Girişimciler için tükenmişlik sendromuyla baş etme yöntemleri

Tükenmişlik sendromu kavramı pek çoğumuzun hayatına basında gördüğümüz bazı haberlerle girdi. Ünlülerin hastalığı olarak tanıdığımız bu sendromu Meryem Uzerli’den Johhny Depp’e kadar pek çok isim yaşadı. Ancak şöyle bir gerçek var ki –ister ünlü bir oyuncu veya müzisyen olun, ister bir şirketin CEO’su, ister girişimci- yoğun iş hayatı, rekabetin getirdiği baskı ve stres, kendine vakit ayıramama gibi sorunların ardından tükenmişlik sendromu her sektörde karşınıza çıkabilir.

HER mesleğin kendine has zorlukları var. Bu durum girişimciler için de değişmiyor. Hatta zaman zaman daha stresli bir hal bile alabiliyor. Çünkü girişimcilik yoğun bir çaba istiyor ve girişimciler uzun süre hayatlarının merkezine işlerini koymak zorunda kalabiliyor. İşler kötüye gittiğinde ve başarısız olduklarında ise depresyon ve tükenmişlik art arda geliyor. Girişimciler genellikle tutkulu ama aynı zamanda saplantılı ve dengesiz olabiliyor. Yeni bir girişimi büyütmek için sabah akşam hayatının merkezinde o iş oluyor, günün her saati çalışma potansiyeli çıkıyor.

“Tükenmişlik” terimi, 1970’lerde ABD’li psikolog Herbert Freudenberger tarafından ortaya atıldı. Yoğun stres sonucu enerji düşüklüğü, yıpranma ve başarısızlık gibi sonuçları var. Yani stresle birlikte yüksek derecede zihinsel, fiziksel ve duygusal tükenme hali ortaya çıkıyor.

Bu konuyu girişimciler özelinde ele alacak olursak. Girişimcilerin yaptığı en büyük sorunların başında neler geliyor? Girişimciler küçük düşünüp büyük adımlar atmaya çalışıyorlar. Fakat tam tersi büyük düşünüp küçük adımlar atmaları çok daha iyi bir psikolojiyle ilerlemelerini sağlar. Kolay yoldan başarıyı ve maddi bağımsızlığı elde etme eğilimindeler. Bir yandan da çok rekabetçi bir dünyanın içinde yer bulmaya ve dahası iz bırakmaya çabalıyorlar. Bunun için daha mücadeleci olmaları gerekiyor. Ancak ipin ucu kaçınca da işler istenmeyen bir boyuta gidebiliyor.

Girişimciler çoğunlukla yaptıkları işlerle tamamen özdeşleşme eğilimindeler. Bu durum, ruh halleri ile işlerinin iniş ve çıkışlarının iç içe geçmesine neden oluyor. Ancak şunu unutmamak lazım, ilk iki yıl içinde başarısız olan girişimlerin sayısı oldukça fazla. Bu gerçeği bilirseniz başarısızlığa hazır olabilirsiniz. Ayrıca tükenmişlik sadece işler iyi gitmediğinde oluşuyor. Çok başarılı işler yürüten birçok girişimci de tükenmişliğe karşı hassas olabilir.

Girişimcilerin akılda tutması gereken birkaç şey var. Öncelikle aileniz, arkadaşlarınız ve hobileriniz için yeterli zaman ayırın. Sizin için önemli olan aktiviteler yaptığınızda veya sevdiklerinizle zaman geçirdiğinizde içinizdeki huzursuzluk, gerginlik azalır. Resim yapmak, kitap okumak, yemek kursuna gitmek, ne olursa olsun mutlaka bir hobi edinin. Günlük hayatın rutini dışında yaptığınız her aktivitede, beyniniz ve vücudunuz tatile çıkmış gibi hissedecektir. Beyninize mola verdirmek için bunu yapın.

İkincisi, fiziksel sağlığınızı kontrol altında tutun. Sağlıklı beslenin, egzersiz yapın, uyku düzeninizi koruyun. Yoğun olduğumuzda en önce vazgeçtiğimiz şey spor olur ama unutmayın düzenli spor stresle başa çıkmanızı kolaylaştırır. Kısa bir yürüyüşe bile çıksanız faydasını göreceksiniz. Uykuya gelince, her gün yeterli miktarda uyumaya çalışın. Yoğun çalışma temposu çoğu zaman beslenmeyi de olumsuz etkiler. Sağlıklı beslenmek için bol sebze ve meyve tüketin.

Son olarak günlük engellerin, olumsuz geri bildirimlerin veya düzensiz programların sizi etkilemesine izin vermeyin.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Başarı günlük hayatta başlar

Bir girişimin başarılı olabilmesi için oluşturulan fikrin yeniliği ve yatırımcının girişimciyle uyumu kadar girişimcinin kendisi de çok önemli. Tabii bu konuyu birçok açıdan ele almak mümkün. Bu konuyla ilgili bir araştırma yapıldığında genelde lider bir kişiliğe sahip olmak veya risk almaktan çekinmemek gibi birçok jenerik bilgiye ulaşmak mümkün. Ancak bir girişimcinin başarılı olup olmamasının, süreç içerisinde gösterdiği performans kadar günlük yaşantısına da bağlı olduğuna inanıyorum. Bu yüzden bu yazımda sizleri önemli olduğunu düşündüğüm bazı konuları paylaşıyorum.

Güne erken başlamak

Erken kalkan yol alır deyimi boşa söylenmiyor. Güne erken başlandığında iş hayatının aktif olduğu zamanı daha verimli kullanmak mümkün. Aynı şekilde o gün içinde öncelikli işlerin hangisi olduğuna karar vermek ve günün geri kalanını ona göre planlamak da mümkün. Güne erken başlayan başarılı girişimcilerin spor gibi fiziksel bir aktiviteyle güne başladığı bir gerçek. Bu sayede hem uykularını açabiliyorlar hem de vücudun dört bir yanına kan pompalanmasını sağlayarak zihnin tüm gün boyunca aktif kalmasını sağlıyorlar.

Planlı olmak

Başarılı girişimcilerin günlük hayatta elde ettikleri verimi artırmanın en iyi yollarından birisi planlı olmak. Bunu yukarıda bahsettiğimin bir devamı olarak görebilirsiniz. Sorumluluklarını ve yapılması gereken işleri ilk sıraya, dinlenme ve serbest zamanlarını da ikinci sıraya koyarak planlı bir hayat sürüyorlar. Bu cümleden kesinlikle işin her şey olduğu anlamı çıkarılmamalı. Sosyalleşmek de çok önemli. Başarılı girişimciler de zaten insanlar arasında olmanın öneminin farkında. Sosyalleşmek sadece insanlarla etkileşimde bulunmak değil, aynı zamanda güzel bir stres atma ve motivasyon yükseltme yöntemidir. Başarılı girişimciler, bu vakitten de zevk alabilmek adına sosyalleşme zamanını genelde gün sonuna denk getiriyorlar. Bu sayede gün içinde hallettikleri işler başlarına dert olmadan bu zamanın keyfini çıkarabiliyorlar.

Günlük tutmak

Günlük tutma alışkanlığı geliştirmek de verimliliği artırmanın ve geçmişte yapılan doğrular ve yanlışları görmenin çok iyi bir yolu. Çünkü bir anıyı her hatırlayışımızda aslında zihnimiz bize oyun oynayarak o anıyı değiştiriyor. Bununla ilgili birçok araştırma mevcut. Hatta bu yazıyı kaleme aldığım zaman itibariyle Netflix’te yeni yayınlanmış olan The Mind, Explained isimli belgeselde ele alınan konulardan birisi de bu. Konumuza dönersek, günlük tutarak başkalarına anlatması zor gelen başarıları ve negatif duyguları sadece bir kalem ve kağıtla yararlı bir şeye dönüştürmek mümkün. Başarılı girişimciler, kendi içlerindeki negatif sesi dinleyerek, onları doğru yola yönlendiren bir öğretmen haline getirmesini iyi biliyorlar.

Uykunun gücü adına

Aslında hem iş hem de sosyal hayatımızın birçok aşamasında kendimizi uykusuz bırakabiliyoruz. Ancak başarılı bir girişimci olmanın sırlarından birisi uykunun önemini asla unutmamaktan geçiyor. Çünkü insan uyudukça daha zinde, algıları açık ve zihinsel olarak olmak istedikleri noktada olabiliyorlar. Uykusuzluk ise tam tersi bir şekilde duygusal geri tepmelere ve sinirlenme eşiğinin düşmesine neden oluyor. Tüm bunlar günün yorgunluğuyla bir araya geldiğinde uykudan alınan verimin azalmasına neden oluyor ve ortaya kısır bir döngü çıkıyor. Bu yüzden kötü uyku düzeni, ilgilenilmediğinde başarıyı önemli ölçüde etkiliyor.

Yazının Devamını Oku

Nedir bu sosyal girişimcilik?

*

Dünyamız pek çok sorunla karşı karşıya. Toplumsal, kültürel, ekonomik, sosyal sorunlar... Tüm dünyada bu sorunları çözmek üzere kullanılan yöntemlerden bir tanesi sosyal girişimcilik. Aslında bu çok da eski bir kavram değil. Gelin şimdi biraz daha detaya girelim.

Birleşmiş Milletler 2030 yılına kadar dünyada yoksulluğun ortadan kaldırılması, gezegenin korunması ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasının sağlanması için 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefini kabul etti. Sosyal girişimler, bu küresel hedeflerden en azından bir tanesine çözüm üretmeyi hedefleyen girişimler.

Konu sosyal girişimcilik olunca, en çok sorulan sorulardan biri “sosyal girişimler kâr amacı güder mi?” Evet, toplumsal sorunları girişimci yaklaşımlarla çözmeyi ve sosyal fayda sağlamayı hedefleyen bu girişimler, sürdürülebilir bir gelir modeline sahip olmalı. Ancak ticari girişimlerden bir farkı var. Sosyal girişimlerin amacı kâr elde etmek değil, sosyal faydayı mümkün olduğunca artırmak. Bir gelir modelinin olması sosyal girişimleri sivil toplum kuruluşlarından ayıran özellik. Yani bağış veya hibeye bağlı olmadan, sundukları ürün veya hizmetle kendi sistemlerini döndürmeliler. Sonuçta bu girişimlerin de masraflar olacak. Dolayısıyla diğer tüm işletmeler gibi, sosyal girişimciler de operasyonel verimliliği sağlamak ve finansal ihtiyaçları karşılamak için elde ettikleri kârı kullanır. Bunların dışında kalan kâr ise yine sosyal etkiyi artırmak için harcanabilir. Ancak yine altını çizmekte fayda var; öncelikli itici güç, toplumsal bir olaya odaklanma tutkusu olmalıdır.

Bağış odaklı olmayan bu oluşumlar, sürdürülebilir gelir modeline sahip olduğu için daha uzun soluklu oluyor ve daha fazla fayda sağlamaya yönelik çalışmalarını sürdürebiliyor. Yani elde ettikleri kâr sayesinde kendi yaşamlarını da döndürebiliyor, başka bir işe ihtiyaç duymadan sosyal faydaya odaklanabiliyor.

Şu an çok fazla genç kendi girişimini kurmak için adım atıyor ve bunların büyük bir kısmı da sosyal girişimciler. Ancak tabii ki fon bulma, finansal destek alabileceği şirket bulma süreci zor. Sosyal girişimcilerin fon bulmak için daha çok çalışmaları gerekiyor; çünkü çok fazla kaynak mevcut değil. Burada özel sektöre de aslında büyük bir görev düşüyor.

Sosyal girişimciler için en büyük destek ise devlet kurumlarından gelebilir. Örneğin geçtiğimiz aylarda Milli Eğitim Bakanlığı ile otizm sendromlu çocuklara ücretsiz eğitsel oyunlar sunan mobil platform Otsimo bir işbirliği başlattı. “İçimdeki Hazine” projesiyle Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı özel eğitime ihtiyaç duyan öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda otizmli çocuklar için eğitim sınıfları oluşturuldu. Böylece devlet desteğiyle Türkiye’deki bütün çocuklara daha erişilebilir bir eğitim sunulmuş oldu.

Şunu unutmamak lazım; bir ülkede sosyal girişimcilik ekosistemi ne kadar gelişirse, o kadar çok sorunun çözümüne katkı sağlanır.

Yazının Devamını Oku

Girişimcilerin büyümesine yön verecek dört unsur

*

Bir girişimci için girişimini doğru şekilde büyütmek ve geliştirmek, en az girişim fikrini hayata geçirmek kadar önemli. Bugün girişim ekosistemine baktığımızda markalarını hızlı bir şekilde büyüterek satış gücü oluşturan girişimcilerin sayısının çok da fazla olmadığını görüyoruz. Bu yolda deneyim kazanan, daha önce birkaç kez girişimde bulunan girişimcilerin olumlu sonuca ulaşması daha muhtemel oluyor. Bir girişimcinin stratejisini zamanında ve sorunsuz bir şekilde geliştirmesi ve sürdürmesi için bazı noktalara dikkat etmesi gerekiyor. Gelin bunları dört başlıkta toparlayalım.

1. Liderlik basamakları
Bir girişimci olarak girişiminizin büyüme aşamalarını göz önünde bulundurarak liderlik tarzınızı sürekli geliştirmeli, aşamalı ve bilinçli bir şekilde değiştirmelisiniz. Yeni bir girişimin lideri, kalabalık bir şirketinkinden önemli ölçüde farklıdır. Küçük oluşumlarda ekip üyeleri liderle daha yakın ilişkiler kurarak daha samimi bir dil yakalayabilir. Bu durum hızlı bir iletişimi ve motivasyonu beraberinde getirebilir. Ancak girişim büyüdükçe ekip üyelerini koordine edecek yöneticiler işe alınmalıdır. Bu da beraberinde girişimi kuran kişi ile çalışanlar arasında mesafe getirir. Burada önemli olan liderin diğer ekip üyeleriyle arasında köprü olacak yöneticilere güven duymasıdır. Girişim daha da büyüdükçe girişimcinin liderliği çok daha genel hale gelir. Çalışanlarıyla daha önce olduğu gibi yakın ilişkileri olmaz ama yine de öncülük etmeye devam etmelidir. Yani girişim büyüdükçe liderlik aşamalarını geliştirmek oldukça önemlidir.

2. Uygun pazarlama stratejisi belirleme
Birçok yeni girişimcinin öncelikli pazarlama faaliyeti markasını oluşturmaktır. Markanın ismini duyurmak için bolca para ve emek harcanır. Bu durum girişim sahipleri için tatmin edici olsa da satışlara pek de yansımaz. Yeni girişimler çok daha iyi bir strateji benimsemeli, doğrudan eyleme geçirecek bir satış, sosyal medya veya pazarlama materyali oluşturmalı. Bütçelerini buna harcasalar çok daha faydalı olur.

Yazının Devamını Oku

Startup hayali kuran gençler, bu yazı sizin için!

*

Katıldığım pek çok toplantıda, konuşma yaptığım özel davetlerde veya genel olarak iştirak ettiğim sohbetlerde bana en çok sorulan sorular listesinin en üst sıralarında genelde şu sorular yer alıyor: “Startup dünyasına adım atmak için ideal yaş aralığı nedir?”, “Harika bir fikrim var ama fikrimi projelendirmek için yeterince genç olmadığımı düşünüyorum. Sizce de geç kalmış sayılır mıyım?” veya “Henüz öğrenciyim, girişimciliğin kapılarını aralamak için daha çok mu erken?”

Tüm bu soruları hem son derece haklı buluyorum hem de bana akıllarında pek çok fikirle gelen bu heyecanlı kişilerin hepsine aynı yanıtı veriyorum; ortada gerçek bir ihtiyaç, tamamlanması gereken önemli bir eksik varsa ve bu ihtiyaca/eksiğe yönelik olarak fizibilite çalışmasını öngörebildiğiniz, sürecin tüm aşamalarını ayrıntılandırabileceğiniz nitelikli bir girişim fikriniz varsa yaşınıza takılmayın! Çünkü startup geliştirme yolculuğunda gençliğin de tecrübenin de kendine has olumlu ve nispeten olumsuz yönleri mevcut. Hayalinizi gerçeğe dönüştürme noktasında esas önemli olan; gerçekten iyi bir fikre sahip olmanın yanı sıra o fikri 360 derece yani her yönüyle projelendirebilecek vizyona ulaşmak, AR-GE aşamasında sabırlı davranmak, bıkmadan-yorulmadan çabalamak ve o yolda yürürken yeri geldiğinde pek çok kez tökezlemeyi de göze alabilmek...

Girişimcilik ekosistemine girerken akılda tutulması gereken en mühim noktaları paylaştıktan sonra bu yazımda özellikle üniversite öğrencisiyken startup projesini hayata geçirmenin artıları ve eksilerini aktarmak istiyorum. Öncelikle şunun altını özellikle çizmekte fayda görüyorum; Türkiye’de gençlerimiz girişimcilik kültürüyle mümkün olan en erken yaşta haşır neşir olmalı, yaratıcılık ve inovasyon odaklı bakış açısını hayatının vazgeçilmez bir parçası haline getiren gençlerle ülkemizin önüne koyduğu hedeflere ulaşması işten dahi değil.
İşte bu yenilikçi ruh ve sınırlardan arınmış fikirler, özgür düşüncenin de verdiği güçle belki de en çok üniversite sıralarındaki gençlerimizin enerjisinde mevcut. Her ne kadar Harvard Business Review’in gerçekleştirdiği analize göre yalnızca yüzde 15 oranında startup kurucusunun yaşı 29’un altında olsa da pek çok genç girişimci çarpıcı fikirleriyle girişim dünyasında dikkat çekip sivrilmeye devam ediyor. Düşünün bir kere, dünyanın en popüler girişimlerinden Facebook’un veya Snapchat’in kurucuları da üniversite çağında birer öğrenciydi. Bu örnekleri kolaylıkla artırmak mümkün. Üstelik gençlerin startup ekosistemindeki güçlü adımlarını, her yıl açıklanan “Forbes 30 yaş altı 30” listesine bir göz attığımızda da hemen hissediyoruz. Gençler gümbür gümbür geliyor!

Peki, üniversite çağında girişim fikrini hayata geçirmenin pozitif ve negatif yönleri neler olabilir? Öncelikle olumlu yanlarıyla başlayalım. Bir kere işinizi hayata geçirmek için ihtiyaç duyduğunuz pek çok kaynağa üniversitenizden ulaşabilirsiniz. Bu, fikrine danışabileceğiniz bir profesörünüz olabileceği gibi okulunuzun teknik imkânları da olabilir. Üstelik gençlere ulaşmanın önem teşkil ettiği günümüz teknoloji dünyasında üniversite arkadaşlarınız, startup’ınızı ilk elden deneyimleyen ve önemli geribildirimler alabileceğiniz pazar araştırmanızın en güvenilir kaynakları! Olumsuz yönlere geldiğimizde ilk olarak girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanma oranının ilk 1 yılda yüzde 20’lerde, ilk 5 yılda ise yüzde 50’lerde olduğunu akılda tutmamız gerekiyor. Ayrıca öğrenci olan girişimcilerin bir de bu yoğun emeğin yanı sıra okullarına da gereken önemi göstermeleri gerekiyor. Yani zamanı iyi ayarlamalı, deyim yerindeyse gece gündüz demeden çalışmalısınız... Öte yandan iş dünyasında henüz tecrübe kazanmamış olmak ve bu nedenle fizibilite çalışmalarında da yeterince öngörülü davranamamak da bir diğer olumsuz yön olarak dikkat çekiyor.

Uzun sözün kısası, girişimcilik risk işidir. Risk almaya değer bir projeniz varsa, neden adım atmayasınız? Ne de olsa gençlik, deneye yanıla kendi yolunu çizmek değil mi?

Yazının Devamını Oku

İş dünyasını 2019’da yönetecek dört eğilim

*

Teknoloji tüm hızıyla dünyayı değiştirmeye devam ediyor. Günbegün farklı bir yöne doğru gidiyoruz. İş dünyası da bu rüzgara paralel şekilde büyük bir dönüşüm yaşıyor, gelenekselin dışına çıkıyor. Peki 2019’da da devam edecek bu değişikliğe yön veren eğilimler neler?

Yapay zekâ
Teknolojinin hızla gelişimiyle birlikte dijital dönüşüm çağında iş hayatındaki alışılagelmiş düzen yeniden şekillenmeye başladı. Bulut bilişim, büyük veri, blockchain ve veri analitiği gibi önemli teknolojiler oldukça çarpıcı bir hızla ilerliyor. Yapay zekâ, hem tüm bu teknolojileri besleyerek hem de onlardan beslenerek daha önce sadece hayallerimizde canlandırabileceğimiz heyecan verici gelişmelerin tek tek gerçeğe dönüşmesini sağladı. Örneğin otonom araçlar, sürekli öğrenen chatbot’lar ve karar verme yetisine sahip robotlar gibi. Artık tek bir tuşla taleplerin yerine getirilebildiği bir dünyadan bahseder olduk. Yapay zekânın bu baş döndürücü etkisi neredeyse tüm sektörlerde büyük bir pazar potansiyelini de açığa çıkarıyor. Piyasa Araştırmaları Enstitüsü Gartner’a göre, bulut teknolojilerine yapılan yatırımların yıllık bileşik büyüme oranı 2020’ye kadar tahmini olarak ortalama yüzde 18 ile 383,5 milyar dolara ulaşacak.

Yetenek geliştirmek
Hem şirketler hem kişiler gelişen teknolojilere ve dünyanın dijitalleşmesine eğer ayak uydurabilirlerse büyük bir şans yakalayacak. Tabii burada önemli olan dediğim gibi bu duruma adapte olmak. Gelişmeleri hızlı yakalayıp öğrenme sürecini doğru yönetenler kazanır. 2019 yılında da iş dünyasından beklenen, iş gücünü bu yeni dünyaya adapte etmek, hazırlamak. Büyümek isteyen şirketler de yeni koşullara göre mevcut çalışanlarının yeteneklerini geliştirmelerine imkan sağlamalılar. Unutmamak gerekir ki ülkenin becerilerini büyük ölçüde artırmak demek ekonomik kalkınma demek.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya pazarlama platformu olarak nasıl kullanılır?

*

Sosyal medyanın ortaya çıkmasıyla birlikte geleneksel pazarlama yöntemleri de değişmeye başladı. Bugün çoğumuz günlük hayatında sosyal medyada yaşayan, telefonlarını sık sık kontrol eden insanlar olduk. Bu ağlar, markaların da müşterileriyle etkileşimini kolaylaştırmasında etkili pazarlama araçları haline geldi. Şirketler, bilinirliğini artırmak ve daha fazla kişiye ulaşmak istiyor. Artık pek çok marka yeni bir ürün veya hizmeti sosyal medya aracılığıyla duyuruyor, çeşitli indirim fırsatları sunuyor. Peki sosyal medya bir pazarlama platformu olarak nasıl kullanılabilir ve artıları neler?

Girişimciler, çeşitli ölçüm araçlarıyla sosyal medyadan bir pazarlama aracı olarak nasıl yararlanabileceklerini ortaya koyabilir ve uygun kampanyalar için bu verileri kullanabilir. Twitter, Facebook, Instagram ve Youtube gibi sosyal paylaşım siteleri, markaların bilinirliğini düşük maliyetlerle artırabilecekleri yerler. Buralarda sınırlı kaynaklarla küresel bir takipçi, izleyici kitlesine ulaşabilirsiniz. Ayrıca sosyal medya kullanmak, sitenizin SEO’sunu da güçlendirir.

MÜŞTERİLERİNİZİ TANIYIP ANLAMANIZI SAĞLAR
Sosyal medya pazarlaması takipçilerinizi anlamanıza yardımcı olacaktır. Peki bu neden önemli? Çünkü müşterinizi anlarsanız, daha iyi içerik ve daha ilgi çekici paylaşımlarda bulunabilir, böylece daha fazla trafiğe sahip olabilirsiniz. Bu durum ürün stratejinizi geliştirmede de oldukça avantaj sağlar, satışlarınıza da etkisi olur. Sosyal paylaşım siteleri, potansiyel müşteri tabanınızla etkileşimi sağlamanızda oldukça etkili pazarlama araçları haline geldi. Buralarda büyük bir pazar var ve sonuçları neredeyse anında alabiliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Tüketicileri memnun etmenin beş anahtarı

*

Pek çok girişimci için en önemli konuların başında tüketiciyi anlamak ve bu doğrultuda çalışmalar yapmak geliyor. Tüketicilerimiz kimler? Onlara nasıl bir hizmet sunarsak fayda sağlar, beklentilerini karşılarız? Girişimcilerin anlamaları ve uygulamaları gereken konuları beş önemli başlıkta toplayabiliriz.

Basitleştirin
Tüketiciler, kendileri için basitleştirilmiş hizmetleri seviyor. Karmaşık görünen bir yapıyı ne kadar basitleştirirseniz tüketiciyi o kadar cezbedebilirsiniz. Tüketiciler bir ürün veya hizmet hakkında kadar kolay bilgi edinebilmeyi, edindiği bu bilgilere güvenmeyi ve önündeki seçenekleri çabucak değerlendirebilmeyi istiyor. Bir marka, satın alma yolculuğundaki karar verme sürecini ne kadar basitleştirirse, tüketicinin kafa karışıklığını o ölçüde giderir. Başarılı hizmet verenlerin sırrı, bu basitleştirme eylemini kişiselleştirebilmeleridir.

Hızlı olun
Ürün geliştirmede en iyi strateji işleri basit tutmak ve hızlı hareket etmektir. Tüketici ihtiyacını mümkün olduğunca hızlı ve verimli bir şekilde karşılayabilmelisiniz. Rahatlığı sağladığınız ölçüde avantaj yakalarsınız. Artık tüketicilerine verdikleri sözleri yerine getirenlerin çok daha hızlı bir şekilde büyüdüğünü gözlemliyoruz. Zaman tasarrufu özellikle online alışverişte önemli bir rol oynuyor. Sadece işlem sırasında değil, sonrasında da tüketiciyle iletişimi kesmemeli, olası geri dönüşlere hızlı cevaplar vermelisiniz.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin ilham veren girişimci kadınları

*

Toplumların sosyo-ekonomik gelişiminde girişimcilerin rolünün ne kadar fazla olduğunu biliyoruz. Bildiğimiz bir diğer gerçek daha var ki kadınların gücünü her alana dahil etmeden ekonomik, insani ve sosyal kalkınmada sıçrama yapmak mümkün değil. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin belki de en fazla iş hayatında sağlanması gerekiyor. Hayallerinin peşinden giderek, girişimleriyle başarılı olan kadınlar kendilerinden sonraki nesillere ilham ve cesaret vermeye devam ediyor. İlham... Bizim de Girişimcilik Vakfı olarak üzerinde en çok durduğumuz kelime.

Gelin şimdi Türkiye’nin ilham veren beş kadın girişimcisinden bahsedelim.

TÜRKİYE’NİN STK DESTEKÇİSİ İLK İŞ MODELİ
Türkiye’nin #modernkahramanlarını ortaya çıkaran sosyal girişimci Bahar Süer, givin’in kurucusu. Türkiye’nin sivil toplum kuruluşlarına destek olmak için geliştirilen ilk iş modelini hayata geçirdi. givin, tüm kişi ve kurumların, her türlü ürün ve hizmeti bağış karşılığında verebilecekleri, yenilikçi, şeffaf bir mobil uygulama. Geçtiğimiz yıl toplamda 140 binin üzerinde bağış toplanan ve 20 bin yeni modern kahramanın dahil olduğu givin’le Bahar Süer, pek çok kadına ilham vermeye devam ediyor.
Yurtdışından ilhamla kurulan platform

Yazının Devamını Oku

Girişimciler için risk yönetimi

*

Hayatın her alanında karşımıza çıksa da riskler özellikle girişimciliğin kaçınılmaz bir parçasıdır. Bir girişimcinin işini büyütmek ve sürdürülebilir olmak için risk yönetimini bilmesi oldukça önemlidir. Risk yönetimi, ortaya çıkabilecek risklerin önceden dikkatli bir şekilde tüm ayrıntılarıyla tanımlayıp değerlendirilmesi ve riskleri minimize edecek veya tamamen kaldıracak önlemlerin alınmasıdır. İyi bir pazar araştırması, sağlam bir ekip ve doğru bir finansal bilgiyle riskleri yönetebilirsiniz.

Peki riskleri önceden tahmin etmek ve gerekirse azaltmak için izleyebileceğiniz adımlar neler?

BİLGİ SAHİBİ OLUN
Öncelikle yapılması gereken bilgi sahibi olmaktır. Pek çok insan yeni bir işe başlarken o alan hakkında yeterli bilgiye sahip olmayabiliyor. Oysa alanınızla ilgili sağlam bir piyasa araştırması yapmış olursanız işinizde ilgili sonradan karşılaşabileceğiniz riskleri kolayca halledebilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin faydalı girişimleri

*

Türkiye’de son yıllarda topluma fayda sağlamak için kurulan sosyal girişimlerin sayısında büyük bir artış yaşanıyor. Sosyal girişimlere yönelen ilgi, enerji ve kaynak her geçen gün artıyor. Toplumsal sorunları girişimci yaklaşımlarla çözmeyi hedefleyen ve sosyal fayda sağlamak için çalışan bu yapıların tüm sektörler tarafından desteklemesi oldukça önemli. Peki Türkiye’de dikkat çeken başarılı sosyal girişimler hangileri? İşte herhangi bir sıralama olmaksızın topluma fayda sağlayan 10 sosyal girişim.

OtsimoOtsimo, otizm sendromlu çocuklara ücretsiz eğitsel oyunlar ve çocukların ailelerine yapay zekaya dayalı kontrol imkanı sunan mobil bir platform. 2018 yılında tam 167 ülkede kullanıcılara ulaşan Otsimo, iOS ve Android olmak üzere yaklaşık 5 bin farklı cihazda kullanılmış. Toplam oynanan oyun sayısı ise 2 milyona yaklaşmış. Otsimo, otizmli çocukların yoğun ve kaliteli bir eğitim almaları için çocuklara gereken ve eksik kalan eğitimin tablet bilgisayarlar aracılığıyla evde verilmesini amaçlıyor.

Askıda Ne Var2012 yılında kurulan Askıda Ne Var, üniversite öğrencilerine yemek, kıyafet, tiyatro ve konser bileti, kitap, yurtdışı stajı gibi ürün ve hizmetlerin ücretsiz sunulmasını sağlayan bir sosyal girişim. Gönüllü kişiler üniversite öğrencileri için askıya yemek bırakabiliyor, markalar ise ürün veya hizmetleriyle destek sağlayabiliyor. Eski bir Osmanlı geleneği olan “askıda ekmek” uygulamasından esinlenerek tasarlanan bu sosyal girişim, gençlerin paylaşım kültürü kazanmalarını ve kısacası kendilerini geliştirebilmelerini hedefliyor.

GivinTüm kişi ve kurumların, her türlü ürün ve hizmeti bağış karşılığında verebilecekleri, yenilikçi, şeffaf bir mobil uygulama olan Givin, Türkiye’nin sivil toplum kuruluşlarına destek olmak için geliştirilen ilk iş modeli. Elektronikten giyime, tiyatro biletlerinden pilates dersine kadar her türlü ürün ve hizmet satılarak Sivil Toplum Kuruluşları (STK) için alışveriş yoluyla bağışa dönüştüğü Givin’le örneğin evde duran bir çantanin bile eğitime ya da iyi bir amaca destek olabilmesini sağlıyor. Tüm alışveriş gelirlerinin sivil toplum kuruluşlarına aktarıldığı Givin, ilk senesini 500 bin TL’lik bağış potansiyeli yaratarak tamamlamış.

YuvarlaYuvarla, 2014 yılında Türkiye’deki bireysel bağış kültürünü geliştirmek ve bunu yaparken de sosyal ve çevresel sorunların çözümü için çalışan sivil toplum kuruluşlarına kaynak yaratmayı hedefleyerek kurulmuş bir sosyal girişim. Hâlâ devam eden teknik geliştirmeler, banka entegrasyonlarıyla bugün Yuvarla, sosyal fayda amaçlı bir finansal teknoloji girişimi olarak değerlendiriliyor. Gerçekleşen ilk Yuvarla bağışından itibaren bugüne kadar toplamda 1.1 milyon adet küsuratlı harcama işleminde kuruşlar iyilik için 17 farklı sivil toplum kuruluşuna bağışlanmış. Bu 1.1 milyon adet bağış işlemi toplamda yaklaşık 400 bin bağışçı tarafından gerçekleştirilmiş.

KodluyoruzKodluyoruz.org, teknolojiyi kullanarak toplumun her kesimini kalkındırabilmek için kod okuryazarlığını yaygınlaştıran ve yazılım alanında gençlerin geleceklerine değer katan bir yazılım hareketi. Kodluyoruz.org, Türkiye’nin her yerinden gençlere kod okuryazarlığını yaymak ve teknoloji alanında fırsat eşitliği sağlamak amacıyla mevcut imkanları bir araya getirerek kaynak yaratıyor.

EvrakaEvreka, akıllı şehirler konseptinde teknolojiler üreten bir Ar-Ge firması. Geliştirdiği teknolojilerle, nesnelerin interneti sektöründe uzmanlaşmış kadrosuyla yazılım ve donanım çözümlerini bir arada sunarak müşterilerine hizmet veriyor. Güncel olarak, atık toplama sistemlerini iyileştirme amaçlı geliştirdiği atık konteyner doluluk ölçüm sensörleri ve rotalama algoritması ile atık toplama firmaları ve belediyelerle çalışıyor.

FazlaGıda

Yazının Devamını Oku

Espor neden çok büyük olacak?

*

Seneler önce, daha Markafoni’yi kurmadan, sürekli eticaretin perakendeyi ne kadar değiştireceğini konuşuyorduk. Ben genelde eticaretin olumlu taraflarını anlatırken, çevremdeki insanların bir bölümü kuşkularını dile getiriyor, “denemeden giyim eşyası alınır mı?” diyordu. Eticaretin tüm avantajları ortadaydı: 

Son 10 senede eticaretin dünyada ve Türkiye’de perakendeyi nasıl değiştirdiğine şahit olduk. Tüm perakende şirketleri için online stratejiler artık olmazsa olmaz.

Bugün esporda eticaretin 10 sene önceki durumundayız. Esporun izlenme sayıları net bir şekilde buradan yayılan çekim gücünü gösteriyor. Rekabetin yeni bir boyutunu deneyimliyorsunuz, istediğiniz zaman istediğiniz yerden oyuna giriliyor. Devletin veya özel şirketlerinin stadyum, antrenman sahası gibi devasa yatırım yapması gerekmiyor. Dünyanın en iyi oyuncusunu her zaman izleyebiliyorsunuz ve çok çalışırsanız onu yakalama şansınız olduğuna inanabilirsiniz.

Ticari olarak yaklaşınca da yapısal değişiklikler kendini belli ediyor. Öncelikle esporda ara katmanlar yok denecek kadar az. Yıldız bir oyuncu isterse sadece kendi sosyal medya veya yayın kanallarından taraftarlarla etkileşime geçebiliyor. Bireysel antrenmanlarını paylaşıyor, deneyimlerini aktarıyor ve doğrudan iletişim kuruyor. Bu çok büyük bir değişim. Bunu klasik spor dallarında yapmak çok daha zor ve böyle bir kültür yok.

Yazının Devamını Oku

2019’un gündeminde neler olacak?

*

Yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde pek çoğumuzun aklında aynı soru var: Acaba bu yıl bizi neler bekliyor? Teknolojiden sanata, spordan girişimciliğe 2019 yılında dünyada ve Türkiye’de bizi bekleyen önemli gelişmeleri sizler için derledim.

2018 yılı kitle iletişim aracı olarak televizyonun internetin karşısında etkisini kaybettiğini gördüğümüz bir yıl oldu. Neilsen’in 2018 yılında yayınladığı Total İzleyici Raporu, ABD’de genç kitlenin giderek daha az oranda ve daha az süreyle televizyon izlediğini ortaya koydu. Görüyoruz ki artık gelenekseli değil, alternatif mecraları tercih eden bir nesil var. Bu yeni nesil Netflix, YouTube veya Türkiye’deki Blutv gibi internetten film veya dizi izleyebileceği platformları tercih ediyor. Özellikle giderek büyüyen bir Netflix izleyici kitlesi mevcut. Kanada merkezli veri analitiği şirketi Sandvine'in 2018 yılı veri kullanımına ilişkin yaptığı araştırmaya göre Netflix'in dünya internet trafiğinin yüzde 15'ini tek başına tükettiği görülüyor. Bu yıl ilk defa tüm dünyadaki internet üzerinden dizi ve film izlenme oranlarının televizyon yayınlarından daha fazla olacağını göreceğiz.

Peki dizi ve filmlerden konu açılmışken 2019’da izlenme rekoru hangi yapımın olacak? Tabii ki büyük bir merakla son sezonu beklenen Game Of Thrones en çok konuşulan dizi olacak. Yedinci sezon finali tam 31 milyon kişi tarafından izlenen, ünlü yazar George R.R. Martin'in kitap serisinden televizyona uyarlanan dizinin sekizinci sezonu 2019’un nisan ayında yayınlanacak.

Sürücüsüz arabalar için hukuki altyapıSon yıllarda en çok gündemde olan konulardan biri de sürücüsüz araçlardı. Bu araçların ne zaman hayatımıza gireceğine dair pek çok tarih ortaya atılıyor. Araçlar yola çıkmayı bekliyor beklemesine ama fiziksel altyapı çalışmalarının yanı sıra hukuki bir altyapı düzenlenmesi de gerekiyor. İşte 2019 yılı AB veya ABD’nin sürücüsüz arabalar için hukuki altyapıyı oluşturacağı yıl olacak.

Yazının Devamını Oku

2018’de girişimcilik dünyasında neler oldu?

*

 Başarıyla, sevinçle, kimi zaman hayal kırıklıklarıyla dolu bir yılı geride bırakmaya hazırlanırken, 2019 için yeni fikirler, yeni umutlar ve yeni hayaller şimdiden filizlenmeye başladı. Peki geride bıraktığımız 2018 yılı Türkiye’de girişimcilik ekosistemi ve girişimciler için nasıl geçti?

Öncelikle yabancı sermayenin Türk startuplarını geçmiş yıllara kıyasla pas geçtiği bir sene olduğunu söylemek yanlış olmayacak. Ancak yabancı sermayenin gelmemesi Türk startuplarını durdurdu mu? Elbette durdurmadı. Bu yıl pek çok startup’ın yurt dışına açıldığına şahit olduk.

Bunların içinde bu senenin en önemli haberi ne diye bakacak olursak, İstanbul ve Londra’da iki stüdyoda toplam 77 çalışanıyla faaliyet gösteren Türk mobil oyun şirketi Gram Games’in 250 milyon dolar karşılığında dünyaca ünlü oyun geliştiricisi Zynga’ya satılmasıydı kuşkusuz. 1010! ve Six! gibi bulmaca oyunlarının üreticisi olan ve dünya çapında 170 milyondan fazla oyuncuya sahip Gram Games, bugüne kadar pek çok oyununu Amerika ve Avrupa mobil platformlarında da ön plana çıkartmayı başarmıştı. Bu satış rakamı da bu başarıyı taçlandırmış oldu.

Esasında tüm dünyada startuplar olanın dışında yepyeni bir alan açabildiği takdirde yabancı yatırımcıların dikkatini çekebiliyor. Bir girişimle ilgili en önemli kriterlerin iş fikri, ekip ve gelir modeli olduğunu düşünecek olursak, pazarın ihtiyaçlarına karşılık veren girişimler seneyi şanslı kapattı. Özellikle yeni alanlar açan startuplar yatırımcıların yakın markajındaydı.

Yazının Devamını Oku

Üniversiteden girişimci çıkmak

*

Bugün bildiğimiz bir gerçek var ki girişimcilik Türk kültürünün ve dolayısıyla eğitim sisteminin bir parçası değil. Girişimcilik kültürünü geliştirmek için önce altyapı oluşturmanız ve buna temelden başlamanız gerekir. Burada en doğru başlangıç noktası da üniversitelerdir.

Üniversiteler, girişimcilik için doğru inkübasyon alanlarını oluşturuyor. Çünkü gençler, bu yaş aralıklarında ve üniversite ortamında risk almaya, farklı ve yeni şeyler öğrenmeye, en önemlisi de ilham almaya çok daha açıklar. Daha atılgan, heyecanlı ve beynin daha dinç olduğu bu yaşlarda kaybedecek hiçbir şey yoktur, tam olarak bu nedenle de girişimcilik için en ideal dönemdir.

Gençlerin girişimcilik kültürüyle erken yaşta tanışması ve bunu benimsemesi her şeyden önemli. Bugün bir araya geldiğim pek çok üniversiteli genç kendisindeki potansiyeli ortaya çıkarmak, girişimcilik konusunda doğru adımlar atmak için neler yapabileceğini soruyor. Belki de ilk defa öğrenciler, üniversite müfredatlarının önünde bir vizyona sahip olarak, girişimcilik gibi özel bir alanda daha fazla eğitim fırsatının sunulmasını bekliyor. Üniversiteler de yakın zamanda bu sese kulak verecek ve girişimcilik odaklı dersler daha fazla yaygınlaşacak.

Türkiye’de son beş yılı kapsayan bir girişimcilik ekosistemi dönüşümünün yaşandığını söyleyebiliriz. Eğitim müfredatları hâlâ yeterli seviyeye ulaşmamış olsa da üniversitelerde düzenlenen girişimcilik zirveleri ya da network buluşmaları çok değerli gelişmeler. Pek çok önemli kurum tarafından gençleri girişimciliğe teşvik etmek ve desteklemek üzere yarışmalar, programlar düzenlenmeye başlandı. Örneğin bunlardan en sonuncusu TÜBİTAK’ın genç girişimcilere 200 bin TL’yi bulan hibe desteği sağladığı BİGG programıydı.

Yazının Devamını Oku

Peki şimdi ne yapmam gerekiyor?

*

Son dönemde en çok karşılaştığım soruların başında genç girişimcilere verebileceğim tavsiyeler olup olmadığı yer alıyor. Bugün baktığınızda neredeyse her gün yeni bir girişim haberi görüyorsunuz. Akıllardaki birtakım fikirler tomurcuklanıyor; kimi filiz veriyor, kimi gün ışığını göremeden yok oluyor. Peki başarılı girişimin yolu nerelerden geçiyor? Bu sorunun cevabı tabii ki buraya yazacaklarımızla sınırlı olamaz. Ama en temelde girişimcilere belki birkaç ipucu verebilir.

Yapılması gereken ilk şey aklınıza bir fikir geldiğinde bu fikre âşık olmadan soğukkanlı bir şekilde fikri değerlendirmek olmalı. Gerçekten bu fikre inandığınız takdirde fikri uygulamaya geçirmek, bir sıfır önde başlamanızı sağlar.

Girişimcilerin zaman zaman içine düştüğü hatalardan biri küçük düşünüp büyük adımlar atmaya çalışmaları oluyor. Burada bakış açısını değiştirmek lazım.  Yapılması gereken bunun tam tersi. Yani büyük düşünüp küçük adımlar atılmalı.

Olabildiğince bilgi toplayınHer şey tamam; fikir oluştu ve hayata geçti, bir ürün ya da hizmet sunulmaya başlandı. Sıra yatırımcı bulmaya geldi. Bu noktada en önemli konulardan biri yatırımcılar hakkında bilgi toplamak olmalı. Yatırımcılarınızı seçerken onlar hakkında bilgi toplamak ve geçmişte yaptıkları yatırımlardaki girişimcilerden referans almak bir avantaja dönüşebilir. Genç girişimcilerin en sık yaptığı hata ilk yatırımcıyla anlaşmak oluyor. Yatırımcınızı iyi seçmeniz uzun vadeli başarınız için çok önemli. Yatırımcınızı kovamazsınız, ortaklarınızla bile ayrılmak çok daha kolaydır. İmzaladığınız hukuksal anlaşmalar çerçevesinde, yatırımcılar korunaklı bir konumdadır ki böylesi doğru olan zaten. Onun için yatırımcı seçerken bu sürece zaman ayırıp, iyi seçmek gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

İddialı fikirler güzeldir, iddialı cümleler ise ters teper

*

Hem girişimci hem de yatırımcı olarak sermaye toplantılarında masanın her iki tarafında da defalarca bulundum. Bu deneyim bana bir girişim projesini yatırımcıya sunarken ne yapacağım ve ne yapmayacağım konusunda önemli bir içgörü kazandırdı. Fon yaratma sürecini ilerletmek ve hedeflerinize ulaşmak için aşağıdaki cümlelerden uzak durmalısınız.

“Sektörün en büyük şirketlerinde çalıştım”Öncelikle yatırımcıların fikirlere değil, insanlara yatırım yaptığını söylemeyelim. Daha önce köklü bir kurumda çalışmış olmanız düşündüğünüz kadar avantajlı algılanmayabilir. Start-up yatırım görüşmelerinde yatırımcılar, girişimcilerin kısıtlı kaynaklarla, hızlı tempolu bir iş ortamında deneyim kazanmış olmasını daha fazla önemser. CV’niz şirketinizin bulunduğu başlangıç aşamasına uymuyorsa, fon bulma süreciniz de zorlu olabilir.

“Pazarda bir ilk”Bu cümle çok havalı görünse de düşündüğünüzün aksine size zarar verebilir. Gerçekten de fikriniz bir ilk bile olsa bu çok büyük bir risk aldığınızı gösterir. Yüksek risk ise yatırıcıyı kaçırabilir. Fon kaynağını, yepyeni bir fikre inandırmak isterseniz, mutlaka onlar için tanıdık olan bir çerçeve çizin. İşinizin gerçek bir sorunu nasıl çözdüğünü somut örneklerle anlatın. Gerekirse farklı sektörlerden karşılaştırmalar yaparak konuşmanızı zenginleştirin.

“Rakibimiz yok”Bu cümle belki de en sık duyduğum hatalardan biri. Bu iddiayı duyan bir yatırımcının aklından şunlar geçer: ya doğruları söylemiyorsunuz ya da pazarınızı iyi analiz edememişsiniz. En yeni fikir bile tarihsel sürecin bir parçasıdır ve bir şeylere alternatif olarak yaratılmıştır. Teklifinizin direkt olarak çöpe atılmasını istemiyorsanız, rakiplerinizi belirleyin ve yatırımcıya neden onlardan daha iyi olduğunuzu anlatın.

Yazının Devamını Oku

Evet genç girişimciler var ama azınlıklar!

*

Bill Gates, Steve Jobs, Mark Zuckerberg; hepsi de yirmili yaşlarının başlarında dünyayı değiştiren ürünlerini piyasaya sürdü. Filmler, haberler, makaleler ve TV şovlarına bakılırsa başarılı girişimlerin arkasında her zaman cesur bir genç beyin yer alıyor. Fakat istatistikler bunun bir Silikon Vadisi miti olduğunu gösteriyor.

Harvard Business Review, pek çok kriteri göz önünde bulundurarak başarılı girişimcilerin yaş ortalamasının 45 olduğunu ortaya çıkardı. Ortalama bir değer üzerinden iyi bir girişimci olmak için ideal yaşı belirlemek tabii yeterli değil. Üstelik bu ortalamalar sektörlere göre değişkenlik de gösteriyor. Yazılım girişimlerinde ortalama yaş 40 iken, petrol veya biyoteknoloji gibi endüstrilerde bu sayı 47’ye çıkıyor. Ama yine de bu istatistiklere baktığımızda, düşünüldüğü gibi genç dâhilerin yaygın olmadığını söylemek mümkün.

Aynı raporda genç bir girişimciye göre orta yaşlı birinin başarılı olma ihtimalinin yüzde 85 oranla daha fazla olduğunu görüyoruz. Hala Steve Jobs örneğini mi düşünüyorsunuz? Steve Jobs işini kurduğunda gençti belki ama en karlı işi olan iPhone’u 52 yaşındayken piyasaya sürmüştü. Jobs’ın 25 yaşındaki üretimi olan Apple III, tam bir facia ile sonuçlanmıştı. Pazarda fark yaratabilme uğruna daha önce denenmemiş yeni teknik özellikleri bir arada barındıran bir bilgisayarı piyasaya sürdü, bunca yatırım ve emeğe rağmen karşılığını alamadı. MIT’nin yaptığı bir çalışmada da benzer bir şekilde 20’li yaşlarının başındaki girişimcilerin iyi bir “exit” yapması küçük bir olasılık olarak görülüyor. Peki bunun sebebi ne olabilir? Evet, aklınızdan geçen doğru cevap: Deneyim!

Teoride özellikle de teknoloji alanında gençlerin daha başarılı olacağını düşünmek için pek çok neden var. Öncelikle gençler dönüştürücü veya kalıpları tamamen yıkan fikirlere sahip oluyorlar. Zuckerberg bu durumu çok basit bir şekilde açıklamıştı: “young people are just smarter” (Genç insanlar sadece daha zeki). Dijital dünyaya doğan gençler, teknolojiyle tüketici taleplerini nasıl karşılayabileceklerini iyi biliyorlar. Öte yandan orta yaşlı girişimciler, bir start-up’ı başarılı kılabilecek diğer becerilerde daha iyiler. Tecrübeleri sayesinde iş süreçlerini yürütme, liderlik etme ve kriz çözme konusunda gençlere göre çok daha ileri bir pozisyondalar. Gençlerin enerjisi mi, yoksa orta yaşın deneyimi mi bir girişimi başarılı kılar sorusunun cevabı oldukça tartışmalı. Her iki taraf için de artı-eksi listeleri uzayıp gider. Ben de girişimcilik dünyasına çok erken yaşlarda girmedim. Ama şunu söyleyebilirim ki bir girişimi en baştan kurgulamak, hayata geçirmek ve sürdürülebilir kılmak, halihazırdaki köklü bir şirketi yönetmekten çok daha farklı bir deneyim olsa da iş hayatımda edindiğim tecrübeler her dönüm noktasında doğru seçimleri yapmamı sağladı.

Yazının Devamını Oku

Gerçekleri görmezden gelebiliriz

*

Titanik 1912’de denize açıldığında, dünyanın en büyük, en güvenli gemisi olarak tanıtılmıştı. Bunun ana nedeni geminin beş bağımsız bölümden oluşmasıydı. Gemiyi inşa eden mühendisler Titanik’in batması için bu beş bağımsız bölümün dördünün suyla dolması gerektiğini ifade ediyorlardı.

15 Nisan 1912’de Titanik battı ve 1513 kadın, erkek ve çocuk yaşamını yitirdi. Genel hakim görüş, Titanik’in bir buz dağına çarpması sonucunda beş bölümün de parçalanıp, suyla dolduktan sonra batmasıydı. 1985’te Titanik’in battığı yer tespit edilince, çekilen ilk resimler nefes kesen bir gerçeği ortaya çıkarıyordu: Beş bağımsız bölümün sadece bir tanesi zarar görmüştü, diğerlerinde bir çizik bile yoktu. Büyük, batmaz gemi Titanik, sadece bir bağımsız bölümünün su alması yüzünden batmıştı.

Aynı hatayı biz de yapıyoruz. Hayatımızı değişik bölümlere ayırıyoruz ve bir bölümde yaptıklarımızın diğer bölümleri etkilemediğini düşünüyoruz. Hayatımızın farklı bölümlerinin ne kadar birbirini etkilediğini göz ardı ediyoruz. Buna “integrity” ya da Türkçesiyle “bütünlük” deniliyor. Bütünlük, uzun vadeli güven kazanmanın tek yolu. Güven önemli bir konu. Örneğin tüm dünyanın tanıdığı Elon Musk… Nefes kesen bir girişimci, sanırım herkesin sahip olmak istediği bir hikâyeye ve şirketlere sahip. Benim için girişimcilik tarafında en güzel projelere imza atmış kişi. Ama bir şekilde hayatının başka bölümlerinde kendisini zora soktu. Belki bana göre çok önemli olaylar değiller, ama büyük bir kitle için gayet önemli konular olduğu dünya çapında çıkan tartışmadan aşikâr. Bu tartışma çok kısa bir sürede bir güven sorunu haddine geldi. Tam bir Titanik örneği! Muazzam bir gemi, batması imkânsız ama bir kompartımanın su alması batmak için yeterli olabiliyor. Gerçekleri görmezden gelebiliriz. Ama gerçekleri görmezden gelmenin yarattığı sonuçlardan kaçamayız.

Bütünlük her şeyin ötesinde tutarlılık anlamına gelir ve tutarlılık iş dünyasında güvenin inşası için gerekli olan sağlam temeldir. Sözünüz, davranışlarınız, düşünceleriniz, plan ve hedeflerinizle tutarlı olursanız güveni de sağlayabilirsiniz. Bir alanda yarattığınız harikalar hayatınızın geri kalanıyla çelişiyor ve örtüşmüyorsa orada olumsuz anlamda şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Hayatın matematiği olduğunu buradan da anlayabiliyoruz. Bir teoremi kanıtlamak için teorinizi oluşturan tüm öğelerin geçerliliğini kanıtlamanız gerekir. Öte yandan teoremin yanlış olduğunu göstermek isterseniz, tek bir öğeyi çürütmeniz yeterlidir.

Yazının Devamını Oku

Yapay zekânın dönüştürücü etkisini kavrayan girişimciler kazanacak

*

Günümüzün üzerinde en çok konuşulan ve en çok tartışılan konularından biri, belki de gündemde en çok yer tutan konusu, hiç kuşkusuz yapay zekâ. Bugünlerde dilden dile yayılarak yarattığı deyim yerindeyse “sarsıcı” etki alanı genişlese de esasen yapay zekâ “dün” keşfedilmiş değil, onlarca yıldır pek çok kurum ve şirket tarafından kullanılmaya başlandı ve o günlerden bugünlere üzerinde önemli çalışmalar yapılarak geliştiriliyor.

Peki, ne oldu da yapay zekâ son yıllarda tüm dünyada son derece dikkat çekici bir etki yarattı? Teknolojinin hızla gelişimiyle birlikte dijital dönüşüm çağında iş hayatındaki teamüller yeniden şekillenmeye başladı; bulut bilişim, büyük veri, blockchain ve veri analitiği gibi önemli teknolojiler çarpıcı bir hızla ilerledi. Sonuç olarak yapay zekâ da hem tüm bu teknolojileri besleyerek hem de onlardan beslenerek otonom araçlar, sürekli öğrenen chatbot’lar ve karar verme yetisine sahip robotlar gibi birkaç on yıl öncesine kadar ancak hayallerimizde canlandırabileceğimiz tüm bu heyecan uyandıran gelişmelerin birer birer gerçeğe dönüşmesini sağladı.

Yapay zekânın bu baş döndürücü etkisi hemen hemen tüm sektörlerde büyük bir pazar potansiyelini de açığa çıkarıyor. Öyle ki, Piyasa Araştırmaları Enstitüsü Gartner’a göre, bulut teknolojilerine yapılan yatırımların yıllık bileşik büyüme oranı 2020’ye kadar tahmini olarak ortalama yüzde 18 ile 383,5 milyar dolara ulaşacak.

Bu noktada şu iki önemli soru ortaya çıkıyor: Günümüzün girişimcileri ve start-up’ları böylesine büyük bir potansiyel barındıran yapay zekâdan nasıl faydalanabilir, yarattıkları ürün ve hizmete yapay zekâyı neden entegre etmelidir? Bu soruları nitelikli bir biçimde yanıtlamak için öncelikle içinde bulunduğumuz çağın artık bir “deneyim ekonomisi” çağı olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Deneyim ekonomisinde kurumlar sürekli olarak “inovasyon” peşinde koşuyor, hedef kitlelerine yalnızca bir ürün veya hizmet sunmakla kalmıyor; kişiye özel deneyim tasarımı yaratmak için teknolojiden de etkili bir biçimde yararlanıyor. Yani bir girişimin diğerlerinin arasından sıyrılması ve zamanla bir “marka” haline gelmesi, piyasadaki rekabetin çetin koşullarında hedef kitlesiyle “fark yaratan” bir ilişki geliştirebilmesinden geçiyor. O farkı yaratan ve kişiye özel deneyimleri mümkün kılan en önemli unsurlar yapay zekâ, veri analitiği ve algoritma olarak öne çıkıyor.

Yazının Devamını Oku