Erdoğan-Baydemir: Galibi olmayacak kavgaya davetiye...

Gerilim sıkıntısı çekmeyen siyasi yaşamımıza en son darbesini vuran, Tayyip Erdoğan-Osman Baydemir polemiği oldu. Bunun “işaret fişeği” aslında hükümet programı görüşmelerinde Ahmet Türk’ün konuşmasında programı “Kürt sorununa değinilmiyor” diye eleştirmesinde ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın cevap konuşmasında, “önce PKK’ye terörist deyin” tepkisinde atılmıştı.

Haberin Devamı

Osman Baydemir, Ak Parti iktidarı-DTP çekişmesini, pek de özenli olmayan bir dille, daha ötede boyutlara taşıyarak alevlendirmiş oldu.

Arkasında en olmayacak şey geldi, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Osman Baydemir hakkında soruşturma başlattı. İlk bakışta, Osman Baydemir, hiçte “haklı konumda” görülmeyebilecek iken, şimdi “Kürt olduğu” ve “Kürt sorunu bastırılmak istendiği” için “mağdur ve baskı altında” gözükecek. Mesele, Osman Baydemir’in hukuki konumunu aşıp, ülkemizdeki Kürtlerin önemli bölümünü yaralayacak bir şekil alabilecek.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Osman Baydemir hakkındaki soruşturmayı, Başbakan’ın tam da Baydemir ile polemiğe giriştiği sırada, Diyarbakır Belediye Başkanı’na soruşturma açılıp açılmayacağına ilişkin bir soruya, “Ben böyle bir talimat vermedim” sözü duyulduktan sonra açtı. Böylece, toplumsal ve siyasal gelişmeye ayak uyduramayan “yargı”, bir kez daha “yürütme”yi “ofsayt”a düşürmüş oldu.

Haberin Devamı

Tayyip Erdoğan’ın her ne olursa olsun, Osman Baydemir hakkında kendisiyle giriştiği polemikten ötürü bir soruşturmaya konu olmasından yana olduğuna inanamam.”Kürt sorunu”, en önemli veçhesi “siyasi” olan bir sorundur ve siyasi sorunlar, siyasetle halledilir. Eğer, siyasi bir sorunu çözmek için “ceza hukuku”nu harekete geçirirseniz, sorunu “kangren” hale getirirsiniz ki, Türkiye’de “Kürt sorunu” ile ilgili durum da budur. Bu sorun, “özgürlük ortamı” ve bir “özgür iklim”de ele alınamadığı ölçüde, Türkiye’nin dününde olduğu gibi, bugününde ve hatta geleceğinde büyük bir “sancı”, bir daimi “mide krampı” olarak duruyor.

 

***            ***           ***

 

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Osman Baydemir’e karşı harekete geçmesi ne kadar yersiz ve gereksiz olsa da, bu, Osman Baydemir’i “polemik tarafı” olarak “siyaseten” haklı bir yere oturtmuyor. Osman Baydemir ve genel olarak DTP’nin, çiçeği burnunda hükümete karşı takındığı tavır, -yine siyaseten- pek de “masum” gelmiyor.

Haberin Devamı

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı “Başbakan ve bakanlar Diyarbakır için negatif ayrımcılık yapıyor hem de ileri- geri konuşuyorlar. Diyarbakır’a karşı açıkça savaş ilan ediyorlarsa ‘hodri meydan’ diyorum. Biz burdayız. Savaştan kaçmayız. Başbakan en sevdiği ve en güvendiği adayını burada Belediye başkanı olarak göstersin. Diyarbakır bir kaledir. Bugüne kadar bir çok kişi düşürmek istedi ama düşmeyecektir" diye konuştu.

Bu ne biçim uslup. Bu ne biçim dil. “Diyarbakır’a karşı savaş”, “Hodri meydan” vs. Osman Baydemir, nereden güç alıyor? Diyarbakır, büyükşehir belediye sınırları içinde, almış olduğu ve Ak Partili ya da herhangi bir başka adaya karşı alacağından emin bulunduğu halk desteğine. Bu duygusunda ne derece haklı olursa olsun, bu haklılık, böyle bir dili ve uslubu gerektirmiyor. Bu, “çatışmacı” bir yaklaşım.” Sorun çözücü” ya da “sorunun çözümünü arayan” bir dil ve uslup asla değil.

Haberin Devamı

Ayrıca, bu “meydan okuma”da, 22 Temmuz’da Diyarbakır dahil, Kürt ağırlıklı illerimizde Ak Parti’nin yaptığı “oy patlaması”ndan duyulan kaygının tetiklediği “rekabetçi duygu” da göze çarpmıyor değil. DTP, acaba, Ak Parti ile bölgede bir “gerilim” inşa ederek mi, tabanını sağlama almak istiyor? Bu soru akla geliyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan, Baydemir’in bu sözlerine “Bizim hiçbir zaman halkımızla problemiz olmadı, olmaz. Yeter ki yerel yöneticiler laf üretecekleri yerde iş üretsinler ve şehirlerimizi ilçelerimizi beldelerimizi mamur hale getirsinler. Bu ülkenin her tarafında temsil edilen partilere oy veren bütün insanlarımızın hassasiyetlerini, taleplerini bize oy verenlerin taleplerinden ayrı görmedik, görmüyoruz. Bölge siyaseti zümre siyaseti etnik siyaset anlayışları tarihte kalmıştır" diye cevap verdi ve ekledi: “Doğu ve Güneydoğu’ya 5.5 katrilyon lira yatırım yaptık. Bunu görmezlikten gelmek herhalde biraz insaf dışıdır."

Haberin Devamı

Onun da, haklı olarak, dayandığı “tüm Türkiye’nin tek partisi” olarak 22 Temmuz’da Ak Parti’nin gösterdiği performans. Özellikle, Güneydoğu’da. Ak Parti, Güneydoğu’da, DTP’lilerin oy aldığı “etnisite”den farklı bir kesimden oy almadı. Ülkenin en kangrenleşmiş ve çözümü acil çözümü, özellikle, Ak Parti’nin omuzlarında.

Bu noktada, “bölgecilik” üzerinden Ak Parti’yi açığa düşürmek hayli zor. Diyarbakır, Şırnak, Hakkari ve Iğdır dışında, bölgenin hiçbir yerinde “ikinci parti” durumuna düşmedi. Ak Parti’nin oy patlamasında, elbette Doğu ve Güneydoğu’ya yapılan 5.5 katrilyon liralık yatırımın da payı var.

Osman Baydemir’in uslubu bir yana, “negatif ayrımcılık”tan dem vurması, ne kadar haklılık payı içeriyorsa, Tayyip Erdoğan’ın karşılık verirken altını çizdiği noktalar da o kadar haklılık payı içeriyor.

 

Haberin Devamı

***                ***             ***

 

DTP’nin bölgedeki ağırlığı tartışılmaz. TBMM’deki “temsil meşruiyeti” de. O nedenle, “önce PKK’nın terörist örgüt olduğu ilan et, sonra konuşalım” tavrı doğru değildir ve “çatışma kültürü”nün beslenmesinden gayrı gideceği yer de yoktur.

Bu arada, yüzde 10’luk seçim barajının haksızlığı nedeniyle DTP’nin seçimlere bağımsız katılmaya karar vermiş olduğu da bir gerçektir. Ancak, Abdullah Öcalan’ın kendi ağırlığının kaybolması endişesiyle, önce bağımsız adaylara karşı çıkmasına rağmen, sırf Ak Parti’nin TBMM’de çoğunluk sağlamasına engel olmak için, kendisinin de dahil olduğu bir “grand dizayn” gereği “onay verdiği” ve DTP’li bağımsız adayların Ak Parti’yi vurmak amacıyla sahneye o “grand dizayn” gereği sürüldükleri de bir başka gerçektir.

Konu, Güneydoğu ya da “Kürt sorunu”na gelip dayanınca, Ak Parti ya da hükümet de, DTP de, “eşit ölçüler” içinde haklı ya da haksız konumdadırlar.

Ülkenin selameti bakımından yapılmaması gereken tek şey, bu tarafların “çekişme”ye ve “çatışma”ya sürüklenmesidir, ki, şimdilik “karşılıklı yanlışlıklar”la yapılmakta olan budur.

Kimsenin kazanamayacağı ve kazanmayacağı “kavga”dan uzak durmaları ve akıllarını başlarına toplamaları, her iki “taraf”ın ve en önemlisi ülkenin selametinedir...

Yazarın Tüm Yazıları