Huni takmaya az kaldı

Hep anneliğin iyi taraflarından bahsediyoruz. Ne muhteşem, ne kutsal, ne büyük şans, hayatın olumsuzlarına karşı ne şahane bir motivasyon. Ama anneliğin çıldırtan, sizi huni takmaya adım adım yaklaştıran yanları yok mu? Olmaz mı?

Yoğun Rüzgar’lı bir günün ardından, saat 22.30 gibi Rüzgar uyuduktan beş dakika sonra bilgisayarın başına geçtiğimi gören babam sordu: Bu hafta ne yazacaksın? Bir-iki romantik öneride bulundu. Dede ve torun arasındaki bağ, sıcaklarda hamile olmak gibi... Gözlerimden çıkan ateşi görmüş olacak ki, hemen geri aldı. Neyse sen bilirsin, deyip kaçıştı resmen... Ama tabii Pandora’nın kutusu açılmıştı bir kere, başladım söylenmeye: “Babacım Rüzgar bugün sabah altıda kalktı. Gece boyunca beş kere uyanmıştı zaten. Altıdan gecenin şu saatine kadar ne badireler atlattık, bir bilsen. Salonun ortasına kaka yaptı, kaşla göz arasında sandalyeye tırmanıp balkondan atlamaya kalktı, zeytini çekirdeğiyle yutmaya çalışması, ıslak mendille kendini boğazlayıp kıpkırmızı yapması, arkasından geçirdiği öksürük krizi var sonra... Yani hiç kusura bakma, ben bu hafta romantik bir şeyler yazamayacağım. İzin verirsen anneliğin delirtici yanlarından bahsedeceğim.”
Babam halime acımış olacak ki, “tabii tabii kızım hem eğlenceli de olur” deyiverdi. Okuyan için, yani sizin için eğlenceli olacağı kesin ama bilin ki ben daha çok eğleniyorum! Bakın annelik demek aynı zamanda daha neler neler demek:
* Günde 350 ile 500 kez arası anne, annem sözcüğünü ya da annnieeee çığlığını duymak demek. Ne istediğine göre, hangisini ne tonda söyleyeceği değişiyor. Bana en bağımlı zamanlarını yaşıyor. Ben evdeysem mutlaka temas halinde olmamız lazım. Üstelik göz teması da yetmiyor. Elini uzattığında dokunacağı kadar yakın olmam gerek. Sürekli bir “anne deel”, “anne deel”! Bu ne demek oluyor? Tuvalete birlikte giriyoruz, birlikte duş alıyoruz, birlikte makyaj yapıyoruz, birlikte bavul hazırlıyoruz, birlikte kremleniyoruz, kaydıraktan birlikte kayıyoruz, afedersiniz ama birlikte bacak epilasyonu bile yapıyoruz. Detay sormayın, beceriyoruz. Bu hal beni o kadar endişelendirdi ki, bu yaşta erkeklerin değil sadece anne gibi kadınların bacaklarının tüysüz olacağını öğrettim. Yani kendi minik ayva tüylerini almaya falan kalkmıyor Allah’a bin şükür!

ÇİŞ SAVAŞLARI 1

* Bu aralar ne zaman altını açsam işiyor mesela. Çiş olmayan koltuk kalmadı. Vücudumun Rüzgar’ın çişiyle ıslanmayan bölümü yok. Saçım, yüzüm, bacaklarım... Oyun haline getirdi, kikirdeye kikirdeye, ıkına ıkına çiş yapıyor. Bitti artık daha işeyemez, dediğim anlarda bile beş-on damla daha çıkartıyor. Bir de zevkleniyor, hem işiyor hem üstüme tırmanıyor. Yani Rüzgar’ın çişi benim için sudan farksız artık. Öyle bir yakınız ki, sormayın gitsin.
* Dedesinin kökeninde Arnavutluk olduğundan mıdır bilmem, inatçının önde gideni. Tutturdu mu tutturuyor. Bu aralar ısrarla mutfak robotuyla oynamak için, bahçedeki hortumu açıp çimleri ve tabii ki kendini ve beni de sulamak için, çocuk havuzuna değil büyük havuzuna koşup koşup atlamak için, kabak çekirdeğini kabuğuyla yemek için, öğlenleri uyumamak için, yoğurt ve çorba gibi en bulaşan yiyecekleri kendi yemek için inat ediyor. Ve tabii ki kazanıyor.
* Bütün çocuklar gibi her şeyden çok çabuk sıkılıyor. Sabır kelimesinin s’sini bilmiyor. Rutini bozulunca sizin de ayarınızı bozmak için elinden geleni yapıyor. Her gün öğlen uykusundan uyandıktan sonra dedesinin gelmesine alışık. Birlikte garaja inip arabaya biniyor, direksiyon çevirip, naynay dinliyorlar. O gün babamın işi çıktı ve gelemedi mi, işte benim bittiğimin resmidir. Gözünü açtığı an ‘dede, dedeeee’ makamından bir başlıyor; mümkünü yok unutmuyor, soruyor da soruyor. Üç saat, beş saat hatta gece yatana kadar soruyor. “Yarın gelecek oğlum”, ona kesinlikle fayda etmiyor. Bunlar tabii ki iyi günlerim, daha en azından cümle kurmuyor. Cümle kurmaya, hele de soru sormaya başlayınca başıma geleceklerden ürkmüyor değilim...
Yazarın Tüm Yazıları