Avrupa Birliği’ne ihbar: Tercümana zeval olmaz

GEÇEN yılın son haftasında yazılı ve sözlü çevirmenlik, yani "Mütercimlik" ve "Tercümanlık" konusunda meslek birlikleri ve meslekle ilgili kuruluşların bir ortak bildirisi yayınlandı.

Bildiriyi Birleşik Konferans Tercümanları Derneği, ÇEVBİR (Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği), Çeviri Derneği, EDİSAM (Edebiyat ve İlim Eserleri Sahipleri Meslek Birliği), Türkiye PEN, Türkiye Yayıncılar Birliği, Türkiye Yazarlar Sendikası ve YAY-BİR (Yayıncılar Meslek Birliği) imzaladılar.

Ortak şikáyetleri son derece önemli! Öylesine önemli ki bu fanfinfoncular (mütercim ve tercüman dostlarım beni bağışlasınlar) bir saat çalışmaya ara versinler, Türkiye’deki bütün uluslararası görüşmeler durur; ekonomik, politik, yönetimsel bütün çalışmalar tıkanır.

Kitap çevirmenlerinin altı ay çalışmadıklarını ya da bitirdikleri çalışmalarını yayınevlerine teslim etmediklerini düşünelim: Yayıncılık ve kitapçılık sektörü yok olur!

Böyle bir bunalımdan etkilenmeyeceği sanılan internet dünyası da altüst olur!

* * *

Çevirmen kuruluşları soruyor: "Bir çevirmenin, sırf işini yaptığı -yani bir kitap ya da konuşma çevirdiği- için hapse atılmasını doğru bulmak, mantıklı bulmak mümkün mü?" Şikáyet ettiklerine göre, demek ki mümkünmüş. Çünkü:

"Bir yandan ifade özgürlüğünün sınırlarının daha da genişletilmesi öngörülürken, genel olarak düşüncenin suç sayılması yanlışlığı tartışılırken, üç çevirmen ve iki editör, sırf kitap çevirip yayına hazırladıkları için hapis cezası istemiyle yargılanmaktadırlar. Çünkü Basın Yasası, eğer yazarı yurtdışındaysa, kitabın içeriğinden ’eser sahibi’ sıfatıyla çevirmeni sorumlu tutmakta ve cezai sorumluluk yüklemektedir."

Bu durumu protesto için çevirmenlerin mahkemelerde görev almayı kabul etmediklerini düşünelim, bütün yargılama sistemi çöker.

* * *

EDİSAM adına konuşan şair ve romancı Metin Celal, tıpkı TCK 301’de yazarlara yapıldığı gibi bugün çevirmenlere yapılanın manevi baskı olduğunu ileri sürüyor. Metin Celal, yargılamalardan bir ceza çıkmamasının önemli olmadığına, devletin amacının oto-sansür olduğuna dikkat çekiyor. Çevirmenin gözünü yıldırmak, ödünü koparmak!

Doğrudur, TCK’nın 301. maddesi ne ise Basın Yasası’nın 2. maddesi de onun gibi bir şey. Ancak burada bir genel yanlışı eleştireceğim. "Devlet" sözcüğünü rasgele, dikkat etmeden kullanıyoruz. Devlet’in soyut ve kavramsal hali Anayasa’dır. "Hükümet" sözcüğünün yerine yüzde 99 "Devlet" sözcüğünü kullanıyoruz. Ve böylece hükümetin yerine devlet sevimsizleşiyor. Bu yakınlarda bu konuda bir yazı yazacağım.

Çevirmenlerle ilgili yasayı düzeltmek devletin değil AKP hükümetinin işi. Arada AB olmasa, AKP’nin kendi hesapları olmasa, demokrasi ve demokratikleşme AKP’nin umurunda bile olmazdı. Bu nedenle AKP hükümetini Basın Yasası’nın 2. maddesini değiştirmesi için AB’ye şikáyet ve ihbar edelim. Avrupa Birliği’ni de demokratikleşmeyi kendi çıkarlarına araç yaptığı için halkımıza şikáyet ve ihbar edelim.
Yazarın Tüm Yazıları