Ayşe'nin gözlüğü

Ayşe ARMAN
Haberin Devamı

Özel ve genel hayatlar

Ben A.‘yım.

Cinsiyet belirtmek gerekirse, bir kadınım.

B.‘yle sohbet ediyoruz.

B. bir erkek.

Ve biz, C.‘den söz ediyoruz.

Daha doğrusu ben, yani A., B.‘ye C.‘yi anlatıyorum.

B. dinliyor, dinliyor; kimbilir, belki dinlemiyor da, bana öyle geliyor, zaten ne önemi var ki, aslında kimse kimseyi dinlemiyor. Bırakın bir başkasının yüreğine, artık kendi yüreğimize bile laf anlatabildiğimizden şüpheliyim. Hayır şüpheli değil, eminim. Çünkü çok ses var etrafta. O sesler yükseliyooor, yükseliyooor, birbirine karışıyor, bir adet, siz deyin gürültü, A. desin uğultu, işte ona dönüşüyor ve insan kendi iç sesini, bir daha duyamaz oluyor.

Susanna Tamaro filan da halt ediyor.

Sağır bir yüreğin peşinden gidilmiyor.

*

Demek istiyorum ki, ben, yani A., B.‘ye C.‘yi anlatırken aslında kendi yüreğime, kendi sesimi duyurmaya çalışıyorum. Yani darılmasın ama bu durumda B., bahane oluyor. Zaten yüreğim de A.‘dan, yani benden; B.‘lerden C.‘lerden D.‘lerden, E.‘lerden artık çoook sıkılmış bulunuyor.

Yani darılmaya aslında en çok yüreğimin hakkı var.

Onun sesi kısıldı, kulağı da artık duymaz oldu.

Ona sesimi duyuramayınca, başka yüreklerden medet umuyorum.

Vaziyet aynen böyle.

Pek iç açıcı değil.

*

- Demek sen, bu C.‘den etkilendin, diyor B.

- Evet ama adam çok zeki, etkilenilmeyecek gibi değil ki! diyorum.

Bu arada B.‘ye değil, o zaten biliyor, şimdi size de, C.‘nin bir erkek olduğunu söylemiş bulunuyorum. Ama söylemediklerimiz hep satır aralarında kalıyor. Kalmasın: Ben yani A., bu C‘yi zeki bulduğumu, en az onun kadar zeki bulduğum B.‘ye neden söylüyorum? Çünkü ben aslında en çok kendini zeki bulan bir adet sersemim de ondan. Yani B.‘yi de C.‘yi beğendiğimi anlatarak ve 'Öylesineee zekiii birinin A.‘yı, yani beniii, zekiii bulduğunu ima ederek', taşlardan tasarrufa giderek, iki adet kuş vurup, aynı zamanda onu da etkilemeye çalışıyorum. Çok feci, değil mi? Küçük aptal numaralar. Ama tam da bunu yapıyorum. Oysa, insanların kendilerini herkesten zeki bulma hallerinin onları ne kadar gülünç duruma düşürdüğünü biliyorum.

*

Ama Allah‘tan, B.‘nin C. üzerine yapacağı bir sonraki yorum beni kurtarıyor. Çünkü o da içinde dolaşan kıskanç zaaf sineklerinin vızıltısına kapılıyor ve birden zekasına hiç de yakışmayacak şekilde şöyle diyor:

- Bu C.‘ye de zaten bir haller olmuş. Yani ben öyle duydum. Senin gibi yeni tanıştığı her kadını, hem de genç, güzel demeden, nasıl desem etkilemeye çalışıyormuş. Yazık!

B. tabii Türkçe konuşmuyor.

Çünkü dili varmıyor.

Ama A., o ben oluyorum zekiyim ya, hemen anlıyorum, B. de zeki ya, aslında şunu demek istiyor: 'Anlasana be kadın, andropoza girmiş midir nedir, adam sadece sana değil, her önüne gelen kadına asılıyor, yani sen özelsin diye değil.'

Eee nedir bu durumda ne yapılır?

A.‘nın ve bütün kadınların yapacağı: Kalabalık bir kadın grubu hayal edilir, sarışını, esmeri, kızılı, genci, yaşlısı, orta boylusu, kısa boylusu, güleni, ağlayanı, okumuş olanı, olmayanı, Tanrım amma çoklar ve hepsi bir aradalar. Topluca. Farklılar güya ama aynılar. Hepsi en azından kadın! Bu ortak özellikleri onları genelleştiriyor ve bu durumda C. için, ama hayat içinde bütün erkekler için hepsi birden aynı oluyor, durum aniden 'O olmadı mı, üzülme bu olur canım!' haline indirgeniveriyor.

Heves kırıcı.

Sinir bozucu.

*

Ama isabet sağlama ihtimali olduğu kesin.

Yani 'Amiral Battı' durumları.

Çünkü, hadi şimdi A.‘ları, B.‘leri, C‘leri boşverelim, itiraf edelim, hepimiz hayatta en azından birileri için özel olmak istiyoruz. Olmadığımızı hissettiğimizde ya da bu bize dış mihraklar tarafından kasıtlı ya da değil hissettirildiğinde, biz ayvayı yiyoruz.

Ya da yemeden bir kenara koymayı tercih ediyoruz:

'Ben almayayım, siz buyrun!'

*

Ama sizi de şu anda sersem yerine koymaya hakkım yok.

Sanki ben farklıyım.

Asla.

Buna benzer şeyler ben de yapıyorum.

Mesela, çok sevdiğim bir arkadaşıma, onun adı F. nedense hep 'Sevgilim' diye hitap ediyorum. Yani bu durumda A. ediyor. Ve bir gün F. suratı şaşkın bir ifadeye bürünmüş halde şöyle diyor: 'Ben sana inanamıyorum, bin yıllık hukukumuzdan dolayı bana ‘Sevgilim‘ dersin diye düşünür, tonla hitap şekli arasında, senin tarafından en azından bu kelimenin sadece bana sarfedildiğini farzeder mutlu olurdum. Ama geçen gün bakkalın çırağından paranın üstünü alırken ‘Tamam sevgilim, bir ara da şu sütleri doldurur musun?‘ dediğini duydum. Vallahi duydum. Ve küçük dilimi yuttum. Sonra dikkat ettim, sen daha bir dolu insana ‘sevgilim‘ diyorsun. Gazetedeki oğlana, sekreter kıza. Salaklık bende, bu sadece bana özel zannediyordum!'

- Ne varki bunda dedim.

Onun cevabını hatırlamıyorum bile.

Çünkü dinlemiyordum.

Söylüyorum size, kimse kimseyi dinlemiyor diye...

Oysa, biliyorum ne var ki değil, aslında o haklı, bunda bir şey var:

Özensizlik.

*

Eski bir sevgilim de, o da olsun G. (bu arada alfabenin tüm harfleri kadar erkek varmış gibi duruyor A.‘nın hayatında öyle değil mi? Merakınızı benim gidermemi istedi, yanıt olarak keşke diyor A. sadece) bir gün, arkadaşım olan bir erkeğe de aynen ona sarıldığım içtenlikte sarıldığımı görünce, içinin nasıl cız ettiğini söylemişti.

Hem de seneler sonra.

Ve eklemişti:

- Tabii ki sadece arkadaşındı. Herhangi bir yamuk yoktu. Ama yine de... İnsan bazı şeylerin ona özel olduğunu düşünmek istiyor.

*

Aynen öyle.

İstemiyoruz işte, zamanında bizim için çok özel olmuş birinin aynı özellikteki şeyleri, şimdi başkasıyla yaşıyor oluğunu bilmeyi, düşünmeyi.

A. bu durumda ne hissediyor bilmiyorum.

Ama açıkçası bu durum beni hasta ediyor.

Çünkü özel olmadığımı, sıradan bir ölümlü olduğumu bilmeme rağmen, öyle olduğumu düşünerek yaşamayı istiyorum.

Başka sorum da sorunum da yok.

Yani...

Yarına kadar.

Yazarın Tüm Yazıları