Mesela faiz

MERKEZ Bankası faizle ilgili kararını açıkladı, dövizde düşme olmadı, hatta hafif yükseldi.

Haberin Devamı

İktisatçı olmadığım halde bu meseleyi niye böyle önemsiyorum?

Faiz konusunu ‘rasyonel düşünme’ testi olarak gördüğüm için.

Eş dost arasında günlük ihtiyaç, sömürü anlamındaki faiz ayrı ve ahlaken de çirkin bir konu.

Fakat kredi hacmi 1.5 trilyonu bulmuş bir ekonomiden bahsediyoruz. Faize rasyonel yani iktisat biliminin verileriyle mi bakacağız, dünyada gittikçe yaygınlaşan “popülizm”, yani ucuz para isteyen kitlelerin gözüyle mi bakacağız?

Türkiye gibi modern iktisadi zihniyete ulaşmada gecikmiş toplumlar için bunun ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek var mı?


TEKNİK DİL
Merkez’in kararı açıklandıktan sonra TV’lerde uzman iktisatçıları dinledim. Özetle MB’nin dolara yönelenleri TL’ye çekecek dozda “kalıcı bir faiz artışı sinyali vermediği” için doların dizginlenemediğini söylüyorlar.

Öyleyse MB’nin kararı bir işe yaramaz mıydı? Prof. Emre Alkin’in cevabı:

“Sınırlı faiz artışıyla, değerlendirme kuruluşu Fitch’in cuma günü Türkiye hakkında açıklayacağı kararın çok olumsuz olmasını biraz frenleyebilecek bir karardır...”

MB’nin kararını yorumlarken kullanılan terimlere bakın: Faiz koridoru, repo faizi, üst bant, politika faizi, resesyon riski, geç likidite penceresi...

Teknik bilgilerle ve değişken faktörleri sürekli gözlemleyerek kararlar vermek gereken bu tür konuları “halkıma sormaya” ne dersiniz?

Niye “halkımız karar versin” demiyoruz?


POPÜLİST SÖYLEM
Amerika’da “halkı iktidara getiren” Trump ne demişti?

“Bu ülkeyi etkileyen bütün temel konularda halk haklıdır, yönetici elit yanlıştır.”

Niye faiz kararını Merkez Bankası’ndaki elitler veriyor?!

Politikacılarımız “Askeri vesayet büyük ölçüde kalktı, sıra MB’nin, üst kurulların, yargının vesayetinde” diye konuşmadılar mı?

Öyle ya, halka kim hesap veriyor?

Merkez Bankası’nın elitleri mi?

Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Danıştay üyeleri mi?

Monşerler, profesörler mi?

Her şeye halk ve onun temsilcileri karar versin!


KURUMSAL ZEMİN
Dünyada bu yönde bir popülist söylem gelişiyor.

Zaten “post truth” diyorlar; algı ve duygular “objektif gerçekler”den, bilimsel verilerden daha önemli olur.

Korkum, bu aşamayı bütün dünyada daha radikal ideolojilerin izlemesi ihtimalidir.

Trump’tan sonra MacCarthy tipi biri?!

Yahut Sarkozy’den sonra Marine Le Pen?!

Halbuki tarihsel tecrübede demokrasilerin iç barış, güvenlik, ekonomik büyüme, kamu hizmetleri gibi alanlardaki başarılarının şartları bellidir: Hukukun üstünlüğü, demokratik kurumların popülist demagojiler karşısında güçlü olması, düzenleme ve denetleme kurumları, Merkez Bankası ve bilhassa yargının siyasi müdahale olmaksızın “hukuki ve rasyonel” verilerle çalışması...

Bu temel kurumsal zemini bozarak hiçbir yönetim uzun sürede başarılı olamaz.


DEMOKRASİNİN İKİ AYAĞI
Merkez Bankası’nın dün yaptığı küçük çaplı faiz artırımının en büyük kıymeti, “bağımsızlığına” güvenin bir ölçüde artacak olmasıdır.

Karardan önce Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem bu yönde açıklama yapma gereği duymuştu. Bu defa politikacılar da MB’ye baskı imajı yaratan “faizi düşür” diye açıklamalar yapmadılar. Belki de cuma günü Fitch’in kararını olumsuz etkilemekten sakınıyorlar.

Görüyor musunuz, Merkez Bankası gibi kurumların siyasi baskılardan uzak, “hukuki ve rasyonel” çalışabilmesi ve buna güvenilmesi ne kadar önemli?

Hele de yargının bağımsızlığı!

Demokrasinin bir ayağı seçimlerdir, öbürü kurumlardır. Kurumları siyasi baskılarla zedelemek, birincisinin de başarısızlığına yol açar.

Yazarın Tüm Yazıları