Daha ne kadar?

Daha ne kadar?

Gazze’deki kan banyosu daha ne kadar sürecek? Televizyonlardan Gazze’deki insan dramını, bebeklerin, çocukların yürek dağlayan görüntülerini izleyen herkes

Haberin Devamı

bu soruyu soruyor.

Bu soruyu ve ardından gelen “İsrail ne yapmak istiyor?” sorusunu.

Daha ne kadar?

İsrail durmaya karar verene kadar veya İsrail durdurulana kadar.

İkisi birbiriyle bağlantılı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, AB Dönem Başkanı Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Karel Schwarzenberg, bir sonraki dönem başkanı İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Avrupa Komisyonu’nun Dış İlişkiler sorumlusu Bayan Ferraro-Waldner ve AB’nın Dış Politika ve Güvenlik patronu Javier Solana, bölgeyi turluyorlar. Bu kadar yüksek düzeyli bir diplomatik girişimin bile kısa sürede Gazze saldırısını durduracak sonuç alamayacağı anlaşıldı. Böylece, İsrail’i sadece ve sadece Amerika’nın durdurabileceği ortaya çıktı.

Gerçekçi olalım; görevinde son iki haftasını dolduran Bush yönetiminin bir-iki gün içinde İsrail’e saldırısını durdurması için dayanılmaz bir baskı yapacağını beklemeyelim.

Haberin Devamı

Bu da şu demek: Gazze trajedisi, en az, Barack Obama’nın Beyaz Saray’a yerleşeceği 20 Ocak’a kadar, ya da ona yakın bir tarihe kadar sürer.

Çok yönlü diplomatik trafik başladığına göre, yeni Amerikan Başkanı’na görünürde kalıcı bir ateşkes sunacak bir karara ulaşılması hesaplanıyor.

Kalıcı ateşkesten kasıt, Haziran 2008’den 19 Aralık 2008’e dek hüküm süren ve çöken ateşkesten farklı bir ateşkes üzerinde anlaşılması. Yani, “status-quo ante”ye geri dönülmemesi. Yani, İsrail’in Noel ile Yeni Yıl arası başlattığı askeri harekât öncesindeki duruma dönülmemesi.

Bu da, Hamas roketlerinin İsrail’e ateşlenmesinin durdurulmasının sağlama alınması, bunun karşılığında Rafah’ın Mısır kapısının Filistin Yönetimi ve AB veya bir uluslararası güç denetimi altında açılması.

Şu anda bölgede başı çeken AB diplomatik girişimi ve BM Güvenlik Konseyi’nin alacağı –alabilirse- alacağı karar arasında bir yerde, bir zaman diliminde bulunuyoruz.

 

***            ***         ***

İsrailliler, dün AB heyetine gayet kesin bir dille konuştular. Piyasada bulunabilecek en makul İsrailli siyasi şahsiyet olan Şimon Peres, “Avrupa, Gazze’deki vuruşmaya ilişkin gözlerini açmalıdır” dedi ve “İsrail, pr işinde veya imajını düzeltme peşinde değil, İran yapımı bir cani teröre karşı kapsamlı savaş yürütüyor” diye ekledi.

Haberin Devamı

Korkutucu sözler zira uluslararası kamuoyundan yükselen tepkilerin ve AB diplomatik girişiminin, İsrail’in “bölgesel güvenlik denklemi”ni yeniden kurmayı hedef alan “stratejik hesapları” bakımından herhangi bir caydırıcılık taşımadığı anlaşılıyor.

Avrupalılar söylenmesi gerekeni, başta Tayyip Erdoğan bizimkilerin her gün Türkiye’nin televizyon kameraları önünde söylediklerini, İsrail liderlerinin yüzüne söylemişler. Örneğin Ferraro-Waldner, Peres’e her ülkenin kendini savunma hakkı bulunduğunu, ancak İsrail’in Gazze’deki eyleminin orantısız güç kullanımı olduğunu, uluslar arası kamuoyunda İsrail’in çok ciddi bir imaj sorunun oluştuğunu ve İsrail imajının tahrip edildiğini söylemiş.

Haberin Devamı

Nafile. İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Hamas’ın bir-iki ay sonra roket atmaya başlayabileceği bir uzlaşmayı kabule yanaşmadıklarını bildirerek, “Ateşkesten önce Hamas roketleri 20 kilometre menzile sahipti. Ateşkesten sonra 40 kilometreye ulaştılar ve milyonlarca İsraillinin hayatını tehdit eder noktaya geldiler” diye konuşmuş ve Bush’un değerlendirmesine gönderme yapmış.

Bush şöyle diyor: “Gazze harekâtını nihaî sonucu sadece Hamas’ın roket ateşlemesini önlemek değil, gelecekte roket gönderme yeteneğini yitirmesidir.”

İsrail’in elini kolunu şu aşamada AB de tutamaz.

Nitekim, Fransa başkanlığında toplanan BM Güvenlik Konseyi’ne “acil ateşkesi” öngören karar tasarısının sunulmamasını, sunulup bu konuda karar çıksa dahi bu karara İsrail’in uymayacağını Sarkozy’ye söylemişler.

Haberin Devamı

İşin en “ironik” yanı, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in AB heyetine, “Gazze çatışmasından Hamas’ın kazançlı çıkmasına izin verilmemesi” gerektiğini söylemesi.

Bu durumda, savaşın ve Gazze’deki kan banyosunun bir süre daha devam etmesi nasıl önlenebilir?

 

***            ***          ***

İş dönüp dolaşıp, şu sıra dikkat çekecek ölçüde hareketsiz görünen Amerika’nın kapısına dayanacak. Bir İsrailli yazar (Yoel Marcus) gayet “şahin” bir uslûpla kaleme aldığı yazısında şu dikkate değer tespitte bulunuyor: “Eğer Amerika Ortadoğu’ya gelmezse, Ortadoğu ona gelir. Çatışmanın karmaşık yansımaları bizi savaş alanında yalnız bırakmayı çok tehlikeli kılıyor.”

Haberin Devamı

Bu da bir “ironi”; çilekeş Filistin halkı daracık Gazze Şeridi’ne kıstırılmış vaziyette, yapayalnız bırakılmış, üzerine her dakika ölüm yağarken; İsrail’den Amerika’ya “sakın bizi yalnız bırakmayın” uyarıları gönderiliyor.

Ortadoğu’nun acımasız siyaset sahnesinin katı gerçekleri böyle. Bu savaş, “güç”ün hüküm sürmeye devam edeceği anlaşılan 21.Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde, kimin ne kadar güçlü ve etkili olabileceğini bir ölçü koydu.

Kaybeden tarafta, maalesef, Türkiye’nin epey bir zamandır etkisiyle övündüğü “dış politika sermayesi” de var. İsrail’in Jerusalem Post gazetesi “Türkiye taraf tutuyor” başlıklı dünkü başyazısını şöyle bitiriyordu:

“... Türkiye’nin İsraillilere insan hakları konusunda söylev verme hakkını elde ettiği kanısında değiliz. Dünyanın dikkati Gazze üzerinde toplanmışken, Türk jetleri kuzey Irak’taki Kürt mevzilerini bombalıyordu. Radikal PKK’nın Türkiye’den özerklik elde mücadelesi sırasında binlerce insan öldü. Irak’taki Kürt siviller Ankara’nın hava gücünün hiçbir PKK faaliyeti olmayan yerlere vurmasından şikayet ediyorlar.

Bundan sonra işbaşına gelecek İsrail hükümeti İsrail’in, zımnen bizim ortadan kalkmamızı savunan bir söylem tutturan bir ülkeye arabuluculuk statüsü tanıyıp tanımamayı düşünmelidir. Bu arada şayet Türkiye tek yanı anti-İsrail retoriğine devam ederse, Dışişleri Bakanlığı Ankara’daki büyükelçimizi geri çağırmalıdır.

Türkiye’nin, Doğu ile Batı arasındaki açığı kapatacak bir köprü olmak ile İran, Hizbullah ve Hamas’ın başını çektiği ve tüm bölgeyi istikrarsızlıkla tehdit eden sonu çıkmaz İslâmcı politikaların sözcülüğü arasında bir tercih yapması gerekiyor.”

Türkiye, bölge sorunlarının çözümüne katkıda AB’nin yapamadığını yapabildiği görüntüsüyle “değeri”ni arttırmıştı. Şimdi bu konuda ve bu noktada AB’nin çok gerisini düşmüş görünüyor.

Bunun, Türkiye’nin dış politikası ve giderek iç politikası üzerine çıkaracağı maliyetin ne olacağını yakın gelecekte göreceğiz.

Gazze savaşı, Türkiye’yi de etkiledi. Vicdanlarımızı yaralamaktan gayrı, Türkiye’nin siyasi etkisini törpüledi...

Yazarın Tüm Yazıları