"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Anne kalbi meselesi

Destina’yla Aslan Cem arasında 4 yaş var.

Destina’yla Aslan Cem arasında 4 yaş var.
Aslan Cem’in doğmasına yakın, Destina bir gün bana şöyle bir şey sordu:
“Anne senin kalbin ne kadar büyüklükte?”
Ben de yumruğumu sıktım, “Herhalde bu kadar bir şeydir” dedim, yumruğumu göstererek.
“Eyvah!”, dedi Destina. “Çok küçükmüş anne! Hem ben hem kardeşim sığmayız bunun içine, sen onu sevince bana hiç yer kalmıycak!”
O cümleyi duyduğum anı hiç unutmuyorum.
Destinacığın gözündeki o endişeyi, çok acayip bir gerçeği keşfetmiş ve hüsrana uğramış o badem gözlerini kocaman açıp; alt dudağının ağlamaya hazır titremeye başlamasını...
Ve bir de kendi halim tabii.
Sevgiyi anlatmak için kullandığımız o kalbi bir çocuğun kutu gibi bir şey algılayıp, boyutundan ötürü küçük değerlendirip endişeye düşeceği hiç aklıma gelmemişti.
Oysa “Küçük Prens”ten bilmeliydim. O çizimi şapka zanneden sadece biz büyüklerdik. Ve o çizim tabii ki boğa yılanı yutmuş bir fildi!
3-5 saniye kadar sürdü şokum, hemen elimi Destina’nın kalbine koydum.
“Bak şimdi sana ne sorucam” dedim, elim kalbinde. “Bak kalbin pıt pıt atıyo. Duyuyo musun?”
- Evet... Duyuyorum anne.
- Senin kalbin benimkinden de küçük. Çünkü sen benden küçüksün, di mi?
- Evet... (Gözleri hâlâ endişeli.)
- Say bakalım bana kimleri seviyorsun?
- Seni, babamı, Sevdamı, balığımı, kuşları, Abir’i (öğretmeni), oyuncaklarımı, Leo’yu (ilk aşkı)...
Saymaya devam etti, 7 sülalemizi saydı.
Sabırla bekledim.
Şöyle bir duraksayınca; “Bak gördün mü, senin kalbin benimkinden küçük ama dünya kadar insanı sevecek kadar yer var. Demek ki, insan sevmek istedikten sonra kalbinde herkese her şeye yer varmış. Benim kalbimde de, sana, kardeşine, babana ve sonsuz sayıda kişiye ve şeye yetecek kadar çok yer var.”
Destina’nın o badem gözleri düşüncelere dalınca çizgi film kahramanı Bambi gibi olur. Yine öyle oldu.
Sonra bana sarıldı. “O zaman kalbin sihirli güçleri olmalı” dedi.
“Var”, dedim. “Çok sihirli güçleri var. Onu dilediğin kadar büyütebilirsin. Çok da mutlu olur büyüyüp içine sevecek çok sayıda bir şeyler gelince. Sen rahat rahat sev. Endişe etme, ben öyle yapıyorum.”

Bu haftam bu hatıramı düşünerek geçti.
Gerçekten kalbim büyüdükçe büyüyor.
Hala oldum ya, kalbimde ikizlere, Mavi ve Demir’e koskocaman, rengarenk, olağanüstü şenlikli ve yumuşacık bir yer açıldı. Hiç endişe olmayan, müthiş güvenli bir yer.
Bir yandan da, daha önce hiç böyle hissetmediğim, belli ki tam da yaşayamadığım annelik duygularımın defteri açıldı.
Öyle çok şeyin içine doğuruyorsun ki çocuklarını, öyle çok gürültünün, stresin içine atıyorsun ki kendini anne olunca! Hele o ilk yıllar...
Çalışman lazım, başarman lazım, lazım oğlu lazımların dünyasındasın, oysa olmamalısın. Annelik başlı başına çok, ama çok büyük bir şey.
İkizler doğduklarından beri kadınlığımı, anneliğimi sil baştan irdeliyorum.
Nasıl iş kardeşim anlamadım; bedenim ve ben anne olmayı istedik ve ben de isteyerek oldum.
Dünyaya bu yetmedi!
Benim o bu şu DA olmamı istedi. Ben de itiraz edemedim o zaman.
Beynim ruhum kalbim sanki kitlenmişti. Kalbimin sesini duymamak için beynimin avaz avaz bağırması gerekiyordu.
Çünkü DOĞRU olan oydu.
Hay doğru denen göreceli şeyin içine!
Beni de sıkıştırdı o düzen denen dünya ve ezdi babam ezdi.
Kadınlık ve/ya annelik sürekli birtakım politikaların, tarafların, görüşlerin içine çekiliyor. En kutsal şey eğer bu kadar çok yana yöne çekiliyorsa gerisi teferruat-mış.
Sadece anne olayım desen yetmiyor. Ya din sömürüyor bu dileğini seni eve kapamak için, ya da iş dünyası düzeni hırpalıyor seni.
Sadece iş kadını olayım, anne olmayacağım desen; aile ve toplum baskısı eziyor seni. Nasıl yani, evlilik ve annelik olmadan kadın mı olunur diye diye yiyor seni.
Ve heyhat! Herkes hak hukuk özgürlük adalet demokrasi filan diyor; ama kadın ne olsa hakkı hukuku özgürlüğü adaleti demokrasisi olmuyor.
Destina 16, Aslan Cem 12 yaşında.
İkizlerse henüz 20 günlük ve ben daha şimdi anlıyorum ki, ben anne olmayı çok sevmişim! Bir şeyler çok içimde kalmış.
Doyamamışım sevmelere. Araflarda, dar zamanlarda yaşamışım anneliğimi, sırf dünyanın arsız ve hadsizce benden beklentilerini ve istediklerini karşılamak, o standarda uygun olmak için.
Ve iyi ki kalbim çok büyümüş büyümüş büyümüş taşmış bedenimden de kendim için, sevdiğim her şeyi dibine, tavanına kadar yaşamak için kalbimin sesini çok geç olmadan dinlemişim.
Şimdi, tam istediğim o yerdeyim.
Kadınım, karıyım, anneyim, halayım, kardeşim, evladım, kuzenim, yazarım, sporcuyum, doğaya aşığım, arıların kraliçesiyim, ağaçların dallarıyım, oyum buyum ama her birinin tadından ağzımın suları akarak öyleyim.
Şu bedenimin içindeki yumruğum kadar kalbimi sevgiden başka hiçbir şeyle doldurmadan büyütmekteyim.
Yonca
“kalpten”

X