Eğlenceli bir akşam

Tuğrul ŞAVKAY
Haberin Devamı

İstanbul’a turistin az sayıda geldiğini neredeyse sağır sultan bile duydu. Üzüntü verici bir durum, ama geçecek.

Ben bu arada kentin 'turistik' olarak tanımlanan yerlerini dolaşıyorum. Bayağı zevkli oluyor. Çünkü buralarda o eski ezici kalabalık yerini daha makul sayıda insana bırakmış. Etrafa sukunet gelmiş. Artık kafam o kadar gürültüyü kaldırmıyor. Hele kakafoniye hiç tahammülüm yok.

***

Feridun Ügümü lokantacı bir dostum. Telefon edip 'harika bir Susurluk danası geldi. Biftek hazırladım. Kömür ızgarasında pişirip yiyelim' dedi.

Geri çevirilmeyecek kadar cazip bir öneri.

Feridun’un kendi lokantası Fatih’te. Akşamları ise küçük kardeşi Faruk’un Kumkapı’daki yeri Talip’e uğrar mutlaka. Biz de orada sözleştik.

***

Gözüme ilk çarpan, girişteki otoparkın yokluğu oldu.

Buna karşılık Kumkapı’nın her santimetre karesi otoparka çevrilmiş. Girişimci Türkler, evlerinin önünü bile otopark yapmış. Adam sabaha kadar evinin kapısının önünde oturup para kazanıyor.

Küçük çocuklar araba getirip götürerek geceleri para kazanıyor.

Belli ki, bu parayı özendikleri giyime harcamaktalar. Çünkü adeta aralarında bir giyim yarışı var.

Genç Türk insanının daha iyi bir yaşam için yapmayacağı iş yok gibi.

***

O akşam biz Feridun’la yemeğe erken oturduk.

Zamanla alt salon doldu.

Kumkapı’nın güzel yanı, hala her sınıftan, her kesimden, her düzeyden insanın burada biraraya gelip yiyip içmesi ve eğlenmesi.

Biz daha yemeği ortalamadan içeri Hasan Cemal girdi. Selamlaştık. Arkasından Okay Gönensin geldi. 'Ne o gazeteciler toplantısı mı var?' diye sormaya fırsat kalmadan Engin Akın eşiyle birlikte kapıdan göründü. Elinde bir kutu var. 'Size çok özel baklava getirdim' dedi Hasan Cemal’le Okay Gönensin’e. Bu arada beni de, 'merak etme, komşuya da düşer' diye teselli etmeyi unutmadı. Laf arasında paramı Tekstilbank’a yatırmamı söylemeyi de ihmal etmedi! Eşi ise bütün nezaketiyle gülümseyerek bizi izledi. Ardından Güngör Uras ve eşi de katılınca masa tamamlandı.

***

Kumkapı’dan sonra Etiler Polis Okulu’nun hemen arkasındaki Omayra’ya gittik.

Burası müzikle yakından ilgili insanların keyif olsun, daha doğrusu keyfi paylaşalım diye açtıkları bir yer. Ortaklardan birisi, Süleyman Alnıtemiz, Senfoni Orkestrası’nda fagot çalıyor. Diğeri de müziğe hiç de uzak değil.

Burada fazla karmaşık yemekler sipariş etmemek kaydıyla, her zaman düzgün yiyecekler yediğimizi ve makul bir hesap ödediğimizi söyleyebilirim.

O gece bir arkadaşımızın, İstanbul Operası’ndan Gülderen Ayvazoğlu’nun doğumgünü kutlaması vardı.

Biz Omayra’ya geldiğimizde vakit geceyarısını çoktan geçmişti. Beş dakika sonra sofradan kalkıldı. Yukarı kattaki bara geçildi. Çılgın eğlence de ondan sonra başladı zaten.

***

Sanatçılar biraraya gelince eğlencenin tadı bir başka oluyor.

O akşam Gülderen operayı bırakıp harika caz, blues, Beatles, aklına ne gelirse söyledi.

Gülderen Ayvazoğlu’na o gece klavyede önce Süleyman Alnıtemiz, sonra da Opera Orkestrası’nın şefi, maestro Serdar Yalçın eşlik etti. Perküsyon için bongo geldi ve klavyenin başındaki Maestro, perküsyon çalmak üzere Engin Yörükoğlu’nu davet etti.

***

İstanbul o gece gözüme çok güzel göründü.

Sadece dostların varlığı bile kenti güzel yapmaya yeterliydi. Paylaşılan küçücük şeyler bile insanın gözünde devleşiyor, yüreğini sevinçle dolduruyordu.

Yazarın Tüm Yazıları