New York - İstanbul

Bin defa doğru, milyar defa doğru ki dünyada hiçbir mekán káinatın başkentiyle İstanbul kadar birbirlerine benzemiyor ve benzeyemez.

Üstelik bunu, yedi kıtada yetmiş yedi şehir görmek ve onları benim şehrimle kıyaslamak şansına sahip birisi olarak söylüyorum.

"Dünyada hiçbir şehir New York’la İstanbul’un benzeştiği kadar birbirlerine benzemez."

Evet öyledir! Aynen öyledir! Kesindir!

Zaten ben de bunun içindir ki, "Kainátın Başkenti"nde kendimi hep "e-vim-de" hissettim, hissediyorum ve hissedeceğim.

Yukarıdaki benzetmeyi yaklaşık çeyrek yüzyıl önce, Fas’ta ikámet eden İspanyol yazar Juan Goytisolo’nun satırlarında okumuştum.

Goytisolo, Fransız entelijansiyasına hitáp eden "Modern Zamanlar" dergisinin Türkiye’ye ayırmış olduğu özel sayıda İstanbul’a ilişkin çok uzun bir makale kaleme almıştı.

Hatırımda kalmış olanlarını sıralıyorum, iki kentin paralelliklerini de aşağıdaki unsurlar etrafında buluşturmuştu.

Bir; New York da, İstanbul da, cinsel anlamda "fallik", yani yukarıya doğru tırmanan şehirlerdir. Uzaktan bakıldığında, birinde gökdelenler, diğerinde ise tepeler belirleyicilik taşır.

İki; her ikisi de deniz ve suyla içli dışlıdır. İstanbul’u Boğaz ve Haliç, New York’u da Doğu ve Hudson nehirleri böler. Ama, yine her ikisinde, "karşı yakalar" kente dahildir.

Üç; hem Yeni Dünya’daki, hem de Yaşlı Kıta’daki şehirden "hayvani" bir enerji fışkırır. İkisi de yirmi dört saatte yirmi beş saat yaşar. Bitmez tükenmez kalabalıkları, açılmaz çözülmez trafikleri, durmaz aksamaz ritimleri birbirleriyle sonsuz benzeşir.

Dört; ama New York ve İstanbul’daki bu kaos harikuláde bir estetik yaratır. Dinamik cazibe öylesine çekicidir ki, bir içki müptelálığı, bir esrar alışkanlığı gibi, bağımlılık yaratır.

Beş; her iki site de inanılmaz bir tempoda tüketir ve tıkınır. ABD’dekinde, işportacı büfelerden hamburgerci dükkánlarına; Türkiye’dekinde ise seyyar simitçilerden köşe dönercilerine, "sokak manzarası" aynı zamanda "mide bayramı"na tekabül eder.

Altı; ne New York’ta, ne de İstanbul’da tembellik, aylaklık, kibarlık türünden "lüks"lere yer vardır. İkisinde de hiç durmaksızın didişmek; ekmeği aslanın ağzından kapmak; bir boşalan mekána, statüye, hiyerarşiye bin saldırmak; hatta, boşaltılması için tekme atmak, çelme takmak, dirsek vurmak sosyal bir zorunluluktur.

Artı, toplumsal basamakları hızla çıkabilme şansı son derece yüksektir.

Ve nihayet yedi; her anlamda birer "aşırı uçlar" kenti olan New York ve İstanbul’da en zıt çelişkileri ve en uzlaşmaz manzaraları aynı anda yaşamak ve görmek mümkündür.

Biri diğerini tamamlar ve zaten de ne New York, ne İstanbul bu "zıtların bütünlüğü" diyalektiğinden soyutlanarak düşünülemez. Soyutlanırsa, New York ve İstanbul olamazlar.

MÜKEMMEL GÖZLEM

Dediğim gibi çeyrek asır geçti, Juan Goytisolo’nun yukarıdaki "benzetmeler manzumesi"ni okuduğumda, çıldırasıya arzulamama rağmen henüz "káinatın başkenti"ne adım atmamıştım.

Dolayısıyla da, İspanyol yazarın "uçtuğu" (!) zehabına kapıldım.

Eh Fas’ta yaşıyor ya, demek Mağribilerin pireyi deve yapmak ádetini o da benimsedi.

Tutuyor, Atlantik’in öte yakasında yer alan ve son tahlilde "Batı mitolojisi"ni en zirveye çıkartan Yeni Dünya kentini, Boğaz’da hükümránlık süren ve "Doğu kokusu" asla tartışılmayacak Yaşlı Kıta Payitaht’ımızla tamamen aynı kefeye koyuyor.

Kendi kendime "insaf" dedim ve yazarın ölçüyü kaçırdığını düşündüm.

Hatta laf aramızda, bu Goytisolo’nun militan "şorololuğu" pek bir meşhur olduğundan, makalede "fallik" mallik diye "cinsel çıkıntı" metaforlarına başvurmasını, hazretin bizzat kendi cinsel tercihine yordum.

Oysa, ne kadar da yanılmışım!

Ne kadar da haksızlık etmiş ve ne kadar da günahına girmişim.

Evet evet, yanılmış, haksızlık etmiş ve günaha girmişim, çünkü yirmi küsur yıl önce New York’a nihayet gidebildiğimde, İspanyol yazarın ne denli mükemmel bir gözlemci olduğunu daha ilk saniyede anladım.

Çünkü doğru, bin defa doğru, milyar defa doğru ki dünyada hiçbir mekán "káinatın başkenti"yle İstanbul kadar birbirlerine benzemiyor ve benzeyemezler.

Üstelik bunu, yedi kıtada yetmiş yedi şehir görmek ve onları benim şehrimle kıyaslamak şansına sahip birisi olarak söylediğimden, işkembe-i kübradan attığım sanılmasın.

Öyle, İstanbul, New York’tur!

New York da İstanbul’dur ve de nokta!

Paragrafı ve satırbaşını ise önümüzdeki pazara havale ediyor ve New York’ta neden kendimi "e-vim-de" hissettiğimin daha uzun boylu açıklamasını gelecek haftaya bırakıyorum.
Yazarın Tüm Yazıları