Çaplılar ve çapsızlar

Tufan TÜRENÇ
Haberin Devamı

Şu İstanbul hem çok şanslı bir kent, hem de çok şanssız.

Şanslı, çünkü doğal ve tarihi zenginlikleri açısından Tanrı ona kıskanılacak kadar cömert davranmış.

Şanssız, çünkü asırlar boyunca bu zenginliklerin değerini anlamayan hoyrat insanların elinde kalmış.

Şu Türkiye de hem çok şanslı bir ülke, hem çok şanssız.

Şanslı, çünkü birçok konuda çok çaplı insanlar yetiştiriyor.

Şanssız, çünkü ülke yönetimini çok çapsız insanların eline bırakıyor.

Bu gerçeği önceki gece bir kez daha yaşamak zorunda kaldım.

Mehveş Emeç'in solist olarak katıldığı Avrupa Gençlik Senfoni Orkestrası'nın (Tempo de Toulouse) konserine gittim.

Önce orkestrayı dinledik. Ünlü bestecilerin çok güzel yapıtlarını seslendirdiler.

Sonra ünlü piyanistimiz Mehveş Emeç geldi sahneye.

George Gershwin'in Rhapsody in Blue'sunu mükemmel yorumladı.

İçinde Türk öğrencilerin de bulunduğu orkestra da harikaydı.

Yedikule Zindanları'ndaki konser, mekânın büyüleyici havasıyla rüya gibi başladı, rüya gibi bitti.

* * *

Ancak biraz bu harika mekânın hali pür melaline değinmek zorundayım.

Yedikule Zindanları Bizans'tan kalma.

Osmanlı döneminde de zindan olarak kullanılmış.

Bu eşsiz mekân ne yazık ki son derece bakımsız. Tamamen kendi haline terk edilmiş.

Oysa bu tarihi mekânın pırıl pırıl bir hale getirilmesi için ne büyük bir paraya, ne de emeğe gerek var.

Sadece ve sadece buranın değerini bilen sorumlu insanlar yeter.

Sanıyorum dünyanın birçok ülkesinde konserler vermiş olan Avrupa Gençlik Senfoni Orkestrası da ilk kez böyle tarihi bir mekânda konser vermenin zevkini yaşadı.

Bu nedenle genç sanatçılar kendilerinden geçerek çaldılar.

Hele zindanların çevresini görseniz, orası tam bir facia.

Pislik, derbederlik, zevksizlik hepsi bir arada.

Sık sık kültür etkinliklerinin düzenlendiği bu mekânın çevresinde insanların otomobillerini rahatça bırakabileceği bir otopark bile yok.

Gerisini siz tahmin edin.

Yedikule Zindanları'nı ve çevresini görünce İstanbul'da belediyelerin ne iş yaptığını insan gerçekten merak ediyor.

* * *

Konserde İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Müzik Direktörü ve Şefi Erol Erdinç'i de gördüm.

Çok heyecanlıydı.

Çünkü 14 Temmuz'da tarihi Efes Büyük Tiyatro'da sanat yaşamının en önemli konserine hazırlanıyordu.

Onun stresini yaşıyordu.

Dünyanın en önemli orkestralarından biri olan St. Petersburg Senfoni Orkestrası'nı hem yönetecek, hem de solist olarak çalacak.

O da önceki gece Mehveş Emeç'in çaldığı Rhapsody in Blue'yu seslendirecek.

1983 yılından beri İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nı yöneten Erol Erdinç bu kadar deneyimine, bu kadar uluslararası başarısına rağmen ilk kez sahneye çıkacak bir genç sanatçı kadar heyecanlıydı.

İşte sanatçıları sanatçı yapan büyük sır da zaten burada.

Türkiye garip bir ülke.

Bir yandan bu heyecanı hiç yitirmeyen insanlar yetiştirebiliyoruz ve dünya sahnesine göğsümüzü gere gere çıkarıyoruz.

Bir yandan da dünyanın en muhteşem kentini ve eşsiz mekânlarını perişan hale getiren ruhsuz, kültürsüz yöneticileri göreve getiriyoruz.

Dünyada, Türkiye gibi bu kadar çaplı insanlarla bu kadar çapsız insanları bağrından çıkarmayı başaran bir başka toplum var mı acaba?













Yazarın Tüm Yazıları