Yapılan yeni araştırmalara göre sağlıklı yaşlı kediler günde bir veya iki büyük öğün yerine, yaklaşık altı veya yedi küçük öğün yiyormuş.
Bulgu, geleneksel ‘günde bir kez besleme’ alışkanlığının aslında kedilerin doğasına uymadığını; bunun yerine yaş, mama türü ve iştaha bağlı olarak gün içine yayılan ölçülü bir atıştırma ritmine sahip olduklarını gösteriyor.
İngiltere›deki Waltham Evcil Hayvan Sağlığı Bilim Enstitüsü›nden Dr. Scott J. McGrane, 134 evde yapılan kayıtları inceleyerek yaşlı kedilerin gün boyunca mama kaplarına defalarca geri döndüğünü belgelemiş. Her yemek yeme anı, tüketilen mamanın gerçek ağırlığıyla eşleştirilmiş.
Bu beslenme ritmi yaş, kuru ve karışık mama diyetlerinin hepsinde geçerliliğini korumuş.
Öyle bir niyetimiz asla yok. Bizim burada yaptığımız araştırmayı aktarmak, o araştırmadan bizim payımıza düşecekler üzerine düşünmek.
Bakalım araştırmaya. Diyorlar ki köpeklerin beyin boyutları en az 5 bin yıl önce küçülmeye başlamış. Ama araştırmacılar şunu belirtiyor: Köpeklerin beyin boyutundaki küçülme, köpeklerin kurda benzeyen atalarından daha az akıllı oldukları anlamına gelmiyor.
Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden Dr. Thomas Cucchi yaptıkları çalışmayı anlatırken, “Günümüzde köpeklerimizin yaşama şekli, onlara her zaman zekâlarının büyük bir kısmını gösterme fırsatı vermiyor” diyor ve konuyu netleştirecek ifadeleri ekliyor: “Ancak onlar son derece zekiler ve evcilleştirme onları aptallaştırmadı; tam tersine, bizi anlama ve bizimle iletişim kurma konusunda gerçekten yetenekli hale getirdi.”
Ama konudaki belirsizlikler sürüyor. Daha fazla araştırmaya gerek var.
Çünkü insanlar ve köpekler arasındaki ilişki 15 bin yıldan daha öncesine uzanıyor. Ancak beyin boyutundaki küçülme genellikle evcilleşmenin bir işareti olarak kabul edilse de köpeklerin beyinlerinin tam olarak ne zaman kurtlardan daha küçük hale geldiği konusunda uzun zamandır tartışmalar sürüyor.
Bazı uzmanlar bunun insan-köpek ilişkisinin erken dönemlerinde gerçekleşmiş olabileceğini öne sürüyor. Bu fikre katılmayan uzmanlar da daha küçük beyin boyutunun evcilleşmenin bir işareti olmadığını, aksine son 200 yılda ortaya çıkan safkan ırkların bir yansıması olduğunu savunuyor.
Royal Society Open Science dergisinde yayımlanan çalışmada Cucchi ve meslektaşları, günümüzden 35 bin-5 bin yıl öncesine ait 22 tarih öncesi kurt ve köpeğin kafataslarının yanı sıra 59 modern kurt ve 104 modern köpeğin kafatasının BT taramasını incelemiş.
Sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde; modern köpek ırkları, köy köpekleri ve Geç Neolitik dönem köpeklerinin, antik ve modern kurtlardan yüzde 32 daha küçük bir beyne sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırmalara göre bunun ardında rastgele bir seçimden fazlası var. Olup biten, kedilerin konfor ve güvenlik algısından kaynaklanıyormuş.
Evcil kedilerin davranışları üzerine çalışan uzmanlar, bu sürecin rastgele olmadığını kedilerin belirli ipuçlarını takip ettiğini belirtiyor. Bilimsel kaynaklardan derlediğim detaylara geçelim.
İsveç’te bir kedi kafesinde 27 kedinin gözlemlenmesiyle gerçekleştirilen deneye göre kediler, açık veya nötr bir alana gitmektense daha önce insanların bulunduğu alanlarda kalmayı tercih ediyor.
Animals MDPI dergisindeki araştırmacıların verilerine göre, kedilerin bu davranışının ardındaki temel neden, insanların geride bıraktığı koku, vücut ısısı ve diğer çevresel değişiklikler gibi duyusal ipuçları.
İnsanların bulunduğu bölgeler rahatlatıcı olarak kabul ediliyor ve bu da kedilerin vakit geçirecek güvenli bir yer bulmasını kolaylaştırıyormuş. Örneğin, biri koltuğundan kalktığında orası kedi için keşfetmesi ilginç bir hale geliyor, çünkü o kişinin geride bıraktığı bir şeyler kalıyor.
Her gördüğümde benim de içimi parçalayan bu görseller aslında tahmin ettiğimiz durumu yansıtmayabilir.
Buradan başlıktaki soruya gelelim. Sorunun cevabı şu: Kediler ağlamaz ama bu onların üzülmediği anlamına da gelmezmiş.
Derlediğim bilgileri dikkatinize sunayım, benzer durumlarla karşılaşırsanız aklınızda bulunsun.
Kedilerde göz sulanması genellikle göze toz veya tüy kaçması gibi basit tahrişlerden kaynaklanır. Kedilerin geçirdiği bazı ameliyatlar -mesela diş- ya da İran ve British Shorthair gibi ırkların kafa yapılarından kaynaklanan kronik gözyaşı kanalı sorunu da onların gözlerinin sulanmasına yol açabiliyor.
Ama eğer gözyaşı sıvısı sarımsıysa, kediniz sürekli tek gözünü kısıyor, gözünü kaşıyorsa, şişlik, göze bulanıklık veya yaralanma varsa mutlaka veterinere gitmeniz gerekiyormuş.
Diğer soruya geçebiliriz: Kediler üzülür mü? Kısa cevap: Maalesef evet.
Kedilerin beyninde temel duyguların (üzüntü dahil) oluştuğu bölgeler bulunuyor. Kayıp, ayrılık veya rutin değişiklikleri onlarda da derin bir yasa neden olabiliyormuş.
Üzüntü belirtileri ise şöyle:
Başlıktaki soruya Japon biliminsanları cevap aramış. Iwate Üniversitesi’ndeki araştırmacıların vardığı sonuç aklımıza gelen ihtimallerin dışında.
Çarşamba günü açıklama yapan Iwate Üniversitesi’nden biliminsanları, kedilerin yemeklerini yarım bırakmalarının sadece tok olmalarından değil aynı zamanda kokudan da kaynaklandığını belirtiyor.
Buna göre kediler mamalarının kokusuna alıştıklarında iştahları azalıyormuş. Yeni bir koku ise onları yeniden yemeye teşvik ediyormuş. Yemek hazırladığımızda dibimizde bitmelerinin bir nedeni de bu olabilir belki.
Profesör Masao Miyazaki liderliğindeki ekip, çalışmalarında kedilere 16 saat boyunca yiyecek verilmediği bir sürenin ardından, 10 dakikalık bir beslenme ve peşinden 10 dakikalık bir ara uygulamış. Bu döngüyü de altı kez tekrarlamış.
Ocak 2023 ile şubat 2026 arasında yürütülen, yaşları 3-15 arasında değişen, 12 sağlıklı melez kediyi kapsayan çalışma aracılığıyla ekip, yiyecek ve koku farklılıklarına bağlı olarak kedilerin ne kadar yediğini incelemiş.
Kedilere her defasında aynı mama verildiğinde görülen şu olmuş: Çalışma ilerledikçe kediler giderek daha az yiyor ve birçok kedi yemeğini yarım bırakıyor.
Farklı türlerde yiyecekler verildiğinde ise kedilerin azalan iştahlarında iyiye gidiş görülmüş. Bunun yanında kediler aynı yemeği yiyor olsa bile ortama farklı bir yemeğin kokusunun verilmesi de kedilerin iştahlarını geri getirmiş.
Önce filmi geri saralım. Ankara Üniversitesi’nden Yasemin Demirbaş’ın yaptığı araştırma internette ufak bir tartışmaya yol açtı.
Bu konuya Psychology Today dergisinde klinik psikiyatrist Thomas R. Verny dikkat çekmiş.
Demirbaş’ın araştırmasının sonucunun çarpıtılarak, ‘Araştırmalara göre kediler kadınlarla derin bağlar kuruyor ve erkekleri manipüle ediyor’ başlığıyla servis edildiğini aktaran Verny, aslında araştırmanın kendi adının çok daha sade olduğu ve çok daha ilginç detaylar içerdiğini belirtiyor.
Araştırmanın adı şöyle: ‘Evcil kedilerde karşılama sesleri erkek sahiplerde daha sık görülüyor.’
Araştırmaya geçelim. 31 katılımcıyla yapılan çalışmada, kedilerin odaya giren erkek sahiplerine ilk 100 saniye içinde ortalama 4.3 kez seslendiği (miyavlama, mırıldanma), kadın sahiplerine ise ortalama 1.8 kez seslendiği belirlenmiş.
Verny’nin aktardığına göre Demirbaş bunu bir ‘manipülasyon’ değil iletişim farklılığı olarak değerlendirmiş: “Kadınlar genellikle kedilerle daha fazla sözlü iletişim kuruyor, onların çıkardığı sesleri daha iyi anlıyor ve sık sık taklit ediyorlar. Bu yüzden kediler, erkek sahiplerinin dikkatini çekebilmek için daha fazla çaba sarf etmeleri, yani daha çok ses çıkarmaları gerektiğini zamanla öğrenmiş olabilirler.”
Kedilere yönelik tavrımızın, onların kişiliklerini değiştirmedeki rolü gerçekten çok etkileyici.
İddiaya göre neredeyse her dildeki hesaplardan paylaşılan ve milyonlarca izlenen bu videodaki köpekler, Çin’deki köpek festivalinde yenmek üzere kesileceklerdi ve bu amaçla tutuldukları yerden kaçarak özgürlüklerine kavuşmuş ve kilometrelerce yol gitmişlerdi.
CNN, aralarında bir golden retriever, yaralı bir Alman kurdu ve yolu açan cesur bir corgi’nin de bulunduğu neşeli ve uyumsuz köpek grubunun olduğu videodaki gerçeği ortaya çıkarmak için Çin devlet medyasının çaba sarf ettiğini aktarıyor.
Sahiplerinin izini süren Çin devletine ait City Evening News’e göre, köpeklerin hepsi filme alındıkları otoyola birkaç kilometre mesafede yaşayan köylülere aitmiş. Sahipleri de Alman kurdunun kızgınlık döneminde olduğunu, bu yüzden diğer köpeklerin de onun peşine takıldığını söylüyor.
Endişemizde haksız değiliz çünkü savaşlarda bile kullanılan bu enstrümanların nelere muktedir olabileceğini kestiremiyoruz.
Ama bu her gün kötü haber alacağımız anlamına gelmiyor.
Bu hafta bu konuda bir mucize yaşandı. Sydney’de yaşayan teknoloji girişimcisi Paul Conyngham, sadece birkaç ay ömrü kaldığı söylenen 8 yaşındaki köpeği Rose’u kurtarmak için sıra dışı ve yenilikçi bir yola başvurdu. ‘En iyi dostum’ dediği köpeği için pes etmeyen Conyngham, yapay zekânın gücünü kullanarak ona özel bir tedavi geliştirdi.
Peki, kişiye veya köpeğe özel aşı sürecini nasıl yürüttü?
Detaylara geçelim.
Conyngham, ilk olarak Rose’un tümörünün DNA dizilimini çıkartarak bu biyolojik yapıyı dijital bir veriye dönüştürdü.
Elde ettiği bu genetik verileri OpenAI’ın yapay zekâ sohbet robotu ChatGPT’ye yükleyerek DNA’daki spesifik sorunu, yani kansere sebep olan mutasyonu tespit etti.