Gökyüzünde büyüyoruz yerde küçük kalıyoruz

Havacılık dünyası bu coğrafyada Türkiye’nin liderliğini çoktan kabullenmiş görünüyor. Ama biz yerde bu büyümeye aynı hızla yetişemiyoruz

İzliyor musunuz? Türkiye’nin havacılığı dünya devi oluyor. Sıralamalara bakın. Avrupa’da, dünyada ve her yerde başta THY. Dolulukta rekor kıran özel havayollarımızın adları artık sıralamalarda var.
Yolcu geçişlerinde rekor kıran havalimanlarımız listeleri, anketleri, araştırmaları zorluyor.
Türkiye adı eskisinden çok biliniyor. Havacılığımız bu müthiş tanıtımda en büyük payı alıyor.
Ama açılışından uzun bir süre geçmesine rağmen hâlâ Atatürk Havalimanı’nın uzatılan 05/23 pistine ILS denilen bir aleti takamıyoruz. Dünyanın gözbebeği, bölgenin en önemli transfer merkezi... Bir pistin hâlâ ILS’i yok. Niye? “Müteahhit öyle yapmış. Selex firmasından Aydın Üstün bir haftaya kadar bu işi halledecekmiş...” Hikâyeler anlatılıyor!
Asistanım Tolga Özbek geçen hafta Münih’e gidiyor. Lufthansa uçağı. Uçak piste girmek üzere. Alman pilot anons ediyor. ”Birkaç dakika içinde kalkacağız ama pist başında bekletiyorlar.” Belli ki oralarda Avrupa standartlarına göre fazla bekletiyorlar. Adam söylemek ihtiyacını duymuş.
Atatürk Havalimanı’nın yeni kulesi hazır. Eskisi yıkılacak. Zaten park sorunu olan havalimanı biraz daha nefes alacak. Ama yeni kule boş duruyor. Hava sahamızın önemli yatırımı SMART sistemi bir yılan hikâyesi. Uzantıları, sıkıntıları büyütüyor. Yok yazılımmış, yok firmanın sorunları varmış. Bu büyümede kim bekler onların keyiflerini, ticari beceriksizliklerini?
Atatürk’teki hurda uçaklar tutulup kulaklarından dışarı atılamıyor. Bürokrasi oralarda da pusu kurmuş, yukarıda büyüyen sistem aşağıda kemiriliyor...

ÇORLU YATIRIM BEKLİYOR

Silivri’ye yeni havalimanı... Orada Çorlu duruyor. Şimdiden büyütmek için harekete geçmek gerekir. Kamulaştırma için hiçbir hareket yok. Gecikiyor. Boş yere, başka verimli topraklarımıza yüzlerce, hatta binlerce metre beton dökmenin ne anlamı var? Havalimanlarını en az 50 yıla göre planlamak lazım. Belki de 20 yıl sonra uçaklar dikine inip kalkacak. Uzun pistler yerine başka düzenlemeler olacak.
Büyüt Çorlu’yu, hızlı trenle kente bağla. Oradaki gürültü kirliliğinden çevreyi koru. Yeni bir meydan yapmaktan daha ucuz, daha akıllıca. Daha az maliyetli. Daha çevreci. Yolcu, kargo trafiği için daha uygun.

BODRUM KIVRANIYOR

Milas-Bodrum Havalimanı kabına sığmıyor. İç hatları bir yerde, dış hatları bir başka yerde. Yeni terminal inşaatında otlar çıkmış. Gerçi müteahhidin süresi var. Ama işin yavaşladığı, hatta biraz yerinde saydığı çıplak gözle görülüyor. Sözleşmeler yapılırken, acaba şu tarihte inşaat şu seviyede olacak diye bir kural yok mu? Yoksa iş kadere mi bırakılıyor? Diyelim ki seneye bu iş bitmedi. Bodrum gecekondu terminallere mi mahkûm kalacak? İç hatlar bir yanda, dış hatlar bir başka yanda...
İnşaat gecikirse uçak park yeri sorunu da iyice büyüyecek. Şu anda da sorun var. Yapacakları altı üstü bir apron. Böyle önemli bir tatil merkezinde bir Genel Havacılık Terminali de yok. Bir girişim de yok. Zaten ihaleyi alanın Sırp ortağı var falan diye uzun zaman oyalanılmış. Geçtiğimiz aylarda Sırplarla vize bile kaldırıldı.
Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) eşit davranmaya, her ihalede şeffaf olmaya çalışıyor. Bundan kuşkum yok. Ama bürokrasi bazen da işleri yavaşlatıyor.

İZMİR-DALAMAN İÇ HATLAR

İzmir bir marka kentimiz oluyor. İş adamları başta herkes çabalıyor... Ama bir iç hatlar terminali var ki evlere şenlik. O güzel kente iniyorsunuz ve köhne, inişli-çıkışlı, karanlık, izbe görünümlü saçma bir terminalden geçiyorsunuz. Öte tarafta mükemmel bir dış hatlar terminali var. Neden iç hatlar onun içine alınmaz? Ankara Esenboğa gibi yapılmaz? İç hatları İzmir’de DHMİ işletiyor. Ayrı soğutuyor, ayrı ısıtıyor. Tamir ediyor, bakım yapılıyor. Ama bina dökülüyor. Oysa, dış hatların içine iç hatları al. Kapasiteler de yeterli...
Aynı durum Dalaman’da. İç hatları DHMİ işletiyor. Bina ayrı bir yerde. Ayrı ısıtılıyor, ayrı soğutuluyor. Neymiş, ihaleler yapılırken böyle bir işletme modeli seçilmemiş, artık zormuş. Çağır işleten firmaları, kurallarını koy, ek anlaşmalar yap, paranı al, sistemi disipline et. DHMİ güç sende, o güçle bunları yapmak çok kolay...
Iğdır’a, Hakkâri’ye, Şırnak’a yeni havaalanları, terminaller yapılıyor. Üçünün mimarı aynı. Neden her biri için yarışma yapılmıyor? Oralar küçük havaalanları diye mi? Olsun. TOKİ’nin, Kiptaş’ın yaptığı binalar mimari bir felaket değil mi? Yapımdaki başarı hızı mimaride geri kalıyor. Her terminal bir mimari yarışmayla seçilmeli. Mimar için bir şey söylemiyorum. Sistem yanlış. Zamanında toptan verilen projeler demir perde ülkelerindeki aynı nizamiye yapılarına benzemiyor mu?

DENİZ UÇAKLARI UÇAMIYOR

Seabird adlı bir firma Kalamış’tan Çeşme’ye deniz uçağıyla seferlere başlayacak. Sivil Havacılığa takılmış durumda. Neymiş, Twin Otter uçakları eskiymiş. Ama uçaklar yenilenmiş. Hatta getirilen ilk uçak yani ithalatına ülkece izin verdiğimiz uçak Güney Kutbu’nda Amerikan Hava Kuvvetleri’nin inemediği eksi 67 santigrat dereceye giderek hasta doktoru kurtarmış olan uçak. Kahraman uçak...
Bu uçakların yeniden imalatı için çalışmalar yapılıyor. Test uçağı sertifikasyon aşamasında. Çok sayıda sipariş var. Bu uçaklar, dünyanın başka yerlerinde başka zor denizlerde, karlar üzerinde, çöllerde başarıyla görev yapıyor. Böyle zorlu şartlarda uçabilen en emniyetli uçak. İş uzuyor.
1926 yılında Büyükdere Limanı’ndan Yunanistan’ın Pire, oradan da İtalya’nın Brindisi Limanı’na deniz uçaklarıyla seferler yapıldığını biliyoruz. Aradan geçen yıllara bakın, denizlerimize doğru dürüst uçak inmemiş. İnecek olanın, inenin burnundan getirilmiş. Yatırımcı hâlâ izin bekliyor. Yaz geçiyor...

NEYMİŞ RAKİP OLURMUŞ

Gazipaşa’ya bir havaalanı yapıldı. Açılışı uzatıldıkça uzatıldı. Pisti uzatılabilir ama hâlâ ses yok. Uzamasa da operasyon rahatlıkla yapılıyor. Borajet uçuyor. Ama şimdi yok Boeing 737-800 inemez denmiş. Ama simüle edilmiş ve iniş kalkışta sorun yok. Gerekiyorsa DHMİ’nin, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün (SHGM) paraları var, kiralarlar boş bir uçak, test ederler. Ama işi süründürmezler. İşler sürünürken Antalya-Alanya karayolunda ölenlerin sayısı artıyor. Şöyle laflar da var: Gazipaşa, Antalya Havalimanı’na rakip olur. Ne alaka? İki tarafın da kapasiteleri belli. Antalya, uluslararası bir havalimanı, Gazipaşa bölgesel. Ayrıca rakip olursa olsun. Ne olur? Daha iyi olur.
İstanbul’da Sabiha Gökçen kampanyalar yapıyor, Atatürk Havalimanı ile rekabetin bütün sınırlarını zorluyor. Ne oluyor? Daha iyi oluyor. Çok iyi oluyor... Orada da Sabiha Gökçen işletmesi Limak’ta, gerisi Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın HEAŞ şirketinde. HEAŞ’da işler yavaş yürüyor.

BÜYÜK KÜÇÜK DEMEYİN

Nevşehir Havaalanı çiçek gibi orada duruyor. DHMİ işletiyor. Niye? Yeni bir ihale aç, ver bir özel kuruluşa. Yatırım yapsın, rekabet etsin, oraları uçursun. Ben istiyorum ki, gazetelerde havalimanlarının ilanları çıksın. Dünyanın her yerindeki operatörlere havalimanı işletmelerimiz çağrı yapsın, “Bize gelin, bizimle uçun” diye. Gelişen havacılığımız buralara geldi ama farkında değiliz herhalde.
Türkiye’de ilk havacılık sayfasını, televizyon programını yaptım. Kopyaları, benzerleri çıktı. Ne oldu? İyi oldu. Benim için de iyi oldu. Gelecekte sayıları hızla artacak. Belki her gazetede bir havacılık sayfası olacak. Her televizyonda bir program yapılacak. Bundan çok değil 10 yıl öncesine bakın, gazetelerde günlerce hatta haftalarca bir uçak, bir havacılık haberi olmazdı. Reklam filmlerinde seçilen uçak görüntüsü sayısı yok denecek kadar azdı. Bugün öyle mi? Her gazetede, her televizyonda, her internet sitesinde her gün bir nedenle bir havacılık haberi var. Bir uçak resmi var. İşler büyüyor. Havacılık bu coğrafyada Türkiye’nin liderliğini çoktan kabullenmiş görünüyor. Ama biz yerde bu büyümeye aynı hızla yetişemiyoruz.

SLOTLAR BİR ONDA BİR BUNDA

Havalimanı slotlarımızın yetkisi bir SHGM’de, bir DHMİ’de. Yetki kavgaları ve karmaşaları yaşanıyor. Hâlâ oralardayız. Bazen havacılığımızı büyürken inanılmaz bir çaba harcayan DHMİ ya da SHGM elinin neden ara sıra yavaşladığını anlamıyorum.
Oysa onların ardında Ulaştırma Bakanı var. Binali Yıldırım, gökyüzünü patlatan adam, yeryüzünün yavaşlamasına asla izin vermez. Sürekli destek veriyor...
Peki ‘Acele edersek kaza olur’ anlayışı mı hâkim oluyor? Elbette hiçbir kaza olmamalı, bunun için bütün kurallar uygulanmalı. Ama bir kaza olur endişesiyle işlerin uzamasına tahammül yok artık. Hem kaza olmayacak hem de hızlı büyüme sürecek. Göreceksiniz hiçbir güç bu büyümenin önünde duramayacak.
Ama ben bir türlü anlamıyorum, yukarıdaki sürate neden aşağıda ayak uydurulamıyor?
Neyse deyip geçemiyorum...
Yazarın Tüm Yazıları