Mevlana ile buluşma ayı

Aralık ayında tüm gözler Konya’ya çevrilir. Çünkü Şeb-i Arûs zamanıdır. Her yıl bu tarihte Mevlânâ ile buluşmak, onun vuslatına şahit olmak, onu anlamak, hissetmek için Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar akar Konya’ya..Kentin Turizm ekonomisi açısından da çok önemli bir hareketliliktir bu.

 

Mevlana ile buluşma ayı

Maalesef bu yıl Konya’da Mevlana’nın, ölüm yıl dönümü nedeniyle düzenlenen ‘Hz. Mevlana’nın 747’nci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri’ kapsamında gerçekleşen Şeb-i Arus töreni virüs salgını nedeniyle seyircisiz gerçekleşti. Hafta içinde düzenlenen ‘Hz. Mevlana’nın 74’üncü Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri, her zaman olduğu gibi Mevlana Müzesi’nde sandukasının başında Gülbank duasıyla başladı. Ardından Mevlana Kültür Merkezi’nde sema törenine geçildi. Salgın nedeniyle saat sınırlamasıyla seyircisiz gerçekleştirilen törene TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Konya Valisi Vahdettin Özkan, Mevlana’nın 22’nci kuşaktan torunu Esin Çelebi Bayru katıldı. 35 yabancı medya çalışanının da takip ettiği program, televizyon kanallarından Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nün sosyal medya hesaplarından canlı yayınlandı.

Mevlana ile buluşma ayıHer yıl 7-17 Aralık tarihlerinde yapılan törenlere bu yıl pandemi nedeniyle kimse katılamadı. Şeb-i Arûs, düğün gecesi anlamına gelir. Hayatını, varlığını eşi benzeri olmayan bir şekilde “Hamdım, piştim, yandım” diye özetleyen Mevlânâ, ölüm gününü hep “Hakk’a vuslat” yani Yaradan’a kavuşma olarak görür, ölüm gününü de düğün günü sayardı. “Herkes ayrılıktan bahsetti, ben ise vuslattan” diyen Mevlânâ, ölümü ilahi kaynağa, yani Allah’a dönüş olarak yorumlamıştır.

İNSANLIĞA YOL GÖSTERİYOR

Batı dünyasında “Anadolulu” anlamına gelen “Rumi” olarak anılan Hazreti Mevlana, tasavvufi öğretinin en güzel şekilde işlendiği eserleriyle insanlığa yüzyıllardır yol gösteriyor.
Mevlana, 30 Eylül 1207’de, günümüzde Afganistan’ın kuzeyinde bulunan Belh şehrinde dünyaya geldi. Asıl ismi Celaleddin Muhammed olan büyük düşünürün annesi Mümine Hatun, babası “Sultanü’l-ulema” yani “Alimler sultanı” diye tanınan Bahaeddin Veled, ağabeyi Alaaddin Muhammed ve kız kardeşi Fatıma Hatun’dur. Hazreti Mevlana, Horasan’ın büyük alimlerinden olan Bahaeddin Veled ve ailesiyle, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’ten ayrıldı.

PİŞME DÖNEMİ

Yolculuk sırasında Nişabur şehrinde görüştükleri büyük sufi Ferüdüddin-i Attar, Mevlana’ya bir kitabını hediye etti ve Bahaeddin Veled’e “Bu çocuğu aziz tut. Çok geçmeyecek, dünyadaki aşıkların gönüllerine ateş salacak” dedi. Konya’ya gelene dek Mekke, Medine, Şam, Erzincan, Anadolu’nun muhtelif şehirleri ve son olarak da Karaman’da bir süre yaşayan Mevlana Celaleddin, 18 yaşındayken Karaman’da Gevher Hatun’la evlendi. Bu evlilikten Bahaeddin Muhammed (Sultan Veled) ve Alaaddin Muhammed dünyaya geldi.

Mevlana ile buluşma ayı

Mevlana ilk eşi Gevher Hatun’un vefatından sonra “Kira Hatun”la evlendi, kendisinden “Emir Alim” ve “Melike” isimli iki çocuğu dünyaya geldi. Aile 7 yıl Karaman’da kaldıktan sonra Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın daveti üzerine 1229 yılında Konya’ya göç etti. 1231 yılında Bahaeddin Veled vefat edince, kendisinin halifelerinden Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Tirmizi Konya’ya gelerek Mevlana’nın manevi eğitimini üstlendi.
Belh’ten Konya’ya uzanan yolculuk boyunca konakladıkları yerlerde çeşitli alimlerden dersler alan Mevlana, Seyyid Burhaneddin’in isteği üzerine Halep ve Şam’da tahsil gördü. Seyyid Burhaneddin 9 yıllık eğitim sürecinin ardından Mevlana’ya halkı irşad ve öğretimle meşgul olması gerektiğini belirtti. Mevlana, 1240 yılından itibaren Konya’da dini ilimleri öğretmeye ve halkı irşad etmeye başladı.

ŞEMS-İ TEBRİZİ DÖNEMİ

Mevlana ile buluşma ayı

Mevlana’nın ünü her tarafa yayılmaya başlamıştı. 1244 yılında Şems-i Tebrizi adında bir derviş Konya’ya gelip kendisiyle görüşünce, üzerinde şiddetli bir etki bıraktı. Mevlana Şems’i görünce aradığını bulmuş gibi birden değişti. Manevi alanda ilerlemeyi arzulayan ve bunun için mana adamlarının peşinde olan Mevlana, aradığını bu büyük arifte buldu. Şems’i evine davet eden Mevlana, sadece onunla konuşmaya, başkasıyla görüşmemeye başlamıştı. Tasavvuf hırkasını giyen, aşk, cezbe, vecd ve coşkuyla şiirler söyleyen Mevlana, semaya başladı. Artık Mevlana’nın meclisinde ney ve rebab nağmeleri yankılanıyordu. Mevlana, hayatının bundan sonraki bölümünde şiiri, musikiyi ve semayı kendisine yol arkadaşı edindi.

Mevlana’nın Şems’den bu kadar etkilenmesi, aylarca baş başa kalması, vaazı terk etmesi çevresindekilerin Şems’e düşmanca tavır almasına yol açtı. Duruma kırılan Şems bir gün ansızın ortadan kayboldu. Şems’in gidişi Mevlana’nın derin bir üzüntü haline bürünmesine neden oldu. Şam’da olduğunu haber alınca oğlu Sultan Veled’i özür dilemek ve davet etmek üzere Şems’in yanına gönderdi. Şems davete icabet edince, Konya’da sema meclisleri tertip edilmeye başlandı.
Şems ve Mevlana’nın yeniden bir araya gelmesi, aynı dedikodu ve tavırların tekrarlanmasına yol açtı. Bu ikinci fitneye Mevlana’nın oğlu Alaaddin Çelebi de karışmıştı. 1247 yılında Mevlana’nın çevresinden bir grup Şems’i öldürmüş veya diğer bir ihtimale göre Şems Konya’dan kaçmış ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı.

NE ARARSAN, KENDİNDE ARA

Mevlana ile buluşma ayı

Hazreti Mevlana Şems’ten sonra yaşadığı uzun kederli dönemin ardından “aradığını kendinde buldu.” Dirayetli ve nüfuzlu bir babanın, kıymetli bir şeyhin ve büyük bilginlerin alim ve mutasavvıf olarak yetiştirdiği Celaleddin Muhammed, hayatının olgunluk çağına doğru, tarihte örneklerine az rastlanır biçimde ilahi aşkın ateşlediği “Mevlana” olarak toplumun huzurundaydı. Aldığı örnek eğitim, edindiği sağlam ilim, dinmek bilmeyen aşkı topluma büyük bir sevgi, engin bir dünya görüşü olarak yansıdı.
Hz. Mevlana der ki: “Biz gittik kalanlar sağ olsun. Doğan, eninde sonunda ölür. Gök kubbede oturanlar iyi bilir, damdan bir taş atıldı mı düşer. Hırsı bırak, kendini boş yere harcama. Bu toprak altında çırak da bir, usta da. Hiç naz etme a güzel, Bu mezarda ne Şirinler var, ne şirinler. Ferhat gibi yok olup gittiler. Direği yelden yapı, a güzel, Dayansa dayansa ne kadar dayanır? Kötü idiysek, geçtik gittik kötülüğümüzle, İyi idiysek, hayırla anın bizi. Zamanın tek eri olsan bile, Bir gün gidersin sen de, tek tek gidenler gibi.’’ Gerçek şudur ki; ‘’Önemli olan ‘’İnsan’’ olarak doğmak değil, insan olarak ölmesini bilmektir.’’ Hz. Mevlana’nın vuslata erişinin 747. yılında onu ve “insan” olarak ölenleri saygıyla anıyorum.

KONYA’YI GÖRMEK

Mevlana ile buluşma ayı

Virüs süreci sona erdiğinde herkes tekrar bu törenleri izlemeye Konya’ya akın akın gidecek ama olur ya eğer şu sıralar oralardaysanız ya da yolunuz yakında Konya’ya düşecekse mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir kaç yeri sıralayalım; ilk yer elbette Mevlânâ Türbesi’dir. Bu türbeye mutlaka çok zaman ayırmak gerekir, detayları incelerken, Mevlânâ’nın “Gel, gel, kim olursan ol gene gel” sözünü iliklerinize kadar hissetmelisiniz. Selçuklu mimarisinin en güzel eserleri arasında sayılan İnce Minareli Medrese ve Karatay Medresesi birer müze olarak hizmet veriyor ve mutlaka görülmesi gereken yerler listenizde olmalı. Alâeddin Tepesi ve buradaki Alâeddin Camii, Mevlânâ Türbesi’nin hemen yanı başında yer alan Mimar Sinan’ın zarif eserlerinden Selimiye Camii’ne hayran kalacaksınız. Meram Bağları her mevsim Konya’nın nefes aldığı yerdir. Son yıllarda ülkemizde açılan panoramik müzelerin sayısı artıyor; Konyanüma da tavsiye edeceklerim arasında.

Konyanüma, Konya’yı görmek anlamına geliyor. 2017 yılında Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen bu müze, 13’üncü yüzyıl Konya görüntüsü ile o dönemin yaşantısından kesitlerin yer aldığı bir yer, Mevlânâ’nın hayatını ve dönüm noktalarını da anlatıyor. 13’üncü yüzyıl Konya’sını, Anadolu Selçuklularını yakından tanıyacak, iki yüzyıl boyunca Selçuklulara başkentlik etmiş Konya’yı, Alâeddin Keykubad Camii ve Külliyesi ile Eflatun Manastırı, Bedesteni ve görkemli camileri, hanlarıyla gözler önüne seriyor.

Vakit durumunuza göre biraz şehir dışında kalan ve insanlık tarihi için en önemli yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük, eski bir Rum köyü olan Sille, hatta Kilistra Antik Kenti ve kaya mezarları da görülmeye değerdir. Karnınız acıktığında etliekmek molası vermek şart. Konya’da çok sevilen ve Konya’daki fırın veya lokantalarda Türkiye’nin diğer şehirlerinden çok daha güzel yapılan etliekmek, fırın kebabı hatta tiritin adına bakmalısınız.

X

Karnaval Turizmi

Dünyaca virüsle mücadele etmiyor olsaydık, belki de bu hafta sonu bir karnaval heyecanı için seyahate çıkmıştık. Biliyorum hemen aklınıza dünyanın en renkli karnavallarından birisi olan Rio karnavalı geliyor ama inanın artık birçok ülkede, farklı şehirlerde bu işin turizm ve ekonomik yönü ön planda, insanlar hem eğleniyor, hem dini inançlarını yerine getiriyor. Hepsinden önemlisi düzenlenen turlarla, şehirler ve ülkeler arası seyahatlerle önemli bir ekonomik hareketlilik sağlanıyor.

Bir zamanlar Hristiyanların büyük perhizlerden hemen önceki günlerde farklı kılıklara bürünerek gerçekleştirdikleri şenlik ve eğlenceler olan karnavallar artık biraz da dinden uzak bir eğlence ve turizm hareketi haline gelmiş durumda. Tüm dünyaca bilinen ve bir yıl önceden rezervasyonların yapıldığı, katılımcıların unutulmaz anılarla döndüğü ve bir sonraki yıl için tekrar geri saymaya başladığı…
İtalya’nın Venedik, Viareggio karnavalları, Brezilya’nın Rio de Janeiro karnavalı, İspanya’nın, Tenerife, Cadiz, Torello karnavalları, Belçika’nın, Binche, İngiltere’nin, Notting Hill, Komşumuz Yunanistan’ın, Patras, İskeçe ve Sakız adasında gerçekleşen Mostra Karnavalı gibi..

SAKIZ ADASI’NDA KARNAVAL HEYECANI

Adalara kışın gidilir mi demeyin, gidilir..Eğer gerçek bir ada sevdalısıysanız her mevsim gidersiniz, zaten adalar bilir kimin gerçek dost olduğunu, kimin yaz kış ziyarete geldiğini kimin ise sadece güneşli yaz günlerinde tercih ettiğini, ona göre davranır, vefalıdır huzurludur sizi tüm güzellikleriyle karşılar, kucaklar ve sonrasında sevgiyle uğurlar. Adaların huzurlu ortamını, enerjisini ve tadını alan bir kişi tekrar gitmek ister, sonra tekrar, tekrar.. müdavimi olur, hele ki gidilen Ege adalarıysa...
Her mevsim keyifle gittiğimiz Sakız Adası’na genellikle şubat ayında bu sefer karnaval heyecanı için gideriz. Bu yazıda amacım size Sakız’ın güzelliklerini anlatmaktan ziyade Thimiana Köyü’nde gerçekleşen bu keyifli karnavala götürmek.

MUTLULUK VE YEMEK

Yazının Devamını Oku

Tadı damaklarda kalan kent

İnsanların yaşamak için yemek yedikleri değil, yemek yiyebilmek için yaşadığı Gaziantep’te elbette tadı damakta bırakacak başka şeyler de var... Çarşı bölgesi, Karagöz’den kalealtına kadar olan bölüm, hanlar, el sanatı dükkanları, baklavacılar bana Halep günlerimi hatırlatan eski taş evlerle süslü sokaklar...


Gaziantep’e batıda yaşayanlar Güneydoğu’lu bir şehir, Güneydoğu‘da yaşayanlar batılı şehir gözüyle bakar. Gaziantep Fırat’ın batısında kalmasıyla batılı, sınırlarının Güneydoğu Anadolu’da bulunmasından dolayı da Güneydoğulu bir şehirdir.
Şehir kültür olarak güneydoğuya daha yakındır ancak şehirleşme, sanayileşme ve gelişmişlik yönüyle batıya hatta Bursa’ya benzer.
Gaziantep ‘te gezmekten en çok keyif aldığım yer tabiiki çarşı bölgesi, Karagöz’den kalealtına kadar olan bölüm, hanlar, el sanatı dükkanları, baklavacılar bana Halep günlerimi hatırlatan eski taş evlerle süslü sokaklar...

SOKAKLARINDA GEZİN


Bir şehri tanımanın en iyi yoludur sokaklarında yürüyerek gezmek. Bir mahalle fırınında yapılan, kürek üzerinde dumanı tüten lahmacunlar gözümün önünden gitmiyor. O yürüyüş esnasında kokusu eksik olmayan kebapçılar, ciğerciler, katmerciler, dürümcüler ve baklavacılarsa köreltmeye çalıştığım nefsimi ısrarla uyandırmak için yarışıyordu sanki. Yaralı ve eskimiş halini yeni bir yüze sarıp sarmalamaya çalışan bir kentin içine, yüreğine doğru yürüyüp gittim. Çingene kızın kendisi ve belki de binlerce yıl önceki halinin mozaikten bir portresi, daha sonra karşıma çıkacaktı.

Kentin dar ve kıvrımlı sokaklarında yürümek, adım adım bulmaca çözmek gibi bir duygu uyandırıyor insanda. İşgal yıllarında, iki insanın kolayca kapatabileceği bu sokaklarda yapılmış, kent savunması. Sağlı sollu yüksek duvarlardaki kemerli kapılar kapandı mı “hayat“ içeride kalıveriyor.

Yazının Devamını Oku

Atatürk Caddesi trafiğe kapatılınca ne olacak?

Tarihi Çarşyı ve Hanlar Bölgesi’ni ortaya çıkarmak için uygulanacak projeyle ilgili yarışma sonuçlandı. Proje kapsamında birinci seçilen çalışmada Heykel ‘in trafiğe kapatıldığı görülüyor. Ancak yarışma jürisinin birinci olan projenin mimarlarına, revize önerisinde bulunabilecekleri konuşuluyor. Konu çok hassas, zira Bursa’nın en yoğun caddesinin trafiğinin böyle bir durumda ne olacağı hangi alternatiflere yönlendirileceği merak konusu. Burada Cumhuriyet Caddesi’ni pratiğini de unutmamak gerekiyor.

Haziran ayında yazmıştım, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının desteği ile Ulu Cami ve etrafındaki hanlar bölgesinde tarihi silueti bozan yapıların kamulaştırma süreci başladı, yaz aylarında bazı kamu binaları yıkıldı, diğerleri de yıkılacak. Etaplar halinde 430 bin metrekarelik alan yenilenip, restorasyonları yapılacak,
1958 kapalıçarşı yangını sonrası restorasyonu yarım kalan, tamiri iyi yapılamayan bazı hanlar için de iyileştirmeler, cephe sağlıklaştırmaları gerçekleşecek, bölge ihya edilecek.
Bölgeyi yakından bilen, yaşayan biri olarak desteklediğim bu proje tarihi çarşı, hanlar bölgesi ve Bursa turizmi için çok önemli bir proje. Hanlar Bölgesi tarihi Bursa’nın kalbi. Yıllar içinde bölgenin düzenlenerek tarihi dokusunun ön plana çıkarılması için çeşitli girişimler yapıldı. 1985’te Neşe Arolat’ın projesi Orhan Gazi Meydanı’nda uygulanmış, Kozahan, Ulucami ve Orhan Cami ortasında kalan alan günümüzdeki halini almıştı. İlki 2008’de açıklanan, bölgenin yayalaştırılmasına yönelik yapılan projeler ise hep kağıt üzerinde kaldı.

İLK SOMUT ADIM

Bursa’da Tarihi Çarşılar ve Hanlar Bölgesi’ni ortaya çıkarmak amacı ile başlatılan proje yarışması geçen hafta sonuçlandı. Proje kapsamında birinci seçilen çalışmada Heykel ‘in trafiğe kapatıldığı görülüyor. İlk kez Alinur Aktaş’ın büyükşehir belediye başkanlığı döneminde merkezi hükümetin desteğiyle tarihi proje için somut adımlar atıldı ve yıkımlar başlamıştı. Başkan Aktaş da projeyi çok önemsediğini söylemiş, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ile görüşerek Ankara’nın desteğini almıştı. Aktaş, ortak aklı burada da hayata geçirerek, uygulanacak proje için yarışma düzenlenmesine karar vermişti. İşte o yarışma sonuçlandı. Fotoğrafını görebileceğiniz proje, jüri tarafından birinci seçildi.

MERKEZ BANKASI NEREDE?

İstanbullu bir mimarlık firmasının kazandığı projenin ekip başı Ece Avcı. Projede Merkez Bankası’nın yerinde kaldığı görülüyor, halbuki şu anda yerinde yok, yıkıldı. Projede en dikkat çekici detay, araç yolunun ortadan kaldırılması. Yani eğer 1. seçilen proje kabul edilirse, Heykel araç trafiğine kapatılmış olacak.

Yazının Devamını Oku

Ege adaları ile bağlantı koptu...

Geçen sene mart ayı başından bu yana Ege adaları ile bağlantı koptu, sadece ticaret ve turizm taşımacılığı değil iki yaka arasındaki dostluk ve arkadaşlıklar da koptu. Bu yazımız için Türkiye ile Yunanistan’a ait adalar arası taşımacılığın ve oradaki turizm organizasyonunun önemli isimlere ulaştık, sürecin nasıl geçtiğini ve 2021 öngörülerini sorduk.

 

Turizm sadece Türkiye’nin değil tüm dünya ülkelerinin en önemli ekonomik geçim kaynağı ve sektör canlı olduğunda beraberinde milyonlarca insanı harekete geçiriyor, yaşatıyor. Yaklaşık bir senedir içinde bulunduğumuz sıkıntılı süreç Turizm sektörünün tüm kollarını, çalışanlarını yormuş durumda.

2020’de turizm sektöründeki ekonomik kayıp 1,3 trilyon dolar olurken, sektörde 100 ila 120 milyon istihdam risk altında. Merkezi Madrid’de bulunan Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (BMDTÖ) yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından dolayı 2020’de dünyada uluslararası seyahat edenlerin sayısının bir yıl öncesine oranla yüzde 74 düştüğünü açıkladı.”Turizm tarihinin en kötü yılı” ifadesini kullanan BMDTÖ, salgından dolayı getirilen seyahat kısıtlamalarıyla turizm sektöründe, geçmişte örneği olmayan bir krizin yaşandığını vurguladı.
Turizm sektörün farklı dalları kendi çabaları ile ayakta kalmaya çalışıyor, sabırla virüs sürecinin sona ereceği günleri, seyahatlerin başlayacağı günleri bekliyor.

Bunlardan biri de, her yıl binlerce insanı Ege’nin bir yakasından diğerine taşıyan, binlerce insanın birbirine kavuşmasını sağlayarak, turizm hareketliğine büyük katkı koyan, Türkiye ve Anadolu’ya yakın Ege adaları arasındaki turizm hareketinin baş aktörü feribot firmaları. Geçen sene mart ayı başından bu yana Ege adaları ile bağlantı koptu, sadece ticaret ve turizm taşımacılığı değil iki yaka arasındaki dostluk ve arkadaşlıklar da koptu. Bu yazımız için Türkiye ile Yunanistan’a ait adalar arası taşımacılığın ve oradaki turizm organizasyonunun önemli isimleri, bu bağlantıyı sağlayan yılların tecrübesi Çeşme-Sakız adası arası çalışan Ertürk Lines Yöneticisi Nezihe Ertürk, Marmaris ve Bodrum’dan Kos-Rodos-Leros adalarına taşımacılık yapan Yeşil Marmaris Lines Operasyon Müdürü Sertaç Erarslan ve Kuşadası- Samos, Patmos arası çalışan Meander Travel Genel Müdürü Engin Ersenbil ‘ ulaştık, sürecin nasıl geçtiğini ve 2021 öngörülerini sorduk.

Feribotlar mart ayından bu yana bekliyor, çalışanlar da sabırla demir alacakları günü gözlüyor. Ada sevdalıları ise perişan. Kapılar açılacak, gemiler çalışacak söylemleri ile bahar ve yaz ayları geçti yaz bitti. Yunanistan 14 ülkeye kapıları açtı ama Türkiye’den turist kabul etmedi. Türkiye’den kısa bir yolculukla ulaşılabilen Ege adaları, geçen yıl tam 330 milyon Euro bırakan Türk turisti bu yaz hasretle bekledi. Sakız adasından konuştuğum bir arkadaşım adaya gelen her Türk turistin, Alman, Hollandalı vs turistten 3 kat daha fazla para harcadığını, alışveriş yaptığını anlatıyor ve ekliyor; “Türk turist balık lokantalarında taze balık, kalamar, ahtapot yerken Alman turist karnını salata ile doyuruyor.”

Yazının Devamını Oku

Geçmişten bugüne ülkemizin en popüler kayak merkezi Uludağ bizi bekliyor

Şimdi bizim için kış mevsiminde yağan karla beyaza bürünen Uludağ’a gitme zamanı. Sezon geç de olsa açıldı; tesisler hazır. Bu kış, virüs süreci beraberinde bazı kısıtlamaları getirse de karlı Uludağ’a hafta içi bir gün ister kayak yapmak ister sadece doğayı yaşamak için vakit ayırmalısınız. Ben size Teleferik’le çıkmayı ve muhteşem kar manzarasının tadını çıkarmanızı tavsiye ediyorum. Kısa kar sezonunu kaçırmayın.


Uzun zamandır beklediğimiz kar geldi. Önce Bursa’ya hayat veren Uludağ’ı sonrada şehrin her yerini beyaz örtü kapladı, toprağa bereket insanlara umut oldu. Bursa’da yaşayanlar için kış mevsiminde heykelde yürürken başını kaldırdığında karsız bir Uludağ görmek kadar kötü bir duygu olamaz, gözümüz hep karlı Bakacak Tepe’sini ve sonrasında da dağın eteklerine doğru inen beyaz örtüyü arar.

ULUDAĞ’ DA TURİZM


Uludağ ilk olarak yaz turizmi açısından yaylalarıyla ilgi gördü. Kış turizmine açılması Fatih Tepe’de bir kayak evinin yapımıyla başladı. Bunu 1941’de Büyük Otel’in yapımı izledi. 1953’de yeni bir kayakevi yapıldı ve çevrede düzensiz yapılaşma başladı. 1961’de Ulusal Park olarak korunmaya alınınca izinsiz yapılar yıkılarak bu çeşit yapılaşmaya son verildi; yeni oteller ve kamu dinlenme tesisleri yapımına başlandı.
Günümüzdeki tesislerin çoğunluğu 1970-1980 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde yapıldı. 21 Ekim 1985’te Uludağ Kayak Merkezi Uygulama imar Planı yapılarak 1. Gelişim Bölgesi olarak adlandırılan oteller mevkiinde yapılaşma dondurldu. Bundan sonraki yapılar için II. Gelişim Bölgesi olarak isimlendirilen kesim 5 Ağustos 1986 da Turizm Merkezi ilan edildi.

ESKİ ADI KEŞİŞ DAĞI’YDI


Yazının Devamını Oku

Karlı kışın yıldızları

Çok özlediğimiz kar geldi.. ve şimdi bizim için kış mevsiminde yağan karla beyazlara bürünerek bir başka güzel olan Abant ve Gölcük göllerine gitme zamanı.

 

Ne zaman kar yağsa aklıma ilk önce Abant Gölü gelir. Sonbaharı da güzel ama kar belki de en çok bu göle yakışıyor. Kar da yürümekten keyif alanlar için muhteşem bir parkur. Bolu bölgesinde irili ufaklı bir çok göl var fakat Gölcük ve Abant gölleri bence kar yağdığı zaman kış mevsiminin yıldızları..
Uzun zamandır süren yağışsız, kurak kış günlerine evlerde olduğumuz bu haftasonu yağan karla nokta koyduk, belki de bu satırları okurken pencereden yağan karı izliyorsunuz..Kar herkese moral oldu, doğaya can verdi, heryeri olduğu gibi Abant’ı ve Gölcük’ü beyaz bir örtüyle kapladı.

Abant ve Gölcük’ü karlı halini merak edenlerle yaşadığımız süreçte kısıtlamalar nedeniyle haftasonu gidemiyorsak biz de hafta içi gideriz değil mi? Üstelik hafta içi çok daha güzel ve sakin olur..Günübirlikte olsa karda yürüyecek olmanın heyecanı, defalarca Abant’ı görmeme rağmen beyaz örtüye olan özlem, karlı Abant’ı yeniden görmek bu güzellikleri farklı açılardan göstermek ve paylaşmak keyif veren bir duygu. Ocak ve şubat aylarında en az 2 kere bölgeye gezimiz var, beni sosyal medya hesaplarımdan takip edin, sizi de bekleriz.

Kartpostaldan Fırlamış Gibi

Göle Bolu otobanı tarafından giriş yapıyorsanız sizi yakın zamanda yapılan bir ziyaretçi merkezi ve açık otopark karşılıyor. Göl çevresinde tek yön bir trafik var ama arabaların göl çevresinde dolaşması doğal hayata verdiği zarar nedeniyle eleştiriliyor. Gölü yaşamanın ve gezmenin en iyi yolu yürüyüş.

Yazının Devamını Oku

Turizmde ne umduk ne bulduk ne bekliyoruz

COVID-19 salgını nedeniyle turizm sektöründe 2020 yılı “kayıp yıl” olarak kayıtlara geçti. Hepimiz evlerde geçmiş yılların seyahat anılarına dair fotoğraflarla avunduk, sosyal medya hesaplarımızda eski kareleri tekrar paylaştık.

Bunaldık, gezmeyi çok özledik. Aslına bakarsanız 2019 yılı da turizm sektörü için çok zirvelerde bir yıl değildi ama ortadaki insan hareketliliği, yerli turizmin getirdiği otel dolulukları, turlar, yeme içme sektörüne yansımaları ile işler devam ediyordu. Yıllardır ülkemize gelmeyen nitelikli Amerikalı, Avrupalı ve Japon turistlerin eksikliği bu şekilde unutulmuş onların yerini almaya çalışan Ortadoğu, Rus, Endonezya, Malezya ve Çin gibi ülkelerden gelen turistlerle sektöre pansuman yapılmaya çalışılıyordu. Demek istediğim ekonomik kriz zaten vardı... Virüs salgını ile birlikte sektörün her paydaşı dibe vurdu...

ÖNCE UÇAKLAR DURDU

Yılın son günlerinde Çin’in Wuhan kentinde bir virüs çıktı, yayılmaya başladı. Çok ciddiye almadık, bize gelmez dedik. Derken uçak seferleri durdu... Rezervasyonlar iptal oldu. Hala inanamadık... İnanmak istemedik. Ta ki yasaklar başlayana kadar. Kapattık, kapandık, durduk, bekledik, ne olacak diye... Yasaklar, kurallar derken “Mayıs sonu toparlanır” diye bir ses çıktı, “Haziran daha iyi olacak” dendi, “temmuzda işler açılır” dedi öteki... Hiçbiri olmadı ve turizm sektöründe çoktan herkes kendini kurtarma derdine düşmüştü . İnsanlar virüs salgının yarattığı korku nedeniyle uçak yolculuğunu tercih etmez oldu. Havaalanlarında her türlü sosyal mesafe ve hijyen odaklı önlemler alınmasına, uçaklarda saatte 15-20 kez havayı sirküle eden hepa filtrelere vurgu yapılmasına rağmen birçok insan halen daha uçak yolculuğunu tercih etmiyor. Turist rehberleri evlerini geçindiremiyor, turizm taşımacılığında çalışan otobüsler boş arazilerde yatıyor, satılıyor. Birçok otel mart ayından bu yana açmadı bile, çalışanları kıt kanaat geçiniyor.

BİNLERCE ACENTA KAPANABİLİR

Her akşam Tv’de görüşlerini dinlediğimiz, kararları ve önerileri ile hareket ettiğimiz Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu gibi turizm sektöründe de sözüne güvenilir, tecrübeli, tarafsız insanlardan kurulu bir bilim kurulu olsaydı diye yazmıştım aylar önce... Belli ki sesimi çok az kişi duydu... Henüz bir çalışma yok.. Daha önce Türkiye turizminin gelecek beş yıl içinde karşılaşabileceği riskler üzerine çalışmalar yapılsaydı, salgın hastalık, deprem, terör vs. getirebileceği ekonomik sıkıntılara yönelik hazırlıklar yapılsaydı, en azından sektör bu kadar hazırlıksız yakalanmazdı, riskli yatırımlardan kaçınırdı. Kredi almazdı, Nakit veya hızla paraya döndürülebilir yatırımlarda kalırdı. Zorlu süreçte oteller, tur operatörleri, uçak şirketleri, turist rehberleri, ulaştırma şirketleri ve turizm ile ilgili olan diğer sektörler ilk haftalarda liderlerinden destek aradılar şimdi ise herkes kendi gücü yettiğince ayakta kalmaya çalışıyor, küçülüyor, üzülüyor.

Son otuz yılını krizlerle boğuşarak geçirmiş olan Türkiye turizmi, bu krizlerden edindiği deneyimlerle, bu krize de hazırlıklı girebilirdi. Olmadı, beceremedik..

Yazının Devamını Oku

2021’de Havacılık sektörünü neler bekliyor

Sivil havacılık salgının etkisini en derinden hisseden sektörlerin başında geliyor. Yolcu sayılarındaki ani azalma ve ülkelerin getirdiği kısıtlamalarla birlikte dünyadaki birçok havayolu şirketi iflas bayrağını çekmek üzere. İnsanlar virüs salgının yarattığı korku nedeniyle uçak yolculuğunu tercih etmez oldu. Krizden elbette sektör çalışanları da etkileniyor. Havaalanlarında her türlü sosyal mesafe ve hijyen odaklı önlemler alınmasına, uçaklarda saatte 15-20 kez havayı sirküle eden hepa filtrelere vurgu yapılmasına rağmen birçok insan halen daha uçak yolculuğunu tercih etmiyor. Süreçte bazı havayolları farkındalık oluşturmak için uçaklarına maske boyaması bile yapmaya başladı. Garuda Indonesia’yla birlikte Lüksemburglu havayolu Cargolux yakın zamanda Boeing 747-8 uçağına maske boyaması yaptı.



Havayolu maskenin haricinde uçağının gövdesine Not Without My Mask yani maskesiz olmaz boyaması da yazdırdı. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin (IATA) yaptığı açıklamaya göre seyahat talepleri yüzde 75 düştü ve 4.8 milyon sektör çalışanı işini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Tüm bu uçuşlar için bilet kesen Seyahat Acentaları da sıkıntıyı yakından yaşıyor. Covid-19 riskinin artışı yeniden gözlenirken birçok havayolu hem yurt içi hem de yurt dışı uçuşlarına mümkün olduğu oranda önlemler alarak devam ediyor. ‘Bunun devamında bizi ne bekliyor?’ sorusunun cevabı kimse tarafından net bir şekilde verilemezken biz bu soruyu sizler için Bursa’da konusunda uzman her yıl binlerce insanı havayolu şirketleri ile buluşturan üç isme; Ottomantur Turizm Genel Müdürü ve Bursa Ticaret Sanayi Odası Turizm Konsey Başkanı Sibel Ölçüoğlu, Apareia Turizm Genel Müdürü Ayla Altun ve Bursa Skal International Başkanı, Plaza Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Serdal Can’ a sorduk.

Sibel Ölçüoğlu - Ottomantur Turizm Genel Müdürü ve
Bursa Ticaret Sanayi Odası Turizm Konsey Başkanı

Turizm deyince aklımıza ne geliyor… 54 senelik bir acentanın 2.nesil yöneticisi olarak kendim de düşündüm ve aklıma elbette ilk olarak gezmek, görmek, tanımak geldi; ama merak da ettim turizm ne demek diye ‘’bir ülkeye ya da bir bölgeye turist çekmek amacıyla alınan ekonomik, kültürel, teknik vb. önlemlerin, yapılan çalışmaların tümü’’tanımını buldum. Kısacık bir cümle; ama ne çok şeyi içeriyor. Artık, sağlık, gastronomi, inanç, spor amaçlı, doğa gibi onlarca amaca, isteğe yönelik turizm çeşidi var; ama bütün bunlara erişebilmek için turizmcilere, acentacılara ihtiyacımız var.
Ulusal havayolumuz Türk Hava Yolları gibi dünyada 800 kadar hava yolu şirketi bulunmakta. Bu şirketlerin de 290 tanesi IATA – Uluslarası Hava Yolu Taşımacılığı Birliğine bağlı.

Yazının Devamını Oku

Turizmde umut 2021'e taşındı

Turizmde yılın son günlerindeki umutlar yavaş yavaş 2021’e taşınırken sektörün önemli isimleri ile süreci nasıl geçirdiklerini ve 2021 beklentilerini konuştuk ve bu hafta da sayfamıza taşımaya devam ediyoruz.


2021 yılının da turizm açısından gelen bilgilere, oluşan şartlara göre şekilleneceğini tahmin ediyoruz. Günlerdir, aylardır salgının yarattığı krizi ekonomik rakamlarla anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz ama belki de rakamsal kayıpların yanında virüs salgınının tüm sektörlerde olduğu gibi turizm sektöründe de bazı değişimleri getireceğini öngörmemiz ve salgın sonrası dönem için hazırlıklı olmamız gerekiyor.
Bu haftaki konuklarımız konularında uzman ve tanınmış üç isim; profesyonel turist rehberi Şerif Yenen, TUADER Turizm Akademisyenleri Derneği Başkanı Prof.Dr. Muharrem Tuna ve GÜMTOB-Güney Marmara Otelciler Birliği Başkanı Ersin Yazıcı…

ŞERİF YENEN: Profesyonel turist rehberi

Çoğunlukla serbest çalışan olarak faaliyet gösteren rehberler, iş olduğunda çalışan bir meslek dalı olduğundan, bir yıla yakın süredir adım adım duran turizm hareketi nedeniyle işssiz kaldılar. Devlet desteklerinden de kısıtlı yararlanabilen meslektaşlarımız zor günler geçiriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamu bankalarından rehberlere yönelik sağlanan sembolik kredilerin geri ödeme zamanı geldi çattı bile! Halen işsiz olan rehberlerin bu kredileri ödeyecek durumu yok, çünkü kriz devam ediyor. Dileğimiz bir an önce yeni desteklerin gündeme gelmesi ve bu zor günlerin hızlıca sona ermesi.

PANDEMİNİN OLUMLU YANLARI OLDU MU?

Yazının Devamını Oku

Turizm sektörü 2021'de nasıl olacak?

Turizm sadece Türkiye’nin değil tüm dünya ülkelerinin bacasız sanayisi ve sektörün her alanında milyonlarca insan ekmek yiyor, aile geçindiriyor. Yaklaşık bir senedir içinde bulunduğumuz sıkıntılı süreç tüm turizm camiasını yormuş durumda. Yılın son günle-rinde umutlar 2021’e taşınırken herkesin merakla cevap aradığı soru yeni yılda turizm sektörünün nasıl olacağı?

Dünya turizmcileri ağız birliği yapmış sabırsızca yetkililere; “Kapılarımızı turistlere hangi şartlarda ne zaman, nasıl açacağız?” diye sorarken, turizm sektörünün her kademesi kendi içinde “Yerli ve yabancı turistler ne zaman ve nasıl gelir, insanlar ne zaman gez-meye başlar?” sorusunu kıyasıya tartışıyor.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, belki de 2021 tatil özleminin yoğun bir şekilde geri döndüğü yıl olarak tarihe geçecek. Tur operatörlerinin, otellerin, uçak şirketlerinin başlattığı hijyenik hizmet anlayışı ve yeni servis modellerinin ilk defa denendiği ve fiyatlandırdığı deneyim yılı olacak. Nisan ayından itibaren müşteri talepleri şaşırtacak, bizleri sevindirecek. Son günlerde giderek artan koronavirüs ilacı ve aşısı ile ilgili haberler aynı zamanda sektöre umut aşısı olacak.

2021 yılında yaşadığımız yaşam korkusundan kaynaklanan travmatik süreç müşterilerin ruhunda ve beyninde çözülecek, sosyal yaşama hızlı ancak dikkatli geri dönüş başlayacak. Daha farklı, daha hassas, daha az tüketen- çevreyi kirleten, daha az yok eden bir toplum olma süreci turizmde israfı azaltacak. Belki de verdiğimiz hizmete karşılık veren daha saygılı bir müşteri kitlesi oluşa-cak. İşte bu noktada, bugün turizm sektöründe konusunda uzman isimleri sayfamıza davet ettik, ve değerli görüşlerini sayfamıza taşıdık. Bu hafta ki konuklarımız TÜRSAB-Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Eker, yurtdışından bir göz, New York Universitesi (NYU) Turizm ve Otelcilik Yönetimi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Karaburun ve Kültür ve Turizm Bakanlığı profesyonel turist rehberlerinden Adnan Düvenci…

Hasan Eker: TÜRSAB-Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi BTSO-Bursa Ticaret Sanayi Odası Meclis Üyesi

2021 TURİZM BEKLENTİLERİ

Yapılan akademik çalışmalara göre, salgının Dünyadaki pik tarihinin 2021 Ocak ayı olacağı ön görülmektedir. Bu tarihten sonra salgında düşüş beklenmektedir. Ayrıca yüzde 90 etkili aşıların üretime geçtiği ve nisan ayından itibaren piyasaya sürüleceği artık büyük oranda gerçekleşmesi muhtemel görünmektedir. Nisanda başlayan aşının dünya genelinde belli bir orana ulaşması en az 2-3 ay kadar süreceği açıktır.

Yazının Devamını Oku

Zamanı telaşsızca akıtan bir kum saati Göynük

Köroğlu dağlarının engebelendirdiği coğrafyada, dik vadi duvarlarına tutunmuş bir kent Göynük. Yüz yıl öncesinin mimari örnekleriyle bezeli beyaz evlerin yamaçlara serpiştirildiği özgün bir yaşam yeri. Tarihte “Diyar’ı Akşemseddin” olarak bilinen Bolu’ya bağlı bu ilçe merkezi, hala Fatih’in hocasının anısını yaşatıyor. Bu kent sokağıyla, çarşısıyla, meydanlarıyla ve zafer kulesiyle soluk alıp veren canlı bir anıt…


 

Son yıllarda keyifle gittiğimiz bir rotadır; Taraklı-Göynük-Mudurnu rotası.. Sonbaharı ayrı, ilkbaharı ayı güzeldir..Turizmin yavaş yavaş canlandığı çevre illerden insanların merak edip geldikleri bu Osmanlı dönemi sivil mimari örneği şirin yapıları, geleneksel yapısı, el sanatları ve mutfağı ile meşhur yerleşimler.. Göynük’ü anlatacağım size biraz bu haftasonu..
Bolu’nun ilçelerinden Göynük’ün, 100 - 150 yıllık evleri, 14. yüzyıldan kalma camileri, hamamları ile kültür turizmi denilince akla ilk gelen yerler arasında olduğunu söylemeliyim. Göynük’e yapacağınız ziyareti hersene mayıs ayında yapılan Akşemseddin Hazretleri şenliklerine denk getirebilirseniz hem unutamayacağınız bir geziye imza atmış olursunuz hemde fotoğraf açısından çok zengin bir gün geçirebilirsiniz.
Göynük çarşısında konuştuğum yaşlı teyzeler Göynük’ün adı olgun, olgunlaşmış” anlamındaki “göynemiş” den geldiğini söylerken bazıları da göynük kelimesinin orman yakılarak açılmış alan anlamına geldiğini de söylediler.
Türk-Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini günümüze kadar ulaştıran yerlerden biri burası. Bakarken soluğunuzu kesen tarih, sokakları dolaşırken içine alıp sevgiyle aniden kucaklayacaktır sizi. Göynük denince akla ilk gelenler Fatih Sultan Mehmet’in Hocası Akşemseddin ve türbesi, şenlikleri, beyaz güzel evler, tepedeki saat kulesi, tarih, güzel yemekler, yöresel büyük tülbent örten kadınlar ve kendi içinde barındırdığı öyküleridir.

“DİYAR-I AKŞEMSETTİN”

Yazının Devamını Oku

Göbeklitepe ve insanları

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2019 yılının Türkiye’de “Göbeklitepe Yılı” ilan edilmesinin ardından Güney Doğu Anadolu’nun en mistik yerlerinden biri olan Şanlıurfa, Göbeklitepe ile anılmaya başladı. Efsanelerin gerçekle iç içe olduğu peygamberler şehri Şanlıurfa, elbette ki sadece Göbeklitepe’den ibaret değil. Şanlıurfa’da yapılacak şeyler oldukça fazla. Balıklı Göl’ü, Halfeti’yi, Harran’ı ve Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret edebilir, sıra gecesi eğlencesine katılarak yörenin kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Damak tadınıza ve ruhunuza hitap edecek unutamayacağınız bir haftasonu için Şanlıurfa sizi bekliyor.

 

İnsanlık tarihi adına şimdiye kadar bildiğimiz tüm bilgileri tekrar gözden geçirmemize sebep olacak, dünyanın ilk tapınağı Göbeklitepe, Şanlıurfa’ya 15 km uzaklıkta, yakınında bir köy ve etrafında koyunlar otlatılan küçük bir tepe. Başlığa “insanları da” eklememin sebebi Göbeklitepe kazı alanı yakınındaki köyde yaşayan, tarlası- koyunu olan bir çok insanın Göbeklitepe’den değil ama gelen ziyaretçilerden hayli memnun olmaları. Sakin, kendi halinde bu topraklarda ortaya çıkan, insanlık tarihi açısından çok önemli bu alanın ne olduğunu halen daha anlamış değiller ama gelen ziyaretçiler en azından şimdlik onların dikkatini çekiyor ve utanarak da olsa poz vermekten kaçınmıyorlar.
Sözün özü ; Güneydoğu Anadolu’da ücra bir tepede sessizliği bozanlar otobüsler dolusu turistler. Genellikle Türkler, bazen de Avrupalılar. Son teknoloji otobüsler virajlı, özensizce asfaltlanmış yoldan bayıra kadar zorla ilerleyip, taştan bir girişin önüne savaş gemileri gibi yanaşıyor. Ellerinde plastik su şişeleri ve fotoğraf makinalarıyla ziyaretçiler dışarı akın ediyor ve insanlık tarihini, günümüzden tam 12.000 yıl önce inşa edilmiş Göbeklitepe’yi beyin kıvrımlarında çözmeye çalışıyorlar.

Arkeolojik olarak Çanak Çömlek Öncesi Neolitik A Dönemine (M.Ö 9.600 – 7.300) ait olan Göbeklitepe’de, bir tepe üzerine inşa edilmiş çok sayıda yuvarlak biçimli yapı bulundu. 1995 yılında arkeolog Prof. Klaus Schmidt tarafından Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün desteğiyle başlayan kazılar sonucu elde edilen verilere göre bu yapılar yerleşim amaçlı kullanılmamışlar. Göbeklitepe’de bulunan henüz sadece altı tanesi gün ışığına çıkarılmış, toplam 20 adet olduğu belirlenen bu üzeri açık yapıların dini amaçlı yapılmış olduğu biliniyor, yani bu yapılar dünyanın ilk tapınakları. Taş devrinden kalma bu tapınakların yapılış biçiminde ortak bir özellik göze çarpıyor, T biçiminde sütunlar ile çevrilmiş bu tapınakların merkezinde iki T biçiminde sütun karşılıklı olarak yer alıyorlar.

SOYUT SEMBOLLER DE VAR

Arkeologlar boyları 3 ila 6 metre arasında değişen bu T biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan tasvirleri olduğunu düşünüyorlar. Bunun sebebi T biçimindeki sütunlarda görülen kol ve el tasvirleri. Ayrıca bu sütunlar üzerine işlenmiş hayvan tasvirleri ve soyut semboller var.

Yazının Devamını Oku

Longoz ormanları ömre ömür katar

Bundan onbeş-yirmi sene önce hiç kimsenin adını duymadığı, sadece bataklık ve çamurluk alan olarak gördüğü longoz ormanlarının aslında doğal denge açısından ne kadar kıymetli, zengin oldukları bilincinin yerleşmesi çok güzel . Buna bağlı olarak son yıllarda insanların merak ederek imkanlar ölçüsünde ükemizdeki az sayıda longoz alanlarına ilgi göstermesi, geziler düzenlemesi de güzel. Ülkemizde; Kırklareli’de İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı, Sakarya’da Acarlar Longoz Ormanı, Sinop’ta Sarıkum Longozu ve Bursa sınırları içinde Karacabey Longoz Ormanı bulunuyor.

Sonbahar renklerinin en iyi yaşandığı yerlerden olan Longoz ormanlarından İğneada’yı gündeme taşıyacağım bu hafta.. Türkiye’nin ve Avrupa’nın kayın ve meşe ağırlıklı ağaçlardan oluşan en büyük longozu olan İğneada, göller ile Karadeniz’in birleştiği eşsiz manzarası, yürüyüş parkurları ve barındırdığı hayvan popülasyonuyla doğaseverleri kendine hayran bırakan bir yer. Bölgede yapacağınız yürüyüşler ömrünüze ömür katar, bu yüzden en az 1-2 gece konaklamalı bir program yapmalı ve bence sonbaharda gitmeli. İğneada Longozu tam 4 göl, 544 tür bitki, 46 tür canlı, 25 tür sürüngen, 50 tür memeli, 30 tür tatlı su balığı, 20 tür deniz balığı, 219 tür kuşa ev sahipliği yapıyor.

DERENİN AĞZI KAPANINCA...

Bir çeşit orman ekosistemi olan longozlar, subasar olarak da tanımlanıyor. Buralar, çok özet olarak yazarsak, denize doğru akan derelerin getirdiği kumların birikerek kıyıda set oluşturması ve dere ağzını kapatması sonucu akarsuyun biriktiği yerde oluşan özel sulak bölgeler.
Dünya’nın ender eko sistemlerinden olan İğneada Longoz Ormanları ve gölleri ziyaretçilerine muhteşem doğa içinde huzurlu saatler vadediyor.
İğneada’da Longoz Ormanları; Karadeniz sahili boyunca Yıldız (Istranca) Dağlarından Karadeniz’e doğru akan derelerin, denize ulaşmadan göllerde ve bu göllerin bataklık alanlarında son bulması ile oluşmuş. Ancak önlerindeki kumul barikatı nedeniyle denizle irtibatları kesilen göl ve bataklıklar, ilkbaharda fazla gelen sularla şişerek geriye doğru taşıyor ve düz araziyi kaplıyor. Bu taşkın alanlar Longoz (su basar) alanlarını ve birbirinden farklı deniz, göl ve orman eko sistemlerini oluşturuyorlar. Her mevsimde taban suyu seviyesi oldukça yüksek, organik madde bakımından zengin olan bu asidik topraklar, üzerinde gelişen ormanları tropikal ormanlara benzer bir şekilde süsleyerek, biyolojik zenginliği artırıyor.

SONBAHAR İDEAL

Yazının Devamını Oku

Yedigöller’de yaprak yaprak sonbahar

Yedigöller’de renk renk doğayı seyrederken “Bütün renklerde kırmızı hâkim. Sarıyla sarmaş dolaş bir kırmızı. Sonbahar, renk evlilikleri için düzenlenmiş bir mevsim. Tek renge yer yok. Yorgun renklerin dinlenme ayı da diyebilir miyiz sonbahara? “ diye düşünüyorum...


Ahşap bir bankta yatıyorum şimdi. Ellerimi başımın arkasında kavuşturdum ve doğayı dinliyorum. Gözlerim gökyüzünün mavisini arıyor ama o kadar sık ağaç ve o kadar çok yaprak var ki maviye ulaşmak imkansız. Mavi harici bütün renkler burada, sonbaharın renkleri bunlar. Hafif bir esinti ağaçları sallıyor, şimdi lapa lapa yaprak yağmaya başladı işte. Bir tanesi omzuma bir tanesi göğsüme, bir tanesi ayağıma kondu. Birbirinden ayrılan dallar gökyüzünün mavisini taşıdı bütün toprağı halı gibi kaplamış binlerce yaprağın üstüne. Sonbahar gezmek için en ideal zamandır ve sonbahar renklerine yolculuk dendiğinde Bolu Yedigölleri her güz mevsiminde listenin başına koyarız.

Gözlerimi kapadım. Serin ve puslu bir kasım sabahı Bursa’dan yola çıktığımızda güneş yolumuzu aydınlatıyor, içimizi ısıtıyordu. İznik gölü kenarında verdiğimiz mola da sabah çayımı yudumlarken Bolu’daki havanın nasıl olabileceğini kestirmeye çalıştım. İznik gölü sakin, güneşli bir güne uyanmıştı. Gölün kuzey yolunu kullanarak Lefke kapıyı geride bırakarak Bilecik-Adapazarı yoluna çıkmış, Düzce’ye doğru devam edip Bolu dağını tırmanmıştık. Bulutlanan hava bizi biraz endişelendirmiş, ilerleyen saatlerde yine güneşin bizimle olacağını tahmin etmiştik. Bolu civarındaki doğa harikası gölleri ziyaret için en iyi zamanın kasımın ilk yarısı olduğunu biliyordum. Bolu’yu geride bırakıp Yedigöller yoluna dönerken bulutların arasından bize göz kırpan güneş bizi gülümsetmeye yetmişti çünkü şimdi hava serin, ışık ideal ve sonbaharın renkleri kusursuzdu.

MEVSİMİN İLK KARI


Toprak yol üzerindeki yolculuğumuzda çevremizdeki doğayı hayranlıkla seyrederken havanın neden serin olduğunu anlayacağımız bir noktaya geldik. Belki de mevsimin ilk karı olmalıydı bu. Bütün ağaçlar ve yapraklar birer kristal heykele dönmüş, sonbahar renkleri ile karşılaşmayı umduğumuz yolculuğumuzda bize kış mevsiminin en büyük sembolü karı hatırlatmıştı. Kristal ağaçlarla baş başa geçirdiğimiz ve fotoğraf çektiğimiz kısa molanın ardından yolumuza devam ettik. Az sonra güneş ve sonbaharın renkleri yine bizimleydi. Kapankaya tepesinde durup, seyir terasından Yedigöller bölgesini kuşbakışı seyretmenin keyfine vardık. Renk renk doğayı seyrederken “Bütün renklerde kırmızı hâkim. Sarıyla sarmaş dolaş bir kırmızı. Sonbahar, renk evlilikleri için düzenlenmiş bir mevsim. Tek renge yer yok. Yorgun renklerin dinlenme ayı da diyebilir miyiz sonbahara? “ diye düşündüm kendi kendime.

YAPRAKLAR YİTİP GİTMİYOR


Yazının Devamını Oku

Mutlu huzurlu ve Avrupalı

Edirne’ye ilk gidişinizse kendinizi bir Osmanlı başkentinde mi yoksa bir Avrupa kentin de mi hissedeceğinize karar veremezsiniz bir türlü. Sokaklarında yürürken onca yağmaya, yangına, işgale rağmen, bu kentin gerginlik kat sayısının sıfır olduğunu hissedersiniz.


Büyük yıkımlar yaşamış savaşlar işgaller görmüş geçirmiş kentler acının ağırlığını taşır. Taşımakla da yetinmez, ziyaretine gelenlere de dayatır... Edirne öyle değil, Hele Edirneli hiç! Daha önce ‘Nerelisiniz?’ diye sorduğumda ‘Edirneliyim’ diyen çok az insana rastladığımı farkettim hayatımda. Bursa’da hiç Edirneli yaşamıyor demek istemiyorum elbette; ama Edirnelilerin bana ‘Nerelisiniz’ diye sorma ihtiyacını yaşatmadıklarını kanaat getirdim bu şehre gelince. Edirne’ye meslek icabı uğrayıp da bir daha kendi yaşadığı şehre dönme ihtiyacı duymayan, Edirne’ye yerleşen birçok büyük kentliyle tanıştım aynı zamanda. Edirne benim de yaşanacak kentler listemde..

MEMLEKETİN BATI UCU

Nereden gelirseniz gelin, ne olursanız olun Edirne’ye geldiğinizde kendinizi rahat hissedersiniz. Edirneliler sizi cesaretlendirir. Memleketin batı ucu, Avrupa bir adım ötesi, fark ettirir kendini...
Edirne’ye konaklamak üzere gidecek olursanız, ilk yürüyeceğiniz cadde muhtemelen Saraçoğlu Caddesi olacaktır. Bu cadde Edirneliyi bir anda ‘Tanımaya başlıyorum galiba’ dedirtecek derecede insan malzemesiyle yüklü bir bölge. iki tarafında dükkanlar dizili ve inanın yok, yok. Birahaneden kitapçıya, kuaförden ciğerciye, badem ezmecisinden elektronikçisine ve balıkçılara kadar her şey bu caddede. Bir sahil kasabasında göreceğinizden daha fazla taze balık satılır burada. Çoğu Karadeniz’den, İğneada’dan gelir.

SOKAKLARDA ÜÇ DİL

Edirnelinin ev tekstiline verdiği önemden, hatta mobilyacı dükkânlarının çokluğundan da bahsetmek isterim; ama sanırım mobilyacıların sayısı sınır şehri olmasından kaynaklanan bir ticari canlılığın işareti. Bu dükkânların kapılarında genellikle sınır kapısı bulunan Yunanistan ve Bulgaristan ‘dan gelen küçük ticaret erbabının konforsuz olduğu her halinden belli, gösterişsiz arabaları park ediliyor. Sokaklarında çarşısında Bulgarca, Yunanca konuşanlara günün her saatinde rastlamak mümkün.

Yazının Devamını Oku

Kerpe’den Ağva’ya Sonbahar güneşinin izinde

Yazdan kalma günler yaşıyoruz, önümüz yine sonbahar güneşiyle keyifleneceğimiz haftalarla dolu. Ekim, kasım gezmek için en ideal aylar.. Karadeniz’i sevenler için çok yol katetmeden günübirlik ulaşılabilecek, üstelik taze palamut yenebilecek yerler var. Kerpe ve Ağva bu yerlerden ikisi...

 


Çocukluk yıllarımda Altıparmak’ta oturduğumuz cadde bize gökyüzü olaylarını çok fazla takip etme şansı vermiyordu. Çocuk yaşlarımızda “kar yağması” bizim için çok güzel bir olay olduğundan “hava durumu” özellikle kış aylarında en çok takip ettiğimiz TV programlarından biriydi. Öyle ya, yoğun ders programı arasında umulmadık bir “Kar tatili” öğrencilerin bayıldığı bir molaydı. 1980’li yıllarda meteoroloji günümüzdeki kadar net tahminlerde bulunamayabiliyordu. Günümüzde meteorolojinin tahminleri başarılı ve net fakat görsel ve yazılı basının bu tahminler üzerinden yaptığı değerlendirmeler tam anlamıyla bir facia.

BURSA’DAN ÇIKTIK YOLA

Yazdan kalma günler yaşıyoruz, önümüz yine sonbahar güneşiyle keyifleneceğimiz haftalarla dolu..Ekim Kasım ayları gezmek için en ideal aylar..Karadeniz’i sevenler için çok yol katetmeden günübirlik ulaşılabilecek, üstelik taze palamut yenebilecek yerler var. Kerpe ve Ağva bu yerlerden ikisi... Geçtiğimiz pazar günü Bursa’dan çıktık yola, kırdık direksiyonu Karadeniz kıyısına doğru. Bursa’dan bizi gülen yüzüyle uğurlayan güneş Yalova-Gölcük arası biraz yüzünü buruşturdu. İzmit’i geçerken bulutladı; ama Kandıra’ya göz kırptıktan sonra yaklaşık 20 km kuzeyde Karadeniz kıyısında ilginç kayalıkları ve sakin koyu ile meşhur Kerpe’de güneşi tekrar yakaladık .

HAVADA IZGARA ALIK KOKUSU


Yazının Devamını Oku

Gökçeada’da bitmeyen yaz 

Ülkemizde güneşin son battığı yer, yeşilin ve mavinin özgür dünyası Gökçeada Eylül ve Ekim aylarında Ege’de yazdan kalma günleri yaşamak için ideal adres. Gökçeada - İmroz son yıllarda “Kuzey Ege turizminde ben de varım“ diyor ve sakin doğayla içiçe bir tatil kaçamağı için ziyaretçilerini bekliyor.


Adaların en canlı görüntüsü genellikle liman bölgesinde belirir ama Gökçeada öyle değil. Gökçeada’ya yaklaşırken sizi hareketli bir liman bölgesi yerine yüksek, ağacı az çorak tepeler karşılayacak. Gökçeada’ya ilk gelişinizse, ona ilk ve son bakışınız arasında çok fark olacak. Gemiden el sallarken, ada sizi durgun görüntüsünün ardındaki gizli cazibelerini kanıtlamış bir aşık gibi göz kırparak uğurlayacak. 

Çanakkale veya Kabatepe limanından bindiğiniz gemi Gökçeada Kuzu Limanına yanaşırken “Ben bildiğiniz adalardan değilim” diye kıs kıs gülmeye başlar, Gökçeada. Burada ne bildik ada iskelesi hareketliliği, ne de küçücük dünyası “gemi geldi, gemi gitti” üzerine kurulu alışıldık ada halkı var. Çorak düz bir alan, birkaç yeni yapı ve gemiden müşteri almaya gelen taksiler, minibüsler. Bu tablodan da anlaşılacağı gibi adayla aşkınızın “ilk görüşte” türünden olması pek de mümkün değil.Hayal kırıklığı kelimesini kullanmak için sakın acele etmeyin. Gökçeada konuklarını insanın içini açan “cennet ada” görüntüleriyle karşılamıyor, ama kendisine bağlamış olarak uğurluyor, belki de önemli olan bu…

TÜRKİYE TOPRAKLARINDA GÜNEŞİN SON BATTIĞI YER

Gökçeada ‘da Türkiye’nin en batı köşesindesiniz. Bu demektir ki güneş en son buradan batıyor. Bu yüzden gün batımını izlemek, güneşin Türkiye’ye günlük vedasına şahit olmak isterseniz günbatımını izlemek için en güzel yerler Yukarı Kaleköy veya Bademli köyü. Gurubu izlemenin en gözde mekânı olan Yukarı Kaleköy ve Bademli köylerinden kuşbakışı görünen muhteşem manzarayı kızıla boyayan güneş, adayla aşkınızın ilk kıvılcımlarını yakıyor. Uzakta gizemli duruşu ile merak uyandıran etkileyici Semadirek Adası da manzarayı tamamlıyor. Güneş kaybolup gittiğinde, biliyoruz ki bugün artık Türkiye’de gurup seyretme zevkine erişebilecek kimse kalmadı. 

TÜRK VE RUM KÜLTÜRLERİ BİR ARADA

Yazının Devamını Oku

Kuzey Kıbrıs’ın mucize burnu Dipkarpaz

Bu yazıyı okumadan önce gözünüzün önüne Kıbrıs haritasını getirmeli, getiremiyorsanız hemen oturduğunuz yerden kalkarak bir Akdeniz haritası bulmalı ve Kıbrıs adasının sivri burnunu kağıt üzerinde göz atmalısınız. Buldunuz mu? Evet işte bu yazıda o gittikçe sivrilen ve belki de adanın coğrafi şeklinin zihinlerde yer etmesine neden olan uzantısına gideceğiz.

Bellapais’te kaldığım küçük otelin terasından denize bakıyorum. Akdeniz dalgalı, öfkeli, köpük köpük... Akdeniz, okyanuslara has bir hırçınlıkla çalkalanıyor, insanı bazen korkutuyor bazen de dinlendiriyor.. ‘Türkiye bu derin, tuzlu suların ötesinde diyorum’ kendime. Türkiye sadece bir fikir, bir harita bilgisi buradan bakanlar için. Burada okuyan Türkiyeli öğrencilerin özlem dolu bakışları kim bilir kaç gece kaç gündüz bu kıyılardan karşılara doğru dikilmiştir. Karşılar dediğim yine gökyüzü yine deniz ve sonsuz gibi görünen ufuk. Kültürünü ve değerini anlayabilirlerse çok güzel bir yer öğrencilik yapmak için diyorum kendi kendime.
Kıbrıs’ta araç kiralamak çok ekonomik, küçük bir arabanın deposu 100-150 TL’ye dolabiliyor. Ege ve Akdeniz’de adaları keşfetmenin en güzel yolu küçük bir araç kiralamaktır, ben de öyle yaptım ve şimdi adanın en uç noktasına doğru gaza basıyorum. Mesarya Ovası’nı boydan boya geçerken yarı açık camdan içeri dolan sıcak Akdeniz esintisi doyumsuz, saçlarım karmakarışık olmuş kimin umurunda?

KASABA BÜYÜKLÜĞÜNDE İSKELE

Dipkarpaz yolu üzerinde İskele şehri var. İskele şehirden çok kasaba büyüklüğünde bir yerleşim yeri. Dar sokakları, tek katlı, bahçeli evleriyle İskele; tipik bir Akdeniz yerleşimi. Bir kahve içmek için İskele’deki bir kahvehaneye uğruyorum. Küçük kahvehanede, dört beş masada oyun oynayan onbeş yirmi kadar insan. Selamlaşıp bir köşeye oturduğumda yabancı olduğumu anlayan birkaç kişi yanıma geliyor. Kahve içmemi öneriyorlar, zaten canıma minnet. Bol köpüklü bir “Con kahve “ geliyor masaya, kokusu davetkar. Kahve aynı Yunanistan’da olduğu gibi daha çok tüketiliyor Kıbrıs’ta. Kahvelerimizden yudumlayıp Kıbrıs üzerine konuşuyoruz. Uzun yıllar önce Trabzon’dan, Adana’dan, Gaziantep’ten gelenler var aralarında. Şivelerinde, geldikleri yerin gırtlağına ilişkin çok az ses kalmış. Belki kelimeler değil ama arada bir kimi harfler uzun yılların öncesine ait bir telaffuzla dökülüyor dudaklarından.

NÜFUS YOĞUNLUĞU AZ

Yazının Devamını Oku

Misiköy Etnografya Evi, kültürümüzü solumaya bekliyor

Yaz aylarında serin ve temiz havası, yeşil doğası, otantik evleri ve Nilüfer deresi ile günübirlik ziyaretçilere ev sahipliği yapan Misiköy’e götürmek istiyorum sizi bu pazar ve köyde bulunan bir küçük etnografya evinden bahsedeceğim öncelikle.

 

Köyde bulunan Bursa’nın tek Etnografya evi; “Misiköy Etnografya Evi” yaklaşık on senedir köye gelen ziyaretçileri ağırlıyor. Bursalı halk kültürü ve folklor araştırmacısı, Karagöz sanatçısı R. Şinasi Çelikkol Çekirge Caddesi üzerindeki Karagöz Evi ‘nden sonra, tarih ve doğa güzellikleriyle meşhur Misiköy’de de kendi imkanlarıyla küçük bir müze projesine imza attı ve sizleri kültürümüzü solumaya, Misiköy Etnoğrafya Evine bekliyor.. Nefis üzüm bağları, şırıl şırıl akan deresi, yemyeşil çam ormanları ve koruma altına alınmış, restore edilen eski ahşap evleriyle ünlü Misiköy’e giderseniz “Etnografya Evi’ni de ziyaret etmelisiniz.

Turizmde gün geçtikçe adını daha fazla duyurarak Bursa ‘ya gelen ziyaretçilerin “görülecekler listesi”ne girmeyi başaran Misiköy’de bulunan “Etnografya Evi” başta Misiköy olmak üzere Bursa yöresi el işlemeleri, ev eşyaları, dokuma tezgahları, yöresel orijinal kıyafetler ve küçük Karagöz perdesi ile gelenleri karşılıyor. Bursa’da 90’lı yılların başında unutulmaya yüz tutmuş Karagöz’ü yeniden canlandıran, yeni sanatçılar yetiştiren, adına festivaller düzenleyen ve Çekirge Caddesi üzerinde, Karagöz anıtı karşısında bulunan Karagöz evinin kurulmasına vesile olan R. Şinasi Çelikkol uzun süredir eşi Aysel Hanım’la birlikte Misiköy Etnografya Evini ayakta tutmak için mücadele veriyor.
Çelikkol “Misi Köyündeki müzemiz, bizim aynı zamanda yaz aylarında yaşadığımız evimiz, Bursa köylerinden derlediğim kıyafetler ve etnografik eşyalar, Karagöz figürleri sergimiz var. Buraya da bir küçük Karagöz perdesi kurduk, her yaştan insana, gösteri yapabiliyoruz, 25 koltuk kapasitemiz var , Sosyal medya hesaplarımızdan etkinliklerimiz ve evimiz hakkında bilgileri insanlara ulaştırmaya çalışıyoruz” diyor ve ekliyor “Bursalılardan ve yerel yönetimlerden, belediyelerden bugüne kadar destek için defalarca yazı yazıp, dosya verdiğimiz halde beklediğimiz yeterli ilgiyi göremedik “ diyor. Yolunuz Misiköy’e düşerse, kendi imkanlarıyla ayakta durmaya çalışan, gelişmeye çalışan ve sizlerin desteği ile büyüyecek Misiköy Etnografya eyini ziyaret etmeyi unutmayın !

KARAGÖZ EVİNİ DE KURMUŞTU

Yazının Devamını Oku