19 Mayıs

Uzun yıllar boyunca 19 Mayıs’ın benim için sadece tek bir anlamı vardı.

Haberin Devamı

Sadece “19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” idi.
Ben, Atatürk ilkelerine saygılı ve bağlı bir Türk kadınıyım.
Bir sürü insan artık bu cümlenin her bir kelimesine ayrı bir anlam yüklüyor, yargılıyor filan.
Çok komik. Çok saçma. Çok sert!
Ben bunu, yani ne olduğumu söylemekten asla çekinmedim. Bir gün bunun bu kadar acayip bir şey olabileceği de hiç aklıma gelmezdi.
Bu benle alakalı bir sorun değil ama.
Sorun edenle alakalı bir sorun.
Fikrimi söylemekten hiç korkmadım.
Keşke herkes ne olduğunu rahatça söylese zaten. Ne gereksiz yükler bunlar üzerimizde.
Atatürk sevgimi, “Devir değişti şekerim...” diye imtina ederek yazmayı aklımın ucundan bile geçirmedim.
Ama kendime baktığımda sevgimi çok yanlış dile getirdiğimi ve sırf bu yanlış dile getirme yüzünden kocaman bir değere haksızlık yaptığımı düşündüğüm zamanlar da oldu.
Bazen bir düşünceyi başka bir düşünceyi hor görmeden anlatmayı bilemiyor insan. Zarar veriyor sevdiğine koruyayım derken.
Çok kolay yapılabilen bir hata bu...
Kendi kafamda, kalbimde, Atatürk’le ilkeleriyle, ülkemin ve de dünyanın geçirdiği her türlü değişim ve gelişmeyle barışık olduğumu düşündüm.
Kimi zaman bazı doğru bildiğim şeyleri çok yanlış yorumladığımı da fark ettim. Sinir oldum kendime.
Bazen de bana yanlış anlatılmış olduklarını gördüm. Anladım. Ayıldım.
Doğruların çarpıtıldığına şahit olduğum gibi, yanlışların da örtbas edilmek istendiğini sezdim. Bu iki şeyi de hiç sevmedim.
İnsan büyüdükçe bildikleri, öğrendikleri giderek daha farklı anlamlar taşır hale geliyor. Sadece benim için öyle değil ki bu, herkes için aynı.
Eskiden çok tuzlu yerdim, şimdi yemiyorum der gibi, basit olsa bir de..
İnsan yazar olunca, her gün insanların haklı haksız yargıladığı bir sahneye çıkıyor ya, bu durumda gerekli gereksiz “ne ve kim olduğuna dair” çok düşünmek ve açıklama yapmak zorunda da kalıyor. Muş.
Ya da bu ancak bizde böyle.
Başka yerleri bilmiyorum ki zaten.

Haberin Devamı

Nitekim, git gide daha fazla değer verdiğim iki kavram var BUGÜN hayatımda.
Birincisi; zamanın ruhu.
İnsan her şeyi “zamanın ruhuna” göre anlamayı denerse, ortada daha az kavga edilecek ve bölünecek şey kalır sanki...
İkinci kavram ise...
Annelik!
19 Mayıs, 12 yıldır, benim için bambaşka bir anlam daha taşıyor.
Bugün benim 12 yıl önce ilk defa anne olduğum gün!
Hayatımdaki ikinci en önemli kavram “annelik” oldu.
Anne olduğum 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’ndan beri ise; insanlığımı ve hayatta bildiğim her şeyi başka türlü sorgulamaya irdelemeye ve yaşamaya başladım.
Mesela;
Anne olmadan önce elimde bir ilaç sivrisineklere umursamazca sıkar, hepsini rahatça öldürebilirdim. Hiç sivrisineklerin de bir hayatları olduğunu düşünmezdim.
Ya da ne bileyim, farelere karşı sonsuz bir nefretim, böceklere karşı tarifsiz bir iğrentim vardı. Spor yapmasam, spor yapılsın diye yırtınmasam da olurdu.
Daha siyah beyaz bir kadındım.
Şimdi aradaki binlerce rengin ve grinin de farkındayım.
Anne olduğum o 19 Mayıs’dan beri tüm “negatifimsi” duygularım yavaş yavaş ve tek tek yok oldu.
Bir şeyler yapılamaz olmaktan çok; yapılabilir, denenebilir, edilebilir, hoşgörülebilir oldu.
İmkansızlıklar olasılıklara dönüştü.
Kazanılan her savaş da böyle benzer duygularla kazanılmış değil mi?
Karşıdakini anlamakla...

Haberin Devamı

Sivrisineklere ilaç sıkamıyorum. Kendime sivrisineklerin kokusunu sevmediği bir yağ var, onu sürüyorum.
Fare olma olasılığı varsa etrafta, kedileri besliyorum.
Böcekler için de uzun bir fırça kullanıyorum. Fırçanın üzerine tırmanınca böcek, bahçeye salma yöntemi uyguluyorum.

Hayatta kazandığım en ağrılı savaşım, kızımı elime sağlıkla aldığım 19 Mayıs günü çektiğim doğum savaşımdı.
Hayata hayat kazandırma savaşımdı...
Kızım bebekti, çocuk oldu, genç kız olma yolunda.
Dubai’ye geldiğimizde sadece 50 günlüktü. Kolay değildi hiçbir şey sanıldığı gibi. Ben çocuklarımla büyüdüm.
Türkiye’yi, Türkleri bizden gördükleriyle bildi, dinledi, gördü, öğrendi.
Elimizden gelen neydiyse o kadarıyla.
Televizyonda izlediklerinden anlamaya çalıştı, çalışıyor.
Yalıkavak’da geçirmeye başladığımız yazlar sayesinde çok daha farklı ve yerinde olur oldu birtakım şeyler kafasında. Ha Yalıkavak tüm Türkiye’yi temsil edip anlatır mı diyeceksiniz belki ama, demeyin.
Aidiyet duygusunun önemini uzaklığını yaşamamış birilerine anlatmak zaten çok zor şu çok uzamaya başlayan yazıda.
Örneğin,
Basit görülen bir Muhteşem Yüzyıl dizisindeki Harem sahnesinden yola çıkarak, kadına bir zamanlar nasıl bakıldığını sorguladı bir gece.
Anlattım.
Osmanlı’yı, o zamanı ve o zamanın ruhunu sordu, anlattım.
Kadın haklarının ne zaman değiştiğini, ne zaman bir kadının seçme hakkının olabildiğini sordu ardından pek tabi. Anlattım. Hiç bıkmam, yorulmam anlatırım.
Hiç anlamadığı kadar iyi anladı geçmişi ve bugünü.
Atatürk’ü anladı.
Harem ve Hürrem sağolsun!
Komik değil, gerçek.
Öte yandan, “Fatmagül’ün Suçu Ne?” izlerken, kadının başına neler gelebileceği ve nasıl mağdur olabileceğini sorguladı kızım...
Adaleti, insanların nasıl da kolay insan satabileceğini, insanın nasıl satın alınabileceğini, kadının/insanın hakları olmasına rağmen nasıl da haksızlığa uğrayabileceğini tartıştık kaç kere hem de!
Zamanın ruhu derken bilmem anlatabiliyor muyum ne demek istediğimi derinden ve ince...
Bir şeyi anlatmanın tek yolu bir tek kalıba mahkum değil işte!
Bir zamanlar kitaplarda höt zöt anlatılan her şey, bugün yaşadığımız güncelin zaten ta içinde, e madem öyle bu dayatmalar kavgalar niye niye niye?

Haberin Devamı

İnsan uzaktan bakınca memleketine çok daha bağlı ve çok daha hassas oluyor belki de...
Dubai’de çocuklarımızın İngiliz okullarında olmaları demek, çocuklar memleketten ve olan bitenden bihaber demek değil bakın. Pek güzel sorguluyorlar her şeyi.
Çok daha fazla bilmek anlamak istiyorlar.
Zamanı geldikçe, soruyorlar.

Okulda din dersleri de var, başı kapalı arkadaşları da. Başı kapalı arkadaşları diyorum, çünkü buradaki (Dubai’deki) çoğu örtünme biçimi bizdeki türbana benzemiyor. (bu kelimeleri her seferinde açmak durumunda kalmak saçmalık! Ey gereksiz pimpirikli okurcum!) Bizim yaşadığımızdan çok daha farklı bir hayat tecrübesi yaşıyorlar çocuklarımız. Ben onların bildiğini bilmiyorum, öyle yaşamadım ki!
Ama...
Anne olduktan sonra anladım ki,
Çocuklara neyi nasıl anlattığımızla, onların hayat görüşleri ve zamanın ruhu arasında çok ince ve önemli bir çizgi var.
Çocuklar hiç kimseye kafası, rengi, kılık kıyafeti, dini inancı, şekli şemali ile bakmıyor.
Ne bileyim, gezmeye giderken şöyle, parka çıkarken böyle, yatarken şöyle giyinilir gibi kalıpları da yok. Biz öğretiyoruz onlara bunları.
Büyükler ve çevre olarak biz dayatıyoruz kural ve kavramları.
Çocuklar saf ve iyiler.
İyi de genç ve büyüklere dönüşecekler...

Haberin Devamı

Beni mutlu eden ve edecek şey şudur:
Zamanın ruhu denen kavramı anlamış,
Hak ve özgürlüklerin kıymetini bilen
Onlara sahip çıkmak gerektiğinin farkında
Memleketinden uzak olsa da nereye ait olduğunu asla unutmayan
Ve ve ve her daim her yaşta ve her koşulda sporcu
İnsanlar yetiştirebilmiş olmak!

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı, benim için her şeyin başlangıcı ve mümkün olabildiğinin kanıtıdır.
Gel de kutlama ve anma!

Yonca
“Sağlam Kafa Sağlam Vücutta”

Deepnot: Şu yazıdan aslında en az 10 yazı çıkardı. Bölemedim...

Yazarın Tüm Yazıları