Kuraklıkta bile bile uyumuşuz

OKURUMUZ A. Ergin Duygu hatırlattığı için önce teşekkür ediyoruz.

29.3.2001 tarihli köşemizde şunları yazmışız.

"Türkiye’de yıllık yağış miktarının son 70 yıllık ortalaması 500 kilogram. Özellikle son üç yılda yaşanan kuraklık nedeniyle bu miktar bazı bölgelerde 350 kilograma düşmüş durumda.

Ortalama düşüş oranı yüzde 30’lara yaklaşıyor.

Her yıl, bir önceki yıla oranla daha sıcak oluyor.

Bu açıklamalar Dünya Meteoroloji Günü vesilesiyle yapılıyor.

Dönemin Kayseri Meteoroloji Bölge Müdürü Ziya Çolak kuraklığın nedenini şöyle anlatıyor:

"Geçtiğimiz son 10 yıl, bin yılın en sıcak yılları olarak kayıtlara geçti. Gelecekte dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller, taşkınlar gibi uzun süreli kuraklıklar ve çölleşme olayları görülebilecektir. Artık iklimin değişip değişmediğinden ziyade, nerede, ne zaman ve ne kadar değişeceği soruları sorulmaktadır. Türkiye, küresel ısınmanın, özellikle su kaynaklarının zayıflaması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi olumsuz şartlardan etkilenebilecek risk grubu ülkeler arasında sayılmaktadır."

Bu nedenle sularımızı tasarruflu kullanmamız gerekmiyor mu?

Peki bu konuda kafa yoran bir ilgili var mı?"

Sayın Duygu haklı olarak soruyor:

"Küresel ısınma hangi yıl dünyanın gündemine girdi? Küresel ısınmanın Akdeniz havza ülkelerine etkileri projeksiyonları hangi yıllarda açıklandı? Bunca yıldır Çevre, Tarım, Orman, İmar-İskan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlıkları ile DMİ ve DSİ ne yaptı?"

Fark etmemekle, önlem almamakla yine bilerek ’suç’ işlemişiz.

Bütün bunlar kamu adına görev yapan siyasetçiler ve bürokratlar için ’kamu suçu’ değil midir?

GÜNÜN SÖZÜ

"Toplum bugün Türkiye’de ne olup bittiğinin farkında değildir. Devlet ise en tehlikeli dönemini yaşamaktadır."

(Kamran İnan)

Geleceğimizi hiç dizayn edemiyoruz

SAYIN Bakan M. Hilmi Güler elektrik enerjisi sıkıntısında ’verim’ sözcüğünü kullanmıştır. Halbuki Verimlilik Kanunu, Mayıs 2007 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Bu kanun gönüllülüğe dayandırılmıştır. Doğa sizin keyfinizi beklemediğini beyan etmekte ve beni kızdırmayın, demektedir. Yağmur dualarına acaba artık çıkılmayacak mı? Sanayide, ticari alanda tüketilen su o kadar çok ki... Eskiden Çorlu’da 10 metreden çıkan yeraltı suyu bugün 250 metreden çıkmamaktadır.

Tüm sorunların asıl nedeni Türkiye’nin, hiçbir alanda uzun vadeli projesi ve hedefi yoktur. Bundan dolayı geleceğimizi dizayn edememekteyiz.

Bugün %70 atık su tekrar kullanılır hale getirilerek hayatımızı aynı kalitede sürdürmemiz mümkündür. Enerji alanında elektrik tüketimi bugün 28.000 MW pik iken eğer 29.000 MW olursa elektrik kesintisi çanları çalacak denilmektedir. Ülkemizde kurulu elektrik üretim gücü 45.000 MW’tan fazladır. Bu da göstermektedir ki aslında burada da Bakanlığın görevini gereği gibi yapamadığı ortaya çıkmaktadır: Kurulu gücün çalışır halde olmaması asıl problemdir. Doğalgazın fiyatının 2 katına çıkması ve elektrik fiyatının belli olmayan kaynaklar ile subvanse edilmesiyle, biz 5 yıldır elektriğe zam yapmadık sözü ile elektrik fiyatının sabitlenmesi ve kapatılan özel santrallar neticesinde elektrik yetersizliği ortadadır. Mevcut elektrik üretim tesislerinin veriminin artırılması konusunda hiçbir yaklaşım yoktur. Rüzgar santralı için lisans vermişsiniz ancak tesislerin kurulmaması için elden gelen yapılmaktadır. Devlet ve millet her zaman olduğu gibi yine karşı karşıyadır.

Bu ülkenin verimsizliğini dizayn edenler, evlerimize kombileri koyanlar ve en verimsizlerini öncelikle bu ülkeye getirip bol bol reklamını yaparak yıllarca satanlar kimlerdir? Verimsiz motorlu otomobilleri yapıp halkın kullanımına sunanlar kimlerdir? Bir kombinin verimini artıramayan bir düşünce nasıl nükleer tesis kurup işletecektir?

Rıza KÖROĞLU

Makine Y. Mühendisi


’Ölü su’ sağlık için tehlikeli

"1990’larda susuzluktan çok acı çektim" diyen İSKİ eski Genel Müdürü Ergun Göknel, eski bir ’bilen’ olarak bazı uyarılarda bulunuyor:

"Büyükçekmece Barajı’ndan su alan bölgeler (Büyükçekmece, Çatalca, Silivri) susuzlukla karşılaşacaktır. Büyükçekmece Gölü’nde 1.8.2007 itibarıyla 20.5 milyon m3 su vardır. Buharlaşmayla kaybedilen su ve ölü hacim miktarı çıkarıldıktan sonra yaklaşık 14 milyon m3 su hacmi mevcuttur. Barajdan günde 400 m3 su verildiğini düşünürsek 36 gün sonra Büyükçekmece’den su alınamaz duruma gelinecektir. Kısaca ağustos ayı sonunda bu barajdan su alan yaklaşık 750 bin kişi susuz kalacaktır.

Yalnızca neler olacağını söylemenin yanında, sıkıntıları hafifletmek için neler yapılabileceğini de belirtmek istiyorum. Küçükçekmece Gölü’nün suyunun kriz durumunda kullanılabilmesi için 1992-93 yıllarında Küçükçekmece’den Büyükçekmece’ye 1000 mm çapında bir boru hattı döşenmiştir. Bu boru hattının Küçükçekmece Gölü’ne açılan ağzına kurulacak bir pompa istasyonu vasıtasıyla Büyükçekmece’ye su aktarılabilir. Ancak bu işleme başlamadan önce göl suyunun insan sağlığına zararlı nitrit, fenol, ağır metaller, dioksin veya trihalometanlar gibi kanserojen maddeler içerip içermediğinin hassas kontrolünün yapılması gerekir.

Bir de... İSKİ mevcut barajların ’ölü hacmi’ndeki suyu kente vermek niyetindeyse hemen bu düşüncesinden vazgeçmelidir. Ölü hacimdeki suyun pompalanmasıyla balçığın ve çöküntülerin arıtma tesislerinde sebep olacağı zararların giderilmesinde büyük zorluklarla karşılaşılacaktır. Daha da önemlisi, ölü hacimdeki suyun içerdiği kanserojen ’trihalometan’lardır. Su seviyesi düştükçe bu ve benzeri tehlikeli maddelerin oranları da insan sağlığı için tehlikeli sınıra yaklaşır."
Yazarın Tüm Yazıları