Sezai Karakoç nihayet hatırlandı

TAM da ‘Büyük şair ve fikir adamı Sezai Karakoç’u unuttular... Ne ayıp şey’ diye bir şeyler karalayacaktım ki ‘güzel haber’i aldım:

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Sezai Karakoç’u evinde ziyaret etmiş...

Ezberinde en az beş Sezai Karakoç şiiri bulunduğuna inandığım Bakan Koç’un bu ziyareti ‘vefa’ adına iyi bir başlangıç...

Umarım bundan sonra ‘İkinci Yeni’nin her daim küskün şairi, daha çok hatırlanır.

Böylece belki onun son zamanlardaki muazzam susuşunun yarattığı öksüzlük hissinden de kurtulmuş oluruz.

Çünkü bu milletin Sezai Karakoç’un sesine gerçekten ihtiyacı var.

Ne diyordu Mehmet Emin Yurdakul?

‘Şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.’

***

Kimdir Sezai Karakoç?

Cemal Süreya’nın saygı duyarak sevdiği yakın arkadaşıdır. Bir yanıyla ‘İkinci Yeni’nin içindedir, ama bir yanıyla da Necip Fazıl’ın izindedir.

Doğu’nun onurlu çocuğudur. Dünya nimetlerinden uzak durarak yakaladığı erdemle gururumuzu okşar. Kırılgandır, sıkılgandır.

Yönünü doğu’ya çevirmiştir... ‘Diriliş’ adını verdiği tezle yeniden ayağa kalkmanın ve onuru yakalamanın işaret fişeğini atmıştır.

Çıkardığı dergilerle, yazdığı kitaplarla, insanı ta derinden yakalayan şiirlerle dört başı mamur bir ‘eski zaman entelektüeli’dir ve bütün eski zaman entelektüelleri gibi o da tam olarak anlaşılamamıştır.

Ama o hiçbir zaman çıkıp da ‘Beni hiç kimse anlamadı, anlaşılamadım’ diye ağlamamıştır.

Her yenilgide biraz inziva! Sonra toparlanıp hiçbir şey yokmuş gibi yola devam!

Onun taktiği budur.

***

Ta 1950’lerde yazdığı ve fotokopileri elden elde, kuşaktan kuşağa dolaşan o efsanevi ‘Monna Rosa’ adlı şiir kitabı bile tek başına onun ne kadar büyük bir şair olduğunun kanıtıdır.

Sezai Karakoç, tam 50 yıl boyunca yayımlamaktan kaçındığı ‘Monna Rosa’ adlı kitabını ancak 2 binli yıllarda yayımladı.

Ama zaten o kitap bir rekoru kırmıştı: Yeryüzünde hiç yayımlanmamış, sadece fotokopiyle çoğaltılarak bu kadar çok kişiye ulaşmış bir başka kitap var mı bilmiyorum...

Şimdi bile ne zaman eski günlerden, unutulmuş aşklardan, efkárdan, melankoliden söz açılsa hemen topluluk içinden biri sessizce ‘Monna Rosa’nın başlangıç dizelerini okumaya başlar:

‘Monna Rosa, siyah güller, ak güller / Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak / Kanadı kırık kuş merhamet ister / Ah, senin yüzünden kana batacak / Monna Rosa, siyah güller, ak güller...’

Bir başkan, bir vali

BAŞKAN: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş şimdi de Çin’deymiş.

İstanbul’a bir ‘sembol’ arayışı içinde olan Başkan’ın Çin Seddi’ni inceledikten sonra ‘Bunun aynısını İstanbul’a da yapabilir miyiz?’ diye düşünüp düşünmediğini bilmiyorum. Çünkü konumuz bu değil... Konumuz ‘Başkan baba’mızın yurtdışı seyahatleri. Merakım şudur: Acaba Sayın Başkan, göreve geldiği günden beri kaç ülkeyi gezdi? Görevde bulunduğu sürenin kaçta kaçını İstanbul’da geçirdi? Belediye’nin ‘Basın Merkezi’ bu konularda beni aydınlatabilir mi?

VALİ: Orhan Boran için düzenlenen gecede Yılmaz Erdoğan, ‘bir hoşluk olsun’ diye İstanbul Valisi Muammer Güler’in taklidini yapmış. Tamam, ‘taklit’ üzerine kurulu espriler feci demode, ama Vali’nin bu taklit karşısında gösterdiği tepkiye ne demeli? Yeni komedyenler nezaket ölçüsü bilmiyormuş, Orhan Boran bu ölçüyü iyi bilen eski isimlerdenmiş falan filan... İlahi Vali Bey... Neden kendinizi bu kadar sıkıyorsunuz? Lütfen tüm şöhretlerini yaptıkları Demirel taklitlerine muhtaç nice komedyeni düşünün ve rahatlayın.
Yazarın Tüm Yazıları