Bu kaçıncı haykırış!

BU kaçıncı yazı...

Haberin Devamı

Bu kaçıncı haykırış...
Bu ülkede “kadın düşmanlığı” ideoloji haline geldi.
Ya vuruyorlar, ya tecavüz ediyorlar, ya taciz ediyorlar ya dövüyorlar, ya çocuk yaşta gelin diye satıyorlar, ya tahrik vardı diye indirim alıyorlar, ya rızası vardı diye serbest kalıyorlar...
Koruma istiyorsun koruma vermiyorlar, önlem alınsın diyorsun, almıyorlar.

KADINLAR HEDEF

Bu ülkede kadınlar bu veya şu şekilde “hedef”.
Öldürülmeye devam ediliyor.
Kimsenin de kılını
kıpırdattığı yok.
Ne yazmanın bir faydası oluyor.
Ne istatistik yayınlamanın...
Önü arkası kesilmiyor...
Bitmiyor...
Daha geçen hafta Mübarek’in haberini okuduk.
Yeni doğum yapan Mübarek’i, kocası üçlü prizin kablosuyla şakaklarına elektrik vererek öldürdü.
5 günlük bebeğini devlet, “Biz bakarız” diye aldı, 5 yaşındaki çocuklarını ise babanın ailesi kaçırdı.
Daha bu haberin vahşetinden kurtulamamışken, Yadigar’ın
haberi geldi.
O da 13 yaşındaki oğluyla cezaevindeki kocasını ziyarete giderken, bir erkeğin saldırısına uğradı. 13 yaşındaki oğlu, “Kurban olayım abi, annemi kurtarın” diye ağladı, ama Yadigar oracıkta öldü.
Katil Hüseyin Tarman “Bizimki büyük aşktı!” dedi.
Annesi gözü önünde öldürülen o 13 aşındaki çocuğun hali ne olacak?
O öbür 5 günlüğün ne olacak?
5 yaşındakinin ne olacak?

İNANMIYORUZ

İnsan tüm bunlar yaşanırken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’nın çıkıp, “tak tak tak” konuşmasını, bütün kadınların yüreğini soğutmasını bekliyor.
Ama nafile!
Tık yok.
Hep yumuşak laflar, yatıştırıcı, sakinleştirici cümleler.
İnanmıyoruz!
Hiçbir söylediğinize inanmıyoruz!
Artık müdahale edilmesini, bu konularda bir şeyler yapılmasını ve ciddi önlemler alınmasını istiyoruz.

Haberin Devamı

Bugün 10. gün

KONUMUZ sigara.
Bu kaçıncı haykırışTam 7 yıl içmedim.
Dubai’den İstanbul’a taşınıp, “sakin kasaba”dan, cehennemin içine, gerginliğin, gerilimin göbeğine gelince yeniden başladım.
Önce ufak ufak. Sonunda baktım, tekrar “içici” olmuşum.
Kendime de şöyle bir kılıf buldum, her konuda elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum, iyi anne olmaya uğraşıyorum, iyi gazeteci, iyi eş... E sigara da benim “günah”ım olsun dedim...

YA BECEREMEZSEM

Kendime izin verdim.
Ama sonra salakça geldi, bir şeye bu kadar bağımlı olmak...
Aslında sigara, üçüncü dünya ülkesi görüntüsü veriyor.
Geri bir şey.
Bir zaaf, bir zayıflık göstergesi. Ve tabii, kızıma kötü örnek.
O kadar, “Bırak, bırak” dedi ki...
10 gün oldu bıraktım.
Ama korkuyorum da... “Ya beceremezsem?” diye.
Çünkü ben, arası olmayan bir insanım, ya hep ya hiç.
40 sene boyunca günde 4 tane içebilenler var, onlara hayranım mesela... Şahane... Ben de nerede?
Benim şu anda bir tane yakmam demek, “hoooop” başa dönmem demek.
Ömür boyu uzak durmam gerekecek.
Bu aralar, zor günler yaşıyorum anlayacağınız.
Her gün Instagram’a acı çeken bir fotoğrafımı koyuyorum, bugün 9. gün, bugün 10. gün...
Umarım bir gün, “678 gündür içmiyorum” diyebilirim.
Alya da, “Seninle çok gurur duyuyorum” dediği için, artık geri dönüşü yok.
Beceriksiz, zaafına yenik düşen anne de olmak istemiyorum.

KIVRANIYORUM

Belki 21 günü atlatırsam düzelir biraz durumum.
Ha bir de manyak gibi yürümeye, koşmaya başladım.
Çünkü kilo almak da başka bir depresyon konusu...
İçdünyam da durumlar böyle...
Hadi, beni yalnız bırakmayın, siz de benimle birlikte bırakın, hep birlikte daha güçlü oluruz, birbirimize dayanır, tuhaf hikâyelerimizi birbirimize anlatırız...

Haberin Devamı

Hangisi daha güven verici: 537 mi? 532 mi?

BİRİ 25 yaşında, diğeri 50.
Sohbet ediyorlar.
Ben de yanlarındaydım.
50 yaşındaki 25 yaşındakine, “Tebrik ederim. Çok başarılısın. Bu genç yaşında şirketini de kurdun. Her şey çok güzel ama lütfen şu cep numaranı değiştir artık!” diyor.
“Niyeymiş o?”
“Çünkü numaran güven vermiyor. Ne o öyle 537... Zaten 535- 537 ve 539’la başlayan numaraların hiçbiri güven telkin etmiyor insana.”
“Yok ya, öyle mi düşünüyorsun!”
“Evet öyle düşünüyorum. Ama bu benim algım. Başkaları farklı düşünüyor olabilir. Adam, ‘Şirketim var’ diyor, numarasına bakıyorum, 537 ya da 539 gördüm mü, o şirket bana bugün var, yarın yok gibi geliyor. Her şey algı yönetimi! Ben senin yerinde olsam, ne yapar eder bir 532’li numara alırım. Daha güven verici, daha oturmuş, daha kalıcı...”
“Peki o zaman ben de sana benim algımı söylüyorum. Ben de 532’li bir numara görünce “Eyvah!” diyorum, “Kesin yaşlı biri!” Senin oturmuş ve kalıcı dediğin şey, bizim yaşımızdakilerin lügatinde yaşlı ve sıkıcı! Bütün ileri yaştakiler 532 kullanıyor. Bana bir 532’li iş için telefon ederse, topuklarmışım gibi geliyor!”
Araya giriyorum, “Çok komiksiniz ya! Numaralara ne anlamlar yüklemişsiniz. Ama çok tuhaf, ben de hotmail’den bir mail gelince kuşkuyla bakıyorum. Gmail öyle değil bak, bana güven verici geliyor.”

ALGI GERÇEĞİ DÖVER!

Bize ne güven verici geliyor ne gelmiyor uzuuun bir liste yaptık, oysa “gerçek”le alakası yok.
Sadece “algı”...
“Algı”,
ne acayip bir şey farkında mısınız?
Bu yazıyı Tolga Çevik’in röportajda söylediği şeyle noktalıyorum.
“Seni sevmeleri 10 yıl alıyor! Uğraşıyorsun, didiniyorsun, başarıyorsun... Ve fakat... Bir hata yapıyorsun, algıları değişiveriyor... 10 yılda sevdikleri adamı, 10 saniyede de siliveriyorlar!”

Yazarın Tüm Yazıları