GeriDoğan HIZLAN Fazıl Say, Dede Efendi ve Aşık Veysel
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Fazıl Say, Dede Efendi ve Aşık Veysel

Doğan HIZLAN

Aya İrini'nin kutsal tavanında artık, Fazıl Say'ın tuşlarından çıkan sesler de yankılanacak. Kutsal mekanın ses antolojisinde, iyi bir sayfası var. Azizler, azizeler onu huşu içinde dinleyecekler. Dünyevi ve uhrevi kavramlarının zaman zaman buluştuğuna inanacaklar.

Aya İrini'de Fazıl Say'dan J.S.Bach'ı dinlerken, bütün dünyadan soyutlanıp sadece müzik var diyorum. Fazıl Say, yeni kuşaktan bir piyanist ve besteci. Yazıyı yazarken de, Fransa'da kapak konusu olan Mozart Sonatları'nı CD çalarıma koydum.

Her iddialı icracı ve besteci, mukayeseden zaferle çıkmayı arzular, tutkuların en yücesidir bu onlar için. Çünkü mukeyese, bir meydan okumadır, dinleyiciye bırakmaktır kararı.

Say kendine güvenen, müziğinin niteliğine inanan bir sanatçı. Sevmemin nedenlerinden biri de bu.

Önce, J.Brahms'ın Paganini Varyasyonları'nı çaldı, ardından da Paganini Varyasyonlar'ını caz stilinde seslendirdi. Klasik lezzetle caz lezzetini aynı notalarda duyurabildi.

Fazıl Say'ı övmeyi ben müzik eleştirmenlerine bırakıyorum.

Bir sanatçının bir başka sanatçıyı övmesi benim de övgümü kazanır.

Say, ikinci bölümün başında, piyanist Kamuran Gündemirin öğrencisi,- Say da onunu öğrencisidir - şimdi Almanya'da yaşayan piyanist Emre Elivar'ı sahneye çağırdı. Elivar, Beethoven'in Apassionata'sından bir bölümü seslendirdi.

Sanatçının sanatçıyı övmesi...

***

Say, konserde Yeni Bir Gülnihal'i çaldı, Dede Efendi'nin anısına.Çeşitli icralardan, aranjmanlardan dinlediğim bu besteyi, özgünlüğünü bozmadan, ana karakterine halel getirmeden, çeşitlendirerek icra etti.

Yine Bir Gülnihal'i inanıyorum ki, klasik Türk musikisi icrasına kulakları alışkın olanlar da, klasik batı müziğini dinleyenler de ortak bir zevk paydasında buluştu.

Salondaki alkış, dinleyicilerin çıkarken birbirine anlattıkları izlenimler bu tesbitimi doğruluyordu.

Áşık Veysel de otantik kabuğu muhafaza edilerek icra edildi. Yadırgmadım, yenilikle otantiklik uyum içindeydiler.

Klasik müzikçilerin bu tür denemelerini beğeniyorum, belli bir işlevi yerine getirdiklerine de inanıyorum.

Yeni bir ses rengiyle dinleyicisi çoğalıyor, kapladığı alanın yüzölçümü artıyor.

Klasikçilerin bu tür çalışmaları gündemde, icraları çok satılıyor.

Bazı eleştirmenler; popla klasiğin buluşmasından bir deyim üretmişler. Popsical. Ben de Fazıl Say'ın Dede Efendi'si ve Aşık Veysel'i için jazzsical deyimini kullanabilirim.

***

SAY'ın sahnede söylediği bir sözü bütün dinleyenlere sunuyorum:

‘‘Konsere gelinmez, dinlenilir.’’

Fazıl Say'ı da mutlaka dinlemek için gelin, emeğinize de, çabanıza da değer, çünkü müziği hem biliyor, hem çok seviyor.













X

Değişik çiçeklerin bahçesi: Antolojiler

Daha önce okumuş olsak bile sevdiğimiz eserleri bir arada bulmanın tadı başka... Halil Gökhan’ın hazırladığı ‘Dünyanın En Güzel 100 Şiiri’ adlı şiir ve ‘Yeni Öyküler’ adlı öykü antolojileri soğuk kış gecelerini ısıtacak...

Antolojiler okura edebiyat çeşitliliği sunar. Çeşitli çiçeklerin yer aldığı bir bahçeye girersiniz, hepsinin ayrı bir görüntüsü, kokusu vardır.

Bu kış gecelerinde şiir antolojisini tavsiye etmenin en doğru seçim olduğu kanısındayım.

Türk şiir antolojilerini okumuşsunuzdur, her şiirseverin evinde birkaç tane vardır.

Peki, dünya şiirinden kimleri beğenirsiniz?

Edebi bir gezintiye çağırıyorum sizi.

Dünyanın En Güzel 100 Şiiri
Halil Gökhan

Yazının Devamını Oku

Şiirini severim ama...

Kış mevsimi, hele kar, bünyeme de mevsim anlayışıma da uygun değildir. Benim aklıma kayak yapanların fotoğraflarından çok karlar içinde sırtta taşınan yaşlı hastaların, hamilelerin görüntüleri gelir.

Bizim gibi ülkelerin yöneticileri de insanları da kışın koşullarına alışık değillerdir.

Yolların açılmayışının başlıca nedenlerinden biri de otomobillerini yolda bırakıp, kilitleyip eve gidenler.

Kayak merkezlerinde bulunanlar, sıcak odada televizyon başında vakit tüketenler acaba kar için ne düşünüyorlar...

Okudukları gazeteyi onlara ulaştıranların çektikleri konusunda bilgileri var mı, merak ediyorlar mı?

Her kar yağışı bana Trakya’da habere giderken otomobil içinde donup hayata veda eden arkadaşlarımı anımsatır.

Her kar yağışında arkadaşlarım işlerinin başında uykusuz geceler geçirirlerdi. Pazartesi günü ve akşamı da sabahladılar.

Peki hiç mi kar edebiyata yansımadı mı?

Yazının Devamını Oku

Anadolu’da bir müze: Baksı

Bazı kurumların oluşum sürecini izliyor, hatta içinde bulunuyorsanız, sevinç duyarsınız.

Ben büyük şehirler dışındaki girişimlere, etkinliklere, müzelere çok önem verir, onları desteklerim.

İyi sanatçı Hüsamettin Koçan’ın “Baksı Müzesi” benim için böyle bir serüvendir. Koçan, bir sanatçı olarak kendi yarattıkları ekseninde bir yaşam sürdürebilirdi, bunca çabayı göstermesine de gerek yoktu.

Baksı Müzesi’nin açılışının ilk gününe gittiğimde, Ahmet Kutsi Tecer’in ‘Orda Bir Köy Var Uzakta’ şiirindeki dizeler aklıma düşmüştü. Oysa Tecer birçok köyü gezmiş, Anadolu’nun kültürünü, Âşık Veysel’i bize tanıtmıştı.

İlk çalışmalar, bir büyümenin çabasını simgeliyordu.

Yıllar sonra TÜYAP Kitap Fuarı’nda Baksı standında, Murat Yeşilyurt’un drone’la çektiği panoramik duvar panosunu gördüğümde müzenin geldiği yeri iyice fark ettim.

Baksı bir müze değil, bir bölgenin kaderini değiştiren bir kuruluş. Sergiler açılıyor, konserler veriliyor. Orada yaşayanlar müziğiyle, resmiyle, kültürüyle sanat gündemini takip edebiliyorlar. Müze için İstanbul’da yapılan pek çok toplantıya katıldım. Müzeye destek için sergiler açıldı, genç ressamlar oraya giderek atölye çalışmaları yaptı.

Sanatın ekonomiyle ilişkisini unutmamalıyız. Müze çatısı altında yörenin kadınlarının yaptığı geleneksel dokumalar çağdaş tasarımlarla ürün haline döndü ve ekonomik bir katkı sağlandı.

Yazının Devamını Oku

Yeni bir sesi dinledim

Geçen hafta Sasa’nın sesinden ‘Sızı’ CD’sini dinledim.

Sasa’nın serüvenini okuyalım. Bir sanatçının çalışmalarının tarihi beni her zaman ilgilendirmiştir.

“İki yıl önce Kalan Müzik ve Hasan Saltık’la yollarımın kesişmesiyle çocukluk hayalim ve bugüne kadarki bütün müzikal birikimimi dinleyicilerimle buluşturma fırsatı yakaladım. Hasan abinin vakitsiz kaybı kolumu kanadımı kırılmış hissettirmişken sevgili Nilüfer abla ve Helin’in tekrar bana kol kanat germesiyle kayıtları Hasan abinin bıraktığı yerden hep beraber bütün güzel duygularla tamamladık.

Düzenlemeleri ve yönlendirmeleriyle yorumuma ve duyguma değer katan değerli aranjör büyüklerim, üstatlarım, arkadaşlarım, hocalarım Erdal Erzincan, Cumhur Bakışkan, Engin Arslan, Ali Ekber Kayış, Ömer Avcı, Merih Aşkın, Coşkun Karademir, Murat Çorak, Levent Güneş, Nebi Demirel’e ve bu albümde emeği geçen herkese teşekkürler.

‘Sızı’nın çağrıştırdıkları:

İncecik değer, için için dokunur. Ağlatmaz da kimi tebessüm ettirir, kimi nefesini keser. Şaşarsın.

Sızı, ruhuna değmiş olan her şeyin yüzünde yansımasıdır. Bakarsan görürsün.

Dile vuran ezgidir, dinlersen duyarsın.

Yazının Devamını Oku

Her kuşağın Tevfik Fikret’i farklı

Turgut Çeviker’in hazırladığı ‘Tevfik Fikret’ kitabı okura yazarın hayatını ve eserlerini değerlendirme fırsatı sunuyor. Diğer yazarların sanatçıyı ele alış biçimlerini de belgeliyor.

Liseden beri okuduğumuz bir isim: Tevfik Fikret. Yalnız edebiyat dünyasında değil, siyasette de farklı görüşlerin odağı. Karşıtları da, onaylayanları da onu ilgi çekici kılıyor. Peki, eski kuşak onun için neler yazdı, yeni kuşak onun eserlerini nasıl yorumladı?

Turgut Çeviker’in hazırladığı ‘Tevfik Fikret’ kitabı zengin görsel malzeme içeriğiyle onu tanımanızı sağlayacak. Edindiğiniz bilgilerle zor da olsa nesnel bir karara varacağınızı umuyorum. Hayatını ve eserlerini taraf tutmadan değerlendirirseniz bu kitap da amacına ulaşmış demektir.

Tevfik Fikret
Turgut Çeviker
KÜY (Koç Üniversitesi Yayınları)

Kitabın hemen başındaki dörtlüğü onun kişiliği konusunda bir izlenim verecektir:

“Kimseden ümmid-i feyz etmem, dilenmem perr-ü bal

Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâ’irim

Yazının Devamını Oku

Tuvallerde İstanbul

İstanbul, yerli ve yabancı ressamların tablolarına nasıl yansıdı?

Kıymet Giray’ın hazırladığı ‘Tuvallerde İstanbul’ kitabı Artam Antik A.Ş. tarafından yayımlandı.

Nurcan Artam 40. yıl yazısında kitabın özelliğine değiniyor:

“40. yılımızı kutladığımız ‘Tuvallerde İstanbul’ sergimiz, yıllar içinde müzayedelerimizden önemli koleksiyonlara giden yapıtlardan bir seçki sunuyor. 1600’lerden başlayıp 1900’lerin sonlarına değin uzanan ve her biri klasik resmin ihtişamını sunan bu yapıtlar, bugün artık unutulan İstanbul’un tuvallere taşınan güzelliklerini bizlere taşıyor. Bu yayın da referans kitap olarak hazırlandı.”

Başlarken yazısı Kıymet Giray’ın:

“Tuvallerde İstanbul Sergisi, İstanbul tarihinin, 17. yüzyıldan başlayarak üç yüz yıl boyunca yapılmış olan sanat eserleriyle gözler önüne serilmesidir. İstanbul’un üç yüz yıllık tarihi gelişimine tanık olan yabancı ve Türk ressamların tuvallerinde resimledikleri eşsiz manzaralara hayran olmak, aynı zamanda kentin tarihi belleğini ve sanatın tarihinin dönemlerini algılamak ve anlamaktır.”

Albümün başlık sırası:

Oryantalist Ressamların Fırçasından İstanbul

Yazının Devamını Oku

Opera solistlerimizin kayıtları nerede

Yurtiçinde ve dışında başarılarıyla övündüğümüz solistlerimizin kayıtları yok.

Opera temsillerinde söylemişler, onların da çoğu CD veya LP olarak yayınlanmadığından unutuluyorlar. Yaşarken, günlük gazetelerde de başarılarından pek söz edilmezdi. Ancak, aramızdan ayrıldıktan sonra birkaç satırla yer alıyorlardı: “... hayatını kaybetti.”

İnternetteki bilgilerin sağlamasını yazılı kaynaklardan yapıp uyarımın doğruluğunu gördüm.

Attila Manizade adını Atilla Manizade diye yazmışlar. IV. Murat operasındaki bir kayıttan dinleyebilirsiniz.

Attila Manizade

Diskoteğimden çıkarıp dinlediğim CD hangisi:

Bass: Attila Manizade

Sings opera arias and duets by

Wolfgang Amadeus Mozart

Yazının Devamını Oku

Bursa Hapishanesi’nde 11 yıl

Bugün Nâzım Hikmet’in doğumunun 120’nci yılı. Bu vesileyle Güney Özkılınç’ın yıllar süren bir araştırma sonucu yazdığı ‘Nâzım’ın Bursa Yılları’ kitabına göz atalım...

Nâzım Hikmet’in kitaplarını günümüzde rahatça alıp okuyabiliyoruz. Eserlerinin yasak olduğu günleri yaşayanlarsa o günleri belleklerinde saklar. Yön dergisinde çıkan şiirleri ve ardından Nadir Nadi’nin anılarında şairin adının geçmesi eserlerini okumayı özgürleştirdi. O zamana kadar birçok kişinin kitaplığında Bulgaristan’dan gelen Türkçe baskılar vardı.

Güney Özkılınç’ın ‘Nâzım’ın Bursa Yılları’ kitabı şairin Bursa Hapishanesi’ndeki yıllarını anlatıyor. Daha önce de Orhan Kemal’in şairle Bursa Hapishanesi’ndeki dostluğu kitaplaşmıştı. O kitaptan bir bölümü notlarımın arasında buldum.

Orhan Kemal izinli olduğu bir gece Bursa’daki sevgilisine gitmek istiyor. Nâzım bu ilişkiyi biliyor, tehlikesini de tahmin ediyor. Orhan Kemal gitmeye yeltenirken onu önlüyor. Bakın ne diyor? “Lenin, ‘en yetenekli arkadaşlarımız kadın etekleri altında yok oldu’ der.” O da ustasını dinleyip gitmiyor.

Orhan Kemal’in yanı sıra Nâzım’ın Bursa Hapishanesi’nde birlikte yattığı İbrahim Balaban’la tanıştım, Balaban’ın Şile’deki atölyesine de gittim.

Güney Özkılınç’ın daha önce ‘Yüzümde Nâzım İzi Var’ kitabı çıkmıştı. Özkılınç, yeni kitabının başında kitaba katkısı olanlara teşekkür ediyor.

Ataol Behramoğlu ‘Güney Özkılınç’ın Çalışması Üzerine’ yazısında Bursa Cezaevi’ndeki çalışmalarından söz ediyor:

“Nâzım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde geçirdiği toplam olarak yaklaşık 11 yılın, büyük şairimiz ve edebiyatımız bakımından ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. İlk kez otuzlu yaşlarında, ikinci kez kırkına yaklaşmışken kapatıldığı Bursa Cezaevi’nden, ellisine merdiven dayamışken ve bozulmuş bir sağlıkla çıkan Nâzım Hikmet, buna karşın bu yıllar içinde, insanüstü bir erdem ve çalışkanlık örneği göstererek başta ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ olmak üzere en seçkin yapıtları arasında yer alan ürünleri verdi.”

Nâzım’ın Bursa Yılları

Yazının Devamını Oku

Balık üstüne helva yenir

Hemen her televizyon kanalında yemek programı var. İzleyenler orada verilen tarifleri ne kadar uyguluyor, bilemiyorum. Elimde bir istatistik olmadığı için bu sorum havada kalıyor.

Bir yandan da hazır yemek düşkünlüğüne, alışkanlığına bakarak sağlıklı bir değerlendirme yapamıyorum.

Okuduğum dergilerden biri de ‘Yemek ve Kültür’. Dergide yemenin tarihi ve kültürü üzerine iştahımızı arttıracak bilgiler veriliyor.

Son sayıda Muriel Barbery, ‘Balık’ yazısında çocukluk günlerine gidip ailenin yemeklerini anlatıyor.

Yazarın ‘Gurmenin Son Yemeği’ kitabı Türkçe’ye çevrilmişti.

Burada balık çeşitleri üzerine yaptığı yorumları, bence her balık sever için yararlı bilgiler içeriyor.

Benim ailem de yemeğe meraklı

Yazının Devamını Oku

Dostoyevski’yi yeniden okumak

Hece Dergisi’nin iki ciltten oluşan ‘Dostoyevski Özel Sayısı’ ülkemizde de çok okunan yazarlardan birinin yaşamını, sanatını, dönüm noktalarını bize iletiyor.

Bazı yazarların bu tür incelemelerden, özel sayılardan sonra yeniden okunması gerektiğini her zaman söylerim. Yıllar içinde bu incelemelerle, eleştirilerle yeni bakış açıları kazanırız.

Birsen Karaca’nın Sunuş’unda derginin hazırlanış sürecini, çalışmaların niteliğini öğreniyoruz:

“Doğumunun 200. yıldönümü olması nedeniyle 2021 yılı Rusya’da ‘Dostoyevski Yılı’ olarak kabul edildi.

Dostoyevski Özel Sayısı’nı çıkarmayı planlarken belirlediğimiz hedef, Dostoyevski’yi Türk okurlarına olabildiğince farklı yönleriyle tanıtmak, çok boyutlu bir çalışma gerçekleştirmekti.

Dostoyevski Özel Sayısı’na Türkiye dışında Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Azerbaycan, İran gibi ülkelerden farklı uzmanlık alanları olan bilim insanları, araştırmacılar ve yaratıcı yazarlar toplam 83 makaleyle katkıda bulundu.”

Hayatından, yazarlığından önemli kesitler:

Dostoyevski

Yazının Devamını Oku

Cahit Sıtkı Tarancı’dan Feridun Fazıl Tülbentçi’ye Mektuplar

Yazarlar arasındaki mektuplaşmalar sadece edebiyat tarihinin önemli bilgilerini içermez, dönemin insan ilişkilerini, siyası ortamını da yansıtır.

Ali Emre Özyıldırım’ın hazırladığı kitap Turkuvaz Yayınları arasında çıkıyor.

Kitabın sıralaması şöyle:

Emin Nedret İşli – Takdim - Feridun Fazıl Arşivi ve Cahit Sıtkı’nın Mektupları Hakkında

Ali Emre Özyıldırım - 1930’larda Genç Bir Şair Olmak: Cahit Sıtkı’nın Dört Mektubundan Kalanlar

Mektuplar

Mektuplarda Geçen Şiirler

Sahaf Emin Nedret İşli, onun arşivi üzerine de bilgi veriyor:

“Şair, gazeteci, yazar

Yazının Devamını Oku

Atatürk, ünlü Alman piyaniste ne dedi?

Yıl 1927, ünlü Alman Piyanist Wilhelm Kempff, Atatürk’ün önünde bir resital veriyor. Atatürk, piyanisti köşkte yemeğe çağırıyor. Sofrada seçkin davetliler var.

Atatürk o akşam bakın ne diyor ünlü sanatçıya?

“Birçok alanda devrimler yaptım, fakat bunların içinde en önemlisi olan müzik konusunda bir devrimi gerçekleştiremedim.”

Yıl 1982, İdil Biret eşi Şefik B. Yüksel ile birlikte, Kempff’i İtalya Positana’daki villasında ziyarete gidiyorlar.

Buluşmayı anlatıyor sanatçı.

İdil Biret’in 4 CD’den oluşan ‘İdil Biret, Best of Turkish Piano Music’ albümünün başındaki yazı bu.

İdil Biret

Albümün kitapçığında Şefik B. Yüksel’in ‘Türkiye’de Klasik Müzik’ başlıklı yazısını okursanız, Atatürk’ten önce ve sonra klasik müziğin bizdeki tarihinin dönüm noktalarını öğrenirsiniz.

Emre Aracı

Yazının Devamını Oku

Modern Türk resmini ne kadar biliyoruz?

Elif Dastarlı’nın ‘Yan Kapıdan Girenler-Modern Türk Resminin Analizi’ meraklısına gerekli bir kitap. Bu özenli çalışmaya kütüphanenizde yer ayırın.

Müzeleri, sergileri geziyoruz. Peki, gördüklerimiz hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Bu açıdan sanat tarihi, resim ve heykel üzerine bizi düşünmeye çağıran kitapları okumalıyız.

Hepimiz evimizde, kütüphanemizde küçük bir rafı bu kitaplara ayırmalıyız.

Elif Dastarlı’nın ‘Yan Kapıdan Girenler-Modern Türk Resminin Analizi’ kitabının zamanlamasını bugüne uygun buldum.

Kitabın ilk sayfasında ‘Umut Burnundan Dolaşarak’ kitabından bir alıntı var:

“Adnan Benk: Klasik bir resmin yapısı, düzenlemesi neden bize yabancı gelsin?

Ömer Uluç: Çünkü burada yaratılmamış. Bambaşka bir kültürün zincirleri içinde yaratılmış. Onun bir öncesi ve sonrası var. Bizim girişimiz yandan oluyor.”

‘Sunuş ya da Bir Sanat Tarihi Tartışması’ yazısını okuduğunuzda da Türk resminin modernleşmesi üzerine bilgiler ediniyorsunuz.

Yazının ilk cümlesi, kitabın gelişim çizgisini sezdiriyor: “Yıllar önce Nazmi Ziya’nın (Güran) Taksim Meydanı resmini görüp üzerine düşündüğümde, yakın tarihimizdeki paradigma değişikliğini araştırmaya dair bir heyecan duymaya başlamıştım.

Yazının Devamını Oku

Cevdet Kudret Edebiyat Ödülleri açıklandı

Cevdet Kudret’in eser verdiği türlere bağlı olarak beş yılda tamamlanan bir döngüyle Şiir, Roman, Öykü, “Deneme ve Eleştiri” ile “İnceleme ve Araştırma” türlerindeydi.

Seçiciler Kurulu aşağıdaki adlardan oluşuyordu:

Armağan Ekici

Besim Dellaloğlu

Hatice Aynur

Sevengül Sönmez

Tuncay Birkan

Kurul, Atiye Gülfer Gündoğdu’nun ‘Yazının Önünde’ kitabını ‘İnceleme ve Araştırma’ türünde, Eray Çaylı’nın ‘İklimin Estetiği’ kitabını ‘Deneme ve Eleştiri’ türünde ödüle değer buldu. Her iki ödül, oyçokluğuyla verildi.

Yazının Devamını Oku

Cevat Çapan’a Armağan

Sözcükler Dergisi bu sayısını Cevat Çapan’a ayırdı:

‘90. Yaşına Girerken Cevat Çapan’a Armağan - Özel Sayı’

Giriş’ten bir bölüm:

“Bu sayımız yine Cevat Çapan’ın iki güzel şiiri ve bir çevirisiyle açılıyor.

Ama sonrası alıştığımız sayılardan değil. Çünkü Cevat Çapan, bu yılın 18 Ocak’ında 89. yaşını doldurup 90’a giriyor.

Yazarlarımızdan Cevat Çapan’ın hayatı boyunca uğraş verdiği şiir, çeviri tiyatro, gölge oyunu ve sinema alanlarından birinde yazacakları bir yazısıyla bu armağan sayımıza katılmalarını istedik. Bütün yazılanlardan bir sonuç çıkaracak olursak, Cevat Çapan’ın en büyük hünerinin hayatın her alanını şiire dönüştürebilme olduğunu söyleyebiliriz.”

Özel sayıda kimlerin yazıları var:

Enis Batur

Yazının Devamını Oku

Sığınağımız umuttur

Yeni yıla girişten, o gece yaşananlardan çok, beni yeni yılın ilk günü ilgilendirmiştir hep. Bitişin hüznü ne olursa olsun yeni yıla da yansır. Hafıza, hatırlamakla unutmak kavramları arasında sonsuz bir karmaşa içindedir.

Geçen iki yıl sağlığın insanın yaşamında ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendik. Tıp camiasının da iyi bir yıl geçirmesini diliyorum, sağlığımız onların sağlığına bağlı.

Saat 24.00’ü geçer geçmez yaşanan önlenemez coşkuyu olağan karşılarım.

“Niçin?” diye sorarsanız, çünkü o sırada ajandalarıma gelecek yıl yapacaklarımı yazıyorumdur.

Takvimdeki zaman aralıkları insanoğluna bir girişim gücü aşılar.

Elbet geçen bir yılı da gözden geçirin ama yarını da planlayın. Yapamadıklarınızı yapmaya odaklanın, geçmişte geleceği eritenlere hep şunu derim: Direnen, yarının yeni bir zaman olduğunu düşünenler, kendileri için de çevreleri için de mutlulukla ışıldarlar.

Ama edebiyat alanından birkaç örneği anmazsam, yeni yıl yazım eksik kalır.

Tarık Buğra’nın, ustalığının simgelerinden biri olan ‘Yarın Diye Bir Şey Yoktur’u unutamam.

Aşkınızı, düşüncenizi söyleyin, yaşamın cesareti eşlik etsin size her dem.

Yazının Devamını Oku

Elinizden bırakamayacaksınız...

Merakla beklenen bir roman, 100’üncü yılını dolduran bir eser ya da tarihi bir inceleme... 2022’de raflarda göreceğimiz 10 kitabı sıraladık.

- ‘Birdenbire İstanbul’, Selçuk Demirel, YKY

Selçuk Demirel’den bir İstanbul kitabı: Kız Kulesi, Boğaz, Galata Kulesi... Kimi zaman karanlık, kimi zaman huzur verici... Edebiyatçıların İstanbul metinleri eşliğinde...

- ‘The Swimmers’, Julie Otsuka, Domingo

‘Tavan Arasındaki Buda’nın yazarı Julie Otsuka’dan ‘The Swimmers’ mayısta Duygu Akın çevirisiyle raflarda olacak.

- ‘Shylock Operasyonu’, Philip Roth, Monokl

- ’The Hollow Ones’, Guillermo del Toro-Chuck Hogan, Remzi

Ünlü yönetmenin ortak yazarı olduğu fantastik dedektif romanı… Ümran Özbalcı çevirisiyle…

Yazının Devamını Oku

Yeniden anımsatmalı

Yılbaşı armağanları için televizyonlardaki reklamlara bakıyorum da ağırlıklı olarak elektronik eşyaya yer veriliyor.

Oysa benim için en iyi hediye kitaptır.

Gazetelerin sanat ekleri yılın en çok beğenilenlerini, okunanlarını bir liste halinde sunuyorlar. Hiç kuşkusuz başı en çok satanlar çekiyor.

Kitapların yanına dergilerin özel sayıları da konulmalı bu listelere, onlar da saklanması gereken çalışmalar.

Edebiyat dışında çeşitlenme yapılmasını öneriyorum.

Yeterince müzik kitapları yayınlanıyor. Müzikseverlerin bunları öğrenmeleri de bir gereksinim. Halk müziğinden operaya kadar konserlerin, festivallerin yapıldığı ülkemizde bu kitapların da adı verilmeli.

Teknoloji, CD’leri vitrinlerden çekti ama LP’ler ilgi görüyor. Pikaplar satılıyor. İnternette müzik üzerine bilgiler yüzeysel, özellikle operalar hakkında yetersiz.

Ne yazık ki artık abonelik dışında yabancı klasik müzik dergileri gelmiyor.

Sesli kitaplar son günlerde revaçta.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un zengin tarihi

İstanbul’un her dönemi her açıdan zenginliklerle doludur. Yapılan çalışmalar yalnız bu şehir için değil dünya tarihi için de önem taşır.

İstanbul’dan Bizans’a - 1800-1955’ sergisinin kataloğunu okuyunca, dünden bugüne birçok konuyu derinlemesine öğreniyoruz.

Türk ve yabancı uzmanlar, bu aralıktaki tarihte neler olduğunu mimari ve siyasal açıdan incelerken, bir imparatorluğun uluslararası ilişkilerine de ışık tutuyorlar.

Brigitte Pitarakis, ‘İstanbul’dan Bizans’a Yeniden Keşfin Yolları – 1800–1955’ yazısında şehrin önemini özetler:

“Postmodern bir metropol olan İstanbul, zengin kültürel miras katmanlarının üstünde yer alır ve Boğaz’dan durmaksızın geçen gemiler Doğu ve Batı’nın kesişim noktasındaki bu şehrin asırlar boyunca taşıdığı ekonomik ve jeopolitik öneme işaret eder. Şehrin modern taşımacılık ağının temelleri Berlin-Bağdat Demiryolu’nun inşası ve Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla on dokuzuncu yüzyılın sonlarında atılmaya başlanmış, aynı dönemde coğrafi ufukların genişlemesi, bilimsel araştırmalarda ve teknolojideki yaşanan gelişmelerle birlikte geçmiş uygarlıklara ve bugün ‘öteki’ olarak adlandırılan insanlara yönelik yeni bir merak ortaya çıkmıştır.

Pera Palas Oteli (1895) Konstantinopolis’i ve Şark’ı keşfetmeye hevesli ilk konuklarını ağırlamadan birkaç yıl önce, otelin mimarı Alexandre Vallaury, Gülhane Parkı ve Topkapı Sarayı’nın arasındaki alana İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin (1891) neoklasik üsluptaki binasını inşa etmişti.”

Ayasofya: Bir İmparatorluğun Vitrini

İmparatorluğun Görkemi ve Eklektik Zevki

Ayasofya: Bir İmparatorluğun Vitrini

Yazının Devamını Oku

Yıldırım Gürses Ayla Gürses ile

Özel kayıtlardan iki ses: Solist ve besteci: Yıldırım Gürses - Sinema oyuncularının sesi: Belkıs Özener

Tanıtım notu: “Yıldırım Gürses, uzun bir aradan sonra sesiyle, yorumuyla yeniden sevenleriyle. 1965-1988 yılları arasındaki daha önce hiç yayınlanmamış Necip Sarıcıoğlu arşiv kayıtlarından oluşan bu albümde eşi Ayla Gürses de iki şarkısıyla yer alıyor.”

Ali Can Sekmeç’in LP’nin içinde yer alan ‘Hoş Sada...’ yazısından bir bölüm:

“1960’lı yıllarda yükselen güçlü bir ses, önce radyo mikrofonlarında sonra da gazino sahnelerinde alışılagelen solist geleneğini sarsmayı başardı. Batı müziği tarzı güçlü bir sesti ondaki... Bu güçlü sesin sahibi Yıldırım Gürses adlı genç bir solistti...

Yıldırım, lise döneminde Bursa Türk Musikisi Cemiyeti’nin değişmez elemanlarından biriydi. Öğrencisi olduğu Bursa Ticaret Lisesi’nde küçük konserler de veriyordu. 18 yaşında Bursa’nın ses kralı oldu. Ankara Radyosu’nun açtığı yetiştirilmek üzere sanatçı sınavını da yine birincilikle kazandı. Radyoda Ayla ile tanıştı, 1962’de evlendiler.

Yıldırım, 1965’te Muhayyerkürdi makamında bestelediği ‘Gençliğe Veda’ adlı şarkısıyla adını geniş kitlelere duyurmayı başardı.

Aynı yıl Hürriyet gazetesinin açtığı ‘Altın Mikrofon’ yarışmasında, 297 Batı müziği yarışmacısı arasında tek Türk müziği sesi olarak 24 kişilik Türk ve Batı müziğinden oluşan çok sesli orkestrasıyla birinciliği kazandı.

Yıldırım Gürses

Yazının Devamını Oku