Normalleşme kurların ve faizlerin düşmesi demektir

EKONOMİDE sıkıntı geçince kurlar da, faizler de düşecektir. Öyle de olmaktadır. Dolayısıyla, yaratılan sıkıntılar nedeniyle ‘kurlarda bir düzeltme’ bekleyenler yine yanılmaktadırlar.

Yaşananları ‘kurlarda kalıcı bir düzeltme’ olduğu yönünde yorumlayan ekonomi birimleri bir kez daha hata yapmışlardır.

Ekonomik istikrara giderken kurların enflasyonla paralel seyretmesi olanaksızdır. Kurlar enflasyonla paralel gidiyorsa, ekonomik istikrar gelmiyor demektir. Kurların enflasyonla beraber artması ya da sıçramalar yapması bir rahatsızlık belirtisidir ve ekonomiyi istikrardan uzaklaştırıcı bir rol oynar. Kurlar ve faizler aynı yönde hareket ederler. Çünkü, gelişmeler beklentilerin olumlu ya da olumsuzluğundan kaynaklanırlar.

Yurt dışı piyasaların sakinleşmesi Türkiye ekonomisine de yaradı. OPEC’in açıklamalarıyla yaratılan petrol fiyatlarının daha fazla artmayabileceği beklentisi yurt dışı piyasaları sakinleştirdi. Dünyanın belli başlı borsaları bu gelişmelerle artmaya başladı.

Siyasi bir şok olmadığı sürece, Türkiye’de de kısa dönemde bir rahatlama olması şaşırtıcı değildir. Avrupa Birliği’nden gelen sıcak mesajlar havayı daha da olumlu yapmaktadır. Son bir kaç gündür yaşananlar bu gerçeği yansıtmaktadır. Olumlu hava Türkiye’de kendi çabalarımızla da desteklenmelidir.

Riskler hala vardır. Siyasi gerginlik ekonomik istikrarı bozucu bir rol oynayabilir. Gelişmekte olan piyasalara karşı uluslararası finans çevrelerinin takınabileceği olumsuz bir tutum mutlaka Türkiye ekonomisini de olumsuz etkileyecektir. J.P. Morgan’ın gelişmekte olan piyasalara yatırımlara yönelik olumsuz tavsiyeleri sayılara artabilecek başka kuruluşlarca da desteklenmesi halinde durum pek parlak olmayabilir. Önümüzdeki aylarda açıklanacak enflasyon rakamları ve cari işlemler dengesi verileri de moralleri bozabilir. AB’nin yıl sonuna doğru beklentilerimiz dışında alabileceği bir tavır herkesi şaşırtabilir.

Bu risklere karşılık, bazı olumlu adımların da atıldığını gözlüyoruz. Yaz ayları sonunda, hükümetin 2005 yılı ve sonrasına yönelik birden fazla yılı kapsayacak bir ekonomik programı açıklama niyeti son derece önemli ve faydalıdır. Hafta içinde bu konuyu daha ayrıntılı ele alacağım.

Bir aydır finans piyasalarında yaşananlar ‘bir hapşırma’ olarak kalabilirler. Elbette, her hapşırmanın bazı kalıntıları olacaktır. Bazı olumsuzluklar yaşanacaktır. Sonuçta, piyasaların hapşırtılmasının aslında o kadar da istenilen bir durum olmadığı kavranacaktır. İstikrarsızlık, aslında kurların gidişatından mağdur olduklarını düşünen kesimler için de son derece olumsuz bir durumdur.

Kurlardan şikayet etmek yerine istikrarsızlıktan şikayet etmek çok daha yapıcı bir tutumdur. Bunca krizlerden ve deneyimlerden sonra bunu hala kavrayamamış olmak üzücüdür.

Olumlu hava devam ettiği sürece döviz kurlarının da, faizlerin de yönü aşağı yönde olacaktır.

Ekonomik istikrarın önemi

Ekonomik
istikrarsızlıkla otuz yıllık deneyimimiz ekonomiye bakış açımızı da alt-üst etti. Enflasyonu indirmeye yönelik çabalara ekonomik büyümeye ve istihdam yaratmaya düşman politikalar olarak bakılmaya başlandı. Sanayicide de, tüccarda da, esnafta da, sade vatandaşta da çok yanlış bir izlenim oluşuyor.

Ekonomi politikalarının temel ve öncelikli amacı ekonomik büyümeyi sağlayıp istihdamın artırılmasıdır. Enflasyonun düşüp ekonomik istikrarın gelmesi bu ortamı sağlayacaktır. İstikrarsız bir ortamda ekonomik büyümeyi sağlamaya çalışmak akıntıya karşı çekilen kürek gibidir. Sürdürülemez. Sürdürülemediği gibi, sürdürülebilir ortamı yeniden tesis etmeyi giderek zorlaştırır. İşte, biz şimdi tam bu durumu yaşıyoruz.

Devletin borçları neden arttı? Devletin bütçesi neden faiz ödeme bütçesi haline dönüştü? Verimliliği olmayan yatırımlar neden yapıldı? Otuz yıldır ekonomik istikrar içinde yaşamış olsaydık, bütün bunlar olur muydu?

Şimdi yaşadığımız sıkıntılar ithal malı ekonomik politikalardan değil, istikrarı ikinci plana atarak ekonomik büyümeyi sağlamaya çalışan otuz yıllık sorumsuz kamu finansmanı politikalarından kaynaklanmaktadır.

Sorunu dışarıda arayacağımıza geçmişimizde aramak bizleri daha doğru sentezlere götürecektir. İthal malı ekonomi politikaları olmayacağı gibi, yerli, kendimize özgü ekonomi politikaları olması gibi bir komiklikte yoktur. Kendimizi aldatmayalım.

Enflasyon rakamları iyi yorumlanmalı

BU
hafta mayıs ayı enflasyon rakamları açıklanacak. Mayıs ayı ile beraber tarım fiyatlarındaki artış duracağından, ortalama enflasyon geçmiş aylara göre daha düşük çıkacaktır. Örneğin, geçen yıl mayıs ayında tarım fiyatları yüzde 0.6 düşmüştü.

Önemle takip edilmesi gereken enflasyon kalemi özel sektör imalat sanayi enflasyonudur. Son dönemlerde aylık bazda yüzde 1’in oldukça altında giden özel sektör imalat sanayi enflasyonu nisan ayında yüzde 1.1 oldu.

Akaryakıt fiyatlarındaki artış ve döviz kurlarındaki kıpırdanmayla birlikte mayıs ayında bu kalemdeki enflasyonun yüzde 1’in üzerinde çıkma olasılığı çok fazladır. Dolayısıyla, tarımdan gelen olumlu etki özel sektör imalat sanayi enflasyonundaki kıpırdanmayla bir ölçüde dengelenecektir.

Bu aşamada enflasyon hedefinden uzaklaşılabileceği yönünde bir yorum yapmak yanlıştır. Ama, geçen yılın son dönemleriyle bu yılın ilk üç ayındaki gelişmeler 2004 yılında enflasyonun yıllık bazda hedefin de
0altında gerçekleşebileceği olasılığını çok artırmıştı. Şimdi, bu olasılığın giderek düştüğünü gözlemekteyiz.

Enflasyonun bundan sonraki seyri büyük ölçüde petrol fiyatlarıyla döviz kurlarındaki gidişattan etkilenecektir. Mevsimsel olarak tarım fiyatlarındaki gerilemeyle birlikte aylık enflasyonun düşük çıkması beklenmelidir. Özel sektör imalat
sanayi endeksindeki artışlar ise son dönemin ortalamalarının biraz üzerinde olabilecektir.

Grafikten de görüldüğü gibi, 2003 yılının başından beri yıllık bazda tarım kesiminin lehine gelişen tarım fiyatları-imalat sanayi fiyatları dengesi (makas) yaz aylarıyla beraber imalat sanayi lehine gelişme sürecine girecektir. Bu sürecin tüketici fiyatları enflasyonu üzerinde de olumlu bir etkisi olacaktır.
Yazarın Tüm Yazıları