Materazzi ceza almalı

Bu Materazzi tam şeytan. "Ben cahilim. Terörden filan anlamam" diyor ama yalan söylüyor. Eğer bu FIFA, başarı için her şey mübah zihniyetiyle hareket edenlere okkalı bir ceza vermezse, yarın bu Materazzi’ler daha da artacak.

ZIDANE ile Materazzi’nin pozsiyonunu önümdeki 1 no’lu hakem gördü. Çünkü, yardımcı o sırada o tarafı kontrol ediyordu. Şimdi bu konuda herkes bir şeyler söylüyor ve yazıyor. Öncelikle de şunu söylüyorum; "Tamam, Zidane’ın yaptığı yanlış. O kalitede bir oyuncunun bunu yapmaması gerekir. Ama beyler şunu iyi düşünün; Zidane’ın yerine kendinizi koyun. Bakalım ne karar vereceksiniz? Ondan sonra konuşun veya yazın."

Basur muayenesi

Hatırlarsınız, önceki sezon Emre Aşık, Nobre’ye orta parmağı ile bir basur muayenesi yapmıştı. Adnan Türkkan Ceza Kurulu da Emre’ye 3 maç ceza vermişti. Sonra da bu cezayı o zamanın Tahkim Kurulu kaldırmıştı. Aslında çok kolay gözüken bir şey. Takip edenler hatırlarlar, Tahkim Kurulu üyelerine cezayı kaldırdıklarından sonra şunu sormuştum; "Aynı hareket size yapılsa ne yaparsınız?" Biliyorsunuz, insanların kendilerine olunca tepki hemen geliyor, onlar da beni mahkemeye vermişlerdi. Şunu net bir biçimde söylüyorum. Bu Materazzi yalan söylüyor. Şimdi bu Materazzi’ye soruyorum; (İnşallah İtalya muhabirimiz Reha Erus da bu soruyu ona sorar.) ABD’deki 11 Eylül olayı olduğunda, Okan ile Emre İnter’de oynuyorlardı. Materazzi onlara hitaben, "Bu olayları siz mi tezgahladınız?" dedi mi, demedi mi, şakayla karşılık.

Herkesle oynuyor

Şimdi aynı Materazzi, "Ben cahilim. Terörden filan anlamam" diyor. Ama Materazzi’nin kendisi tam şeytan. Herkesle istediği gibi oynuyor.

Zidane’ın vurduğu kafada kendini yere atış şekli, bizim Ümit Kayıhan’ın yaptığı gibi. O şiddetle atılan kafada öyle düşülmez. Kafayı yediği neredeyse 10 dakika sonra aklına geliyor. Eğer bu FIFA, başarı için her şey mübah; rakibe parmak da sokarım, kolumu da hissettiririm, tükürürüm, küfür ederim, önemli olan hedeftir, başarıdır’ zihniyetiyle bunları yapanlara ve özellikle Materazzi’ye okkalı bir ceza vermezse, yarın bu Materazzi’ler daha da artacak.

Aslında İtalya maçları enterasan geçti. Futboldan biraz anlayan ve özellikle FIFA, bu maçın kasedini defalarca izlesin, İtalya takımının başarıya nasıl gittiğini ibretle görsün. Ve bu İtalya maalesef bindiği dalı kesiyor. Dünyadaki sempatisini hızla kaybediyor. Ne demek istediğimiz bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nda veya Dünya Kupası’nda seyircilerden alacakları tepkiyle herkes anlayacak.

MODERN BiR HAPiSHANE

ALMANYA’ya gidip de Heidelberg’i görmezsen, Almanya seyahatin eksik kalmış olur. Heidelberg, dünya şirini bir kent. Bütün Alman şehirlerinde olduğu gibi, göbeğinden nehir geçiyor. Yüzyıllar önce mezhep çatışmalarında bu nehrin kan aktığını söylüyorlar. Müthiş bir kalesi var. Özellikle kalenin içinde 1751 yılında yapılan bir şarap fıçısı var ki, inanılmaz. Görmek lazım.

221 bin 726 litre kapasiteli dev bir fıçı. O tahtalarla onu nasıl yapmışlar, inanılır gibi değil. Ziyaretçi ile dolup taşıyor. Kentin içi mükemmel. Zaten üniversite şehri. Boşuna bu şehrin adına şarkılar yapılmamış.

Almanya’da hava inanılmaz kötü. Bir bakıyorsunuz, 38 derece, her taraf ağaçlık olduğu için müthiş bir nem. İki saat sonra derece 23’e düşüyor. Dört saat sonra yağmur yağıyor. Yani neredeyse 2-3 saat sonra kar yağdı desem mübalağa etmiş olmam.

Dışarıya göç var

Eğer yıllarca oralarda kalıp bu havaya alışmazsanız, işiniz çok zor.

Zaten hem ekonomik olarak, hem de diğer sebeplerden Almanya dışına müthiş bir göç var. Almanya’da oturan yerli ve yabancı talebeler bundan evvel 6 ayda bir 120 euro ödüyorlarmış. Yeni Alman hükümeti bunu AB ülkelerinin vatandaşlarına 500 euro, diğer ülke talebelerine 1200 euroya çıkarmış. Öğrenciler üniversiteleri fazla işgal etmesinler, çabuk bitirsinler diye bu sisteme geçildiği söyleniyor.

Almanya’da polis deyince akan sular duruyor. Haşa, neredeyse yukarıda Allah, aşağıda polis diyeceğiz. Bunu yolda yürürken, araba kullanırken, havalimanlarına girerken, maça giderken, her yerde hissediyorsunuz. Almanya’da asker yok denecek kadar az. Onun için de polis her şey. Zaten polis, trafik polisi veya başka işlere bakan polis diye ayrılmamış. Hepsi polis. Almanya’nın geneline baktığınızda herkesin iş bulduğu, belli zamanlarda sokağa çıkıp gezdiği, çok muntazam ulaşımın olduğu modern bir hapishane.

Hakem, erkek gibi olmalı

2006 Dünya Kupası maçlarında, Almanya’da her kesimden insanlar televizyonlarda canlı yorumlara çıktılar. Mesela ZDF 2’de Urs Maier ve yanında da Mainz 05’in antrenörü Jürgen Klopp vardı. Markus Merk, Gana maçında gene iğrenç, dağlara taşlara bir penaltı veriyor. Urs Maier kıvırtıyor da kıvırtıyor. "Acaba" diyor, "Olur mu" diyor, "Bunu mu düşündü" diyor. Yönetimi idare eden Jürgen’e dönüyor, aldığı cevap net:

"Kesin olarak direkt penaltı değil."

Tam bir üçkağıtçılık

Bir başka kanalda bir başka yorumcu, kendini darbe gelmeden yok yere atan Henry hakkında döndürüyor, dolaştırıyor. Diğer yorumcu eski futbolcu Netzer, "Bu uyanıklık falan değil, tam bir üçkağıtçılık" diyor. Almanya’da da çok televizyon seyircisi, sağı solu oynayan yorumcular için, "Aman aman, o kanalı değiştirin, öbür tarafta konuşanlar daha düzgün" diyor ve zaplıyorlar. Zaten bu işler Türkiye’de de pek farklı değil.

Poll örnek olmalı

Hakem, erkek gibi olmalı. Ne yaptı 3 sarıyı gösteren İngiliz Graham Poll? FIFA, "Benim iki sarı kart gösterdiğimi internet sayfalarına geçti ama ben 3 sarı gösterdim, yapmamalıydım" dedi.

Bizdekilerden bazıları da mesela Konya-F.Bahçe maçında olduğu gibi, Anelka’nın rakip kaleciyi koluyla dağıtmasına seyirci kalıp, pozisyonu gören 1 no’lu yardımcıya da, 4.hakem İsmet Arzuman’ın, "Hakem senden yardım istedi mi? İstemediyse boşver" dediğini hatırlıyorum. Biliyorsunuz, o gol hala konuşuluyor. Belki 4-5 sene daha konuşulacak. Ama Arzuman gibiler hala hakemlik yapıyorlar.

Bilet verene hediye kadın

BEDELLİ askerlik yapsaydım, 28 gün sürecekti. Ama benim Almanya’daki Dünya Kupası askerliğim 32 gün sürdü. Bu 32 günde enterasan şeylere şahit oldum, yaşadım, gördüm. Felaket büyük boyutta karaborsa yapıldı. Her Dünya Kupası’nda olduğu gibi, ’Bilet istiyorum’ diye elinde pankartlarla gezen insanlar vardı ama bir tanesi çok tuhafıma gitti. Adamın yanında çok güzel bir kadın, pankartta şu yazıyor: "Bu maça bilet verene yanımdaki kadını hediye edeceğim."
Yazarın Tüm Yazıları