28 Şubat’ın değiştirdikleri

BUGÜN 28 Şubat...

Bugün hepimiz, ‘Demokrasi postmodern bir darbeyle kesintiye uğramıştır, demokrasi yara almıştır’ şeklinde özetlenebilecek görüşleri de, ‘28 Şubat demokrasinin önünü açmıştır.

Türkiye’yi şeriat rejimine sürükleyen hükümete şanlı ordumuz müdahale etmiştir’ tarzında nutukları da bol bol dinleyeceğiz.

Eğer 8 yıldır aynı şeyleri duymaktan ve okumaktan sıkılmadıysanız, bugün sizin gününüz, lütfen keyfini çıkarın.

Yok eğer ‘Sıkıldım ben bunlardan, artık duymak istemiyorum’ diyorsanız o halde buyurun işin en eğlenceli ve tabii en ‘hakiki’ tarafına.

Madem kocaman ve ciddi adamlar işin bu boyutuna değinmeye tenezzül buyurmuyorlar, biz kendimizi feda edelim.

***

İşte 32 kısım tekmili birden 28 Şubat’ın değiştirdikleri:

28 Şubat’tan önce ‘sakallı’ olmak ve kişisel geçmişi ta ‘Milli Nizam Partisi’ne dayandırmak iki önemli avantaj unsuruyken, 28 Şubat’tan sonra ise ‘sakal kesmek’ ve mümkünse kendine ‘sol bir geçmiş’ uydurmak avantaja dönüşmüştür.

28 Şubat’tan önce gurbetçi parasıyla ‘vahşi kapitalizm’in ümüğünün sıkılacağına kesin iman varken, 28 Şubat’tan sonra ‘Gurbetçinin parasını soydular, ben öteden beri hep bunu söylerdim’ demek moda olmuştur.

28 Şubat’tan önce dindar vatandaşa ‘Taksim’e cami, karayoluyla hac, türbana selam duran rektör’ rüyaları gördürülürken, 28 Şubat’tan sonra rüyalar değişmiştir. Artık ‘toplumsal barış’ herkesin dilindedir. ‘Hele bir AB’ye girelim sonrası kolay’ yaklaşımı parola olmuştur. Taksim’e cami yerine Beyoğlu’nun imam-hatipli başkanı ‘Sevgililer Günü’ kutlamalarına önayak olmaya başlamıştır.

28 Şubat’tan önce hareket içindeki ‘dindar bireyler’in özel hayatları ‘sıkı bir şekilde kontrol altında’ tutulurken, 28 Şubat’tan sonra ‘açılma saçılma’ ile karışık bir sosyalleşme devri başlamıştır.

28 Şubat’tan önce ‘Sultan Fatih Han’ın İstanbul’u fethettiği gibi bütün Türkiye’nin fethedileceği müjdesi verilirken, 28 Şubat’tan sonra bayrağın dikileceği yerin Brüksel olmasında karar kılınmıştır. Artık 29 Mayıs ‘out’, 17 Aralık ‘in’dir.

28 Şubat’tan önce ünlü hatipler, her türlü kötülüğün sorumlularını ortaya koyarken ‘Mason, Bilderbergçi, Yahudi dostu’ türünden sıfatları haykırırken, 28 Şubat’tan sonra bu sıfatları kullananlardan köşe bucak kaçılmaya başlanmıştır.

28 Şubat’tan önce ‘doğum günü’, ‘evlenme yıldönümü’, ‘Sevgililer Günü’, ‘Anneler Günü’ gibi özel günlerin kutlanması bir tür ‘Frenk mukallitliği’ olarak görülür ve kapılardan içeri girmesine izin verilmezdi. 28 Şubat’tan sonra ise bu tür bidatlere tolerans en üst noktaya çıkmıştır.

28 Şubat’tan önce menkıbeler, efsaneler, şifreler hayatın her alanını kaplamışken, 28 Şubat’tan sonra ‘gerçek’ olanca ağırlığıyla hayata damgasını vurmuştur.

28 Şubat’tan önce revaçta olan sözcük ‘dava’ idi ve herkes ‘ihale’ sözcüğüne acayip yabancıydı. 28 Şubat’tan sonra ise ‘ihale’ sözcüğü popüler hale gelirken, ‘dava’dan söz eden ‘arkaik’ kalmıştır.

28 Şubat’tan önce her şeyin başına İslam getirmek modaydı: İslami tatil, İslami edebiyat, İslami ticaret, İslami moda vs. 28 Şubat’tan sonra ise hem bu moda demodeleşmiş, hem de ‘ortalama kültür’ herkesin kültürü olmuştur.

28 Şubat’tan önce çok bağıran alkışı kaparken, 28 Şubat’tan sonra ağırbaşlı konuşmalar yapanlar öne çıkmıştır.

28 Şubat’tan önce farklı hayat tarzlarına müthiş bir yadırgama duygusu ile bakılırken, 28 Şubat’tan sonra ‘farklı hayat tarzı’na sahip olmak yükselmenin birinci koşulu olmuştur.

***

Şimdi soru şudur: İyi mi oldu? Kötü mü oldu?

Eh artık buna da siz karar verin...
Yazarın Tüm Yazıları