N’olacak bu Galatasaray’ın hali?

Tuğrul ŞAVKAY
Haberin Devamı

Konu biraz soğudu ama soğukkanlı bir yazı için bu soğuma galiba gerekliydi.

Pendikspor Fenerbahçe'yi yenince ortalık karıştı.

Haber, spor sayfalarının sınırlarını aştı. Birinci sayfalara ve anlı şanlı köşeyazarlarının sütunlarına taşındı.

Fenerbahçe gibi büyük bir takıma da zaten bu yakışırdı. Ona dar gelmeyecek spor sayfalarını kimler yapsın? Buralara sığmayıp taşmasında ne gibi bir gariplik olabilir ki?

Olayı doğru yorumlayan yazarlardan biri Hürriyet-İstanbul'dan Ayşen Gür'dü. Ayşen maç günü yayınlanan yazısında, ''Ne var yani? Anadolu yakasının iki takımı karşılaşıyor'' demişti.

Buraya kadar çok doğru.

Ancak sonrasında, ''Ama futbol fanatikleri şakadan ne anlar?'' diye eklemiş.

İşte bu yanlış.

İşin şaka götürür bir yanı olmadığını Pendikspor cümle aleme gösterdi.

Nitekim, Ayşen yazısının sonunu, ''Fenerbahçe semtinin takımı nasıl mahallesinin adını bütün Türkiye'ye ezberletecek kadar önde gelen bir kulüp haline dönüşmüşse, Pendikspor da önümüzdeki yıllarda benzer bir başarıya ulaşabilir'' diye bağlıyordu.

Önümüzdeki yıllara ne hacet sevgili Ayşen, Pendikspor'a mahallesinin adını bütün Türkiye'ye ezberletmek için bir gün yetti de arttı bile.

* * *

Ama benim asıl sorunum, bir Galatasaraylı olarak, bizim takımın halinin ne olacağı.

Başlıktaki soru bu endişeyi dile getiriyordu.

Eskiden Galatasaray'ın dişe dokunur rakipleri vardı. Bunlarla yapılan ve spor yazarlarının ''derbi'' diye adlandırdıkları maçlar hepimizi heyecanlandırırdı.

Şimdi ortada heyecan falan kalmadı.

Bırakın derbiyi, Türkiye'nin bilumum liglerinde Galatasaray'ın doğru dürüst maç yapabileceği takım kalmadı.

Yakında bunlar Avrupa kupalarının antrenman maçları düzeyini bile tutturamayacak diye korkuyorum.

Söyleyin Allahaşkına, ne olacak bu Galatasaray'ın hali?

Taraftar değil maganda

Önceki gün televizyonlarda Fenerbahçe tesislerinde futbolculara yapılan iğrenç saldırıyı seyrettim. Yapılanlardan spor adına utanç duydum. Bu işleri yapanlar taraftar falan olamaz. Bunlara zorba, maganda veya ne derseniz deyin, ama lütfen Fenerbahçeli demeyin.

CRR’de bir konser

Bu hafta içinde Cemal Reşit Rey (CRR)'de bir konsere gittim. Bir İstanbullu olarak bu kentte yaşamanın keyfini çıkarttım.

13 Aralık salı günkü konserde Seda Subaşı, Dolunay Erten, Deniz Yücel ve Şafak Yayın'dan oluşan İstanbul Quartet ile ünlü piyanistimiz Hüseyin Sermet'i dinledim.

İstanbul Quartet yıllardır izlediğim bir dörtlü. Hepsi İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası'nın üyesi. Yıllardır dünyanın dört bir yanından aldıkları çeşitli burslarla deneyimlerini arttırdılar. Sayısız başarıya imza attılar.

Hüseyin Sermet ise bizi bütün dünyada her zaman en mükemmel biçimde temsil etmiş bir sanatçı. Onu dinlemek, her müziksever için müthiş bir keyif.

* * *

Bu kısa müzikal girişten sonra gelelim asıl söylemek istediğime.

CRR yönetimiyle bir yıl kadar önce ciddi bir tartışmam olmuştu. ''Ünlü sanatçıların getirilmesi yetmez, salonun da dolu olması gerekir'' diye yazmıştım.

Bu kez salon doluydu.

Daha güzeli, gelenlerin içinde gençlerin ağırlıkta olmasıydı.

Görevliler inanılmaz ölçüde özenli, saygılı ve kibardı. Ortalık pırıl pırıl temizdi. Salon harikaydı.

Sakın, ''bunlar zaten olması gereken şeyler'' demeyin. Almanya'da olduğum için Zehra Yıldız adına Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen Katia Ricciarelli konserine gidememiştim. Gidenler anlattı. Sahneyi pislik götürüyormuş. Ricciarelli'nin siyah elbisesi konser sonunda tozdan nasıl bembeyaz olmuş.

CRR'deki İstanbul Quartet ve Hüseyin Sermet konserine iki milyon lira bilet parası ödedim ve konseri önden beşinci sırada izledim.

Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi'ne bu vesileyle bir İstanbullu olarak ne kadar teşekkür etsem az diye düşünüyorum.

...Ve bir sergi

CRR'de sözünü ettiğim konsere biraz erken gitmiştim.

Bu arada fuayedeki pul sergisini gezeyim dedim.

Keşke demez olsaydım.

Sergi değil sanki köy pazarı.

* * *

Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü, Osmanlı Devleti'nin 700. Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla ''Uluslararası Osmanlı Pulları Sergisi'' düzenlemiş.

Türkiye Filateli Dernekleri Federasyonu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı sergiyi destekleyen kuruluşlar arasında.

Sponsor olarak da Eresin Hotel-İstanbul'un adı geçiyor.

* * *

Önce işin güzel yanını yazayım.

CRR fuayesinde bir köşeye, kelimenin gerçek anlamıyla atılmış bir kitapcık gözüme çarptı.

Adı ''Pul ve Pulculuk''.

Yayınlayan, T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü.

İlanlarla birlikte kırk sayfalık bu kitapçık pulculuğu merak eden herkes için bulunmaz bir bilgi hazinesi. İçinde filateli ile ilgili hemen her türlü temel bilgi mevcut. Üslubu güzel. Açıklamalar kısa ve net. Merak edilen her türlü sorunun cevabı verilmiş.

İnsanın bu kitabı okuyunca, pul koleksiyonculuğuna başlayası geliyor.

* * *

Beni isyan ettiren olaylar ise ne yazık ki, aynı işletmenin sorumluluğu altında oluşmuş görünüyor.

CRR fuayesinde sözkonusu etkinlik dolayısıyla binlerce pul sergilenmiş.

Ama gelin görün ki, serginin hiçbir yerinde derli toplu bir açıklama yok.

Üstelik pulların altındaki açıklamaların çoğu İngilizce.

Pulculuktan anlamayanlar için sergi tam bir bilmece.

Merak ettiklerinizi soracak bir ilgiliye rastlamak da mümkün değil.

Sergi adeta terkedilmiş bir durumda.

Oysa CRR konser etkinliklerinin yapıldığı bir yer.

Konser saatlerinde bine yakın kişi buraya geliyor ve bu vesileyle de sergiyi geziyor.

Eğer bu insanlar kaale alınmadıysa, sergi niçin CRR'de açıldı?

Görünen o ki, ''Uluslararası Osmanlı Pulları Sergisi'' sadece adet yerini bulsun diye düzenlenmiş bir sergi.

Bu rezilliğin hesabını kim verecek, çok merak ediyorum doğrusu...

Yazarın Tüm Yazıları