İdam mahkumu kaçırıldığı gece DPT’de saklandı

SIKIYÖNETİM komutanı Korgeneral Recep Ergun olanca hışmı ile bana bağırıyor, yer gök inliyor:

Haberin Devamı

“Nerden öğrendiniz bu haberi? Bunu sadece Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile 8 kişi biliyor. Siz nereden öğrendiniz?”

12 Eylül’ün esip savurduğu günler. Gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler, işten atılmalar, idamlar, şişlenmeler birbiri ardına. Ben Cumhuriyet Ankara Temsilcisiyim.
Ogün Cumhuriyet’te bir haber:

“Cezaevinden kaçtıkları gece Devlet Planlama Teşkilatında (DPT) saklandılar.”

Ülkücü iki idam mahkumu, Mustafa Pehlivanoğlu ile İsa Armağan Mamak Askeri cezaevinden kaçırılıyor.

12 Eylül, askeri darbe dönemi, korkunç otoriter bir rejim. Bu koşullarda iki idam mahkumu, hem de askeri cezaevinden kaçırılıyor.

HANGİ GAZETECİLİK

Kaçırılmadan kısa süre sonra çok önemli bir habere ulaşıyor. İki idam mahkumu kaçırıldıkları gece Başkentin göbeğinde, Başbakanlık binasının hemen bitişiğindeki DPT’de saklanıyor.

Bu haber sadece Cumhuriyet’te çıkıyor, sabahın köründe beni sıkıyönetim komutanının karşısına dikiyorlar. Komutan Ergun’un ağzından köpükler çıkıyor:

“Kimden öğrendiniz bunu kardeşim? Söyleyeceksin.”

Ben çareler arıyorum:

“Evrensel gazetecilik kurallarına göre haber kaynağını söylemem mümkün değil.”

Korgeneral Ergun’un öfkesinden komutanlık binası inliyor:

“Ne evrenseli, ne kuralı, gazetecilikmiş, saçmalayıp durma, söyle kimden öğrendin?”

Ben bir başka yöntem denemeye çalışıyorum:

“Ama haber doğru.”

Öfkeli komutan bir anda şaşkın:

“Tabi doğru, DPT’de saklanmışlar.”

GAZETE KAPATMAK

Haber kaynağını söylersin, söylemem, ısrarı ve inadı 10 dakika kadar sürüyor. Sıkıyönetim komutanı noktayı koyuyor:

“Ya söylersin ya da seni içeri atarım, gazeteyi de kapatırım.”

Ben:

“Askeri rejim ne kadar sürecek bilmiyorum siz burada ne kadar kalacaksınız bilmiyoruz. Ama askeri rejim bittikten sonra, ben yine gazetecilik yapmaya devam edeceğim. Eğer şimdi gazetecilik kuralını ihlal edip söylersem, ben bir daha gazetecilik yapamam.”

Komutan beni odadan kovuyor, askeri savcıya gönderiyor, ifademi alıyorlar. Beni içeri atmıyorlar ama Cumhuriyet doğru bir haberden dolayı 2 gün kapatılıyor.
Geride kalmış bu anıyı bugün hatırlıyorum. Başbakan Erdoğan geçen gün konuşmasında ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubundan satırlar okuyor ve kürsüde ağlıyor. Konuşması pek çok tartışmayı beraberinde getiriyor. Ama o tartışmalarda bir eksik var.

İdam mahkumu Mustafa Pehlivanoğlu ile İsa Armağan’ı askeri cezaevinden kim kaçırdı? Bu sır henüz çözülmüş değil. Demokrasi kahramanı, darbeci avcısı AKP iktidarına düşen bu sırrı çözmek. Çözsün ve 12 Eylül’ün bir maskesini daha düşürsün.

Ne de olsa dünya devletiyiz

AMERİKA’nın Arizona eyaleti neresi, Türkiye neresi?

Arizona eyaleti Meksikalı göçmenlere karşı bir göç yasası kabul ediyor. Bu yasa ırk ayrımcılığı içerdiği gerekçesiyle eleştirilere neden oluyor. Eleştiriyi sadece
Güney Amerika ülkeleri ve sadece Türkiye imzalıyor.

Arizona’yı kınamak da şimdi nereden çıkıyor? Önce ve artık herkesin malumu olduğu gibi, Türkiye bir Dünya Devleti, her şeye maydanoz.

İkincisi ve daha önemlisi ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a dolaylı bir mesaj Hillary’nin eşi eski ABD Başkanı Bill Clinton eski Arizona valisi. Başkanlığa o valilikten adım atıyor.

Türkiye göründüğü gibi hem mesaj ustası, hem de dünyada sinek uçsa farkına varıyor.

PKK’da uluslararası hazırlık

PKK’nın şimdiki başkanı Murat Karayılan “BM yönetiminde silah bırakabiliriz” diyor.

BM Afganistan da Taliban’la savaşıyor sonra savaştığı Taliban’la görüşmeye oturuyor. PKK bu örnekten yola çıkıyor.

BM devreye girdiği ve görüşmeye başladığı anda PKK savaşan taraflardan biri anlamına geliyor ve Uluslararası Hukukun parçasına dönüşüyor.

Dolayısıyla, BM gelsin, demek, Türkiye açısından son derece tehlikeli. PKK meşru bir örgüt haline geliyor.

PKK hedef büyütüyor. Bir yandan terörü öte yandan uluslararası hukuka asılıyor. Türkiye işin sadece bir türlü çözemediği terörle mücadele yanıyla meşgul.

Yazarın Tüm Yazıları