Hep aynı kafa

Zeynep ATİKKAN
Haberin Devamı

Bilmem farkında mısınız?

Son günlerde yedi bin öğrencinin öğrenim gördüğü Mersin Üniversite'yle YÖK arasında ciddi bir gerilim yaşanıyor.

Mersin Üniversitesi Senatosu bir açıklama yaparak, YÖK tarafından Üniversiteye uygulanan baskıları duyurdu.

Üniversite'nin yeni bölüm açma tekliflerinin YÖK tarafından reddedildiğini, hiçbir gerekçe göstermeksizin bazı üst düzey yöneticilerin görevden alınması için rektöre baskı yapıldığını ve daha pekçok gerilim noktasını kamuoyu öğrendi.

Rektör Vural Ülkü, göz yaşları içinde olup bitenleri anlattı.

Bu olay, bütün yönleriyle bir Türkiye problematiğini yansıtması açısından ilginç geldi bana.

Milliyet'te Abbas Güçlü'nün sütunundan öğrendiğime göre, YÖK başkanı Kemal Gürüz ile Mersin Üniversitesi Rektörü Vural Ülkü arasında telefonda ilginç bir konuşma geçiyor.

Şöyle diyor YÖK başkanı:

-Rektör yardımcısı Türker Özsayarı hakkında çok iddialar var. Pazartesi akşamına kadar onu görevden al..

Rektör yanıtlıyor:

- Hayır alamam. Gerekçesi ne? Hırsız mı, PKK'lı mı, bir yüz kızartıcı suçu mu var?

YÖK başkanından, artık kanıksadığımız üslûpta bir yanıt geliyor.

Şöyle diyor Gürüz:

- Açtırmayın bana dosyaları. Siz insan mısınız? Siz ne biçim yöneticisiniz, bir dakika bile o görevde kalamazsınız. Devlet hepinizin işini bitirecek.

Türkiyi'deki yöneticiler nedense son yıllarda bu üslubun bağımlısı oldular.

Mesut Yılmaz da THY'na yapılan atamalar konusunda kendisini savunmak için ‘şaibe var, o nedenle güvendiğim insanları atadım’ demişti.

Bir başbakanın güvendiği insanları kilit yerlere ataması son derece doğal da ‘şaibe var’ dedikten sonra şaibeyi ispat edip, yasal işlemleri başlatmaması hiç doğal değil.

Görülüyor ki, aynı zihniyet YÖK başkanına da musallat olmuş.

Bir yönetici, hele bir eğitim kurumun başındaki bir bilim adamı ‘elimde dosya var’ deyip oturur mu?

Bunun yolu, eğer dosya varsa derhal açmak değil mi?

Sonra hangi demokratik ülkede, ‘devlet gereğini yapar’ şeklinde bir tehdit savrulur? Hangi hukuk devleti buna izin verir?

Telefondaki konuşmalar, daha sonra yatak odalarına falan da dalıyor.

YÖK başkanı, rektöre, hocalarınızın kimlerle yatıp kalktıklarını biliyor musunuz, şeklinde üst düzey sorular soruyor. Ben, bu zarif ayrıntılara girmek istemiyorum.

Ama bir başka nokta var ki, o da Türkiye'deki ilkel 12 eylül zihniyetinin bütün bağnazlığını ortaya koyuyor.

Şöyle sürdürüyor konuşmasını YÖK başkanı:

- 12 eylül artığı bütün solcuları orda topluyorsunuz....

Darbenin onyedinci yılında, Yüksek Öğrenim'in başına hâlâ bu zihniyetteki insanlar gelebiliyorsa, Kenan Evren'in anılarını yazıp kendisini aklamaya çalışması çok gereksiz.

Birçok üniversiteki dinci kadrolaşmaya diş geçiremeyenler bugün, hâlâ sol kadrolaşma peşinde koşuyorlar.

YÖK, Türk eğitim tarihine altın harflerle geçecek bir kurum değil.

Dört binin üstünde öğretim üyesini, üniversitelerden uzaklaştırdı, 12 eylül ve YÖK kafası. Bir kuşağı budadı geçti. Bugün hangi soldan ürküyorlar?

Bunu yapan da Mehmet Sağlam falan değil üstelik, ‘liberal’ denen Kemal Gürüz. Yani ‘devlet hepinizin işini biterecek’ diyebilen Türk liberallerinden...

Öyle değil mi? Üçüncü dünyalılık, en gelişmiş olması gereken kafaları bile işte böyle tutsak ediyor.

* * *

Liberal ANAP, 30 eylülde başlayacak ışık söndürme eylemine karşı çıkmış...Üçüncü dünyalı liberallarin demokrasi kültürü bu.

Daha temiz, daha özgür ve de daha demokrat bir Türkiye için 30 eylülde saat 21.00'de ışıklarımızı söndüreceğiz.

Yazarın Tüm Yazıları