Dengeli rapor

YAĞMURA rağmen, Stephanplatz kalabalık. Avusturyalı arkadaşım memnun değil durumdan.

Baharatlı el yapımı çikolatalardan, vanilyalı Ahmad çayına, en sert kahvelerden beluga mercimeğine kadar bir gurme cenneti olan markette girdiğimizde, "Cuma akşamı bu saatte buraya iğne atsan düşmezdi" diyor kaygıyla.

Derin Avrupa, kriz karşısında don kesmiş. Bütün konuşmaların merkezinde kriz var. Ama yeni üyeler, keşfe devam ediyor.

Viyana’da Slav tınılar sokakları dolduruyor. Dün "balconato" müzik festivali nedeniyle balkonlardan yayılan şarkılar, aryalar sokakları doldurdu. Klasik, pop, caz, swing.

Bu durumda insan hemen Türkiye’yi düşünüyor. Arkadaşım, "O zaman türküler de söylenecek balkonlardan" diyecek oluyor. Mutlaka öyle mi olması gerekiyor?

Kültür farkından mı, kültürsüzlükten mi geliyor böyle bir soru?

Türkiye’de de çok başarılı tenorlar, sopranolar, cazcılar yok mu? Sadece türkü mü Türkiye’nin kültür diye katacağı Avrupa’ya? Saçma. Napoli şarkılarıyla aryalar nasıl Avrupa kültürü ise, türkülerle aryalar da öyle. Her şeyin yeri ayrı. Türkiye Avrupa kültürüne türküleriyle katkıda bulunmayacak sadece, evrensel kalıplardaki iddiasını da taşıyacak.

Buna inansak öyle olacak da, kimin umurunda.

Komisyonun ilerleme raporuna ve ona verilen yanıta bakınca da bu umursamazlık fark ediliyor.

HİÇBİR ŞEY SÖYLEMEME CAMBAZLIĞI

Avrupa Komisyonu’nun raporunu inceledim. Strateji belgesini de. Hırvatistan ile kalmıyor, Sırbistan’a da somut, tarihini de vererek üyelik perspektifini gösteriyor.

Türkiye için ne söylediği sorulduğunda "Dengeli bir rapor!" deniyor. Sadece Brüksel değil, Ankara da öyle söylüyor.

Neden bu kadar dengeli olduğunu bize, Brüksel’e gidip "ne oluyor bizim Türkiye’nin durumu" diye soranlara, ekim başında söylediler.

"Dengeyi tutturamazsak, Avrupa’nn genişleme süreci tıkanır. Türkiye karşıtları bunu bekliyorlar, müzakerelerin devamına gerek olmadığını söyleyebilirler. Süreç kopar" dediler.

Raporda, Cumhurbaşkanı Gül, "reformları yapın" talimatıyla işleri yoluna sokan bir deus ex machina. O olmasa, Komisyon, Türkiye’de reform filan yapılmadığını, işlerin arap saçına döndüğünü söylemek durumunda kalacak. AKP hükümetinin reform yapmadığını söylerken dengeyi Cumhurbaşkanı ile kuruyor.

"Cumhurbaşkanı, siyasi aktörlerle sivil toplum arasında uzlaştırıcı rol oynadı" diyor rapor, sanki politikacılar bir yanda, halk bir yanda, birbirlerine girmişler gibi. Oysa bölünmüşlük ve birbirine girmişlik çok daha girift.

Bir de raporda, "Cumhurbaşkanı’nın hükümetle iyi ilişki kurduğu" cümlesi var. Sanki, bu cumhurbaşkanını başka hükümet seçtirmiş gibi.

Ondan sonra gelen cümle ise bir şaheser: "Dış politikada aktif bir rol oynadı, dışarıya çok seyahati oldu." Buradan hareketle de Ermenistan ziyaretinden söz ediliyor. Sanki bu dışa açılma o kadar geniş oldu ki, Ermenistan’a da uzandı gibi.

Siyasi kriterler açısından incelendiğinde olumlu olarak görülen buysa eğer, rapor sınavda boş vermemek için kağıt doldurma çabasını yansıtıyor demektir.

DENİZ FENERİ ADİ SUÇ

İlerleme raporu, Deniz Feneri’nden, Almanya’da üç kişinin sıradan yolsuzluk davası gibi söz ediyor. "Halktan yardım parası topladılar ve topladıkları paraları Türkiye’de bazı merkezlere gönderdiler"den başka ayrıntı yok.

İnsan hakları ve azınlık haklarının korunması konulu başlığının altına bakıldığında bu yıl ihlallerin arttığı anlaşılıyor. Ama rapor bunları sadece Türkiye’nin uluslararası bazı anlaşmaları hala imzalamamış olmasına bağlıyor.

Raporda denge gözetilmeyen konular da var, onlara yarın değineceğim.
Yazarın Tüm Yazıları