Camiye gümüş karışımlı çorapla gitsek ne olur

TÜRKİYE Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) üyesi 23 üreticinin katıldığı Milano’daki Micam Ayakkabı Fuarı’nda İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Tekstil Teknolojileri ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bülent Özipek’le karşılaşınca uzun süredir kafamı kurcalayan konuyu açtım:

"Diyelim ki temiz çorap giydik, camiye onunla gittik. Ayakkabıyı sık sık değiştirme olanağımız yok. Çorap ayakkabının içine girdiği anda mikropları topluyor. O çorapla caminin halılarına basıyoruz. Namazda secdeye varıldığında yüzümüzü o halıya sürüyoruz..."

Prof. Bülent Özipek, kısa bir süre düşündü, o anda aklına gelen öneriyi aktardı: "Bu işin bir formülü var. Gümüş elyaf karışımlı çorapla bu sorun önemli ölçüde ortadan kalkabilir. Çorabın içeriğinde yüzde 10 bile gümüş olsa, mikrop tutmaz, kokuyu önler..."

Prof. Özipek, daha sonra Denizli’deki tekstil sanayicilerinden Abdülkadir Uslu’dan bir anekdot aktardı. Prof. Özipek ve Uslu, yurtdışı fuarlardan birini turlarken konu "kokmayan çorap" işine gelmiş.

Abdülkadir Uslu da böyle bir ürünün temsilciliğini yapıyormuş. Hemen ayakkabısını çıkarmış, ayağını Prof. Özipek’in burnunu dayamış: "Bak Hocam kokmuyor..."

Gülüştük, ardından Prof. Özipek, gümüşün manyetik alanı önleyici özelliğini anımsattı. Avrupa’da bankaların gişe elemanlarının para sayarken ellerini gümüş elyaflı bezle sildiğine dikkat çekti.

Prof. Bülent Özipek, daha sonra Almanya’da gümüş elyaf üreten Stateks’in Türkiye temsilciliğini yapan Bateks A.Ş. gibi bazı firmaların bu konuya odaklandığından söz etti. Bateks A.Ş.’nin patronu Yavuz Ağaoğlu’yla görüştüm. Almanya’dan gelen gümüş elyaflı malzemeyle Türkiye’de fason çorap üretimi yaptırdıklarını söyledi.

Yavuz Ağaoğlu’nun aktardığına göre, Almanya’da ve bazı Avrupa ülkelerinde gümüş elyaflı çorap giderek yaygınlaşıyormuş. Gümüş elyaflı hammaddeden ayakkabı astarı da yapılıyormuş.

Ağaoğlu’na gümüş elyaflı bir çorabın fiyatının ne kadar olabileceğini sordum. O fiyat yerine farkı irdeledi: "Bir çorapta 10 gram gümüş kullanılır. Gümüş elyaflı bir çorap, normaline göre 1 Euro daha pahalı olabilir."

Ağaoğlu’yla konuştuktan sonra Prof. Özipek’in tekstil sektörüne dönük değerlendirmelerine döndüm: "Birçokları Türkiye’de tekstilin biteceğinden söz ediyor. Avrupa’da bile tekstil bitmemiş ki bizde bitsin. Önemli olan artık ’teknik tekstil’e yönelmek. Teknik tekstille katma değeri yüksek ürünler geliştirilebilir."

Prof. Özipek, teknik tekstile örnek olarak emniyet mensuplarının giydiği "kevlar" adlı bir elyaftan üretilen çelik yeleği gösterdi, aynı malzemeden evlere "güvenlik perdesi" döşenebildiğini belirtti. Prof. Özipek, şimdilerde TÜBİTAK’la birlikte emniyet mensuplarına özel giysi konusunda araştırmalar yaptıklarını aktardı.

Sohbeti tamamlarken, Prof. Özipek sözü yeniden gümüş elyaflı çoraba getirdi: "Aslında başta camilerde kullanılanlar olmak üzere halıların üretiminde de gümüş elyaf kullanılabilir. Çünkü, halı ciddi oranda mikrop yuvasına dönüşebiliyor."

En azından camiye giderken "gümüş elyaflı çorap" giymeyi denesek... Ya da halılarına "gümüş elyaf" karıştırsak...

İyi ramazanlar...

Arapoğlu, İstanbul’da ev sahibi olmak istiyor

NATIONAL
Bank of Greece (NBG), Finansbank’ın yüzde 46’sını 2.8 milyar dolara aldıktan sonra, bankanın Yönetim Kurulu Başkanı Takis Arapoğlu, yakın çevresiyle İstanbul’da ev sahibi olma sohbetleri yapmaya başlamış.

Takis Arapoğlu, bu düşüncesini şaka yollu da olsa Finansbank Murahhas Azası Ömer Aras’a açtı.

- Ömer Bey, İstanbul’da ev almak için bana Finansbank’tan kredi verir misiniz?

- Siz başvurunuzu yapın, inceleriz.

- Peki İstanbul’da ev fiyatları nasıl? Çünkü Atina’da fiyatlar uçmuş durumda.

- İstanbul’da özellikle boğaz manzaralı evlerin fiyatları çok yüksek...

Kimileri NBG’nin tarihi merkez binasındaki Türk-Yunan savaşı tablolarına bile takılıp, tepki göstermeyen Türk gazetecilerine "bozuk" atıyor...

Takis Arapoğlu evini alıp, İstanbul Boğazı’nın en güzel yerine kurulursa ne olacak?..

Neden ’Türkiye’nin nevresimi’ diyorum

İSTANBUL
’daki Tokatlı işadamlarını çatısı altında toplayan Tokatlı Sanayici Yönetici ve İşadamları Derneği’nin (TOSİAD) iftar yemeğindeyiz. Masada dernek Başkanı Abdurrahman Başkan, ÇEKÜL Başkanı Prof. Metin Sözen, AKP Tokat Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Şükrü Ayalan ile Özdilek Grubu’nun Tokatlı patronu Hüseyin Özdilek var.

Havlu-bornoz üretimiyle devleşip, alışveriş merkezleriyle öne çıkan Özdilek, şimdi çarşaf-nevresim üretimine de girdi. Özdilek’e soruldu: "Neden Türkiye’nin nevresim takımı diye reklam yapıyorsunuz?"

Soru, Özdilek’i 24 yıl önceye götürdü. Özdilek, bornozlarını Paris’teki Galleri Lafayette’ye sokabilmek için kapısını çok aşındırmış. Galleri Lafayette’nin satın alma görevlisi, kaliteyi beğenmesine rağmen bornozun Türk Malı olduğuna inanmamış, bu etiketle vitrine koyamayacaklarını aktarmış.

Hüseyin Özdilek, pes etmemiş Fransa’da işportaya mal veren önemli bir alıcıyla bağlantı kurmuş ve bornozlarını onlar üzerinden Galleri Lafayette’in önünde binlerce sattırmış.

Bugün Almanya’nın bornoz-havlu ithalatının yüzde 30’u Özdilek Grubu’ndan hem de "Made in Turkey" etiketiyle gerçekleşiyormuş.

Özdilek, "Şimdi artık ’Türkiye’nin nevresi takımı’ demek bir ayrıcalık" diyor.

NOT: Dünkü yazımda İnönü Üniversitesi’nde Hande Dalkılıç-İkinci Ordu Bandosu konserinde Beethoven’in Üçüncü Senfonisi’nin bir bölümünün seslendirildiğini yansıtmıştım. Tümü olacaktı.
Yazarın Tüm Yazıları