Ohh, yüreğim serinledi!

‘‘Hahhaayt! Şu Hakan hıyarı da kendini yakışıklı sanıyor. Aslında sırık gibi bir herif.’’

‘‘Omuzları filan da geniş ama ne kadarı omuz, ne kadarı ceketin vatkası, bilen beri gelsin.’’

‘‘Bence, şakaklarındaki beyaz saçlar berber marifeti meç...’’

‘‘Ben, o herifi eskiden tanırım. Burnu böyle kalkık değildi, patates gibiydi.’’

‘‘Karılar gibi kaldırtmıştır canım. Ne günlere kaldık be Rıza'cığım... Artık kendi suratına razı olan yok. Hani bezleri birbirine yamayıp perde, elbise filan yapıyorlar... Patik mi ne diyorlar...’’

‘‘Batik.’’

‘‘Hah işte, kadını, erkeği herkes batik suratla gezer oldu.’’

‘‘Yahu bu herif eskiden gözlüklü değil miydi?’’

‘‘Hem de şişe dibi gibi gözlükleri vardı Rıza'cığım. Öyle miyoptu ki ağaçları adam sanıp konuştuğu çok olmuştur.’’

‘‘Eee, ne oldu gözlüklere, adam fücceten iyileşti mi?’’

‘‘Cahil cahil konuşma be Rıza. Sen lens diye bir şey duymadın mı? Ama Hakan, lensleri gözlükten kurtulmak için takmıyor ki.’’

‘‘Ya niçin takıyor?’’

‘‘Hakan'ın gözleri ne renkti?’’

‘‘Kahverengi filan.’’

‘‘Pekiyi, şimdi nasıl yeşil oldu? Artık renkli lensler var oğlum.’’

‘‘Vay be, herifin gözü de sahteymiş demek ki... Ama gel de bunları şu zevksiz karı milletine anlat. Herif her gün başka bir kadınla çıkıyor.’’

‘‘Sen de pek safmışsın be Rıza...’’

‘‘Niye yahu, Hakan'ı her gün başka bir kadınla görüyorum.’’

‘‘Niye aynı kadınla iki gün çıkmıyor?’’

‘‘Niye?’’

‘‘Çünkü, bir gün çıkan kadın bir daha herifin yüzünü bile görmek istemiyor da ondan.’’

‘‘Niye istemiyor?’’

‘‘Beni konuşturmak için aptal numarası yapma. Asıl yakışıklılık yatakta belli olur aslanım.’’

‘‘Yani herifte iş yok diyorsun.’’

‘‘Yalnız ben demiyorum, cümle alem diyor. Hakan'ı iki karısı da niye boşadı bakalım?’’

‘‘Zamparalığı yüzünden.’’

‘‘Hahhayt, ben buna gülerim. Adamın burnu kalkık olacağına başka bir tarafı kalkık olmalı.’’

‘‘Hahhaa, helal olsun lan Cemal, lafı yerine kodun mu oturtuyorsun vallaa... Mesela benim boyum kısa, yeşil gözlerim de yok. Ama hiçbir hatuna mahcup olmadım bugüne kadar hamdolsun.’’

‘‘Bir de bana bak! Göğüs çökmüş, göbek çıkmış, gözler şehla... Ama yengen boşuna mı kıskançlıktan kuduruyor? Çünkü malını biliyor. Haydi şerefe Rıza'cığım.’’

‘‘Kalkık olmayan gagaç burunlarımızın şerefine Cemal'ciğim.’’

‘‘Çırling!’’

‘‘Sen Hakan'ı boşver de Selahattin'in yediği haltı biliyor musun?’’

‘‘Hangi Selahattin?’’

‘‘Hani bizim eski mahalledeki Hamşo Selahattin.’’

‘‘Ne yaptı?’’

‘‘Hıyar, üç beş kuruş kazanıp zengin oldu ya... Geçenlerde bana borç para vermeye kalktı.’’

‘‘Vay densiz herif vay!’’

‘‘Ulan, sen bana borç verecek adam mısın? Biz senin delik pabuçla gezdiğini biliriz.’’

‘‘Sahi yahu, herif Mahmutpaşa'larda iki metre kumaş satmak için sürünüyordu.’’

‘‘Şimdi de kalkmış üç beş kuruş borç verip bana üstünlük taslayacak. Biz senin haram parana mı kaldık hırbo!’’

‘‘İyi demişsin.’’

‘‘Tabii, tam öyle demedim ama herife öyle bir baktım ki anladı.’’

‘‘Selahattin sersefil sürünürken onca parayı nasıl kazandı yahu?’’

‘‘Para nasıl kazanılır, hileyle, hurdayla! Bak biz niye kazanamıyoruz? Namusluyuz da ondan. Bunun kayınpederi Ticaret Bakanlığı'nda bilmemne şefi yardımcısıymış. İhracat yaptık diye teşvik meşvik almışlar. Yani devleti hortumlamışlar. Ardından belediyeye para yedirip yeşil saha olan arsalarını iskana açtırmışlar. Sonra da Çağlayan Holding oraya yüzme havuzlu, tenis kortlu blok apartmanlar yapmış. Buna da arsa karşılığı 20 daire vermiş. Görgüsüz herif parayı bulur bulmaz ne yaptı biliyor musun?’’

‘‘Ne yaptı?’’

‘‘İlk iş olarak gidip bir yat aldı.’’

‘‘Demee!’’

‘‘Vallahi de billahi de yat aldı.’’

‘‘Yahu, benim bildiğim Selahattin yüzmesini bilmez.’’

‘‘Paçalarım ıslanır diye deniz kıyısına bile inemez.’’

‘‘Üstelik bunu fena halde deniz tutar. Bir gün vapurla Kadıköy'den karşıya geçiyorduk. Herifin içi dışına çıkmıştı da Karaköy'e sırtımda indirmiştim.’’

‘‘Üstelik yat da yat olsa bari... Çümtürük iki kabinesi var. Yatarken ancak tespih böceği gibi yatabilirsin.’’

‘‘Zaten Selahattin zevksiz herifin biridir.’’

‘‘Hay ağzını öpeyim be Cemal, arabasını görsen gülmekten yerlere yatarsın.’’

‘‘Ne marka?’’

‘‘Markasını boşver, kamyon gibi koca bir cip. Bir tekerlekleri var değirmen taşından büyük. Sanki herif şehirde değil de Himalaya Dağları'nda yaşıyor. Altı üstü bir kuru kıçını gezdirecek a dangalak! Lenduha bozması bir arabaya ne gerek var?’’

‘‘Görgüsüz herif!’’

‘‘Hele rengini bir görsen...’’

‘‘Ne renk?’’

‘‘Orospu pembesi.’’

‘‘Zevksiz enayi.’’

‘‘Selahattin'e bakalım da halimize şükredelim Cemal'ciğim. Sıkıntı çekiyoruz, iki yudum rakıyı zor içiyoruz ama haram parayla değil, namusumuzla içiyoruz, yüreğimiz rahat.’’

‘‘Namusluların şerefine Rıza'cığım.’’

‘‘Çırlink!’’

‘‘Hakan, Selahattin neyse ne de, şu Kemal'in ukalalığı beni hasta ediyor.’’

‘‘Vallahi çok haklısın, herifin ukalalığı adamı verem eder.’’

‘‘Kanser bile eder. Kapmış bir gazete köşesi, üfürüp duruyor. Televizyona bile çıkıyor. Bre Allah'ın cahili, sen ekonomi, politika, sosyoloji peşmekán üstüne laf paralayacak adam mısın?’’

‘‘Hatırlar mısın lisedeyken buna Çiftdikiş Kemal derdik. Kopya verelim diye nasıl yalvarırdı?’’

‘‘Sayemizde liseyi kör topal bitirdi de hukuk fakültesine baba dayağı korkusuyla zar zor girdi.’’

‘‘Babası döver miydi?’’

‘‘Üüüff! Hem de ne sopa! Yediği şaplaklar yüzünden böyle salak kaldı zaten. Sen onun hukuk mezunu olduğuna bakma. Sultanahmet'teki arzuhalciler bile kanunu ondan iyi bilir.’’

‘‘Üstelik de bukalemun gibi... İktidar değişince bu da renk değiştirir. Bir gün Süleyman'ın aleyhinde bir gün Ecevit'in... Şimdi de Tayyip'e döşeniyor.’’

‘‘Patronu devlet ihalesini alınca Tayyip'e methiyeler düzer yakında.’’

‘‘Herif daha Türkçe'yi sökemedi, başımıza köşe yazarı kesildi.’’

‘‘De da eklerinin bile ayrı yazılacağından haberi yok echelin.’’

‘‘Sen şu defteri biraz karıştır Cemal'ciğim. Bakalım sırada kim var?’’

‘‘Nejat... Hani geçen yıl müdür olmuştu.’’

‘‘Boşver yahu, altı üstü bir memur, yani emir kulu.’’

‘‘Oktay.’’

‘‘Amaan, bırak şu hımbılı... Üstüne konuşmaya değmez.’’

‘‘Bu gecelik bu kadar yeter Rıza'cığım. Ohh, içim açıldı yahu.’’

‘‘Benim de ruhum serinledi. Ama erken kaçmıyor musun?’’

‘‘Geç bile kaldım. Yengen şimdi başımın etini yiyecek. Ne nemrut karıdır bilirsin.’’

‘‘Nemrut, memrut ama bende o da yok. Bu gece hesabı sen mi ödemeyeceksin, yoksa ben mi ödemeyeceğim?’’

‘‘Alman usulü olsun, ikimiz de ödemeyelim. Receep, hesapları ayrı ayrı hesaba yaz.’’

‘‘Yarın gece Fikri'yle başlarız Cemal'ciğim.’’

‘‘Haa, şu bizim dolandırıcı Fikri mi?’’
Yazarın Tüm Yazıları