Çanakkale geçilmez ve bazı borçlar ödenmez

2dk okuma

Sevgili Güzin Abla, size farklı bir mektup gönderiyorum, bu sizi şaşırtmasın. 18 Mart 1915 tarihinde şanlı ordumuz Çanakkale’de itilaf devletlerini bozguna uğratmıştı.

Haberin Devamı

Bu yıl da Çanakkale Zaferi’nin 107’inci yılını kutlamış olduk. Genellikle gençlerimiz bu zaferin nasıl fedakarlıkla, nasıl bir manevi güçle gerçekleştiğini bilmezler.

Atatürk, içlerinde yaşları 15’i geçmeyen pek çok çocuğumuzun da bulunduğu askerlere “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” sözünün ardından, vatan uğruna ölüme yürüyen bu kahraman askerlerimiz gerçekten geri dönmeyeceklerini çok iyi biliyorlardı. Size internette de çıkan, gözlerimizi yaşartan hikayeyi gönderiyorum.

Bizim yaştakiler aslında bu öyküyü büyüklerinden işitmişlerdir.

Ancak Z kuşağı diye adlandırılan, çok akıllı, çok zeki, bilgisayarda, cep telefonunda harikalar yaratan, ancak hiçbir zorluğa katlanamayan, en basit bir sorun karşısında ölmekten, evi terk etmekten, kaçmaktan söz eden, çoğu da sizin okurunuz olan bugünün gençliği, eminim bilmiyordur.

Bu öyküyü bilmek bir yana, o 15’lik çocukların kahramanlıklarını, vatan için ve komutanları için canlarını vermeye nasıl hazır olduklarını ve gerçekten de bir ekmek, bir kase üzüm hoşafıyla yarı aç yarı tok, sadece cesaretleriyle düşmana karşı nasıl göğüslerini siper ettiklerini hayal bile edemiyorlardır.

Haberin Devamı

Güzin Abla, bu öyküyü köşenizde yayınlamanızı rica ediyorum. Onlar sizin köşenizi yakından izliyor...

Bu öyküyü okuyup biraz olsun geçmişimiz hakkında, bu çocuk yaştaki askerlerimizin yaşadıkları hakkında fikirleri olsun, belki artık yakındıkları o ailelerinin de, hayatlarının da değerini bilirler diye düşündüm.
Rumuz: Cemil S. (Orta yaşlı okurlarınızdan biri)


KINALI ALİ’NİN ÖYKÜSÜ 

Adın ne senin evladım?

Ali...

Nerelisin?

Tokat Zile'denim.

Evladım bu kafanın hali ne?

Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım.

Neden?

Bilmiyorum komutanım.

O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali’nin okuma yazması da yoktur, arkadaşlarından yardım ister.

Ali söyler arkadaşları yazar:

“Sevgili anne babacığım, ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim.”

Haberin Devamı

Yazının sonuna not düşer, “Anacığım kafama kına yaktın, burada komutanlarım ve arkadaşlarım benimle hep dalga geçtiler. Sakın kardeşim Ahmet’e de yakma.”

Aradan zaman geçer. İngilizler tüm güçleriyle Gelibolu’ya yüklenir. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşerler. Kınalı Ali’nin komutanı da olayı görüp yerinde duramaz.

Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına oraya gitmek istediklerini söyler.

Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir. Kınali Ali’nin bölüğünden herkes şehit olmuştur. Aradan zaman geçer. Kınalı Ali’nin ailesine yazdığı mektubun yanıtı gelir.

Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler.

Babası anlatır Ali’nin:

Haberin Devamı

“Oğlum Ali nasılsın? Gözlerinden öperim, selam ederim.”

Annesi de şöyle yazmıştır: “Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler, kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle seninle dalga geçmesinler. Bizde üç şeye kına yakarlar:

1- Gelinlik kıza; gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye...

Haberin Devamı

2- Kurbanlık koça; Allah’a kurban olsun diye...

3- Askere giden yiğitlerimize; vatana kurban olsunlar diye...

Gözlerinden öper selam ederim. Allah’a emanet olun...”

Ali’nin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar...