Berlin haline şükretsin ki Gökçek gibi bir başkanı yok

Seçim sürecini izlemek üzere Almanya Federal Cumhuriyeti’nin davetlisi olarak dört meslektaşımla birlikte Berlin’e gittim.

Başta Türk kökenliler olmak üzere değişik partilere mensup birçok önemli politikacı, bürokrat, gazeteci ve seçim yetkilileriyle görüşme trafiği gerçekleştirdik. Zira seçim sonuçları Türkiye- Almanya ilişkileri ve AB sürecimiz açısından bir hayli önemliydi. Yazımın satır aralarında bu görüşme maratonundan ilginç notlar aktaracağım. Ancak seçimler kadar başka bir konuyla da ilgilendim ve Almanların başkenti Berlin ile Ankara’yı çağdaşlık ve belediyecilik açısından karşılaştırdım. Bu kıyaslamada Berlin ayağı çok önemliydi. Çünkü Berlin, 250 Bin Türk nüfusuyla Türkiye’nin 82’inci vilayeti olmaya aday.

Alman Federal İstatistik Dairesi’nin saptamalarına göre ülkede 2 milyon 700 bin Türk yaşıyor. Bu sayının 780 bini Türk Kökenli Alman vatandaşı ve oy hakkına sahip. Anne ya da babalarından biri Türk olan Alman vatandaşının sayısı ise 260 bini buluyor. Dolayısıyla da oy kullanacak bir milyon’u geçen Türk kökenli Alman vatandaşının olduğu hesaplanıyor.

Hal böyle olunca da ilk durağımız Türklerin yoğun olarak yaşadığı Kreuzberg bölgesi oluyor. Çevredeki mağazalara, yolda gezinen insanlara bakıyorum ve bir anda kendimi Türkiye’de gibi hissediyorum. Sanki Ankara’nın ana caddelerinden birinde dolaşır gibiyim? İşte O anda da Ankara’da olmadığımı hatırlatan görüntülere tanık oluyorum. Üzerinde güler yüzlü insanların yürüdüğü ve bisikletiyle tur attığı kaldırımlar, trafik işaretlerine ve yol çizgilerine riayet eden sürücüler bir anda farklı bir mekanda olduğumu hissettiriyor. Düşünüyorum, onlar da Türk, Ankara’da yaşayanlar da. O halde Ankara’daki bu düzensizlik ve saygısızlık niye? O günü takip eden 5 gün boyunca Berlin’i karış karış geziyorum ve bu sorunun yanıtını buluyorum.

EĞİTİM DÜZEYİ BAHANE ESAS SORUN BAŞKA!

Aslında toplumsal yaşamdaki eğitimsizliğimiz önemli bir etken ama esas sebep Ankara’yı bu hale getiren zihniyette. Berlin’in ana bulvar ve caddelerini, sokaklarını, meydanlarını çağdaş yaşama göre düzenleyenlerin aksine, Ankara her geçen gün bu çağdaş dizaynın dışına çıkıyor. İlk söz olarak iki ülke arasındaki eğitim düzeyini söyleceksiniz. Ancak, çoğunluğu beden işçisi olan Berlin Türkleri, eğitim düzeyi en yüksek kentte yaşayan Ankaralılardan daha iyi eğitimli değil. Aradaki farksa, yöneticilerden kaynaklanıyor. Sen alt yapısını oluştur ki, insanları ondan sonra sosyal kurallara uydurmak için zorla. İşte, bütün mesele burada yatıyor. Sen, Ankara’yı yöneten belediye olarak işini tam yapmazsan, yanlış kararlar verirsen, bu insanları doğru davranışa yönlendiremezsin.

BU ALMANLAR ALTÜST GEÇİT YAPMASINI BİLMİYOR MU?

Tüm Berlin de yayaların geçiş üstünlüğü ön planda tutularak yaya kaldırımları ve geçitleri düzayak yapılmış. Şehrin bulvarları gezinti alanları ve parklarla donatılmış. Trafikte öncelik yayalara verilirken, gerek araçlar, gerekse yayalar için altüst geçitlerden uzak durulmuş. İnanın koskoca şehirde bir tek geçide rast geldim. O da Olimpiyat köyüne gidiş yolunda numunelik olarak duruyor. Gelelim Ankara’ya? Sadece Kızılay’da 20’ye yakın üst geçidin olması, kaldırım yüksekliklerinin insana duvara tırmanıyormuş hissi vermesi Gökçek’in yayalara gösterdiği ilgiyi apaçık gözler önüne seriyor. Üstüne üstlük kaldırım ve bulvarlar taşıt trafiği yüzünden sürekli daraltılıyor ve parça parça yok ediliyor. İnsanlar yaya kaldırımlarında büfe, taksi durağı, reklam panosu ve park halindeki araçlardan arta kalan kısımlarda yürümeye çalışılıyor. Bisiklet mi? Güldürmeyin canım, gidecek özel yol bulamadıkları için anayola inecekler, o zaman da yarısı Hakkın rahmetine kavuşacak.

TOPLU TAŞIMA UZAK DURDU ŞEHİR YAŞAMINI KALBİNDEN VURDU

Şimdi diyeceksiniz ki, tüm çağdaş kentlerde olduğu gibi Berlin’de de vızır vızır çalışan metro, tramvay gibi toplu taşım araçları var. Tabii ki adamlar ulaşım sorunu bu şekilde halledince şehrin üstünü insani boyutta tasarlayabiliyor. Doğrudur, toplu taşım araçları yönünden Ankara Berlin’in çok gerilerinde. Peki, hiç merak ettiniz mi bunun sebebini. Cevabı çok basit? Sayın Gökçek’in yaklaşık 15 yıldır süren kavşak, alt üst geçit ve otoban sevdası yüzünden.

Elbette ondan önceki yöneticilerin de vizyonsuzluğu var, ama Mehmet Altınsoy ile Murat Karayalçın’ın bu ihmali bertaraf etme çabasını yine Gökçek, sonlandırıyordu. Aslında Ankara, Türkiye’nin gelişmiş ilk metrosuna ve raylı sistemine sahip, ama ilk olma dışında başka bir özelliği yok. Bir çok ana arterinde metro çalışması var ama çukurlar, tüneller kazıldığıyla öylece kalmış durumda.

Basit bir hesap yaparak, düşünüyorum; Ankara cadde ve sokakları Berlin gibi dizayn edilse, o altüst geçitler ile yol genişletme çabalarına harcanan para metroya, hafif raylı sistemlere harcansa kötü mü olurdu? İnanın Berlin belediyesi, toplu taşımacılık sorununu hallettikten sonra bu çağdaş görüntü için Ankara’dan çok daha az para harcamıştır. O halde suç kimdeymiş, kararı siz verin? Sonuçta Almanlar, mucize başarmış değil. Sadece herkes görevini yerine getiriyor ve beraber yaşamanın kurallarını işletiyor, hepsi o kadar.

Büyük koalisyon ve alternatİfİ

Köşemi okuduğunuz bu gün, yani 27 Eylül 2009 tarihinde 82 milyon nüfuslu Federal Almanya’da seçim var. Tam tamına 61 milyon Alman sandık başına gidip, hem federal, hem de eyalet parlamentolarının milletvekillerini seçecekler; ya Merkel’in başı çektiği mevcut koalisyon 4 yıl daha iktidarda kalacak ya da yeni bir koalisyon görev başına gelecek. Alman geleneklerine ve seçim sistemine bakınca ufukta tek başına iktidar olabilecek bir parti görünmüyor.

Almanya son dört yıldır, Türkiye’nin AB’ye üye olmasına karşı duran ve “imtiyazlı ortaklık” teklif eden Başbakan Angela Merkel’in CDU’su ile “Türkiye kabul edilsin“ diyen büyük koalisyonun Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in SPD’si tarafından yönetiliyor. Yeşiller ve SPD’den koparak Sol Parti şemsiyesinde birleşen muhalifler adaylığımızı desteklerken, Hür Demokrat Parti yani Liberaller ise Merkel’in CDU’suyla aynı görüşe sahip muhalefet partileri olarak seçim yarışına katılıyorlar.

Renksiz seçimde Türklerin durumu

Bu seçim maratonunda 780 bin Türk kökenli Alman vatandaşı ise 2 bin sandalyeli Federal Meclis’e Yeşiller, SPD ve Sol Parti’den aday olan 5 Türk kökenli milletvekilini sokma gayreti içinde. Eyalet seçimlerinde ise 31 Türk kökenli aday var. Ancak,aralarından dördü Federal Meclis’e girecek gibi görünüyor. Biri iktidardayken diğerinin iktidarda olana karşı muhalefet görevini üstlenmesi ile yürüyen alışılmış düzen, bu iki partinin yine “büyük koalisyon” oluşturmasıyla süreceğe benziyor. Bizim için kötü senaryo ise Merkel’in başını çektiği Hıristiyan Demokratlar ile Liberaller’in yeterli sayıya ulaşıp, koalisyon kurması.

Merkel’in önderliğindeki CDU ile Steinmeier’in SDP’si ülkelerini küresel ekonomik krizin etkilerinden başarıyla koruduğu için muhalefetin bu konudaki kozlarını bertaraf etmiş görünüyor. Bu da seçimlerin renksiz ve düşük profilli geçmesini beraberinde getiriyor. Hatta tüm ülkenin merakla beklediği iki büyük parti liderinin televizyon programında bu düşük profil gözlemini destekliyor.

İKİLİ TV KANALINDA GÖRÜŞTÜ

Düello düete dönüştü

Ekran başındaki Almanlar ise iktidarın iki ortağı Merkel ile Steinmeier arasında “Düello” beklerken, “Düet” yapmalarına tanık oluyor. Ekonomideki başarı sonucunda da muhalefetin elinde sadece eğitim ve çevre sorunlarına yönelik kozlar kalıyor. Bu da Alman seçmeninin ilgisini çekmiyor.

Almanya seçimlerinde bizim açımızdan en dikkat çekici olanı ise Türkiye kozunun hiçbir parti tarafından kullanılmaması. İktidarıyla, muhalefetiyle tüm partiler Türkiye’nin AB üyeliği, ülkedeki Türklerin sorunları üzerine neredeyse hiç görüş belirtmiyor. Bu durum da 780 binlik Türk kökenli Alman seçmenin ağırlığı olarak görülüyor. 2005 seçimlerini Merkel’in yüzde bir oy farkla kazandığı düşünülecek olursa neden kimsenin Türk kökenli seçmeni karşısına almak istemediği ortaya çıkıyor. Tabii, yanına çekmek için sonradan gerçekleştirilemeyecek sözlerin verilmesini de engelliyor. O nedenle de her seçim döneminde koz olarak kullanılan “Türkiye” derin dondurucuya bırakılmış görünüyor.
Yazarın Tüm Yazıları