Anılar….

Gelen e-postalarda benden anılarımı da yazmamı istiyorsunuz çoğu kere. Özellikle babama, amcama dair. Sizler okumayı bu kadar istedikten sonra ben yazarım bol bol, hem de bayıla bayıla… Bende malzeme bol nasıl olsa. Bir de bu aralar o zamanların tüyü yeni bitmiş, şimdinin büyük isimleri olmuş mizah adamlarıyla da sıkça sohbet ettiğimden, unuttuklarım bile bana hatırlatılmakta…

Haberin Devamı

Derginin basıma hazırlandığı cuma günleri, babama hiçbirimiz yaklaşmazdık, gergin olurdu, hem de bir hayli...

Biz evdekilerin hali nispeten kolaydı dergideki arkadaşlara göre... Sadece aramaz, rahatsız etmezdik sabaha dek. Ertesi gün cumartesi olmasına rağmen, evde sessiz takılmayı alışkanlık haline getirmiştik.

Dergide çalışan, dünya tatlısı arkadaşlar gerçek anlamda hapı yutanlardı. Ve de koca erkek ordusunun içindeki tek dişi “Mevhibe Abla”, yani babamın sağ kolu, sekreteri...

Babamın dört karışlık odasından her cuma aynı sesler gelirdi.

“Mevhibeeeee, çok sinirliyim çok, yok bu hafta kesin bu dergi çıkmayacak, bak sinir mideme vurdu. Bana acil soda getir, ha bu arada ara İnci’yi (annem), Tekin Bey üç beş gün gelemeyecekmiş deeeee!..”

Haberin Devamı

“Latiffff, oğlum bu ne ya, al sen bu karikatürü tuvalet kâğıdı yap, rezalettt!”

“Ganiiii, yırtınıp duruyorum sana şöyle çiz, diye bu ne lan; sen benle ayaküstü kafa mı yapıyorsun!”

“Alın Mustafa’yı, Murat’ı oturun, hemen başlayın şu istediğimi çizmeye.”

“Az kaldı tepem atacak kovucam şimdi topunuzu!”

“Yok bittik biz, kesin bu sefer çıkamayacak bu dergi…”

Yine bir cuma günü, dergi hazırlanma safhasındaydı. Babam her zamanki gibi gergin.

“Nerede oğlum bu karikatür, sen git çöp adam çiz!” gibilerinden bağrış çağrışlar devam ederken, bir sinirle babam herkesi odasına çağırdı.

“Aylardır dilimde tüy bitti, anlatamadım size derdimi, karar verdim sizden bi mok olmayacak, hepiniz gidip hesabınızı kesin, Mevhibe dışında hepiniz kovuldunuzzzzzz!..”

Haliyle herkeste bir şok.

Herkes gidip hesabını kesip, pılısını pırtısını toplayıp dergiye veda etti.

Aradan geçen üç dört saat sonrası, babamın odasından yine sesler yükseldi:

“Mevhibe, çabuk çağır hepsini. Nerede bu hergeleler? Bağırıp duruyorum, kimseden ses yok!”

“Eee Tekin Bey, dergide kimse kalmadı ki, kovdunuz ya herkesi..”

“Mevhibe hadi kızım, bir de seninle uğraşmayayım. Ara, bul hepsi geri gelsin…”

Tabii ki herkes geri geldi, o hafta da dergi her zamanki gibi basıldı ve yayımlandı...

Haberin Devamı

Sonraki haftalarda ise yine değişen hiçbir şey olmadı. Aynı odadan, babamdan yine aynı sözler, her cuma olduğu gibi. Kovuldunuz, topluca, hesabınızı kesin ve gidin...

Anılar….

Bizim yazar çizer takımı artık olayın bilincindeydi. Her cuma toplu halde kovulacaklarını bildiklerinden, kendilerine bir mekân bulmuşlardı, gazeteye en yakın yer olan Gülhane Parkı’nı…

Her hafta kendi aralarında bahse bile tutuşmaya başladılar.

Böylelikle Mevhibe Abla’nın da işi kolaylaşmıştı.

Tek yapması gereken Çaycı Hasan’ı çağırıp parka yollamaktı.

“Hasan oğlum gel, bi zahmet şu karşıdaki parka gidip ağabeylerine söyle, Tekin Abim sizi işe geri aldı diye…”

Not: Her hafta kendi aralarında bahse bile tutuşmaya başlamış bizim çizer takımı. Bu olay onlara yedek bir harçlık sağlamaya bile başlamış.

Haberin Devamı

“Bu hafta sizce ne kadar buradayız arkadaşlar?”

“Bence yarım saat.”

“Bence kesin en az bir saat, çok sinirliydi çünkü.”

“Yok en az iki saat. Bak görün, koyun paraları ortaya.”

ALTAN ABİ:

Haftada bir rahmetli Altan Abi (Erbulak) ve babam toplantı yaparlarmış, hangi karikatürü koysak gibilerinden.

Yine bir toplantı sırasında babamın odasındaki Altan Abi’den kahkaha sesleri yükselmiş, her hafta olduğu gibi.

Bu durum herkeste merak uyandırırmış. Sonunda bir gün Murat Kürüz demiş ki: “Yok abi ben artık dayanamayacağım, gidip soracağım Altan Abi’ye, nedir her hafta seni bu kadar güldüren, diye…”

Sormuş da.

Altan Abi cevap vermiş:

“Oğlum tabii ki yok aslında gülecek bir durum, ama ne yapayım, Tekin’i yumuşatmaya çalışıyorum işte, haberin yok mu benim adım Vazelin Altan!”

Haberin Devamı

İSMET ABİ:

İsmet Abi babamın odasından bir hışım çıkar.

Karikatürler beğenildi mi, diye bekleyen bir oda dolusu çizere der ki:

“Hiçbirini beğenmedi, git onlara söyle, dedi ben bunları mötümle çizerim!”

Karikatürist arkadaşlardan birinden hemen cevap geldi İsmet Abi’ye.

“Hehehehe, abi doğru söylemiş Tekin Abi, zaten ondan herkes bizim dergiye mıçıyla gülmüyor mu!”

OTOBÜS:

O günlerde bizim dergileri sık sık kapatılırlar. O çizildi yasak, bu çizildi yine yasak.

Babam der ki: “Arkadaşlar bu hafta da güme gitmeyelim, arka kapağı ben çizeceğim.”

Çizer ve arkadaşlara verir.

Herkesin yüzünde bir şaşkınlık oluşur.

Tekin Aral’ın yaptığı kapaktaki espri, otobüs ve içindeki biletçiye dairdir.

Haberin Devamı

O günlerde otobüslerde biletçiler yoktur artık, yirmi sene önce bitmiştir bilet kesme.

Çizer takımı birbirini dürter, olmaz ki, bu kapak iş yapmaz, birinin kalkıp bu gerçeği patrona anlatması lazım.

Yine Murat feda eder kendini:

“Abi, kusura bakma ama biletçi falan kalmadı artık, sen herhalde en son yirmi sene önce falan bindin otobüse...”

“Ne yirmi senesi oğlum, ben hayatımda hiç otobüse binmedim ki…”

Not: Sizlerden iyi ki bu kadar e-posta geldi, ben de yazdım ve yazarken o günlere döndüm bir süreliğine... Bu vesileyle vefat etmiş olan bütün üstatları da anmış olalım. O günlerin çiçeği burnunda, şimdilerin ise ustaları olan karikatürist arkadaşların değerini de lütfen onlar gitmeden bilelim. Gidildikten sonra dikilen heykeller, sokaklara verilen adlar falan bir işe yaramıyor çünkü…

Anılar….

Yazarın Tüm Yazıları