.

Toplantıyı düzenleyenler çok iyi bir iş yaptılar. Bizleri (medya ve akademi dünyasını) uyandırdılar . Boş sloganların peşinde koşulmaması gerektiğini gösterdiler.

Arapların bizden beklentilerini de şöyle özetleyebilirim :

- Ağabeylik- model ihracı yerine, bizimle deneyimlerinizi paylaşın, yeter.

Haberin Devamı

Bu kadarını bilenlerimiz vardı, ancak galiba birilerinin bire bir duyması gerekiyormuş.

Konferansın ev sahipliğini yapan Zirve Üniversitesi’nden önümüzdeki günlerde söz etmek istiyorum, zira ağzım açık kaldı. “Gülen Hareketi”nin, Orta Doğu 'yu da içine alan, en son ve en iddialı projesi.

Yazarın Tüm Yazıları