• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • Yazının devamı...

    Çanakkale geçilmez ve bazı borçlar ödenmez

    Bu yıl da Çanakkale Zaferi’nin 107’inci yılını kutlamış olduk. Genellikle gençlerimiz bu zaferin nasıl fedakarlıkla, nasıl bir manevi güçle gerçekleştiğini bilmezler.

    Atatürk, içlerinde yaşları 15’i geçmeyen pek çok çocuğumuzun da bulunduğu askerlere “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” sözünün ardından, vatan uğruna ölüme yürüyen bu kahraman askerlerimiz gerçekten geri dönmeyeceklerini çok iyi biliyorlardı. Size internette de çıkan, gözlerimizi yaşartan hikayeyi gönderiyorum.

    Bizim yaştakiler aslında bu öyküyü büyüklerinden işitmişlerdir.

    Ancak Z kuşağı diye adlandırılan, çok akıllı, çok zeki, bilgisayarda, cep telefonunda harikalar yaratan, ancak hiçbir zorluğa katlanamayan, en basit bir sorun karşısında ölmekten, evi terk etmekten, kaçmaktan söz eden, çoğu da sizin okurunuz olan bugünün gençliği, eminim bilmiyordur.

    Bu öyküyü bilmek bir yana, o 15’lik çocukların kahramanlıklarını, vatan için ve komutanları için canlarını vermeye nasıl hazır olduklarını ve gerçekten de bir ekmek, bir kase üzüm hoşafıyla yarı aç yarı tok, sadece cesaretleriyle düşmana karşı nasıl göğüslerini siper ettiklerini hayal bile edemiyorlardır.

    Güzin Abla, bu öyküyü köşenizde yayınlamanızı rica ediyorum. Onlar sizin köşenizi yakından izliyor...

    Bu öyküyü okuyup biraz olsun geçmişimiz hakkında, bu çocuk yaştaki askerlerimizin yaşadıkları hakkında fikirleri olsun, belki artık yakındıkları o ailelerinin de, hayatlarının da değerini bilirler diye düşündüm.
    Rumuz: Cemil S. (Orta yaşlı okurlarınızdan biri)


    KINALI ALİ’NİN ÖYKÜSÜ 

    Adın ne senin evladım?

    Ali...

    Nerelisin?

    Tokat Zile'denim.

    Evladım bu kafanın hali ne?

    Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım.

    Neden?

    Bilmiyorum komutanım.

    O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali’nin okuma yazması da yoktur, arkadaşlarından yardım ister.

    Ali söyler arkadaşları yazar:

    “Sevgili anne babacığım, ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim.”

    Yazının sonuna not düşer, “Anacığım kafama kına yaktın, burada komutanlarım ve arkadaşlarım benimle hep dalga geçtiler. Sakın kardeşim Ahmet’e de yakma.”

    Aradan zaman geçer. İngilizler tüm güçleriyle Gelibolu’ya yüklenir. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşerler. Kınalı Ali’nin komutanı da olayı görüp yerinde duramaz.

    Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına oraya gitmek istediklerini söyler.

    Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir. Kınali Ali’nin bölüğünden herkes şehit olmuştur. Aradan zaman geçer. Kınalı Ali’nin ailesine yazdığı mektubun yanıtı gelir.

    Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler.

    Babası anlatır Ali’nin:

    “Oğlum Ali nasılsın? Gözlerinden öperim, selam ederim.”

    Annesi de şöyle yazmıştır: “Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler, kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle seninle dalga geçmesinler. Bizde üç şeye kına yakarlar:

    1- Gelinlik kıza; gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye...

    2- Kurbanlık koça; Allah’a kurban olsun diye...

    3- Askere giden yiğitlerimize; vatana kurban olsunlar diye...

    Gözlerinden öper selam ederim. Allah’a emanet olun...”

    Ali’nin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar...

     

    Yazının devamı...

    Evlendiğimizden beri aynı odada yatmadık

    Abla biz kocamla ayrı yatıyoruz, hem de evlendiğimiz günden beri...
    Sadece bir kere, o da evlendiğimiz ilk gün yanımda yattı.
    Ona “Neden ayrı yatıyorsun?” diye sordum. “Ben o yatakta yatamıyorum, belim ağrıyor” cevabını verdi.
    Sonra belinin iyileştiğini düşünerek yanımda yatmasını istedim, “Eve doğalgaz gelsin, öyle” dedi. Eve doğalgaz geldi, bu sefer başka bir bahane buldu.
    “Yakında geleceğim yanına” diyerek beni oyaladı. Bahanelerle günler geçti.
    En sonunda “Beni sevmiyor musun?” diye sordum. “Sevmesem evlenmezdim” dedi.
    Birçok kez onu tehdit ettim, “Annemlere giderim ayrı yatmaya devam edersen” dedim.
    Fakat sadece “Saçmalama” cevabını verdi. İnan psikolojim çok bozuk. Evleneli aylar oldu, ailem bebek için sıkıştırıyor.
    Ne yapayım ben? Aileme yalan mı söyleyeyim?
    Bilemiyorum...
    ◊ Rumuz: Bebek beklentisi

    YANIT

    Sevgili kızım, keşke biraz daha ayrıntı verebilseydin. Eşinle aranızda yaş farkı mı var? Evlilik öncesi bir arkadaşlığınız olmuş muydu? Yoksa görücü usulü mü evlendiniz? Bütün bunları bilmem çok önemliydi.
    Ama şimdi sadece tahminlerde bulunacağım. Eşinin seninle aynı yatağı paylaşmaması pek sık görülen bir şey değil.
    Ya onun hayatında bir başkası var, senden önce onunla birlikteydi. Ya da seni onunla zorla evlendirdiler ve bu adam zorunlu olarak evliliği götürüyor.
    Bunların dışında bir ihtimal daha var, o da cinsel problemleri olması. İktidarsızlık sorunu olabilir.
    Evleneli aylar geçmiş ama siz normal bir karı-koca ilişkisi yaşayamıyorsunuz.
    Bu yüzden bence eşini karşına alıp açık açık konuşmalısın.
    Ne sorunu varsa sana söylemeli. Yoksa artık bu evliliği sürdüremeyeceğini anlat.
    Eğer hâlâ kaçamak cevaplar veriyorsa artık bu durumu ailene anlatmalısın.
    Sen genç bir kadınsın, böyle yaşamak zorunda değilsin. Herkes gibi normal bir evliliğin olmalı değil mi? Eğer cinsel sorunları varsa tedavi olabilir mesela...

    Yaşımı bahane ederek beni terk etti

    Erkek arkadaşım tarafından aldatıldım. Sonra bana ailesinin yaşımı sorun ettiğini söyledi, mahvoldum.

    Ben 30 yaşındayım, arkadaşlık ettiğim genç ise 22.
    Beni sevdiğine o kadar inandım, o kadar mutluydum ki... “Neden olmasın, pekâlâ sevebilir beni” diye düşündüm.
    1 aya yakın görüştükten sonra “çocukluk arkadaşım” dediği kızla tatile gittiğini öğrendim.
    Üstelik dönüp bana ailesinin yaşımı sorun ettiğini, artık benimle görüşmek istemediğini, o kızla evleneceğini söyledi. Mahvoldum...
    Hayatıma tabii ki devam ediyorum ama bitik ve özgüvensiz durumdayım.
    Ne yapmalıyım?
    ◊ Rumuz: Bitkin durumda

    YANIT

    Sevgili kızım, sanırım bu kısa süre içinde onunla yakınlaşmışsın. Ona her açıdan bağlanmışsın. Ama bu onun için basit bir maceraymış. Sana yaklaşmasının amacı bir süre gönül eğlendirmekmiş. Lütfen bunu kabullen ve üzülme.
    Burada yaşının hiç önemi yok. Bu durum ilk kez senin başına gelmedi. Bu genç adam eminim başka kadınlarla da aynı maceraları yaşamıştır.
    O çocukluk arkadaşım dediği kızla da belli ki yıllardır beraber ve evlenmeyi düşünüyor. Ama karakteri ve kişiliği tam oturmamış, aklı sıra çapkınlık peşinde bir genç adam.
    Seninle uzun süre arkadaşlığını sürdürmediği ve senden para sızdırmadığı için şükretmelisin. Ve bunu bir hayal kırıklığı olarak kabul edip kendini perişan etmemelisin.
    Bu, genç kadınların kendilerine yakın davranan her insana güvenmemeleri gerektiğinin bir örneği. Ve bu tür olaylara o kadar sık rastlanıyor ki...
    Eminim kendini kısa sürede toparlayacaksın güzel kızım.

     

    Yazının devamı...

    Babam sevgilimle evlenmemi istemiyor













    YANIT

    Sevgili kızım, bana sorarsan çok acele etmişsin. “Sevgili olalı 5 ay oldu” diyorsun, tanışalı da 1 yıl olmuş sanırım. Artık bu işi ciddiye almak gerektiğini düşünüyorsun.
    Birini tanımak için bu süre yeterli mi? Hele hele Instagram’dan tanıdığın ve uzakta oturan, sık sık görüşme imkanı bulamadığın biriyse bu.
    Benim bu internet aşkları konusundaki tepkimi biliyorsundur.
    Bu tür arkadaşlıkların ciddiyetine asla inanmam...
    Sen de eskiden böyle düşünüyormuşsun.
    Ama bu genç adam nasılsa senin bu düşüncelerini yıkabilmiş.
    Ona güvenmişsin, inanmışsın. Bir anlamda büyük bir cesaret gösterip, babanın karşısına tek başına çıkması da onun ciddiyetini ve sana verdiği değeri gösteriyor. Ancak yine de dikkatli olmalısın.
    Şimdi ailesiyle geleceklerse, bu görüşme gerçekten çok önemli. Keşke onları daha önceden sen tanısaydın. Ailenden önce onlarla tanışıp, nasıl insanlar olduklarını bir görebilseydin.
    Böylece uyum sağlayıp sağlayamayacaklarını az çok anlayabilirdin.
    Hiç değilse hazırlıklı olurdun. Annenle bu konuda bir anlaşma yapabilirdin, ondan destek alırdın.
    Sanırım şimdi sen de onlarla ilk kez karşılaşacaksın. Ne onların sizin bu beraberliğiniz karşısında nasıl bir tepki duyduklarını biliyorsun, ne de seninkilerin onlara karşı nasıl bir tutum sergileyecekleri hakkında en ufak bir fikrin var.
    Ama artık yapacak bir şey yok, sevgili kızım...
    Sevdiğin gencin ailesinin olumlu bir yaklaşımla geleceklerini, sizinkiler karşısında çok düzgün ve güvenilir bir izlenim bırakacaklarını düşünmeye çalış. Bu babanın da tutumunu değiştirebilir.
    Biliyorsun babalar kızlarını kolay kolay vermek istemezler.

    Yazının devamı...

    Birbirimize tahammülümüz kalmadı














    YANIT

    Sana önce her zaman çiftlere, özellikle de evli çiftlere önerdiğim şu çok önemli nasihati tekrarlayayım sevgili kızım...
    Her insanın kendine ait bir alanı, özgürce yaşayabileceği bir zaman dilimi olmalı.
    Birlikte olmak demek, karşı tarafı sürekli baskı altında tutmak, kafese kapatmak, gözlem altında tutmak demek değildir.
    Evlilikler, beraberlikler işte bu baskı ve kafese kapatılma duygusu yüzünden son buluyor. İnsanların vazgeçemeyecekleri en önemli özellikleri özgürlük arayışıdır.
    Sen ailende yaşadığın travmalar yüzünden ona aşırı bağlanmışsın, ona nefes aldırmıyorsun anlaşılan ve bu yüzden o da şikayetçi bu durumdan.
    Sana işte bunu anlatmaya çalışıyor.
    Sen ise babanın anneni aldatması ve onu terk etmesi nedeniyle, bu yaşadıklarını kendi ilişkine de yakıştırıyorsun.
    Sanki her an terk edilecekmiş korkusu yaşıyorsun.
    Ona bu korkuyu hissettiriyorsun. Ama o bu baskıya dayanamıyor. Senin düzelmeni istemesi işte buna dayanıyor. Ama sen anlamak istemiyorsun, sevgili kızım.
    Evet, seven insan dediğin gibi, sevdiğini olduğu gibi kabul eder. İyi ya da kötü yönleriyle... Ama burada söz konusu olan kendisi. Onu biraz olsun rahat bırakmanı, sürekli yanında olmasını istememeni, onu sürekli sorgulamaktan vazgeçmeni istiyor senden.
    Bırak bir süre senden ayrı kalsın. Görüşmek istemediğinde üsteleme.
    Yoksa gerçekten aranızda öyle ciddi bir anlaşmazlık söz konusu değil gördüğüm kadarıyla.
    Ama onu gerçekten seviyorsan, onunla da çok güzel bir beraberliğiniz olduğunu söylediğine göre, kendini biraz olsun düzeltmeye ne dersin?

    Yazının devamı...

    Ailemin yanında değil yurtta kalmak istiyorum










    YANIT

    Son zamanlarda senin yaşındaki küçük kızlardan çok sık mektup almaya başladım. Ve bu beni çok şaşırtıyor. Çünkü bu küçük kızların sorunu hemen hemen seninki gibi hep ailelerinden yakınmaları...
    Kimi senin gibi boşanmış ailelerin çocukları... Zaman zaman babaya, zaman zaman anneye gidiyorlar. Ve bu ikili yaşam onları tahmin edilenden çok daha fazla yıpratıyor.
    Sen babanın yanında diğer kardeşlerinle birlikte ve babaannenin bakımı altında, amcanla da birlikte yaşıyorsun sanırım. “Ailem” diye söz ettiğin onlar olmalı. Yaşlı bir babaanne senden ev işleri yapmanı beklerken, bir yandan da senin aklını karıştıracak fikirlerle dolduruyor kafacığını...
    Amcan da biraz otoriter biri olmalı ama güzel kızım, ne olursa olsun burası senin evin. Yurtta düşündüğün gibi bir hayat beklemiyor seni. Çok fazla sorunla karşılaşacağını unutma.
    Babaannen, amcan ya da baban ne kadar katı, ters ya da geri kafalı olurlarsa olsunlar, sonuçta sen onların çocuğusun.
    Sana gerçek anlamda bir zarar vermek istemezler, seni bütün dünyaya karşı koruyup kollarlar. Ama yurtta her türlü insanla karşılaşabilirsin. Hiç alışık olmadığın kabalıklarla, öfkeyle mücadele etmek zorunda kalabilirsin.
    Sen şimdi eğitimine önem ver, evdekilere katlanmaya çalış. Her ailede büyük acılar yaşanıyor, seninki bunların yanında çok hafif kalır.
    Bunu düşünüp, kendine acımaktan vazgeç. Orta ve lise eğitimini tamamlayıp, üniversiteyi bir başka şehirde okuyabilirsin mesela.
    İşte o zaman bu ortamdan uzaklaşmış olacaksın...
    Herkes için bir bilgi: 112 çağrı merkezi sadece ambulans ve hastane için değil. Her türlü saldırı, şiddet karşısında koruma istemek için de başvurulan bir numaradır.

    Yazının devamı...

    Evli birini sevmek sevdaya dahil mi












    YANIT

    Sevgili kızım, hangi yanlışından başlayayım... Sana nasıl bir öneride bulunayım, bilemedim doğrusu. Annenin yaptığı hatayı görmüşsün, “asla ben de aynı şeyi yapmayacağım” diye kendi kendine söz vermişsin. Ama sözünü tutamamış, üstelik evli barklı ve sizinle aynı semtte oturan biriyle ilişkiye girmişsin.
    Annen gittiğinde 18 yaşındaymışsın, hayatının baharındaymışsın. Annen sizi terk ederek size çok büyük kötülük yaptığının acaba farkına varabildi mi? Hiç sanmıyorum. Ama senin bu yaptığını annene bağlamak da çok yanlış.
    Bir de nişanlı olduğun bir genç varmış, ona da 3 sene ümit vermişsin. Evlenecekmişsiniz. Ama hayatında bu evli adam varmış. Sanırım “7.5 yıldır evli bir adamla beraberim” dediğine göre başkasıyla nişanlandığında zaten onunla görüşüyormuşsun. Buna rağmen o adamdan da ayrılmamışsın, nişanlınla da beraberliğini sürdürmüşsün.
    “Ten uyumu” diyorsun... Evlilikte ten uyumunun çok önemli olduğunu söylüyorsun. Evet, önemlidir ama her şey demek değildir. İki insan birbirini sever, sayarsa, ruhsal uyum sağlayabilirse, ten uyumu da beraberinde gelecektir.
    Ama dürüst bir birliktelik yerine, başkasına ait bir erkeği yuvasından koparmaya çalışmak hiç kimseye yakışmaz. Sana da yakışmamış kızım. Üstelik bu ilişkinin geleceği olmadığını da çok iyi biliyorsun. Adam sana hiçbir vaatte bulunmamış.
    Bir yandan da yanlışının farkındasın ve gerek okurların gerekse benim seni kınayacağımızı tahmin edebiliyorsun.
    Ancak bunu bildiğin halde yanlıştan dönmeye, bir an evvel bu çarpık ilişkiden vazgeçmeyi, doğruya yönelmeyi düşünmüyorsun.
    Bir de bana “Ne yapmam gerektiğini söyler misiniz” demişsin. Ben senin zaten bildiğin bir şeyi söylesem sana, ne değişecek ki? Beni dinleyecek misin?

    Yazının devamı...

    3 kez evini bastım












    YANIT

    Sevgili kızım, bu adama sanırım hiç güvenmemişsin, onu adım adım izlemişsin, her hareketine dikkat etmişsin ama bütün bu çabaların boşa gitmiş.
    Gördüğüm kadarıyla bu adam seni yine de aldatmış.
    Çok klasik bir söylemle sana “Ben sana kalben ihanet etmedim. Beynen ihanet ettim. Pişmanım, hata yaptım, bir daha asla hata yapmam” tarzında bahaneler ileri sürmüş.
    Sen de farkındasın ki seni kandırmaya çalışıyor. Aslında arkadaşlığınız çok daha yeni olduğu halde, seni bir başkasıyla aldatmaktan kaçınmamış. Sana gelecek vadederken, evlilikten söz ederken, aşk yeminleri ederken, seni bir başkasıyla aldatmış. Şimdi de seni yeniden kazanmaya çalışıyor. Güzel kızım, sen üniversiteye gidiyormuşsun, okulunu bitireceksin, iyi bir meslek sahibi olacaksın. Ailen seni bunun için üniversiteye göndermiştir.
    Sen ise tutmuş, senden yaşça büyük bir adama âşık olduğunu ileri sürüyorsun. Onun için sanki tüm eğitim hayatını tehlikeye atmışsın.
    Eğitimine değil, sadece ona odaklanmış durumdasın. Bu çok büyük bir hata.
    Sana aslında pek fazla değer vermediği anlaşılan şu adam için tüm geleceğini yıkmaya değer mi?
    Bir de tutmuş, “Onu hâlâ çok seviyorum” diyebiliyorsun. Sakın böyle takıntılı bir sevgiye kapılma.
    Henüz beraberliğinizin başındayken bu adamı yüreğinden çıkarmalısın. Zaten ben bu adama bu kadar kısa sürede âşık olabileceğine de inanmıyorum. Sadece yaşadıklarını sevgi sanıyorsun.
    Ondan hemen uzaklaşmaya bak, “seni bırakmam” demesine de aldırma. Sana nasıl baskı yapabilir? Senin ailen, büyüklerin yok mu?
    Gerekirse onlara sığınırsın... Ama sanırım, sen kimseye ihtiyaç duymadan, kendin bu problemi halledebilecek güce sahipsin.

    Yazının devamı...