Merhaba, Güzin Ablacığım ben 25 yaşında bekâr bir genç kızım. Üniversite mezunuyum, iyi bir şirkette iyi bir mevkide çalışıyorum.
Bundan 1 yıl kadar önce işyerimdeki bir genç adam benimle ilgilenmeye başladı. Bana çok yakın davranıyordu, hediyeler alıyor, beni iltifatlara boğuyordu. Ben de pek adetim olmadığı halde, dayanamayıp onunla çıkmaya başladım.
Üzerime çok fazla düşüyordu. Her fırsatta beni öpmeye çalışıyordu, hatta daha da ileri gitmek istediğini anlayınca öpüşmekten öteye gidemeyeceğimi söyledim. Ailemin tutucu olduğunu da anlattım. O da kabul etmişti.
Ama geçen yaz beni evine götürdü. Öpüşürken birden hareketleri değişti, itiraz etmeme aldırmadan bana zorla sahip oldu.
Çok perişanım. Çünkü aileme ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Üstelik daha sonra işyerinde bir arkadaşım bana onun evli ve iki çocuk babası olduğunu söyledi. Bütün dünya başıma yıkıldı. Kendisi de hiç utanıp sıkılmadan ‘doğru’ dedi...
Evliyse neden başkalarıyla çıkıyor, neden benimle ilgilendi... Şimdi de fütursuzca eşinden boşanamayacağını, çocuklarını ortada bırakamayacağını ama istersem benimle de birlikte olmaya devam edebileceğini söyledi. Çocukları için boşanamayacağını söylüyor. Ama benim sorumluluğumu da almak istemiyor.
“Gelmeseydin, kabul etmeseydin, sen de istedin” gibi şeyler söylüyor. Bu sözler beni iyice delirtiyor. Ona karşı çok fazla kin ve öfke duyuyorum. Ona mutlaka bir kötülük yapmak, intikam almak istiyorum.
Sevgili Güzin Abla, son zamanlarda TV dizilerinde bile dikkatimi çeken anne-oğul ilişkilerindeki çarpıklık aynen bizim evde de yaşanıyor.
Ben, eşimin oğlumuza gösterdiği aşırı ilgi ve aşırı hoşgörü konusunu size yazmaya karar verdim. Eminim bana da önereceğiniz birkaç şey vardır.
Eşim tıpkı şu dizilerdeki takıntılı anneler gibi, gözü oğlundan başka bir şey görmüyor, onu küçük yaşından beri övgülere boğuyor, her yaptığını göklere çıkarıyor, her yaptığını eşsizmiş gibi kabul ediyor, hatta yaptığı yanlışları önemsemeyip çok doğalmış gibi kabul ediyor ve kabul ettirmeye çalışıyor.
Bu yüzden oğlum, küçük dağları ben yarattım havasında, kimseleri beğenmeyen, herkese üstten bakan biri olup çıktı.
Şu anda 18 yaşında ama durumu hiç hoşuma gitmiyor. Özellikle de benimle arası hiç iyi değil. Annesinin bu davranışını ben tenkit ettiğim, ona da böyle bir eğitimle hiçbir zaman hayatta başarılı olamayacağını hatırlattığım için benden hiç hoşlanmıyor. Annesi de ona “Sen babana aldırma, o çok çalışıyor, bu yüzden bizi anlayamaz” şeklinde telkinde bulunuyor.
Sonuçta ben evde, oğluna düşmanca davranan, eşini beğenmeyen, hep tenkit eden biri olarak kabul ediliyorum, onlar tarafından istenmiyorum. Bana karşı anne-oğul cephe oluşturdular.
Oysa annesi tarafından bu kadar yanlış eğitilen çocukların ileride ne kadar hatalı hareket ettikleri, yaşamları boyunca ne kendilerini ne de başkalarını mutlu ettikleri kolaylıkla görülüyor.
Merhaba Güzin Abla, köşenizde okuduğum sorunları takip ediyorum da düşünüyorum acaba benim sorunum başkalarına göre daha önemsiz mi kalır size göre. Ama benim için bu sorun çok önemli ve canım yanıyor. Ben talihsiz bir evlilik yaşadım ve sonunda boşanmak zorunda kaldım...
2 yıl önce ise uğruna hayatımı hiç düşünmeden verebileceğim bir kızla tanıştım. Aslında internetten tanıştım…
Genellikle herkes internetten tanıştığı insanlardan, yaşadığı ilişkilerden şikâyetçi ama ben onu internet gibi bir ortamda, milyonlarca kişinin arasından tanıyıp sevmenin benim için bir lütuf olduğunu düşünüyorum. Aşkımla ilişkimiz her geçen gün daha da güçlendi.
Ancak aramızda, dışarıdan bakan insanlara göre, uçurumlar var. Sevdiğim kız, yüksekokul mezunu, meslek sahibi, çok güzel ve kültürlü biri… Ben ise sadece meslek lisesini bitirebildim. Şu anda serbest meslekte çalışıyorum ve hayatımı kazanan biriyim.
Kız arkadaşım bana “benim için ne iş yaptığın değil, dürüst ve çalışkan bir insan olman önemli” diyor. Ben de zaten böyle düşünüyorum. Onun uğruna tüm hayatımı değiştirdim. Ona yakın bir yerde yeni bir iş kurdum. Henüz her şey rayına oturmadı, bu yüzden aramızda tartışmalar başladı. Ve şu an aramız açık… Nedense giderek benden uzaklaştığını görüyorum…
Aramızdaki en büyük problem bunca yıla rağmen ailesinin hâlâ varlığımdan haberdar olmaması… Benden ailesine söz etmiyor sanırım, benim lise mezunu olmam ailesinin tepkisini çekebilir diye düşünüyor.
Bu da beni çok fazla rahatsız ediyor. Bu yüzden hep tartışıyoruz ve en basit bir soruna bile dayanamayıp tepki gösterdiğimi hissediyorum. Bu yüzden onu üzüyorum…
Sevgili Güzin Ablacığım, ben 23 yaşında genç bir kızım. Üniversitede okuyorum. Bundan yaklaşık 1.5 sene önce, okulda tanıştığım kendimden küçük bir erkeğe âşık oldum. 1 sene kadar güzel bir ilişkimiz oldu.
İlk başlarda her şey o kadar güzeldi ki beni çok sevdiğini, bana asla zarar vermeyeceğini, beni herkesten koruyacağını söylüyordu.
Onu bir gün annemle tanıştırmak istediğimi söylemiştim. Çünkü ilk kez gerçekten âşık olmuştum. Ancak o bu fikre hiç sıcak bakmadı, hep kaçtı...
Sonra bana açıkça benimle ilişkiye girmek istediğini söyledi. Ona göre eğer bu isteğini yerine getirmiş olsaydım ona sevgimi göstermiş, fedakârlıkta bulunmuş olacaktım. O öyle düşünüyordu. 2 gün boyunca düşündüm, çünkü ailem biraz tutucudur.
Babam sadece namusu şerefi için yaşayan biridir. Benim evimden telli duvaklı kırmızı kuşağımla çıkmamı istiyor… Aslında onu çok iyi anlıyorum, hak veriyorum da.
O yüzden bir yanlış yapmamak için anneme ve ablama anlattım bu durumu. Onlar tabii ki karşı çıktılar, bana yardım edip beni bu durumdan kurtarmaya çalıştılar.
Onun beni gerçek anlamda sevmediğine ikna etmek için çırpındılar... Ve biz ayrıldık.
Merhaba Güzin Abla, ben 10 yıldır evli bir kadınım. Size daha önce de yazdım fakat bu sefer çok çaresizim.
Nereden başlasam bilemedim, benim bir de çocuğum var fakat kalbim bir süredir başka birisi için atmaya başladı. Ama ben bunu ne eşime ne de karşıdaki o insana hissettirdim. Asla ne karşıdaki insana yanlış bir harekette bulundum ne de eşime.
O kişi apartmanda alt katımızda oturuyor, bildiğim kadarıyla da o genç, ya bekar ya da boşanmış. Ben onu sadece platonik olarak seviyorum. Onun haberi bile yok.
Alt katımızda yaşaması her an onu düşünmeme neden oluyor ve bu beni uykusuz ve yorgun bırakıyor.
Eşime bir süredir ‘bu evden taşınalım’ diyorum. Ama o buradan gitmek istemiyor; ‘bu şartlarda çok zor’ diyor.
Aslında o da haklı, tek maaşla nereye gidiyoruz? O kadar yoruldum ki, beynim yorgun, bedenim yorgun. Düşünmek istemiyorum ama elimde olan bir şey değil, gönlüme söz geçiremiyorum.
Birkaç gün görmesem deli oluyorum. Ama bir anda görünce kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. Eşimi aldatmayı asla düşünmedim ama onunla oturup sohbet etmeyi çok isterdim. O çok donanımlı, pozitif, güler yüzlü biri. Eşimle ise hiçbir zaman böyle bir sohbetimiz olmadı.
Kışa hazırlık için evde yapılan domates sosları, doğru yöntemler uygulanmadığında sağlık açısından tehlike yaratabiliyor. Uzman Gıda Mühendisi Tuğba Bayburtluoğlu, özellikle pastörizasyon işleminin önemine dikkat çekerek, “Domates sosları kavanoza konulup kapağı kapatıldıktan sonra kaynar su içerisinde en az 15 dakika 98-100°C’de kaynatılmalı. Bu işlem pastörizasyonu sağlar ve mikroorganizmaların üremesini engeller” diyor.
Bayburtluoğlu, kavanozların ve kapakların temizliğine de dikkat çekiyor ve “Kapak ve kavanoz mutlaka yıkanıp kurulandıktan sonra dolum yapılmalı. Kavanoz ağzından bir parmak boşluk kalacak şekilde doldurulmalı ve kapak 3 geri 1 ileri yöntemiyle sıkıca kapatıldıktan sonra suyun içinde en az 15 dakika kaynatılmalıdır” diyor.
Evde sıkça yapılan bir hataya da değinen Bayburtluoğlu, kavanozun ters çevrilmemesi gerektiğini belirtiyor: “Kavanoz kapağında plastik bir conta bulunur. Kavanoz ters çevrildiğinde bu plastik sosa karışabilir. Böylece evde sağlıklı bir ürün yapmaya çalışırken farkında olmadan plastik tüketmiş olursunuz.”
Kıvamı daha yoğun olan salçada ise risk çok daha büyük. Ev koşullarında daha dikkatli hazırlanması gerekiyor: “Salçayı tuzsuz ve özel makineler olmadan ev ortamında kıvamını koyulaştırmak ve pastörize etmek çok zordur. Bozulan salça ve konserve ürünler, botulinum toksini üretme riski taşır ve sinir sistemi üzerinde felç etkisinde bulunarak solunumu durdurmaya kadar giden bir tehdit oluşturur. Evde ancak bol tuzlu ve kimyasallı salçalar yapabilirsiniz ama bu kadar tuzu ve kimyasalı tüketmek ister misiniz, onu da sorgulamak gerekir.”
Sadece evde yapılan ürünlerin değil, satın aldığımız konserve ürünlerin de riskli olabileceğini belirten Tuğba Bayburtluoğlu, konserve ve kavanoz ürünlerde kapak kısmının içe doğru çökük olmasına dikkat edilmesini ve dışa doğru bombeli veya çatlak ürünlerin kesinlikle kullanılmaması gerektiğini vurguluyor.
◊ Rumuz: Hande U.
YANIT
Başta yakın çevremdeki dostlarım olmak üzere, bu aylarda hanımlarımızın domates sosu ve salça yapmaya merakı dikkat çekici boyutlarda. Ancak TV ve gazetelerde sık sık karşımıza çıkan zehirlenme haberleri, özellikle de son olarak iki çocuğumuzun kaybına yol açan şu domates soslu makarna olayından sonra, okurlarımın endişesini gidermek için bu konuyu köşeme almak istedim. Bu yazıyı bana gönderen sevgili Hande Hanım’a da teşekkür ederim.
İnsan doğası gereği hiç yaşlanmayacak ya da sonsuz yaşayacakmış duygusuyla yaşamını mutlu kılan bir varlık.
Dünyanın hemen hemen hiçbir nimetinden yararlanamayacak kadar melekelerini yitirmiş biri bile yaşama tutunmak için her türlü çabayı gösteriyor.
Ve 80 yılın bir ara muhasebesinin de yapılması gerekir diye düşünüyorum.
Çok şeye alışmamız gerekiyor. Yaşamımızın ilk evrelerinde büyükbaba ve annelerimizi, orta evrelerinde anne ve babalarımızı, daha sonra da gülüp oynadığımız, aynı değerleri paylaştığımız, kızdığımız, sevdiğimiz, âşık olduğumuz, hep yanımızda olmasını istediğimiz insanların bizi terk ettiğine tanık oluyoruz.
Çalınan her telefona eskisi gibi coşku ile sarılmıyor, bir sevdiğimizle ilgili kötü bir haber almanın endişesini yaşamaya başlıyoruz. Zamanın ve ölümün geriye döndürülemez olduğunu yaşayarak öğreniyoruz.
Zaman zaman gösteremediğimiz sevginin pişmanlığını yaşıyoruz. ‘Keşke’ diyoruz... Ancak yaptığımız iyi şeyler, özellikle bir başkası için yaptığımız iyilik ve fedakârlıkları anımsıyor ve ‘iyi ki’ diyoruz... İkisinin toplamından çıkan sonuç yaşamımızın kalitesini veriyor...
Yaklaşık 7 milyon yıldan bu yana insanın var olduğunu biliyoruz... Hiçbirimiz bugünkü düşünce ve olanaklarımızla geçmişi değerlendirip yargılayamayız.
Benim bir ilişkim vardı. Bu genç beni sürekli aldatıyordu. Uyuşturucu kullandığını da öğrendikten sonra uzak durmak istedim. “Senin bende videoların, fotoğrafların var” diye beni tehdit etti. Ben o zamanlar ne yapacağımı bilmiyordum, sürekli kötü şeyler düşünüyorum.
O dönem beni seven başka bir genç vardı, o an nasıl bir duygu içindeydim bilmiyorum ama kalkıp bütün bu yaşadıklarımı ona anlattım.
Biliyorum anlatmamam gerekiyordu ama kendimi o an çok güvende hissetmiştim, çok dertliydim ne yapacağımı bilmiyordum. Bu genç önceleri bana sahip çıktı. Sonra evlendik...
Ama sonra gerçek kişiliği ortaya çıktı... Tam bir psikopat... Sürekli bana bağıran, bana vuran, beni döven biri oldu.
Yani ben o sırada bana böyle davranacağını bilmiyordum, hiçbir şekilde hakkında hiç bilgi sahibi değildim.
Güzin Abla ben boşanmak istiyorum ama bana çok işkence ediyor. “Senin hayatın mahvederim, o videoları ailene gönderir, yalan yanlış şeyler söylerim, senin adını çıkartırım. Seni boşamayacağım seni mahvedeceğim” deyip duruyor. Ben ne yapacağım?
Dayıma anlatmak istedim yapamadım çok utandım.