Şer kargaları okusun...

‘‘Onlar (Avrupa Birliği ülkeleri), Türkiye'nin bugün nerede olduğuna çok fazla odaklanıyor ve Türkiye'nin hangi noktadan buraya geldiğini, nereye gitmekte olduğunu önemsemiyorlar. Türkiye'nin başarısı için temel, onun demokratik karakteridir. Bugünkü sorunlarını yenen ve son yüzyıldaki çerçevede gelişmeye devam eden bir Türkiye, Müslüman dünyasına örnektir.

Türkiye, dini inançların, modern, laik, demokratik kurumlar adına kurban edilmesine gerek olmadığını gösteriyor.''

Bu sözler ne bir 19 Mayıs nutkundan alındı ne de bir Cumhuriyet Bayramı konuşmasından... Bunları ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in California'da düzenlenen Dünya İlişkileri Konseyi adlı forumda yaptığı konuşmada söylediği bildiriliyor.

Mr. Wolfowitz'in sözleri bundan ibaret değil. ‘‘Bizim güçlü müttefikimiz ve dostumuz büyük zorluklarla yüzleşiyor, ancak Atatürk'ün vizyonuna dayanarak, bu güçlüklerle başa çıkıyor. Bugün Türkiye'yi sorunları için eleştirenler, neyin sorun olduğu, neyin temel olduğu konularını karıştırıyor’’ dediği de biliniyor.

İlginçtir... Mr. Wolfowitz'in sözleri İngiliz Parlamentosu'nun güçlü kanadı olan Avam Kamarası'nın Dış İlişkiler Komisyonu tarafından yayınlanan Türkiye-Avrupa Birliği konulu raporla aynı günlere rastladı. Burada da Türkiye'den, daha önce duymaya alıştıklarımızdan çok farklı bir ifade ve yaklaşımla söz edildiğini görüyoruz. Örneğin:

‘‘Türkiye büyük bir bölgesel güç ve kendi bölgesindeki Müslüman ülkeler arasında laik-demokratik sisteme sahip tek ülke. Türkiye'nin AB'ye üye olma arzusunun önünde potansiyel engeller var. Bunlar insan hakları alanındaki eksiklikler, silahlı kuvvetlerin rolü, Kıbrıs sorunu ve bütün bunlar aşılsa bile ekonomi hálá sorun çıkarabilir... Türkiye pek de kolay olmayan tercihler yapmak zorunda’’ şeklindeki satırlar bu rapordan alınma.

Komisyon Başkanı Donald Anderson'un sözlerini de aktaralım da sonra konuşalım. Mr. Anderson;

‘‘Türkiye'nin laik Kemalist geleneğini, ülkenin bölünmez bütünlüğü ilkesini, herkesin Türk vatandaşı olması gereğini, ayrılıkçılığa karşı mücadele edilmesi gereğini
anlayışla karşıladıklarını’’ vurguladı. Kültürel haklar ve anadilde öğrenim konularında da İngiltere'deki Türkleri örnek gösteren Anderson, ‘‘Nasıl İngiltere'deki Türk toplumu kendi kültürel haklarını kullanabiliyorsa, Türkiye'deki diğer etnik kökenliler de kendi dillerini ve kültürlerini öğrenme hakkına sahip olmalı’’ demiş.

Gördüğünüz gibi Türkiye'yi bizim ‘‘yandık, bittik’’çilerden daha olumlu bir gözle değerlendirenler de var. Aslında kulak vermeye değer sözlerin sahipleri bunlar. Çünkü onlar Türkiye'yi yetkilerinin genişliği veya kazandıkları paranın miktarı kadar sevenler dışında bir kesime mensuplar.
Yazarın Tüm Yazıları