Prof. Dr. Sancar'ın son 10 yılda yaptığı en iyi buluşu

Türkiye geçen hafta Nobel kimya ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar'ı ağırladı. Prof. Sancar, o kadar çok toplantıya katılıp konuştu, plaket aldı ki sanırım fazla ilgiden sıkılmıştır.

Haberin Devamı

Sancar’ın söyledikleri önemliydi.

Eğitim ve bilim alanında Amerika ve Avrupa düzeyine geçmemiz gerektiğine dikkat çeken Prof. Sancar şöyle demiş:

“Bilime yönelmemiz, insanlık bilim birikimine katılmamız lazım, niye yapmıyoruz?

Sadece Türkiye'de değil bütün İslam dünyası son 500 yılda bilime katkı yapmış değildir, bu bir gerçektir. Sadece İslam dünyası değil, başka grupları da söyleyebiliriz.”

 

Haberin Devamı

Sancar, daha önce yeğeninin son çalışmalarına ilişkin medyaya yaptığı bazı açıklamaların “Sancar’ın yeni bombası” başlığı ile sunulmasından duyduğu rahatsızlığı da dile getirmiş.

Sancar, çalışmasının "bomba" diye anlatılmasını istemediğini sözlerine eklemiş.

Peki Sancar’ın buluşu neymiş?

KANSER TEDAVİSİ İÇİN

Prof. Sancar, kanser tedavisinde geliştirdikleri çığır açacak yeni bir metotla, genomun herhangi bir yerindeki onarımın haritasını çıkarabildiklerini belirtiyor ve ekliyor:

"Bu çalışmayla, kanser tedavisinde en çok kullanılan sisplatinin (kemoterapi kullanılan bir ilaç) normal hücre ve kanser hücrelerinde yaptığı hasar ve onarımın haritasını çıkarabileceğiz. Bunun kanser tedavisinde yeni bir yol açacağını umuyorum.”

Bu makaleyi yazma sürecindeyiz. Ben yazdım ve asistanlarıma verdim. Onlar, uğraşıyorlar.

Haberin Devamı

ABD'ye dönüşümden sanırım 1-2 hafta sonra yayına göndereceğiz. Bir bilim adamı olarak beni çok tatmin eden bir çalışma."

Sancar, "Buna 'Piri Reis Haritam' diyorum ve bu haritayı annem, kızım ve eşimin resimlerinin bulunduğu cüzdanımda taşıyorum" diye eklemiş.

Prof. Sancar, verilen plaketlerin sayısını her halde kendisi de bilmiyordur.

İsmi de o kadar çok yere verildi ki…

Ama son araştırmasıyla ilgili söyledikleri çok az yer bulabildi.

Kayıtlara geçsin diye köşemize aldık.

Bu açıklaması kanser hastaları için ne büyük umut…

İnşallah çok kısa süre sonra araştırmanın sonucu alınır.

O zaman 500 yıldan beri bilime katkı nasıl olurmuş herkes görür.

Haberin Devamı

Türk bilim insanları,

kalp kası dokusu geliştirdi

Nobel Kimya Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar’a dikkatimizi yöneltince bakın başka ne bilim-sağlık haberleri gördük.

AA muhabiri Hatice Şenses’in haberine göre, Türk bilim insanları, kalıtsal kalp hastalıklarının araştırılması ve yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesini mümkün kılabilmek amacıyla yapay kalp kası dokusu geliştirmiş.

Klinik basamağını Prof. Dr. Volkan Tuzcu'nun üstlendiği, laboratuvar ayağını ise Yrd. Doç. Dr. Esra Çağavi'nin yürüttüğü çalışmada, Nobel ödüllü "Yeniden Programlama" tekniği kullanılarak hasta kökenli ve uyarılmış kök hücrekaynaklı kalp kas dokusu üretiliyormuş.

Kalıtsal kalp hastalıklarının araştırılması ve yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen çalışma, Medipol Üniversitesi Rejeneratif ve Restoratif Tıp Araştırmaları Merkezi (REMER) bünyesinde TÜBİTAK'ındesteğiyle gerçekleştiriliyormuş.

Haberin Devamı

Çalışmada, hastalardan alınan kan hücreleri, embriyonik kök hücrelere dönüştürülerek yeniden programlanıyormuş.

Bu teknikle geliştirilen kök hücrelerden, laboratuvar ortamında kişiye özel kalp dokusu üretilerek, hastalıklarınmodellenmesi ve hücresel tedavi kaynağı oluşturulması amaçlanıyormuş.

Doku sayesinde, kalp hastalıkları tedavisinde kullanılabilecek potansiyel metot ve ilaçların, bundan sonra sınırsız elde edilebilen kişiye özel hücreler vasıtasıyla geliştirilebilmesi hedefleniyormuş.

Haberle ilgili bilgilerin ayrıntısına girince anlamak zorlaşıyor.

REMER Kurucu Müdürü Prof. Dr. Gürkan Öztürk soruları yanıtlamış:

"Bu projede, özellikle ritim bozukluğuyla doğan çocukların hastalıklarına tam teşhis koyabilmek ve en doğru tedaviyi seçebilmek için bu hastalığı laboratuvar ortamında modelleyebilme hedefi var. Bu çok zor bir şey.

Haberin Devamı

Bugün bilim dünyasının en üst teknolojilerinden birisi, insandan aldığınız kan hücrelerini çok zahmetli bir işlemden sonra organa ait hücrelere dönüştürmektir.

Bahsettiğimiz projede de ritim bozukluğuyla doğan çocuklardan alınan kanlardan elde edilen hücreler, kalp kası hücresine dönüştürülüyor.

Bu hücreler, kültür ortamı dediğimiz yapay ortamda birbirleriyle irtibatlarını kurup, minyatür doku parçacıkları halinde kültür kabında atım da göstermeye başlıyor.

Bunlardan biz EKG benzeri kayıtlar alabiliyoruz. Bu hücrelerdeki ritim bozukluklarını analiz edebiliyoruz. Dahası da o hastaya özel hangi ilacın uygun olduğunu test edebiliyoruz.

Bunların hepsi hasta kanı verdikten aylar sonra laboratuvar ortamında elde ettiğimiz sonuçlar. Ancak bir çocuğu düşünecek olursanız, onun tüm hayatını değiştirecek bir süreci aslında aldığımız bir kanla başlatıp, şu anuygulanabilecek en ileri teknolojiyle ona faydalı bir tedavi seçeneğine kadar götürebiliyoruz."

Çalışmayla, tedavi sırasında mevcut ilaçlardan en uygununu seçebilme olanağı yakalandığını vurgulayan Öztürk, "Şu an bu projede elde ettiğimiz başarı oldukça yüksek.

Projenin hayata geçmesindeki en büyük aşama maliyetler. Şu an bu çalışmalar laboratuvar ortamında oldukça yüksek maliyetlerle ulaştığımız sonuçlar.

Bu teknolojinin yayılmasıyla, malzemenin gittikçe ucuzlamasıyla ilgili bir takvimden bahsediyoruz. Tahminen standart uygulama 3 ila 5 yıl içerisindeolacaktır."

Çalışmanın laboratuvar ayağını yürüten Yrd. Doç. Dr. Çağavi de merkezde özellikle kalıtımsal kalp hastalıklarının tedavi ve tanısına yönelik çalışmalar yaptıklarını aktarmış ve eklemiş:

"Yaptığımız kalp dokusu da bu çalışmaların bir parçası. Çalışmamızın temelinde çok özel bir kök hücre grubu var. Kök hücreler, vücudumuzun embriyonik öncesi hem de erişkin dönemde yenilenmesi, onarımı ve gelişimi için çok özel bir hücre grubudur."

Çağavi, çalışmada çok önemli bir gelişmeyi takip ettiklerini, uyarılmış çok özellikli embriyonik kök hücreye benzer bir hücre grubu ürettiklerini dile getirmiş ve devam etmiş:

Özel teknik, sınırsız bir hücre kaynağı oluşturmamızı sağlıyor.

Yaklaşık bir aylık bir süreç içerisinde aldığımız hücreler kalp kası hücrelerine dönüşüyor.

Tabii bu kalp kası hücreleri embriyonik döneme benzer yeni doğan hücreler.

Ardından da hücrelerin bir süre daha kültüre edilmesiyle kalp dokusunu kolaylıkla görüyoruz.

Bu bizim için son derece heyecan verici oluyor.

Çünkü kasılmaları gerçek zamanlı olarak bazen mikroskopta, bazen buna bile gerek kalmadan

görebiliyoruz."

Çağavi’nin bilimsel anlatımları devam ediyor ama, daha fazlasıbilimsel makale konusu.

Çağavi, şu anda deneysel süreçlerin devam ettiğine dikkati çekerek, proje çıktılarının gelecek 5-10 yılda kliniğe yansıyabileceğini sözlerine eklemiş.

Sayın Çağavi, umarım duyduğunuz heyecanın karşılığını alırsınız.

 

Türkiye’nin ‘ilk’ Kardiyo-Onkoloji

Bölümü Edirne'de törenle açıldı 

 

Edirne Trakya Üniversitesi’nde (TÜ) kanser hastalarının kalp rahatsızlıklarına müdahale edecek Kardiyo-Onkoloji bölümü açılmış.

Açılışta konuşan Rektör Prof. Dr. Yener Yörük, açılan bölümün Türkiye, Balkanlar ve Doğu Avrupa'da "tek" olduğunu söylemiş.

     

TÜ'nün bölgenin en güçlü hastanelerinden biri olduğunu belirten Yörük, şöyle devam etmiş: 

    

“Hastanemiz Onkoloji ve Kardiyoloji’de çok güçlüydü. Bu iki temel önemli birimi burada birleştirdik. Türkiye, Balkanlar ve Doğu Avrupa’daki ilk merkezi hep birlikte açıyoruz. Bölgemize, insanımıza şifalar dağıtmasını diliyorum.

Bu poliklinik onkoloji hastalarının gerek hastalıklarından gerekse mecburen verdiğimiz medikal ve kemoterapi sonrası oluşabilecek olan kalp sorunlarının hızlı teşhisinin ve tedavisinin planlamasında hizmet verecek çok önemli bir merkez.

Bu onkoloji ve kardiyolojinin gücünün birleşmesi ile oluyor. Emeği geçen tüm hocalarıma teşekkür ediyorum.” 

    

Edirne Vali Yardımcısı Mustafa Karslıoğlu da tıp dünyasında önemli bir adım atıldığını belirterek, “Kardiyoloji ile onkolojiyi birleştiren ve özellikle rahatsız olan insanlarımızın üçüncü kademe tedavi etmek üzere çok önemli işlevleri olacak. Çok önemli bir eksikliği tamamlıyorlar” demiş.

     

TÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr Kenan Yalta ise kalbin onkolojik durumlarda fazlasıyla etkilendiğini ifade etmiş.

     

* * *

Klasik vatandaş söylemiyle bitirelim...

Allah doktorlara muhtaç etmesin, onları eksik de etmesin.

* * *

Herkesin, her zaman iyi haberler alması dileğiyle…

Yazarın Tüm Yazıları